Nükleer Korku, Savaşın Kıvılcımı Olabilir mi?

Yazan  08 Ekim 2012
İran ve İsrail arasındaki uzun soluklu savaş yeni bir döneme girmektedir.

1983'den bu yana iki ülke arasında devam eden dolaylı savaş, Devrim Muhafızları Komutanı Caferi'nin 22 Eylül 2012'de İran devlet televizyonunda yer alan "İsrail'le savaş kesin olacak" sözleriyle yeniden alevlenmiştir.[1] Zira Caferi'nin açıklaması, iki ülke arasındaki dolaylı savaşın sıcak çatışmaya dönüşebileceği ihtimalini yeniden tartışmaya açmıştır. İran'a askeri bir müdahale konusunda Beyaz Saray'ı ikna edemeyen Netanyahu Hükümeti, ABD'nin en azından kendisine yeşil ışık yakmasını istemektedir. Ancak Obama, İsrail'in talep ettiği "kırmızı çizgileri" kuru gürültü olarak nitelendirmiştir.[2] ABD ve İsrail arasında İran'a askeri müdahale seçeneği konusundaki görüş ayrılığı ise giderek derinleşmektedir. Coğrafi açıdan stratejik derinliğe sahip olmayan İsrail'in nükleer korkusu, Orta Doğu'da savaşın kıvılcımı olabilir mi sorularını akıllara getirmektedir.
 

İsrail kurulduğu 1948'den bu yana Orta Doğu'da varlığını sürdürebilmek adına oldukça kapsamlı bir güvenlik stratejisi geliştirdiği görülmektedir. Bu stratejinin gerçekleşmesi ve Orta Doğu'nun İsrail için güvenli hale getirilmesi açısından Tel Aviv'in güvenliği açısından risk taşıyan olası tehlikelerin İsrail toprakları dışında, ortadan kaldırılması amaçlanmıştır.[3] Bu çerçevede İsrail'in Arap Dünyası ile 1948 Harbi ile başlayıp 1978 Camp Davit'le sonuçlanan çevre stratejisi, İsrail üzerindeki baskının biraz olsun rahatlamasını hedeflemiştir. Ancak 1979'da İran'da Humeyni önderliğinde yaşanan İslam inkılâbı, İsrail için yeni bir tehdidin başlangıcı olmuştur.

 

Tel Aviv açısından Tahran'ın büyük bir tehlikeye dönüşmesinin temel nedeni ise İran'da 1955 yılında ABD'nin yardımlarıyla başlayan nükleer programın, 1979 Devrimi ile İsrail ve ABD karşıtı gurupların eline geçmiş olmasıdır.[4] Tarih boyunca pek çok kez sürgün edilmiş ve kendileri için vaat edilmiş olduğuna inandıkları topraklarda yaklaşık 3000 yıl sonra devlet kurabilmiş İsrail'in varlığına yönelik olası tehditler karşısında rakiplerine karşı aşırı saldırgan ve hukuk dışı yöntemlere başvurmaktan kaçınmayacağı açıktır. Bu açıdan Irak'ın 1970'li yıllarda nükleer silah geliştirme programı olduğu varsayımıyla kritik eşiği geçtiğini düşündüğü Osirak nükleer reaktörünü 1981'de vuran İsrail'in aynı bakış açısıyla İran'ı da vurabileceği pek çok uzman tarafından savunulmaktadır.[5] Fakat uzun süredir ABD-İsrail arasında İran'a yönelik askeri operasyon konusunda kapalı kapılar arkasında yapılan görüşmelerde ortaya çıkan gerçek, İsrail'in ABD'den lojistik destek almadan yapacağı operasyonun sonuçsuz kalacağı yönündedir.[6] İran'ın Hürmüz'ün kapatma riski, İran'ın fiziki yapısı ve asimetrik unsurlarının İsrail'i zor durumda bırakacak şekilde kullanması bile İsrail'in tek başına askeri bir operasyona girmemesi konusunda yeterli olacaktır.[7]

 

ABD, İran'a Müdahale Konusunda İsrail'den Ayrılıyor mu?

 

Chicago Üniversitesinden Profesör John Maersheimer ve Harvard Üniversitesinden Stephen Walt'ın Mart 2012'de Financial Times için kaleme aldıkları "Obama, İran konusunda İsrail'e karşı sert bir duruş sergilemeli" başlıklı değerlendirmede bugünkü genel durumun fotoğrafını çeken ilginç bir tespit yapılıyor.[8] Washington ve Tel Aviv'in İran konusundaki görüş ayrılığına dikkat çekilerek, Obama'nın tutumunun Netanyahu'dan farklı göründüğünün altı çiziliyor. Makaleye göre Beyaz Saray da İran'ın nükleer silaha sahip olmasını istemiyor ancak nükleer silaha sahip bir İran'ın İsrail'in varlığını tehdit ettiğine de inanmıyor. Ne de olsa İsrail'in de nükleer cephanesinin olduğu ve saldırıya uğrarsa buna yanıt verebilecek durumda olduğunu düşünüyor.

 

Financial Times'da yayınlanan makaleden hareketle ABD'nin nükleer bir İran'ı hayati bir tehdit olarak görmediği sonucuna ulaşılabilir. Oysa İsrail, nükleer İran'ı ABD'den farklı olarak yaşamsal bir tehdit olarak algılıyor.[9] Bu noktada sorgulanması gereken konu İran-İsrail ve ABD için İran'ın nükleer güç olmasının yaratacağı durumun yaşamsal bir tehdit mi yoksa bir çıkar meselesi mi olduğudur. Çok açık ki nükleer bir İran, İsrail için yaşamsal bir tehdit iken ABD ve İran için çıkar meselesi olarak görülmektedir. Bu anlamda İsrail, İran'ın nükleer bir güç olmasının önüne geçebilmek adına savaşmayı göze alabilecekken; ABD bu durumu İran ile pazarlık konusu edilebilecek bir çıkar meselesi olarak görebilir. Nitekim İran açısından ve İran'a göre değerlendirildiğinde "nükleer enerji sahibi olmak" körfezin ikinci büyük petrol üreticisi olan İran için ne kadar yaşamsal bir mesele olacaktır? Tahran, kendi deyimiyle "nükleer enerji sahibi olmak" için İsrail'le savaşmayı ne kadar göze alabilecektir? Ancak İsrail'in İran'a yönelik sözlü tehditleri karşılıksız bırakmasını, psikolojik savaşı terk etmesini ya da olası bir sıcak çatışmaya karşılık vermeyeceğini beklemek de doğru olmayacaktır.

 

Bu kapsamda İsrail'in tehditlerini bugüne kadar "blöf" ve "psikolojik eylem" olarak nitelendirenİran'dan ilk kezİsrail'le bir savaş çıkacağının kesin olduğu yönünde açıklama gelmiştir. Devrim Muhafızları Komutanı Caferi, İsrail 'in İran 'a karşı son zamanlardaki tehditlerini değerlendirirken, ilk kez kesin bir dille İsrail'in İran 'a karışı tehditlerinin sonunda fiziksel çatışmaya dönüşeceğini ifade etmiştir.

 

İran Askeri Bürokrasisi Kırmızı Çizgileri Nasıl Yorumladı?

 

İran-İsrail geriliminde Tahran'ın Tel Aviv'i hedef alan açıklamaları yalnızca Tümgeneral Caferi ile sınırlı kalmadı. İranlı askeri yetkililer, İsrail ile savaşa girmeleri halinde bölgedeki ABD üslerine saldırma tehdidinde bulunmaktadır.Devrim Muhafızları'nın Uzay-Havacılık komutanı olan Tuğgeneral Emir Ali Hacizade, İrandevlet televizyonu El-Elam'ın internet sitesinde yer alan açıklamada, İsrail'in hiçbir saldırısının, ABD yardımıolmadan gerçekleşemeyeceğini belirterek, İsrail ile savaşa girilmesi halinde bunun tüm ABD üslerini İran'ın meşru hedefi haline dönüştüreceğini söylemiştir.[10]

 

Açıklamaların satır aralarında yer alan bir diğer önemli mesaj ise İran'ın olası bir saldırıya karşı "önleyici saldırı" yapabileceğini gündeme getirmesidir. Tuğgeneral Emir Ali Hacizade, İran'ın İsrail'e karşı savaş başlatmayacağını ancak Tel Aviv'in kendilerine saldırmak üzere olduğundan emin olunması durumunda önleyici saldırı yapabileceği uyarısında bulunmuştur.İsrail'e bir diğer uyarı da İran Genel Kurmay Başkanı General Hasan Firuzabadi'den tarafından gündeme getirilmiştir. General Firuzbadi, İran'ın her türlü muhtemel saldırıya vereceği cevabın kesin ve ezici olacağını vurgularken[11] İran Kara Kuvvetleri Komutanı General Ahmedrıza Purdestan ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Amiral Habibullah Seyyari de İran'a yönelik İsrail tehdidine aynı paralelde yaptıkları açıklamalarla yanıt vermiştir.[12]

 

Sonuç

 

İsrail ve İran arasındaki dolaylı savaşın ABD başkanlık seçimleri gerçekleşene kadar sıcak bir çatışmaya dönüşmeyeceğini ifade etmek mümkün. ABD'nin desteğini ya da onayını alamayan İsrail'in askeri seçeneği şimdilik erteleyeceğini söyleyebiliriz. Ancak savaşın kaçınılmaz bir hal alması durumunda da İsrail'in nihai hedefine ulaşması zor görünüyor. İsrailli pek çok uzman, askeri bir operasyonun İran'ın nükleer programını tamamen sona erdirmeyeceği görüşünü savunmaktadır. Bu paralelde İsrail eski askeri istihbarat şefi Amos Yadlin gibi askeri uzamanlar da İsrail'in, İran'daki nükleer tesisleri vurmak için yeterli askeri yeteneğe sahip olduğunu ancak bu tür bir operasyonun asla hikâyenin sonu olmayacağını dile getirmektedir.[13] Üstelik İran'a yönelik askeri bir müdahale, İsrail'in güvenliği açısından da büyük riskler taşımaktadır. İran'ın bölgedeki en önemli müttefiki olan Hizbullah, İran'a yönelik olası bir operasyonda İsrail'i hedef alan saldırılarda bulunmaktan kaçınmayacaktır.

 

Nükleer olma konusunu bir çıkar meselesi olarak gören İran'ın da sıcak çatışmadan kaçınacağını ve süreci kontrollü gerilim politikasıyla yöneteceği öngörülmektedir. Böylelikle İran'ın dış politikada geliştirdiği bu gerilim taktiğiyle iç politikada ortak tehdit algısını körükleyerek halkı bir arada tutmakta olduğu görülmektedir.Bununla birlikte İran'a karşı ciddi tereddütler geçiren İsrail istihbaratının İranlı nükleer fizikçilere ve rejim içerisinde kritik görevler üstlenmiş olan Devrim Muhafızlarına yönelik örtülü operasyonlar gerçekleştirmesi anlamına gelebilir. Diğer taraftan Suriye'de yürütülen "uzun soluklu savaşın" nihai hedefi ise İran rejiminin hareket kabiliyetinin sınırlandırılması ya da yok edilmesi olacaktır. İsrail, Suriye Krizi'ne doğrudan müdahil olmasa da, İran'ın Suriye'deki siyasi ve askeri etkinliğine son verecek her türlü girişimin yanında olacaktır.

 


 

[1] Iran commander says Islamic Republic could launch pre-emptive strike on Israel, Haaretz, Sep.23, 2012, Çevrimiçi: http://www.haaretz.com/news/diplomacy-defense/iran-commander-says-islamic-republic-could-launch-pre-emptive-strike-on-israel-1.466411

[2] Obama dismisses Israel's calls for red lines on Iran's nuclear program as 'noise', Haaretz, Sep.24, 2012, Çevrimiçi: http://www.haaretz.com/news/u-s-elections-2012/obama-dismisses-israel-s-calls-for-red-lines-on-iran-s-nuclear-program-as-noise-1.466446

[3] Cevat Eroğlu, İsrail'in Beka Stratejisi ve Kürtler, Sayfa Yayınları, İstanbul, 2003, s. 63

[4] Osman Metin Öztürk ve Yalçın Sarıkaya, Kaosa Doğru İran, Fark Yayınları, Ankara, 2006; Mustafa Kibaroğlu, İran'ın Nükleer Programı: Aktörler ve Etkileri, s.72

[5] Sholomo Nkdımon, First Strike: The Exclusive Story of How İsrael Foiled Iraq's Attempt to Get the Bomb, New York: Summit Books, 1987'dan ; Kaosa Doğru İran, Fark Yayınları; Mustafa Kibaroğlu, İran'ın Nükleer Programı: Aktörler ve Etkileri, s.110

[6] Daniel Klaidman, Obama's Dangerous Game With Iran, Daily Beast/Newsweek, 13.02.2012, Çevrimiçi: http://www.thedailybeast.com/newsweek/2012/02/12/obama-s-dangerous-game-with-iran.html

[7] Urı Avnery, İsrail neden İran'a saldırmayacak, CounterPunch, 03.11.2011, Aktaran, Dünya Gündemi, Sayı: 361, s.2

[8] By John Mearsheimer and Stephen Walt, "Mr Obama must take a stand against Israel over Iran", Fınancıal Tımes, March 4, 2012, Çevrimiçi: http://www.ft.com/intl/cms/s/0/38c9382a-65f8-11e1-979e-00144feabdc0.html#axzz27eeGlIqK

[9] Kaosa Doğru İran, Fark Yayınları; Mustafa Kibaroğlu, İran'ın Nükleer Programı: Aktörler ve Etkileri, s.110

[10] '3. Dünya Savaşı' çıkar!, Vatan, 23.09.2012, Çevrimiçi: http://haber.gazetevatan.com/3-dunya-savasi-cikar/482774/30/Haber#.UHFX7k0bcWc

[11] İsrail'in İran'a saldıracak gücü yok, Turkish Fars News, 22.09.2012, Çevrimiçi: http://turkish.farsnews.com/newstext.aspx?nn=9106241534

[12] İran'a saldırmanın bedeli çok ağır olur!, Turkish Fars News, 22.09.2012, Çevrimiçi: http://turkish.farsnews.com/newstext.aspx?nn=9106241524 ; Hiç kimse İran'a saldırmaya cesaret edemez, Turkish Fars News, 22.09.2012, Çevrimiçi: http://turkish.farsnews.com/newstext.aspx?nn=9106241524

[13]Yadlin: Israel needs world, US after strike on Iran, The Jarusalem Post, 09.10.2012, Çevrimiçi:http://www.jpost.com/Defense/Article.aspx?id=284500

 

 

Hakan Boz

bozhakanboz@hotmail.com

Uzmanlık Alanları

Azerbaycan, İran, Pakistan

Biyografi

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü’nde Araştırmacısı olarak görev yapan Hakan BOZ, Güney Kafkasya-İran-Pakistan Araştırmaları Merkezi'nde çalışmaktadır.

Bununla birlikte hakemli bir dergi olan 21. Yüzyılda Sosyal Bilimler Dergisi ile 21. Yüzyıl Dergi’lerinin sorumlu yazı işleri müdürüdür. Boz, enstitü çalışmalarının Radyo Karedeniz ve Pusula Gazete’siyle koordine edilmesi sürecini de yönetmektedir.

İlk, orta ve lise eğitimini İstanbul’da tamamlamıştır. Üniversite eğitimi için 2005 yılında Erciyes Üniversitesi İletişim Fakültesi’ne girdi. İlk senesinde gösterdiği başarı ile fakültesinde dereceye girerek, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’ne geçiş yaptı. Lisans eğitimini Gazetecilik Bölümü’nde “Türk Basını’nda Güneydoğu Sorunu” isimli bitirme projesiyle tamamlamıştır.Atılım Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde Yüksek Lisans eğitimine devam etmektedir.

Hakan Boz, Enstitü’deki görevine Eylül 2011’de başlamıştır.

Yabancı Diller

İngilizce

Eserleri

  • Suriye’nin Arkasındaki Cephe: İran, Küçük Orta Doğu: Suriye, Ümit Özdağ (Ed.), Kripto Yayınları, Ankara, 2012; Suriye’nin Arkasındaki Cephe: İran

Makaleleri

  • Hakan BOZ, Şii Hilalinden Direniş Eksenine İran Dış Politikasında Şiilik, , 21. Yüzyıl Dergisi, Aralık 2012
  • Hakan BOZ, Turan Soylu Kavimlerin Kadim Yurdu: İran, 21. Yüzyıl Dergisi, Kasım 2012
  • Hakan BOZ, Karabağ Sorununda Masadaki Seçenek Askeri Müdahale mi?, 21. Yüzyıl Dergisi, Ağustos 2012
  • Hakan BOZ, Ahmet Turan Esen-Turgay Düğen-Alper Özcan21. Yüzyıl Dergisi, Türkiye-Azerbaycan-KKTC Birleşik Devleri, Temmuz 2012
  • Hakan BOZ, Şeytan Üçgeninde Dans: İsrail-Azerbaycan-İran, 21. Yüzyıl Dergisi, Haziran 2012
  • Hakan BOZ, ABD’nin Nükleer Kriz Sendromu: Pakistan, İran Olur mu? , 21. Yüzyıl Dergisi, Mayıs 2012
  • Hakan BOZ, Suriye’nin Arkasındaki Cephe: İran, , 21. Yüzyıl Dergisi, Nisan 2012
  • Hakan BOZ, 2012, İran İçin Savaş Yılı mı?  21. Yüzyıl Dergisi, Mart 2012
  • Hakan BOZ, İran’ın Kuzey Irak Politikaları, 21. Yüzyıl Dergisi, Ocak 2012
  • Hakan BOZ, Belucistan, Orta Asya’nın Kürdistanı mı?, 21. Yüzyıl Dergisi, aralık 2011
  • Hakan BOZ, Azerbaycan Dış Politikasının Manevra Sahaları,2023 Dergisi, Mart 2012, Sayı: 131
  • Hakan BOZ, İran’ın Azerbaycan’daki Asimetrik Savaşı,Ekoavrasya, Kış 2012.        

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Dr. Aslan Yaman   - 29-09-2020

Karadeniz’deki Doğalgaz Keşfi Türkiye’nin Bölgesel Politikalarında Kaldıraç Olarak Kullanılabilir mi?

Özet Türkiye’nin Karadenizdeki doğalgaz keşfi ve bunu kendi imkanları ile gerçekleştirmesi münhasır ekonomik bölgelere sahip olan ancak arama ve çıkarma faaliyetleri için dünya enerji devlerine ihtiyaç duyan ülkeler için heyecan yaratan bir gelişme olarak değerlendirilmiştir. ...