Yeni Bir Krize Doğru; Füze Kalkanı Gölgesinde Türkiye – İran İlişkileri


Yeni Bir Krize Doğru; Füze Kalkanı Gölgesinde Türkiye – İran İlişkileri

Yazan  05 Ekim 2011

Türkiye'nin NATO konseptinde aldığı yükümlülük gereği füze savunma sistemin önemli unsurlarından biri olan radar sistemlerinin Malatya-Kürecik'e kurulması için geçtiğimiz Eylül ayının 14'ündeTürkiye adına Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu ve ABD adına da Büyükelçi Francis Ricciardone arasında protokol zaptı imzalanmıştı. Sistemi tamamlayacak bir diğer unsur olan avcı füzelerinin de Romanya'ya konuşlandırılması için gerekli mutabakat eş zamanlı olarak ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile Rumen mevkidaşı Teodor Bakonski tarafından Washington'da imzalanan anlaşma ile gerçekleştirildi.

 

Bölgede yeni bir silahlanma yarışına ve askeri kamplaşmaya sebep olabileceği iddia edilen füze savunma sistemine beklenen en büyük tepki İran'dan geldi. Tahran, radar sistemlerini kendisi için askeri bir tehdit olarak yorumlayarak, Türkiye'ye yönelik sert mesajlar verdi.

 

ABD Savunma Bakanlığı'nın Avrupa ve NATO politikasından sorumlu üst düzey yetkilisi Jim Townsend'ın "Balistik füze tehditlerinin nereden gelebileceğine baktığımızda, bize göre Türkiye en ön cephelerde yer alıyor. Dolayısıyla coğrafi açıdan, Türkiye, füze savunma sisteminin bazı bölümlerine ev sahipliği yapmada iyi bir yer olabilir"[1] şeklindeki açıklaması İran'dan gelebilecek uluslararası füze tehdidine karşılık Türkiye'nin ileri karakol olarak tanımlaması açısından oldukça dikkat çekici bir nitelik taşımaktadır.

 

Uluslararası Füze Savunma Sistemi Nedir?

 

Son yıllarda Füze Kalkanı olarak da ifade edilen Uluslararası Füze Savunma Sistemi, esas itibariyle 1980'li yıllarda başlayan ve Yıldız Savaşları adı ile bilinen bir ABD projesidir. Soğuk Savaşın sona ermesiyle gündemden düşen bu proje, 2000'li yılların ortalarına doğru, ABD'nin tehditleri karşılama strateji çerçevesinde Füze Savunma Stratejisi olarak yeniden gündeme gelmiştir. Tehdidin karşılanmasındaki ana strateji, Soğuk Savaş döneminde de olduğu üzere, tehdidi ABD ana kıtasından uzakta önlemektir.[2]

 

Esas itibariyle İran ve Kuzey Kore'den gelebilecek füze tehdidine karşı planlanan Küresel Balistik Füze Savunma Sistemi için İran'a en yakın NATO müttefiki olan Türkiye'nin konumu, birinci safhaya uygun bir pozisyon olarak değerlendirilmiştir. İkinci safha ise orta menzili ifade edilmektedir. Bu safhanın bir parçası olan orta menzilli radar sisteminin Çek Cumhuriyeti'ne, avcı füzelerinin de Polonya 'ya kurulması öngörülmüştür.

 

Öte yandan Rusya, füze kalkanı projesinin kendisine yönelik politik bir hamle olarak algılamış ve Devlet Başkanı Putin'in konuyla ilgili yaptığı açıklama sonrasında radar ve avcı füzelerin konumunda değişikliğe gidilmek zorunda kalınmıştır. Bu yönüyle Putin'in sözleri tehdidin kaynağını açıklaması bakımından yeterli seviyededir:

 

"Eğer tehdidin kaynağı İran ise bu kalkan projesini Polonya ve Çek Cumhuriyeti'ne yerleştirmenizin bir mantığı yoktur. Zira buraya yerleştirilen bir sistem doğrudan Moskova'yı hedef alır. Eğer siz gerçekten de İran'a karşı bir sistem kurmak istiyorsanız gidin müttefikiniz olan Türkiye'ye kurun. Zira Türkiye hem sizin müttefikiniz ve hem de İran'ın yanıbaşındadır."[3]

 

Türkiye'nin Füze Tehdit Algılaması ve İran

 

Türkiye'nin füze tehdit algılamasıyla ilgili en çarpıcı değerlendirmeyi, "Füze Savunma Kalkanı Kimi, Neden Savunacaktır, Bu Sistemin İç Politika Boyutları Nelerdir?" başlıklı makalesinde Emekli Tümgeneral Armağan Kuloğlu şöyle ifade etmektedir: "Füze savunma sistemleri uzun vadeli stratejik silah sistemleri tedarik programı kapsamında olarak, TSK envanterinde bulunması elzem olarak belirlenen gereksinimlerden olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle, "şimdi buna ne gerek var" sorusunun, Türkiye'ye her an Rusya ve İran üzerinden bu füzelerin gerektiğinde kullanılacağı tehdidi ile tarafımızdan uygun karşılanmayan bir takım taleplerin gelebileceği durumunda savunma için ne kadar hazır olabileceğimizin düşünülerek cevap aranması gerektiği değerlendirilmektedir".[4]

 

Tahran, NATO müttefiki olan Ankara'ya mesafeli bir güven duymaktadır. Türkiye'nin NATO ile birlikte hareket etmesi durumunda İran'ın reaksiyon göstermesi kaçınılmaz olacaktır. Nitekim bugünlerde tekrar gündeme gelen füze kalkanı konusunda Türkiye, İranlı siyasilerin eleştiri oklarının hedefi olmaktadır.

 

Füze savunma sistemi hakkında rahatsızlığını dile getiren en üst düzey yetkili, Ahmedinejad olmuştur. İran Cumhurbaşkanlığı'nın internet sitesinde yayımlanan bir röportajda Ahmedinejat "Türkiye'yi kardeş ülke ve yakın dost olarak biliriz. Ancak düşman ülkeler oraya füze kalkanı yerleştirdiğinde ve bu önlemin İran'a karşı alındığı açıklandığında birilerinin tetikte olması gerekiyor"[5] ifadeleriyle Türkiye için duyduğu mesafeli güvenin altını çizereküstü kapalı bir uyarıda bulunmuştu.

 

Tahran adına en sert açıklamayı yapan siyasetçi İslami Şura Meclisi Başkanlık Divanı üyesi Muhammed Dehgani ise konuyla ilgili olarak: "Türkiye'nin geçmişte sürekli "korsan İsrail" ile uzlaşma sağlanması için çaba harcadığını; NATO füze kalkanı sisteminin Türkiye ve bölge halkının zararına olacağını[6] ifade etmiştir.

 

Türkiye'ye yönelik eleştirilerden biri de İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ramin Mihmanperest'den gelmişti. Mihmanperets, Türkiye'nin topraklarına NATO füze savunma kalkanı radarlarının yerleştirilmesine izin verme kararının bölgede gerilime yol açtığını söylerken[7], Devrim Muhafızları Ordusuna bağlı Besic milislerinin komutanı Tuğgeneral Muhammed Rıza Nagdi, Besic'in resmi internet sitesine verdiği demeçte, Ankara'nın son dönemdeki tutumunu 'İkili oyun ve çelişkili davranış' olarak nitelendirmiştir.[8]

 

ABD'nin Ortadoğu'da İran modeline karşı Türkiye modeline verdiği siyasi destek, İran cephesinde de eleştirilen konulardan biri oldu. Özellikle Arap Baharı ile yaşanan gelişmeler sonrasında Tayip Erdoğan'ın Mısır'da laiklik mesajları verdiği günlerde Tahran'da eş zamanlı olarak düzenlenen "Uluslararası İslami Uyanış Konferansı," bölgedeki Türkiye - İran rekabetinin devam edeceğini göstermektedir. Erdoğan'ın laiklik mesajlarına cevap İran dini lideri Hamaney tarafından seslendirilerek; "Geleceğinizin kurallarını sizin yerine düşmanlarınızın yazmasına izin vermeyin. İslami kuralları kısa vadeli çıkarlarınıza kurban etmeyin. Asıl işiniz kendi sisteminizi kurmak. Bu zor ve karışık bir iş. Ancak laik, Batılı, liberal ya da aşırı milliyetçi modellerin sizi etkilemesine izin vermeyin"[9] çağrısında bulunulmuştu.

 

Aynı konuda paralel bir açıklama da İslami Şura Meclisi Milli Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyesi Muhammed Kerim Abidi tarafından dillendirilmişti. "NATO'nun Türkiye'de konuşlandıracağı füze kalkanının bölge milletleri ve hatta Türk halkına yönelik büyük bir tehdit oluşturduğunu; Türkiye'nin şimdiki politikalarının, "Amerikan İslamı"na[10] doğru kaydığını söylemiştir.

 

Yeni Bir "Sıfır Soruna" Doğru; Türkiye-İran İlişkileri Nereye?

 

İkili ilişkilerdeki sorunların en önemli kısmı ise Türkiye ve İran'ın bölgeye yönelik bakışlarındaki köklü siyasal ve ideolojik farklılıklardan kaynaklanmaktadır. Türkiye ile İran'ın bölgesel rekabeti, bu farklılıkları şiddetlendirmektedir. Bir dönem, İran'dan Türkiye'ye rejim ihraç edileceği yönündeki görüş yerini, batılı değerlerin hâkim olduğu laik devlet modelini, Türkiye üzerinden Ortadoğu coğrafyasına ihraç edilebileceği yönündeki yeni görüşe bırakıyor. Bölgede, İran gibi küresel sistem tarafından izole edilmiş, radikal bir tehdidin Türkiye ile dengelenmeye çalışıldığı düşünülmektedir.

 

Dış politikada,sıfır sorun diyalektiği gereği İran'ın nükleer faaliyetlerinde batılı müttefiklere karşı enerji takas anlaşmasıyla Tahran'a jest yapan Türkiye, bugün İran'ın doğrudan tehdit olarak algılandığı füze savunma sistemlerinin ortağı olarak İran'la karşı karşıya geliyor. Yeni dönemde ise Türkiye – İran ilişkileri bu konu üzerinde atılacak adımlara göre değişiklik gösterecek.

 

 


 

"[1]ABD: Füze kalkanı için Türkiye iyi bir yer", Radikal, 13.10.2010, Çevrimiçi: http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1023549&Date=12.09.2011&CategoryID=77 (Erişim: 01.10.2011)

[2] Armağan Kuloğlu, "Füze Savunma Sistemi Projesi ve Türkiye", Ortadoğu Analiz, Kasım 2010, Cilt 2, sayı 23, s.58

[3] Sinan Ogan, "Füze Savunma Kalkanı Kimi, Neden Savunacaktır, Bu Sistemin İç Politika Boyutları Nelerdir?", 19 Kasım 2010, Çevrimiçi: http://www.turksam.org/tr/yazdir2250.html (Erişim: 01.10.2010)

[4] Armağan Kuloğlu, a.g.m., s.61

[5] "Ahmedinejad'dan Türkiye'ye füze kalkanı tepkisi", Hürriyet, 09.09.2011, Çevrimiçi: http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/printnews.aspx?DocID=18690729 (Erişim: 01.10.2010)

[6] "Türkiye NATO füze kalkanına katılmakla saflığını gösterdi" 07.09.2011, Çevrimiçi: http://turkish.farsnews.com/newstext.aspx?nn=9006150211 (Erişim: 01.10.2010)

[7]" İran: Türkiye gerileme yol açıyor", Radikal, 08.09.2011, Çevrimiçi: http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=Detay&VersionID=7690&Date=18.06.2008&ArticleID=1062696 (Erişim: 01.10.2010)

[8] "İran'dan Türkiye'ye İsrail Tepkisi", Vatan, 12.09.2011, Çevrimiçi: http://haber.gazetevatan.com/irandan-turkiyeye-israil-tepkisi/399282/1/Haber (Erişim: 01.10.2010)

[9] "Hamaney'den Laiklikten uzak durun çağrısı", Vatan, 18.09.2011, Çevrimiçi: http://haber.gazetevatan.com/hamaneyden-laiklikten-uzak-durun-cagrisi/400524/1/Haber (Erişim: 01.10.2010)

[10] "Türkiye bölgede ABD piyonu olma peşinde mi?", 15.09.2011, Çevrimiçi: http://turkish.farsnews.com/newstext.aspx?nn=9006230078 (Erişim: 01.10.2010)

 

 

Hakan Boz

bozhakanboz@hotmail.com

Uzmanlık Alanları

Azerbaycan, İran, Pakistan

Biyografi

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü’nde Araştırmacısı olarak görev yapan Hakan BOZ, Güney Kafkasya-İran-Pakistan Araştırmaları Merkezi'nde çalışmaktadır.

Bununla birlikte hakemli bir dergi olan 21. Yüzyılda Sosyal Bilimler Dergisi ile 21. Yüzyıl Dergi’lerinin sorumlu yazı işleri müdürüdür. Boz, enstitü çalışmalarının Radyo Karedeniz ve Pusula Gazete’siyle koordine edilmesi sürecini de yönetmektedir.

İlk, orta ve lise eğitimini İstanbul’da tamamlamıştır. Üniversite eğitimi için 2005 yılında Erciyes Üniversitesi İletişim Fakültesi’ne girdi. İlk senesinde gösterdiği başarı ile fakültesinde dereceye girerek, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’ne geçiş yaptı. Lisans eğitimini Gazetecilik Bölümü’nde “Türk Basını’nda Güneydoğu Sorunu” isimli bitirme projesiyle tamamlamıştır.Atılım Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde Yüksek Lisans eğitimine devam etmektedir.

Hakan Boz, Enstitü’deki görevine Eylül 2011’de başlamıştır.

Yabancı Diller

İngilizce

Eserleri

  • Suriye’nin Arkasındaki Cephe: İran, Küçük Orta Doğu: Suriye, Ümit Özdağ (Ed.), Kripto Yayınları, Ankara, 2012; Suriye’nin Arkasındaki Cephe: İran

Makaleleri

  • Hakan BOZ, Şii Hilalinden Direniş Eksenine İran Dış Politikasında Şiilik, , 21. Yüzyıl Dergisi, Aralık 2012
  • Hakan BOZ, Turan Soylu Kavimlerin Kadim Yurdu: İran, 21. Yüzyıl Dergisi, Kasım 2012
  • Hakan BOZ, Karabağ Sorununda Masadaki Seçenek Askeri Müdahale mi?, 21. Yüzyıl Dergisi, Ağustos 2012
  • Hakan BOZ, Ahmet Turan Esen-Turgay Düğen-Alper Özcan21. Yüzyıl Dergisi, Türkiye-Azerbaycan-KKTC Birleşik Devleri, Temmuz 2012
  • Hakan BOZ, Şeytan Üçgeninde Dans: İsrail-Azerbaycan-İran, 21. Yüzyıl Dergisi, Haziran 2012
  • Hakan BOZ, ABD’nin Nükleer Kriz Sendromu: Pakistan, İran Olur mu? , 21. Yüzyıl Dergisi, Mayıs 2012
  • Hakan BOZ, Suriye’nin Arkasındaki Cephe: İran, , 21. Yüzyıl Dergisi, Nisan 2012
  • Hakan BOZ, 2012, İran İçin Savaş Yılı mı?  21. Yüzyıl Dergisi, Mart 2012
  • Hakan BOZ, İran’ın Kuzey Irak Politikaları, 21. Yüzyıl Dergisi, Ocak 2012
  • Hakan BOZ, Belucistan, Orta Asya’nın Kürdistanı mı?, 21. Yüzyıl Dergisi, aralık 2011
  • Hakan BOZ, Azerbaycan Dış Politikasının Manevra Sahaları,2023 Dergisi, Mart 2012, Sayı: 131
  • Hakan BOZ, İran’ın Azerbaycan’daki Asimetrik Savaşı,Ekoavrasya, Kış 2012.        

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu   - 20-10-2020

Abraham Anlaşmalarının Orta Doğu’ya Vaadi

Abraham Anlaşmaları (Abraham Accords) başlangıçta İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri(BAE) tarafından yapılan bir açıklama olarak Ağustos ayında dünya gündemine düştüğünde çok taraflı bir anlaşmanın müjdecisi olmasına pek ihtimal vermek mümkün değildi.