< < Suriye Krizinde İran’ın B Planı Ne Olacak?


Suriye Krizinde İran’ın B Planı Ne Olacak?

Yazan  07 Ağustos 2012
İran-Suriye ilişkileri tarihi gelişimi itibariyle savunma eksenli bir ortaklığı ve birbirini tamamlayıcı güvenlik politikalarını içermiştir.

1979 İran İslam Devrimi'nden bu yana iki ülke ABD-İsrail'in Ortadoğu politikalarına karşı durmak için siyasi ve askeri kaynakları birleştirmiştir. İran ve Suriye rejimlerinin Filistin ve Lübnan'a yönelik çıkar birlikteliği ile coğrafi açıdan Sünni yönetimlerce çevrelenmiş olmaları Tahran ve Şam arasında uzun soluklu ittifakın kurulmasını sağlayan en önemli faktörlerdir.

İran, Suriye'de rejim karşıtı gösteriler başladığından bu yana Şam ile "stratejik" ilişkilerine dayanarak Esad rejimine kayıtsız şartsız destek vermiştir. Bu desteğin altındaki en önemli neden isyanın, ABD-İsrail ekseni tarafından İran-Suriye ittifakını bozmaya yönelik bir plan olarak yorumlanması olmuştur.[1] İki ülke arasında ilişkilerin bozulması ya da Esad rejiminin düşmesi durumunda İran sadece bölgedeki en önemli ortağını kaybetmeyecek, aynı zamanda savunma stratejisinde kritik öneme sahip olan Hizbullah ile bağlantısında kırılma yaşanacaktır.[2] Bu bağlamda Arap Baharı'nın etkili olduğu birçok Arap ülkesindeki gelişmelerin İran İslam Devrimi'nden etkilendiğini iddia eden[3] Tahran, Suriye'deki gelişmeleri İran'ın öncelikli stratejik çıkarları gereği uluslararası bir komplo olarak yorumlamıştır.[4] Ancak İran'ın Suriye krizinde yaşanan son gelişmelere kayıtsız kalmasını ve Baas rejiminin yıkılması ya da zayıflaması durumunda alternatif planlar geliştirmeyeceğini beklemek akılcı bir yaklaşım olmayacaktır. Bu durumda Tahran, süreci en az zararla atlatabilmek için Suriyeli muhaliflere zeytin dalı uzatabilir ya da Esad'ın kontrolünde kurulması muhtemel bir Nusayri devleti fikrini destekleyebilir. Bu makalede her iki seçenek karşılaştırılarak tartışılacaktır.

 

Krizi Derinleşirken Tahran Ne Yapıyor?

 

Şam'da muhalifler tarafından gerçekleştirilen ve Baas rejiminin en kritik dört bakanın ölümüyle sonuçlanan bombalı saldırının ardından Suriye krizi giderek derinleşmektedir. Rejimin dört önemli isminin hayatını kaybetmesiyle birlikte Özgür Suriye Ordusu, "Şam Volkanı ve Halep'i Özgürleştirme Operasyonlarını" başlatmıştı.[5] Böylece muhalifler, çatışmaların Suriye'nin iki önemli şehri olan Halep ve Şam'ı da içine alarak genişlemesini hedeflemiştir.Diğer yandan Suriye'deki iç karışlıkları fırsat bilerek ülkenin kuzeyindeki otorite boşluğundan faydalanan ya da Esad'ın taktik hamlesiyle harekete geçen PKK, Suriye'nin kuzeyindeki bazı kentleri ele geçirmiştir.[6]

 

Suriye'de Esad rejiminin varlığını bölgedeki stratejik çıkarlarının bir gerekliliği olarak gören İran, Esad rejimin dört önemli isminin öldürülmesinin ardından Suriye'ye olan açık desteğini bir kez daha yüksek perdeden yinelemiştir. İran Dışişleri Bakanlığı krize yönelik diplomatik çözüm vurgusu yaparken, Savunma Bakanlığı ve dini lider Hamaney'in askeri danışmalarından sert açıklamalar gelmiştir.[7] Bununla birlikte18.07.2012'de Şam'da gerçekleştirilen bombalı saldırının arkasında S.Arabistan İstihbarat Teşkilatı'nın olduğu ve Şam'daki patlamaya misilleme olarak Suudi İstihbarat Teşkilatı Şefi Prens Bandar'ın öldürülmüş olduğu yönündeki iddialar da Tahran'ın sert tutumu konusunda bazı sinyaller veriyor olabilir. İran'ın sert tutumumun yanı sıraDışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi, hemen her fırsatta Suriye krizinin Annan Planı çerçevesinde çözülebileceğini ve askeri müdahaleye karşı olduklarını dile getirmiştir.[8]

Suriye'de protestoların ve çatışmaların başladığı günden bu yana Suriyeli muhalifleri terörist olarak tanımlayan Tahran'ın uzun zamandır Suriyeli muhaliflerle görüştüğü ve istenirse taraflar arasında uzlaşma sağlayabileceği yönünde attığı adım[9], Suriye'de değişen dengelere göre pozisyonunun da değişebileceği anlamını taşıyor olabilir. Ancak Tahran'ın Esad rejimi devrilmeden Şam'a olan desteğinden vazgeçebileceğini söylemek şimdilik olası görülmemektedir. Bu bağlamda Suriye Milli Güvenlik binasına yapılan baskının ardından İran'ın daha radikal bir retoriğe yöneldiğini ifade etmek mümkündür. İran Genelkurmay Başkan Yardımcısı Tuğgeneral Mesut Cezayeri'nin İran'ın Arapça yayın yapan devlet televizyonuna verdiği demeçte Suriye'ye yapılacak olası saldırı durumunda İran'ın bu konuda çok hassas olduğunu ve düşmanın ilerlemesine müsaade etmeyeceğini vurgulaması da bu durumu net bir şekilde ortaya koymaktadır.Üstelik İran Genelkurmay Başkan Yardımcısı Tuğgeneral Mesud Cezayeri'nin Suriye'ye desteklerinin askeri boyuta dönüşebileceği sözlerinin ardından İran'ın Esad güçlerine destek vermek için 4000 devrim muhafızını Lübnan üzerinden Suriye'ye gönderdiği iddia edilmiştir.[10]

 

İran, Suriye'de askeri bir gücü olduğunu kabul etmese de Rus haber ajansı Ria Novosti'nin Mayıs 2012'de İran'ın yarı resmi devlet ajansı ISNA'ya dayandırdığı haberde İran Devrim Muhafızları Komutan Yardımcısı İsmail Kouni, İran'ın Suriye'deki varlığından önce muhaliflerin birçok insanı öldürdüğünü fakat İran'ın doğrudan ya da dolaylı varlığının ardından bölgede büyük katliamların önüne geçtiğini ifade etmiştir.[11] Ayrıca bu paralelde Devrim Muhafızlarının, Suriye'deki bazı isyanların bastırılmasında önemli görevler üstlendiği iddiaları İsrailli istihbarat kaynaklarınca birçok kez gündeme getirilmiştir.[12]

 

İran'ın Olası Suriye Senaryoları

 

İran ve Suriye ekseni, ABD ve İsrail'in Orta Doğu'daki hegemonyasına karşı koyma, bölgedeki konumlarını güçlendirmek, bir milis kuvvetler ağı yaratmak ve muhaliflerin planlarını boşa çıkarmak için siyasi araçlarını ve askeri kaynaklarını paylaşmaktadır. Dolayısıyla Esad'ın Şam'da devrilmesi durumunda İran sadece bölgedeki en önemli müttefikini kaybetmekle kalmayıp aynı zamanda dış politika ve savunma stratejisinde kritik öneme sahip Hizbullah ile bağlantısı noktasından mahrum kalacaktır. Bu eksende düşünüldüğünde İran'ın tavır değişikliğine gidip gitmeyeceği ya da hangi durumda tavır değişikliğine gidebileceği merak konusudur.

 

Hizbullah'ın Lübnan-İsrail sınırındaki askeri varlığı İran için vazgeçilmez bir köprübaşıdır. Olası bir sıcak çatışma durumunda Hizbullah'ın İsrail'e dönük saldırıları da İran'ın cephe stratejisinin temel eksenini oluşturmaktadır. Bu nedenle İran'ın Esad rejimini sonuna kadar destekleyeceğini söylemek yanlış olmayacaktır. Ancak İran açısından, Esad'ın devrilmesi durumunda ise iki senaryonun gerçekleşmesi muhtemeldir.

 

Birinci Senaryo: Nusayri Devleti

İlk senaryoda İran yönetimi, Irak'ta Şiiler üzerinden gerçekleştirdiği politik manevraları Suriye'de de Nusayriler üzerinden gerçekleştirmeye çalışabilir. Hizbullah ile Lübnan siyasetinde etkinlik kurmak Tahran için oldukça önemlidir. Bu bakımdan İran, Esad'ın çıkmaza girmesi durumunda Baas rejiminin önemli kentlerinden olan Lazkiye merkezli bir Nusayri hattının yaratılması fikrine sıcak yaklaşabilir. Böylece Akdeniz'e kıyısı bulunan bir Nusayri Devleti de İran'ın Hizbullah ile olan stratejik eksenin kırılmasını engelleyici bir politik avantajı da beraberinde getirebilir. Bu kapsamda Esad yönetimi bilinçli bir politikanın parçası olarak PKK'ya özerk bir yönetim alanı oluşturmaları için destek veriyor olabilir. Böylece bir yandan da muhtemel bir Nusayri devleti Irak üzerinden İran ile bağlantı kurmak isteyecektir. Bu senaryo ya göre Baas rejiminin Nusayriler üzerinde baskı kurması ve İran ile bağlantı kurması iki şekilde sağlanabilir. Birincisi Nusayri devletinin ihtiyacı olan askeri ve lojistik desteğin Irak'ın kuzeyinde sağlanmasıdır. İkincisi ise PYD kontrolünde olan bölgenin Suriye'nin güney doğuya doğru genişleyerek Irak'taki Şii ekseni ile stratejik bir köprü kurmasıdır. Ancak İran açısından kabul edilebilir bir Nusayri devletinin kurulabilmesi her iki ihtimal için de bazı zorluklar bulunmaktadır.

9-10 Temmuz 2012'de Mesud Barzani'nin liderliğinde Erbil'de gerçekleştirilen toplantı sonrasında Suriye Kürtleri arasındaki görüş farklılığı ortadan kaldırılarak KDP ile PKK arasında Suriye konusunda temel bir uzlaşma gerçekleşmiştir. Toplantından ise Suriye Kürt partilerinin Esad rejimine karşı ortak hareket etme kararı çıkmıştır.[13]Ancak bununla birlikte Esad rejiminin PKK ile olan ilişkilerinin geçmişi de dikkate alınmalıdır. Esad, Suriye Kürtleri arasında PKK'nın politik-ideolojik çalışma yapmasının önünü açmış ve Suriye Kürtlerinin PKK'nın dağ kadrolarına katılımı da teşvik etmiştir.[14]Bu bağlamda Esad rejiminin PKK'ya Suriye'nin kuzeyinde siyasi özerklik vermesi ve Tahran'ın Kuzey Irak yönetimi üzerinde bu konuda siyasi baskı kurması durumunda Suriye ve Irak'ın kuzeyi, İran-"Nusayristan" hattı için stratejik bir eksen haline gelebilir.

İkinci ihtimalin temel zorluğu ise PYD kontrolünde bulunan bölgenin güney doğu istikametinde doğru genişlemesidir. Ancak PYD'nin Sünni nüfusun yoğunlaştığı ve çatışmaların devam ettiği Deyr ez- Zor'a doğru ilerlemesi oldukça zor görülmektedir. Buna karşılık ise Deyr ez-Zor kentinde 35 bin rejim askerinin bulunduğu düşünüldüğünde PYD ve Suriye Ordusu'nun ortak hareket etmesi durumunda genişleyerek Irak'taki Şii ekseni ile stratejik bir köprü kurulabilir.

 

İkinci Senaryo: Muhaliflerle Anlaşma

 

İran açısından Suriye konusundaki ikinci senaryo ise Tahran'ın Suriyeli muhaliflerle anlaşması ihtimalidir. Bu şimdilik İran açısından uzak bir ihtimal gibi görünse de İran, Suriyeli muhaliflerle uzun süredir temas halinde bulunduğunu ifade etmektedir. Esad'ın devrilmesi durumunda Suriye'de iktidar için en güçlü adayın İslamcı İttifak olduğu kabul edildiğinde etrafı Müslüman Kardeşler tarafından çevrelenmeye çalışılan İran'ın kuşatmayı yarmak için Müslüman Kardeşlere zeytin dalı uzatarak uzlaşmacı bir tavır izlemesi de muhtemel bir gelişme olarak değerlendirilebilir.
 

Sonuç

ABD-Batı ve İsrail, Suriye'de devam etmekte olan iç çatışmaları, İran'e yönelik uzun soluklu kuşatmanın arka cephesi olarak görmektedir.[15] 1979 İran İslam Devrimi'nden bu yana Orta Doğu'da kader birlikteliği yapmış olan Tahran-Şam ittifakı, ABD-İsrail-AB ekseninin Baas rejimini hedef alan yaptırım ve adımlarına karşı ortak bir savunma stratejisi geliştirmiştir. İran, savunma stratejisinde önemli bir yere sahip olan Hizbullah ile bağlantısının sürekliliğini Esad rejiminin devamlılığında görmektedir. Bu bağlamda Tahran, Şam rejimini siyasi ve askeri açıdan destekleye devam edecektir. Ancak Suriyeli muhaliflerin Halep ve Şam'da kontrolü ele geçirmeleri durumunda Tahran rejimi, Irak Şiileriyle stratejik bir eksen kuracak Nusayri devletinin kurulması fikrine sıcak yaklaşabilir. Böylece İran'ın İsrail'e yönelik en büyük siyasi manevra alanı olan Hizbullah ise olan bağlantısı devam edecektir.

 

Esad'ın iktidarda tutunamaması durumunda ise Tahran açısından değerlendirilecek seçeneklerden bir diğeri ise Suriyeli muhaliflerle uzlaşmaktır. Muhalifler arasındaki bölünmüşlük, İran'ın Suriye siyasetinden yeniden etkili olabilmesi için bir avantaja dönüşebilir ya da Tahran, iç çatışmaları körükleyerek Irak'ta olduğu gibi kaostan düzen yaratmak isteyebilir.

 



 

*Güney Kafkasya-İran-Pakistan Araştırmaları Merkezi

[1] ABD, Suriye'de bölgedeki direniş hattını kırmaya çalışıyor!, Fars Haber Ajansı, 01.02.2012, Çevrimiçi: http://turkish.farsnews.com/newstext.aspx?nn=9010173185

[2] Bayram Sinkaya, İran-Suriye İlişkileri ve Suriye'deki Halk İsyanı, Ortadoğu Analiz, s. 43-44

[3] Siyonizm bir kanser hücresidir, Fars Haber Ajansı, 05.02.2012, http://turkish.farsnews.com/newstext.aspx?nn=9010173715

[4] Ali Bigdeli, "Iran's Irreversible Path in Syria," Iran Diplomacy, 9 Ağustos 2011, http://www.payvand.com/news/11/aug/1082.html

[5] Ümit Özdağ, PKK Suriye'de Kobani Kentini Ele Geçirdi, 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü, 20.07.2012, http://www.21yyte.org/tr/yazi6680-PKK_Suriyede_Kobani_Kentini_Ele_Gecirdi.html

[6] 'Şam volkanı' patladı, Milliyet, 18.07.2012, http://dunya.milliyet.com.tr/-sam-volkani-patladi/dunya/dunyadetay/18.07.2012/1568460/default.htm

[7] Direniş cephesi devreye girerse, düşmanlar için kötü olur, Fars News Agency, 25.07.2012, http://turkish.farsnews.com/newstext.aspx?nn=9104251328

[8] İran: "Tek çözüm Annan planı", Milliyet, 01.08.2012, http://dunya.milliyet.com.tr/iran-tek-cozum-annan-plani-/dunya/dunyadetay/01.08.2012/1574739/default.htm

[9] Esad gidici demek, asla doğru bir yaklaşım değil, Fars News Agency, 01.08.2012, http://turkish.farsnews.com/newstext.aspx?nn=9104252331

[10] İran, Suriye'ye 4 bin kişilik askeri güç gönderdi, The Fırst News, 02.08.2012, http://www.1news.com.tr/guneykafkasya/iran/20120803091126078.html

[11] İran askerleri, Esed rejimini korumak için Suriye'de, Zaman, 29.05.2012, http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1295076

[12] Avi Issacharoff, Senior Israeli source: Iran actively helping Syria squash demonstrations, Haaretz, 22.06.2011, Çevrimiçi: http://www.haaretz.com/print-edition/news/senior-israeli-source-iran-actively-helping-syria-squash-demonstrations-1.368971

[13] Ümit Özdağ, a.g.m.

[14] Ümit Özdağ, a.g.m.

[15] Bayram Sinkaya, a.g.rapor, s.43

 

Hakan Boz

bozhakanboz@hotmail.com

Uzmanlık Alanları

Azerbaycan, İran, Pakistan

Biyografi

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü’nde Araştırmacısı olarak görev yapan Hakan BOZ, Güney Kafkasya-İran-Pakistan Araştırmaları Merkezi'nde çalışmaktadır.

Bununla birlikte hakemli bir dergi olan 21. Yüzyılda Sosyal Bilimler Dergisi ile 21. Yüzyıl Dergi’lerinin sorumlu yazı işleri müdürüdür. Boz, enstitü çalışmalarının Radyo Karedeniz ve Pusula Gazete’siyle koordine edilmesi sürecini de yönetmektedir.

İlk, orta ve lise eğitimini İstanbul’da tamamlamıştır. Üniversite eğitimi için 2005 yılında Erciyes Üniversitesi İletişim Fakültesi’ne girdi. İlk senesinde gösterdiği başarı ile fakültesinde dereceye girerek, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’ne geçiş yaptı. Lisans eğitimini Gazetecilik Bölümü’nde “Türk Basını’nda Güneydoğu Sorunu” isimli bitirme projesiyle tamamlamıştır.Atılım Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde Yüksek Lisans eğitimine devam etmektedir.

Hakan Boz, Enstitü’deki görevine Eylül 2011’de başlamıştır.

Yabancı Diller

İngilizce

Eserleri

  • Suriye’nin Arkasındaki Cephe: İran, Küçük Orta Doğu: Suriye, Ümit Özdağ (Ed.), Kripto Yayınları, Ankara, 2012; Suriye’nin Arkasındaki Cephe: İran

Makaleleri

  • Hakan BOZ, Şii Hilalinden Direniş Eksenine İran Dış Politikasında Şiilik, , 21. Yüzyıl Dergisi, Aralık 2012
  • Hakan BOZ, Turan Soylu Kavimlerin Kadim Yurdu: İran, 21. Yüzyıl Dergisi, Kasım 2012
  • Hakan BOZ, Karabağ Sorununda Masadaki Seçenek Askeri Müdahale mi?, 21. Yüzyıl Dergisi, Ağustos 2012
  • Hakan BOZ, Ahmet Turan Esen-Turgay Düğen-Alper Özcan21. Yüzyıl Dergisi, Türkiye-Azerbaycan-KKTC Birleşik Devleri, Temmuz 2012
  • Hakan BOZ, Şeytan Üçgeninde Dans: İsrail-Azerbaycan-İran, 21. Yüzyıl Dergisi, Haziran 2012
  • Hakan BOZ, ABD’nin Nükleer Kriz Sendromu: Pakistan, İran Olur mu? , 21. Yüzyıl Dergisi, Mayıs 2012
  • Hakan BOZ, Suriye’nin Arkasındaki Cephe: İran, , 21. Yüzyıl Dergisi, Nisan 2012
  • Hakan BOZ, 2012, İran İçin Savaş Yılı mı?  21. Yüzyıl Dergisi, Mart 2012
  • Hakan BOZ, İran’ın Kuzey Irak Politikaları, 21. Yüzyıl Dergisi, Ocak 2012
  • Hakan BOZ, Belucistan, Orta Asya’nın Kürdistanı mı?, 21. Yüzyıl Dergisi, aralık 2011
  • Hakan BOZ, Azerbaycan Dış Politikasının Manevra Sahaları,2023 Dergisi, Mart 2012, Sayı: 131
  • Hakan BOZ, İran’ın Azerbaycan’daki Asimetrik Savaşı,Ekoavrasya, Kış 2012.        

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu   - 23-09-2020

“Alea iacta est”: Ok Yaydan Çıkmıştır

“Alea iacta est” sözünü, bildiğiniz gibi Jul Sezar’ın, Roma ile arasındaki anlaşmayı bozup orduları ile şehrin kuzeyindeki cılız Rubicon (bugünkü adı ile Fiumicino) nehrini geçer geçmez(MÖ 49), artık bir büyük savaşın kaçınılmaz olduğunu anlatmak için söylediği rivayet olunur. ...