Bağımsızlığın 30. Yılı Yaklaşırken Orta Asya Cumhuriyetlerinin Arasındaki İhtilaflar

Yazan  28 Şubat 2020

        “21.Yüzyıl’da Türklüğün önde gelen çabası; barışı koruma,

birliği geliştirme, bilimde, teknikte, iktisatta ilerleme olmalıdır.”

Muzaffer Özdağ

Giriş

8 Aralık 1991 yılında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği(SSCB)’ne bağlı olan Rusya, Beyaz Rusya ve Ukrayna liderleri Beyaz Rusya’da bir araya gelerek Sovyetler Birliği’nin resmen dağıldığını ilan etmiş, bu kapsamda da Belojevski Sözleşmesi imzalanmıştır. SSCB’nin dağılması 20.yüzyılın tarihi için bir dönüm noktası olmuş, sonuç olarak da beş Orta Asya cumhuriyeti bağımsızlıklarını kazanmıştır. 2021 yılına gelindiğinde, Orta Asya cumhuriyetlerinin bağımsızlığını ilan etmesinden bu yana 30 yıl geçmiş olacaktır. Bu çalışmada 1990lardan günümüze kadar Orta Asya cumhuriyetlerinde süregelmekte olan başlıca sorunlardan söz edilecektir. 

Sovyetler Birliği’nin (SSCB) kurulmasını takip eden süreçte Orta Asya, bir yandan Sovyet ekonomisiyle bütünleşirken, diğer yandan da coğrafi ve ekonomik olarak Sovyet İmparatorluğundan kopuk kalmıştı. Güneyinde (Afganistan, İran ve Güney Asya ülkeleri), Doğusunda (Çin ve Moğolistan) kendi komşuları ve ticaret ortakları dâhil, Orta Asya büyük ölçüde dünyadan da kopuktu. Sovyet sisteminin yaratmış olduğu pek çok siyasi ve ekonomik sorunlar; 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra ortaya çıkan beş Orta Asya Cumhuriyeti olan Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan’ın ekonomik ve demokratik gelişimini de son derece olumsuz etkilemiştir. Bu bağlamda, öncesinde Moskova’nın merkezi planlamasına bağımlı olan ekonomik-ticari hareketlilik kayda değer bir şekilde azalmıştır.

Yeni sınırların oluşması ve Sovyet zamanında kurulmuş olan planlı ekonominin çökmesi sonucunda ticaret, ulaştırma ve finans ilişkileri ortadan kalkmıştır. Çok sayıda tecrübeli Rus asıllı uzman ve bazı etnik azınlıkların temsilcileri Orta Asya cumhuriyetlerini terk etmiştir. Buna ek olarak en önemli sektörlerde; özellikle su ve enerji kaynakları alanında yapılan yatırımlar ve cumhuriyetler arası geleneksel işbirliği de kesilmiştir. Bağımsız Orta Asya cumhuriyetlerinin uluslararası pazarlara uzak olması ve denizlere doğrudan çıkışı olmaması, bu yeni devletlerin dünya ekonomisine entegrasyonunu daha da zorlaştırmıştır.[1]

Ortaya çıkan sosyo-ekonomik sorunlar daha ziyade fakirliğin ani biçimde yükselmesi, sosyal hizmet sisteminin ve buna bağlı olarak nüfusun sosyal güvenliğinin zayıflamasından kaynaklanmıştır. Bütün bu zorluklara ek olarak her devlet; ulusal bilinç oluşturmak ve devlet müesseselerini inşa etmek amacıyla, çoğu zaman Sovyet Cumhuriyetlerinin yönetiminden çıkmış olan siyasi güçlerle ve idari-ekonomik deneyimlerle piyasa reformları yürütmek zorunda kalmışlardır. Bununla beraber, Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle Orta Asya Cumhuriyetlerinin kendi aralarında farklı alanlarda ihtilafa sebep olan birçok konu da ortaya çıkmıştır.

 

https://astanatimes.com/2017/05/central-asian-integration-more-real-than-ever/

 

Bu sorunları; sınır sorunları, su sorunu, etnik-demografik sorunlar, planlı ekonomi sisteminden serbest piyasa sistemine geçiş dönemin yarattığı iktisadi ve siyasal sorunlar ve Orta Asya cumhuriyetlerinin kendi aralarındaki entegrasyonu hızlı bir şekilde kurulamaması başlıkları altında toplayabiliriz. Orta Asya ülkeleri arasındaki sınır sorunu, potansiyel bir çatışmanın tohumlarını atarak bu devletlerin birleşmelerini önlemek ve böylece bölgenin daha kolay yönetilmesine olanak sağlamak için Ruslar tarafından keyfi biçimde çizilen sınırlardan kaynaklanmaktadır. Orta Asya’daki mevcut sınırlar 1920’li yıllarda Moskova tarafından çizilmiştir. Bu aşamada sınırlar belirlenirken, herhangi bir etnik grubun ayrılıkçı bir politika izlemesini önlemek için bütün cumhuriyetlere farklı etnik grupların dâhil edilmesine özen gösterilmiş ve coğrafi gerçeklikler göz ardı edilerek merkeze bağımlı yapıların oluşması sağlanmıştır. Orta Asya Cumhuriyetleri arasında aşılması imkânsız olan sorunlar yaratarak birleşmelerini önlemek ve bölge ülkelerini kolay yönetebilmesine altyapı hazırlamak için dönemin rejimi tarafından planlanan politikalardan kaynaklanmaktadır. 

Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrasında bağımsızlıklarını elde eden Türk Cumhuriyetleri uluslararası toplumun egemen unsurları olarak varlıklarını korumaları arzusu içinde bir dizi açmazla karşı karşıya kalmışlardır. Bunlardan ilki yeni cumhuriyetlerin ulusal güvenlikleriyle ilgilidir. Çünkü Sovyet sonrası dönemde de Rusya’nın bölgenin en önemli askeri gücü olarak kalması karşısında Orta Asya Türk Cumhuriyetleri kendi kapasitelerini geliştirerek bölgeyi askerileştirmekle tereddüt etmişlerdir. Buna karşın doğal zenginliklerinin yanı sıra Orta Asya bölgesinin Afganistan, Rusya, Çin ve Hindistan gibi ülkelere komşu olması nedeniyle süper güçlerin bölgeye olan ilgisinin artması Orta Asya Türk Cumhuriyetlerini ulusal egemenliklerini korumak için realist politikalar belirlemeye zorlamaktadır.[2]

Orta Asya cumhuriyetlerinin kendi aralarında özel olarak önem verdiği sorunların başında devletin ulusal güvenliği ile bölgesel ve küresel ortak güvenlik idealinin belirli bir derecede dengeli olarak sağlanabilmesi gelmektedir. Ülkelerin güvenliği söz konusu olduğunda, bu meseleyi anlamak için yalnızca Orta Asya haritasına bakıp meseleyi bu coğrafi bölgeyle sınırlandırmak çok güç olacaktır. Çünkü Orta Asya cumhuriyetlerine komşu olan ve aynı zamanda bölgesel güçler olarak Orta Asya bölgesine etkisi bulunan Rusya, Çin, Türkiye, Avrupa, İran ve Hindistan’ı hesaba katmadan düzgün bir değerlendirme yapılması mümkün değildir. 1990’lı yılların ilk yarısında ulusal güvenlik sorunları ile bölge ülkelerinin kendi aralarında birçok anlaşmazlıklar da vardı. Sınır sorunları, nüfus artışları, etnik kimlik uyuşmazlıkları bu cumhuriyetlerin ülke içinde kendi başına sorun ve tehdit oluştururken, bunlara ek olarak yakın komşu olan Afganistan’da devam eden iç savaş başta olmak üzere ulusal istikrara negatif etki edecek sorunlar da beraberinde gelmekteydi. Dönemin Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev bu durumu şu şekilde ifade etmiştir: “... bu ülkeleri birçok şey birleştirirken birçok şey de ayırmaktadır.”[3]

Orta Asya Ülkelerinin Sınır Sorunları

Orta Asya cumhuriyetlerinin bugünkü sınırları, 1924-1936 tarihlerinde Sovyetler Birliği tarafından düzenlenmiştir. Ülke sınırlarının belirlenmesinde; Sovyet komisyon ekibi, etnografik ve iktisadi alanlar kadar yönetimsel metotların da önemli ölçüde dikkate alındığı gözlemlenebilmektedir. Orta Asya cumhuriyetlerinin ülke sınırların belirlenmesi, gelecekte yeni ve bağımsız devletlerin ortaya çıkışı esnasında oluşacak sınır sorunlarında, Sovyet yönetiminin hakem konumunu üstlenebilmesinin sağlanmasına yönelik planlanmıştır. “Ülke sınırlarını çizilmesi durumunda ortaya çıkan devletlerin hiçbiri Sovyet sisteminin dışında yaşamayacak şekilde mi tasarlanmış?[4]” sorusu da burada önem kazanmaktadır. Üst yöneticiler Sovyet sisteminin çöküşünün er ya da geç gerçekleşeceğinin farkında olmuşlardır. Sovyetler Birliği’nin yüzölçümünün büyük kısmını Orta Asya Cumhuriyetleri oluşturmaktaydı. Bu Türk Cumhuriyetleri’nin tarihi çok eskilere dayandığından ve tarih boyunca hür ve bağımsız yaşayan ülkeler olduklarından dolayı er ya da geç bağımsızlıklarına kavuşacaklarını öngörülmüştür. Bunun için, söz konusu devletlerin bağımsızlıklarını kazanmalarının hızını azaltmak amacıyla ülkelerarası sınır çizimlerini ileride ihtilaflara yol açacak şekilde düzenlemişlerdir.    

Orta Asya cumhuriyetlerinin 1991 yılında bağımsızlıklarını ilan etmesi ile gerçekleşen bazı olaylar bölge ülkelerinin sınır konuları üzerinde yoğunlaşmalarına sebep olmuştur. Özbekistan’ın huzurunu kaçıran terör saldırılarına karşılık olarak, Özbek hükümetinin devlet güvenliği gerekçesi ile halen net olarak çizilmemiş ihtilaflı sınırlara patlayıcı mayınların yerleştirmesi; yıllardır ülke vatandaşlarının ülkeler arası serbest dolaşımına sınırlamalar getiriyor olması; ve aynı zamanda Özbekistan yönetiminin sınır komşularıyla sınır anlaşmaları olmaksızın tek taraflı olarak sınır önlemlerini alması, diğer Orta Asya ülkeleri tarafından sınır belirleme görüşmelerini hızlandırmıştır. 1999 yılında Özbekistan yönetimi diğer Orta Asya devletlerinin vatandaşlarına vize uygulama kanununun uygulamaya geçirilmesinin ardından, 2000 yılında Rusya Federasyonu 1992 tarihli Bişkek Anlaşması’ndan çekilerek Bağımsız Devletler Topluluğu bünyesindeki ülkelere vize uygulaması getirmiştir. Bu durum, Orta Asya devletlerinin sınır konusundaki müzakerelerini artırmıştır.[5] Orta Asya cumhuriyetleri kendi aralarında sınır belirleme müzakerelerini devam ettirirken; diğer taraftan da zamanında çözülmemiş bazı meselelerin bulunması, bölge ülkeleri arasındaki güveni zedelemiştir. Örneğin, 1946 yılında Özbekistan ile Kazakistan arasında yapılan toprak kiralama anlaşması Sovyetlerin çöküşünden sonra iptal edilmiştir. Ancak Kazakistan topraklarını kiralayan Özbekistan Cumhuriyeti toprakları geri vermeyi reddetmiştir. Bu durum da Kazakistan’la anlaşmazlık yaşanmasına sebep olmuş ve her iki devlet de bu topraklarda hak iddiasında bulunmuştur.[6]  

Buna benzer şekilde Fergana Vadisi’nde; Özbek ulusunun çoğunluğunun yaşadığı Oş şehri Kırgızistan sınırları içerisinde kalmış, Buhara ve Semerkand’da çoğunlukla Tacikler yaşarken Özbekistan’a verilmiştir. Sukh bölgesinin %95’i Tacik ve %5’i Kırgız ulusu olmasına rağmen, bu bölge Özbekistan sınırlarına dâhil edilmiştir. Bu azınlıkların mevcudu; Kazakistan nüfusunun %2.3’ünü, Kırgızistan’ın %13’ünü, Tacikistan’ın %25’ini ve Türkmenistan’ın %9.2’sini oluşturmaktadır.[7] Orta Asya Cumhuriyetlerinin sınır çizimleri ekonomik, coğrafi veya etnik gerçeklere bağlı kalarak düzenlenmemiştir. Fergana Vadisi, karmaşık bir şekilde Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan ve Tacikistan ülkeleri arasında bölünmüştür. Bu vadinin arazilerinde sulama kanalları da ülkeler arası kısımlara ayrılmış durumdadır.[8]

Orta Asya cumhuriyetlerinin sınırlarının çiziminde Sovyet hükümetine bağımlılık dikkate alınmış; fakat tarihi, coğrafi ve sosyal yapı gibi faktörler göz ardı edilmiştir. Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra bağımsızlıklarına kavuşan Orta Asya Cumhuriyetleri adeta birer labirent gibi sınır sorunları ile karşı karşıya kalmış ve bugün halen devam eden birçok çıkmazın temelinde de bu sorun yer almıştır. Sınır sorunları bölgede potansiyel güvenlik-tehdit faktörü olarak huzursuzluklara yol açmaktadır. 1992 tarihinde Oş kentinde ve şehir çevresinde Özbeklerle Kırgızlar arasında büyük çapta çatışmalar olmuş ve çok sayıda insan kaybı yaşanmıştır. Bu çatışmaların asıl nedeni, 1936 yılında Stalin’in kararıyla Oş ve çevresinin Kırgızistan egemenliğine verilmesidir. 4 Haziran 1992 yılında çıkan çatışmada 155 kişi hayatını kaybetmiş, 845 kişi de ağır yaralanmış, 262 ev ve 24 market kullanılmaz hale gelmiş, 67 araba yakılmıştır.[9] Bölgede sıklıkla buna benzer büyük, orta ve küçük çapta uluslararası çatışmalar yaşanmıştır. Sınırların belirlenmesi o kadar zor olmuş ki, çatışmaların durdurulması imkânsız hâle gelmiştir.

Ancak, 2001 yılı Kasım ayında Kazakistan-Özbekistan sınırı sorunları konusunda, yapılan müzakereler sonucunda anlaşmaya varılmıştır. Nihayetinde 9 Eylül 2002 yılında iki ülkenin sınır hattının netleşmesi üzerine, iki ülke Cumhurbaşkanlarının anlaşmayı imzalaması sonucu çözülmüştür.[10] 23-24 Temmuz 2001 yılında Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’e yaptığı resmi ziyarette Kazakistan-Kırgızistan sınır belirleme anlaşmasına Kırgız Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı Akayev ile birlikte imzalar atılmış ve sorun çözüme kavuşmuştur. 18 Nisan 2017'de, Astana'da Kazakistan Cumhuriyeti ile Türkmenistan arasında Kazak-Türkmen devlet sınırının belirlenmesi konusunda bir anlaşma imzalamıştır.[11] Kazakistan, Orta Asya cumhuriyetleri içerisinde ihtilaflı sorunlardan biri olan devlet sınır sorununu ilk çözen ülke durumundadır. Bununla birlikte Kazakistan Cumhuriyeti Sınırlandırılmış Kazak-Çin devlet sınırının toplam uzunluğu yaklaşık 1.783 km, bunun kara sınırı 1.215,86 km ve su sınırı 566,89 km’dir ve Rusya Federasyonu ile yaklaşık 7.548 km sınırı resmi olarak belirlenmiştir. Diğer Orta Asya ülkelerinde sınırların büyük kısmı halen belirlenememiş olup, sınır sorunları devam etmektedir. 

Orta Asya Cumhuriyetlerinde Etnik Temelli Kimlik Sorunları

Orta Asya ve Kafkasya’da oluşan temel sorunlardan biri de etnik temelli kimlik sorunudur.  Ülkenin karışık etnik yapılara sahip olması sebebiyle etnik kimlik temaları istikrarsızlık faktörleri olarak tanımlanabilir.[12] Orta Asya cumhuriyetlerinin her birine farklı etnik kökenden insanların yerleştirilmesi Sovyet etnik politikasının başarılarından biridir. Bu sayede, bağımsızlıklarına kavuştuklarında bölge ülkeleri çeşitli etnik gruplara ev sahipliği yapıyor olacaktı. Farklı etnik gruplar, bu ülkelerde kültürel zenginlikten ziyade ulusal kimlik oluşturmada istikrarsızlık faktörü olarak ortaya çıkmıştır. Kazakistan bağımsızlığını ilan ettiğinde ülkenin %39’u Kazaklardan, %38’i Ruslardan oluşuyordu; Kırgızlar kendi memleketinde %52’yi oluşturuyorken ülkenin %22’si Ruslardan, %13’ü Özbeklerden oluşmaktaydı. Tacikistan’ın %62’si Tacik ulusundan, %24’ü Özbeklerden ve %7’si Ruslardan; Türkmenistan Cumhuriyeti’nin %71’i Türkmenlerden, %9’u Özbeklerden, %9’u Ruslardan; Özbekistan’ın %71’i Özbeklerden, %8’i Ruslardan ve %5’i Taciklerden oluşmuştur.[13] Görüldüğü gibi bağımsızlığına kavuşan Orta Asya cumhuriyetlerinin içerisinde kendi ülkesinde azınlık olan Kazaklar ve kendi ülkesi içinde çoğunlukta olan sadece Özbekler vardır. Her ülke kendine göre ulusal egemenliğini sağlamlaştırma politikalarını uygulamaya koymuştur.

Etnik yapının kendi içinde heterojenleşmesi tesadüfen oluşan bir gelişme değildir. Öte yandan bu durum, düzgün bir ulusal bilinç oturtulmadığı takdirde her an patlak verebilecek saatli bir bomba teşkil eder. Örneğin, eski Yugoslavya Cumhuriyeti’nde mevcut olan bu yapı, devletin dağılma süreciyle birlikte bir iç savaşın patlak vermesine sebep olmuştur. Aynen Orta Asya Türk cumhuriyetlerindeki gibi Sırplar, Hırvatlar ve Boşnaklar birbiriyle girift şekilde karıştırılmış ve uzun zaman içerisinde hiçbir sızıntı olmadan kardeşçe beraber yaşamıştır. İktidarı tek elinde tutan General Josip Broz Tito, otoriter bir rejim kurarak iç çatışmalara müsaade etmemiştir. 1982 yılında General Tito’nun ölümünden sonra ülke içi etnik grup dengelerinin değişmesiyle ülkede iç savaşın alevlenmesi bir oldu. Sonuç olarak ise Balkanları kan gölüne çeviren acımasız bir iç savaş yaşandı.[14] Etnik yapıdan kaynaklı buna benzer daha pek çok örnek verilebilir.

Sovyetlerin Orta Asya Türk Cumhuriyetlerindeki etnik ve demografik müdahale politikasının amacı; Orta Asya Türk toplumlarının birbirinden uzaklaşmasını sağlamak, buna ek olarak da etnik temelli kimlik adı altında ileri yıllarda geniş çaplı problemler oluşturacak sosyolojik şartları oluşturmaktı. Sovyet yönetimi, Orta Asya’daki siyasi sınırları ihtilaflı bir biçimde çizmekle yetinmemiş, Orta Asya Türk halklarınım arasında kesintisiz sorunların yaşanması için birbirlerine girift bir etnik yapı oluşturacak şekilde etnik ve demografik politikalar da benimsemişlerdir.[15]

Orta Asya cumhuriyetlerinde etnik yapıyı çıkmaz hale getiren bir diğer faktör, İkinci Dünya Savaşı esnasında Mihver Devletler ile işbirliği yapabileceği öngörülen sınıra yakın birçok çeşitli farklı etnik kökenli halkı SSCB’nin Orta Asya cumhuriyetlerine yerleştirmesiydi. Bu halkların arasında, Ahıska Türkleri, Kırım Tatarları, Almanlar ve kuzeydeki Baltık hakları vardı. İkinci Dünya Savaşı sonrası SSCB’de; sürgün edilen milletlerin zorunlu hareketliliği haricinde, ülkeler arası işgücü sorununu düzenlemek doğrultusunda çeşitli şekillerde zorunlu göçler de yapılmıştır. İş gücü az olan bölgelere iş gücü fazla olan bölgelerden insanlar göç ettirilmiş, kısa vadeli ekonomik krizler bu vesileyle çözülmüştür. Fakat uzun vadede farklı etnik gruplar arasında yaşanan anlaşmazlıkların çoğalması, gelecekte yaşanacak dolaylı çatışmalara zemin hazırlamıştır.[16] Örneğin 10 binlerce tarım işçisi Tacikistan’nın Garm ve Fergana bölgesinden güneyinden Kulyab, Kurgantepe ve Vahş bölgelerine göç ettirilmiştir. Bu tarım işçileri Tacik olmaktan ziyade kendilerini “Garmlı” veya “Ferganalı” olarak tanımlamaktaydı. Bu grupla “Kulyabi”, “Kurgantepeli” veya “Vahşlı” olarak tanımlanan gruplar arasında ciddi bir şekilde etnik–kimlik çatışmaları yaşanmıştır. SSCB’nin zorunlu göç politikalarıyla birlikte bu gibi bölgelerde kaynaşmalar yerine ayrışmalar güçlenmiştir.[17] 1950-1970 yılları arasında özellikle kuzey ve kuzeybatıdan Rus, Ukraynalı ve Belarus asıllı halklar, Sovyetlerin kolhozlaştırma politikası doğrultusunda Kazakistan topraklarına göç ettirilmiştir. Sonuç olarak, 30 yıla yakın süredir bağımsız olan Orta Asya cumhuriyetlerinde bugün yaşayan nüfus, Sovyet döneminin kısa vadeli planlamalarının sonucunda değişik nedenlerden dolayı çeşitli etnik grupların göç ettirilmesinden etkilenmiştir. Birçok göç hareketinin sonucunda ülkenin etnik yapısı parçalı ve heterojen bir yapıya bürünmüştür. Bu parçalı etnik yapı, yerli halklarla sonradan gelen göçmen halklar arasında etnik kökenli sorunların yaratılmasına yol açmıştır.

Politik koşullar, etnik temelli kavgaların yaratılmasında önemli rol oynadığı gibi önlenmesinde de etkili rol üstlenmektedir. Etnik azınlıklara karşı geliştirilmiş ulusal politikaların en çarpıcı örneklerinden biri Kazakistan Cumhuriyeti’nin eski cumhurbaşkanı N. Nazarbayev’in uyguladığı politikadır. Devletin en önemli unsuru insan topluluğudur. İnsan unsurunu denge ve uyum içerisinde yürütebilmek çok ince ve hassas bir meseledir. Üstelik Kazakistan gibi bir devlet yeniden yapılandırılarak inşa ediliyorsa, aynı zamanda da büyük çoğunluğu Slav nüfustan oluşuyorsa, binlerce yıldır o topraklarda yaşayan yerli halk kendisin dışlanmış olarak hissedecektir. Bu noktada Nazarbayev’in iki yaklaşımı dikkate alınabilir. “Tarihin Akışında” adlı eserinde Nazarbayev; ilk olarak, “devlet, biçimsel bir birlikten çıkarak ancak ortak değerlerin ve kültürün bütünlüğü ile ayakta kalır. Çünkü devlet bir organik bir bütünlüktür.”, ikinci olarak da “bağımsız kalkınma, ulusal bütünleşme ve zengin Kazak dilinin kültürel birleştiriciliği bir arada tutulmalıdır.”[18] ifadelerini kullanmıştır.

Nazarbayev tarafından demokratik ve milli değerleri güçlendirme amacıyla kurulan Kazakistan Halklar Asamblesi[19] her yıl Nazarbayev’in liderliğinde yapılan toplantıda farklı milletlerin ve etnik grupların temsilcilerin görüşleri alınmaktadır. Her etnik grubu temsil eden kanaat önderlerinin bu geniş çaplı toplantıya katılması, bir nevi akil insanlar heyeti anlamına gelmektedir.[20] Orta Asya cumhuriyetleri için bu tip hayatî önem taşıyan ve etnik gruplar arasındaki sorunları büyütmeden kısa zaman içerisinde çözebilecek ulusal kuruluşların inşa edilmesi elzemdir. Farklı kültürlerin ve farklı etnik grupların bir arada huzur içerisinde yaşayabilmesi ve ülke istikrarına katkıda bulunması, topyekûn bir biçimde devletin güvenliğinin tesisinde ve ekonomik kalkınmanın hızlanmasında öncü rol almaktadır.

Orta Asya Cumhuriyetlerinin Su Sorunu

İnsanların başında olmak yerine suyun başında ol.

Kırgız Atasözü

Orta Asya devletlerinin en önemli sorunlarından biri de su sorunudur denebilir. Özellikle Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan ülkeleri arasındaki su sorunu ileri derecede problem teşkil etmektedir. Sovyet yapısının özelliğine bir daha değinecek olursak, Sovyetler Birliği’ne üye ülkelerin hiçbiri kendi başına özerk olarak bir ürün üretememiştir. Örneğin; üretilecek ürünün ham maddesi A ülkesinden, katkı maddeleri B ülkesinden, ambalajlama aşaması da C ülkesinde gerçekleştirilerek süreçlerden geçerek ürün son halini almaktadır. Aynı süreci Orta Asya cumhuriyetlerinde oluşan su sorunlarında da görmek mümkündür.

Orta Asya bölgesinde stratejik ve hayati önem taşıyan iki büyük nehir vardır. Bunlardan biri Seyhun (Sır Derya), diğeri de Ceyhun’dur (Amu Derya). Sovyetler Birliği’nde su politikası merkezi planlamayla idare edildiğinden, su sorununun ortaya çıkması ihtimali düşüktü. Sovyetlerin çöküşünden sonra ise dengeler değişti. Koca rejimin çöküşü üye ülkelerin arasında sorunlar yarattı. Orta Asya cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarına kavuştuktan sonra karşılaştıkları büyük sorunlardan birisi, SB döneminde inşa edilen yukarı havzadaki hidroelektrik enerji barajlarının ve sulama sistemlerinin Orta Asya cumhuriyetleri arasında koordineli bir biçimde ve herhangi bir anlaşmazlığa sebebiyet vermeden nasıl işletileceği konusu olmuştur. Artık bağımsız devletlerin ulusal çıkarları aktif rol oynamaktaydı. Değişen şartlar doğrultusunda Orta Asya bölgesindeki uluslararası su yönetimi nasıl işletilecektir. Bu gibi soruların yanıtlanması bölgenin geleceğini ilgilendirecekti.[21]

Suyun başındaki devletler Sovyetler döneminden kalmış barajların yanı sıra yeni barajların inşaatına başladıklarında bölgedeki komşu ülkeler arası tansiyonlar yükselmekteydi. Artık su kaynakları ortak kullanımda olan doğal zenginlik değil, ulusal bir doğal kaynak olarak sayılıyordu. Orta Asya cumhuriyetleri su yönetimini siyasallaştırmaya ve ulusal güvenlik meselesine dönüştürmeye başlamıştı. Örneğin, Şubat 2009 yılında Özbekistan Cumhurbaşkanı İslam Kerimov, “ülkenin su kaynaklarının tehdit altında olduğunu ve Özbeklerin gelecek nesillerinin haklarını korumak gerek” demişti. Avrupa Birliği’nin raporuna göre, 2008 yılında Orta Asya’da su yönetiminin çok önemli çevresel ve ciddi bir güvenlik tehdidi oluşturan konu olduğunun altı çizilmiş, ivedilikle ele alınması gerektiği belirtilmiştir.[22] 

Hidroelektrik üretimi bölgenin toplam enerji payının %27,3'i karşılamakta; Bunlardan Tacikistan ve Kırgızistan’ın enerji payı %75-90 iken; Kazakistan, Özbekistan ve Türkmenistan’ın hidro-enerji payı küçüktür ve toplam elektrik üretiminin %10-15'ini aşmamaktadır.[23]

Orta Asya'nın önemli bir özelliklerinden birisi de, bölgedeki iki ülke olan Tacikistan ve Kırgızistan’ın, su akışının oluşumu, diğer cumhuriyetlerin de su akışının yayılma bölgesinde olmasıdır. Orta Asya’daki devletler arasında su kullanımında temel farklılıklar mevcuttur. Tacikistan ve Kırgızistan esas olarak suyu hidro-enerjinin geliştirilmesi alanında; Kazakistan, Türkmenistan ve Özbekistan ise daha çok tarımsal sulama alanında kullanan ülkeler olarak birbirinden ayrılmaktadır.[24]

Aral Gölü(Denizi)’nün[25] su kaynakları, Amuderya (Ceyhun) ve Sirderya (Seyhun) nehirlerinden beslemektedir. Her iki nehri kıyıdaş Orta Asya ülkeleri başta hidroenerji üretmek ve tarım arazilerini sulamak amacıyla kullanması, Aral Denizi’nin kurumasının asıl nedeni haline gelmiştir.[26] SSCB döneminde Orta Asya bölgesinin dünyanın en büyük pamuk üreticisi olması planlanmış, Orta Asya’da toplamda 32.000 kilometrelik su kanalı ve 45 baraj inşası gerçekleştirilmiştir.[27] Fakat Aral Denizi’ni besleyen su kaynakları yanlış politikalarla yönetilegelmiştir. Sovyetler döneminde uygulanan su politikalarının yanlış zemine oturtulması, 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Orta Asya’daki bölgesel su ve enerji dengelerini de bozmuştur. Bağımsızlığını kazanan devletler hızlı bir şekilde kendi ulusal çıkarlarını ön plana yerleştirmiş, dolayısıyla her ülke kendi ulusal menfaatleri doğrultusunda su politikalarını uygulamaya çalışmıştır. Su ve hidroenerji üretimi sorunu, yeni bağımsız Orta Asya cumhuriyetleri arasında ivedilikle halledilmesi günümüzün en önemli bölgesel problemlerden biri haline gelmiştir.

 

https://www.waterunites-ca.org/themes/29-the-amu-darya-and-the-syr-darya-central-asia-s-lifelines.html

 

Orta Asya cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarını kazanmasından sonra ortaya çıkan en büyük ve en önemli ihtilaflardan bir diğeri de Aral Denizi’nin havzasındaki su paylaşımı ve kullanımı sorunudur. Aral sorunu aynı zamanda bölgede sosyo-ekonomik ve ekolojik krizlere de neden olmaktadır.[28]  Bunun sonucunda da Aral Gölü’nün suyunun çekilmiş ve buna bağlı olarak birtakım ekolojik problemlerin ortaya çıkmıştır. Havzanın sınır aşan sularıyla ilgili birçok uluslararası sözleşmenin imzalanmasına ve ortak komisyonların oluşturulmasına rağmen, henüz kalıcı çözüme ulaşamamıştır. Orta Asya bölgesindeki su sorunlarına ilişkin meselelere ek olarak bölgenin hızlı önem kazanan jeostratejik konumu da dikkate alındığında, henüz çözüme kavuşmamış bu meselenin ileride bölgesel düzeyde büyük anlaşmazlıklara ve tansiyonların yükselmesine zemin hazırlayacağı öngörülmektedir. 20. yüzyılın fosil enerji kaynaklarını kontrol etme stratejisine, 21. yüzyılda su kaynaklarını kontrol etme stratejisi eklenmiştir. Günümüzdeki jeopolitik ve jeostratejik tartışmalarda “Petropolitik” kavramının yanına “hidropolitik” terimi de eklenmiştir. Bu kapsamda 21. Yüzyılın dünyasında hidropolitik unsurların etkisi git gide artmaya başlamıştır.[29]

 

http://www.ecolognatural.ru/enats-1021-1.html

 

https://www.fresher.ru/manager_content/images/stremitelnoe-vysyxanie-aralskogo-morya/big/2.jpg

 

Orta Asya cumhuriyetlerinin su sorunu, esasında birbiriyle ilişkili birtakım sorunların oluşturduğu bir komplekstir: sosyal, siyasi ve ekonomik olarak geniş çapta incelenebilir. Su yönetiminin eksikliği, su kaynaklarının kullanımında ve kirliliğine karşılık caydırıcı bir rol oynamamaktadır. Bölge ülkelerinin su kaynakları ile ilgili ulusal yasalar, sadece ulusal devletin çıkarlarını dikkate alarak tek taraflı çözüm üretmeye çalışmaktadır. Devlet yöneticilerinin iki taraflı veya çok taraflı uzlaşmaya hazırlıksızlığı, su sorunların çözümündeki büyük engellerden biridir.  Orta Asya cumhuriyetlerinin su kaynakları yüzünden aralarının bozulması, bölgenin sosyo-ekonomik kalkınması için bir tehdit ve ihtilaf konusu olarak devam etmektedir. Su sorununun daha fazla büyümemesi için bölge ülkelerinin gerekli önlemleri üst düzeyde alması gerekmektedir. Orta Asya cumhuriyetleri uluslararası anlaşmalar yaparak, bu anlaşmaların gereklerini titizlikle yerine getirmeli ve yine bu uygulamalar da denetlemelidir. Aksi takdirde öngörülen çatışma teorilerinin önüne geçmek zor olacaktır.

Orta Asya Cumhuriyetlerinde Radikal Dini Akımlar

1991 yılında Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra Orta Asya cumhuriyetlerinin bağımsızlığına kavuşması ile siyasal akımlar ve din üzerindeki baskı unsurları ortadan kalkmıştır. Bölge ülkeleri kendi kültürel geçmişlerini canlandırmaya ve her ulus kendi dinini serbestçe yaşamaya başlamıştır. Ülkelerde Müslümanların çoğunluk olduğu bölgelerde yeni camiler, Hıristiyanların çoğunlukta olduğu yerlerde yeni kiliseler açılmıştır. Kuranı Kerim’in aslı ve tercümeleri halka dağıtılmıştır. Dinin yayılmasında; başta Türkiye, Pakistan, İran ve Suudi Arabistan olmak üzere çeşitli ülkeler resmi ve gayri resmi düzlemlerde etkili olmuştur. Bunun yanında yeni siyasi sisteme geçen bölge ülkelerinde dini referans alan siyasi partiler de çok partili siyasal sistemin bir parçası olarak kurulmuş ve siyaset sahnesine çıkmıştır. Örneğin, Özbekistan’da “Birlik”, Tacikistan’da “İslam Rönesans Partisi” adlı dini söylemlere ağırlık veren siyasi partiler ortaya çıkmıştır.[30]

Orta Asya'nın jeopolitik konumunun hem olumlu hem de olumsuz yönleri olduğu aşikârdır. Orta Asya Cumhuriyetleri’nin coğrafi konumu ekonomik olarak çok avantajlı ticaret yollarının kesişme noktasında yer almaktadır. Zira diğer taraftan, Orta Asya ülkelerinin bölgedeki büyük ekonomik ve askeri güçlerle sınır komşuluğu bulunmaktadır. Bu bölgesel güçlerden biri Rusya, diğeri Çin’dir. Orta Asya; güneyinde Afganistan, İran ve Pakistan gibi laik cumhuriyet yönetim sistemi olmayan ve Anayasalarında din ibaresi olan ülkelerinin de bulunduğu bir bölgedir. Orta Asya cumhuriyetlerinin bağımsızlığına kavuşmasıyla daha önce fark edilmeyen bir jeostratejik problemle karşı karşıya gelinmiştir. Orta Asya'nın coğrafyasının doğal yapısı sadece kara kıtalarıyla çevrilidir.  Bölge; küresel, siyasi ve ekonomik gelişmelerden biraz uzak konumdadır. Orta Asya bölgesinin açık deniz ve okyanusa erişim yolu bulunmamaktadır.

Orta Asya Cumhuriyetlerindeki radikal dini akımların yaklaşık son on yıldaki eylemlerinin laik siyasi elitleri devirmeye çalışması; bölge ülkelerinin laik cumhuriyet temeli sağlam olmasından ötürü az miktarda etkilenmiştir. Bunun temelinde devlet yönetimi ile birlikte bölge halkın laiklik ilkelerine sahip çıkmasıdır.

Sovyetlerin dağılımından sonra Orta Asya bölgesinde birçok Batılı yorumcular ve akademisyenler tarafından Sovyetler döneminde bastırılmış inanç pratiklerinin serbest bırakılması veya İslam dininin yeniden güçlenmesi, radikal İslam’ın gelişmesi olarak tanımlanmış ve/veya Orta Asya cumhuriyetlerini tehdit edeceğini iddia eden bazı analizler bu bağlamda yapılmıştır. Bu konudaki iddiaların hem doğru hem de yanlış olduğunu kanıtlarla ispatlayabiliriz.[31] Radikal dini ideolojiyi savunan siyasal hareketler Orta Asya cumhuriyetlerinin hiçbirinde seçimlerde %6’dan fazla oy alamamıştır. Diğer taraftan 1999 yılından itibaren dini siyasete karıştıranların durumunun değişmeye başladığı görülmektedir. Merkezi yönetim sisteminden piyasa ekonomisine geçiş ve aynı zamanda demokratikleşme sürecinin siyasal yaşamda yarattığı boşluklar ve düşük sosyo-ekonomik standartlar; dini radikal akımların çoğalmasına neden olmuştur.[32] Dinin siyasallaşmasını ve radikal terörizmi oluşturan temel faktörler sosyo-ekonomik kriz olarak tanımlanabilir; kitlesel işsizlik, nüfusun büyük kısmının yaşam standartlarının düşüşü, devlet yönetim gücünün zayıflaması ve devlet kurumlarının itibarsızlaştırılması, devlet yönetiminin halkın sosyo-ekonomik kalkınmasına yönelik acil sorunlarını çözememe, dini liderlerin ve politikacıların, dini güç mücadelesinde kullanma arzusu v.b…

Orta Asya cumhuriyetlerinde radikal dini akımların güçlenmesini tetikleyen nedenlerin temellerinden biri Bin Ladin’in El Kaide’nin merkezini Orta Asya bölgesinin yakın komşusu sayılan Afganistan’a taşıması ile Vahhabiliğin yayılması olmuştur.[33] Ayrıca Özbekistan’ın başkenti Taşkent’teki patlamalar ve Batken’deki terör saldırıları sınır ülkelerinin güvenlik sisteminin zayıf olduğunun göstergesi olmuştur. Bu tip saldırılardan sonra bölgede güvenliği korumak; Orta Asya ülkelerinin üstünde titizlikle durması gereken en önemli meselelerden biri olmaya başlamıştır. Orta Asya Cumhuriyetleri ulusal güvenlik ve istikrarını sağlamlaştırmak amaçlı bölgesel güvenlik mekanizmaları çatısı altında işbirliği oluşturmayı planlamıştır. Devletlerarası tüm güvenlik kurumlarının karşılıklı bilgi alışverişi hızlandırılarak kurumlar arası iletişim sağlamlaştırılmıştır. Aynı zamanda 11 Eylül terör saldırılarından sonra ABD ile işbirliğine girerek, bu konuda ABD’nin desteğini almayı hedeflemiştir.

Orta Asya cumhuriyetlerinde radikal dini grupların tohumlarının bulunması endişe vericidir. Radikal dini akımların sorunlarını çözmenin yolları aranmaktadır. Bu çözüm yollarından etkili olanlarından biri de “Kazak yolu” olabilir. Kazakistan yönetimi, kurumsal reformlara yönelik politikaları aktif hale getirerek, etkili bir piyasa ekonomisi yaratarak ve güçlü bir finans merkezi oluşturarak artan tehditlere yanıt vermiştir. Ülke halkının ekonomik refah seviyesini arttırarak, bölgedeki diğer ülkelere kıyasla daha hızlı ekonomik büyüme ile sosyo-ekonomik problemleri en az seviyeye indirerek, dini aşırılık problemlerini etkisiz hale getirmiştir.[34] Orta Asya Cumhuriyetlerinin hızlı bir şekilde sosyo-ekonomik kalkınma programlarını tekrar geliştirerek uygulamaya koyması gerekmektedir. Bölge halkının yaşam standardının artması ve aynı zamanda laik cumhuriyetin kurallarının sistemli bir şekilde korunması gerekmektedir.

Sonuç Yerine

Orta Asya'da su sorunu ve su paylaşımı konusu 30 yıla yakın süredir tartışılmaktadır. 1993 yılına kadar, bölge ülkelerinin bu konudaki ihtilafları devam etmiştir. Aynı zamanda bölge devletlerinin arasında imzalanan anlaşmalar yeterince etkili olamamıştır. Sonuç olarak Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Kazakistan arasında su kaynaklarının kullanımı konusunda gergin ilişkiler hâlen devam etmektedir.  Bu konu birçok uzman, akademisyen ve düşünce kuruluşu tarafından aktif olarak incelenmekte ve bu bağlamda ne yapılması gerektiği konusunda çok sayıda tavsiyede bulunulsa da; su kaynakları alanındaki durumu bölgesel boyutta iyileştirmek için gerçek bir değişiklik yoktur. Orta Asya ülkeleri arasında başarılı bir şekilde süren işbirliğinin örnekleri de mevcuttur. Bu kapsamda Kazakistan ile Kırgızistan arasındaki Aral Gölü’nü kurtarma önlemlerinden bahsedilebilir. Bu sorun tüm Orta Asya ülkelerini doğrudan etkilemektedir; dolayısıyla bu konudaki işbirliği tüm bölge ülkelerinin sosyo-ekonomik gelişimi için son derece önemlidir. Tüm katılımcıların çıkarlarını göz önünde bulundurarak bölgedeki tüm devletlerin ortaya koyacağı ortak irade, su kaynakları sorununu çözmenin en önemli yoludur. Bölgedeki su sorunlarını çözmenin temel yolu aynı zamanda basiretli politikalarla suyu bir işbirliği aracı olarak kullanmaktır.

Orta Asya Cumhuriyetlerindeki en hassas meselelerden birisi de ulusal devlet sınırlarının belirlenmesi hususudur. Bölge ülkelerinin kara ve su sınırları ile birlikte sınır ötesi bölgeler üzerinde egemenliği sağlamada ciddi sorunları olduğu aşikârdır. Orta Asya cumhuriyetlerinin liderliğinin bu sorunları çözmek için gerekli işlemlerin yapmasına rağmen, sınırların resmi taraflarla belirlenmesi oldukça zor olduğu görülmektedir. Örneğin, Fergana Vadisi gibi bu bağlamda birçok sorunlu bölgeyle karşılaşılmaktadır. Orta Asya cumhuriyetlerinin sınır sorununu etkili bir şekilde çözmesinin yolu, Kazak Cumhuriyeti’nin tecrübelerini baz almak olabilir. Kazakistan Cumhuriyeti’nin sınır problemini barışçıl yollarla çözmesi Kazak diplomasisinin başarısıdır. Kazakistan’ın sınır komşuları bölgenin belirleyici güçleri ve uluslararası aktör olan devletlerdir. Bunlardan biri Rusya Federasyonu, diğeri de Çin Halk Cumhuriyeti’dir. Üstelik Kazakistan ile Rusya arasındaki sınır hattı olan yaklaşık 7.548 km’lik hat, dünyanın en uzun sınır hattı olarak sayılmaktadır. Aynı zamanda nüfusu bir buçuk milyara yaklaşan Çin ülkesi ile sorunun sulh içinde ve uluslararası hukuk çerçevesinde çözülmesi Kazak Eli’nin başarısıdır. Dolayısıyla Kazakistan’ın sınır sorununu çözme tecrübesinin titizlikle incelenmesi ve uygulanması, çözüm yolu olabilir.

Orta Asya cumhuriyetlerinde radikal dini akımlara karşı çözüm yollarını şu şekilde özetlemek mümkündür: Irkçılığı, ulusal ve dini nefreti kışkırtmayı amaçlayan kamu derneklerinin kurulmasının ve bunların faaliyetlerinin yasaklanması; amaçları ve faaliyetleri anayasal sistemin temellerini zorla değiştirmeyi veya devletin bütünlüğünü ihlal etmeyi hedefleyen, devletin ulusal güvenliğini tehdit eden ve silahlı grupların yaratılmasını amaçlayan kamu derneklerinin oluşturulmasının ve bunların faaliyetlerinin yasaklanması; devlet desteği ile herhangi bir dinin gelişmesine yönelik kurumların oluşturulmasına engel olunmasıdır. Bununla beraber etkili olan ve pratikte sonuçlarını veren “Kazak yolu” stratejisini uygulanmasına da özen gösterilmelidir.

           

 

 

Kaynakça

 

Dursun Yıldız, Orta Asya’daki Saatli Bomba Su Sorunu, Truva Yayınları, İstanbul, 2012

Dursun Yıldız, Orta Asya’nın Stratejik Suları, Truva yayınları, İstanbul, 2012

Graham E.Fuller, "Central Asia: The Quest for Identity," Current History, Vol. 93, No. 582, April 1994

Hasan Kara, “Orta Asya Ülkelerindeki Etnik Yapının Bölge Güvenliğine Etkileri”, Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi / Journal of Turkish World Studies, İzmir, 2006, Cilt: VI, Sayı 1, Sayfa: 103-111.

Hirsch, E., “Toward an Empire of Nations: Border-Making and The Formation of Soviyet National Identities”.

https://tasam.org/trTR/Icerik/3085/orta_asyada_bir_guvenlik_sorunu_olarak_radikal_dini_hareketler_ve_terorizm

https://tr.wikipedia.org/wiki/Aral_G%C3%B6l%C3%BC, Erişim: 07.02.2020.

İrfan Kaya Ülger, “Orta Asya’da Radikalizm Tehdidi: Gerçek mi? Efsane mi?”,  II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ, http://www.bilgesam.org/Images/Dokumanlar/0-178-2014070120sosbilkongre34.pdf, Erişim: 29.01.2020.

Kazakistan Dışişleri Bakanlığı, http://www.mfa.kz/ru/content-view/delimitatsiya-i-demarkatsiya-gosudarstvennoj-granitsy, Erişim: 28.01.2020.

Lena Jonson, “The Tajik War: A Challenge to Russian Policy”, Great Britain: Royal İnstitude of İnternational Affairs, 2006.

Muzaffer Özdağ, Türkiye ve Türk Dünyası Jeopolitiği Üzerine,. Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi Yayınları, Ankara 2001.

Olga Dosybieva, “Kazak-Uzbek Border: Mapping Out the Future”, Institute for War and Peace, 1 June 2004

Olga Dosybieva, “Kazak-Uzbek Border: Mapping Out the Future”, 1 June 2004, Institute forWar and Peace Reporting, http://www.iwpr.net/?p=rca&s=f&o=175950&apc_state=henirca2004, (e.t. 10/05/2006);Marat Yermukanov, “Kazakh-Uzbek Border Agreement Signed,” http//:www.cacianalyst.org/view_article.php?articled=263, (e.t. 10/02/2004).

Özge Nur Öğütcü,  Aral Denizi Havzası Güncel Durum ve Çevre Sorunları, https://avim.org.tr/tr/Analiz/ARAL-DENIZI-HAVZASI-GUNCEL-DURUM-VE-CEVRE-SORUNLARI, Erişim: 07.02.2020

Pınar Akçalı, “Orta Asya’da Etnik Sorunlar: Karşılaştırmalı Bir İnceleme”, Orta Asya’da Siyaset ve Toplum: Demokrasi, Etnisite ve Kimlik, Editörü: M.Turgut Demirtepe, Ankara, 2012, s. 71.

Prof. Dr. Fahir Armaoğlu'na Armağan, Edition: Kollektif, Chapter: Tayyar Arı,  “Orta Asya'da Güvenlik Sorunu ve İşbirliği Girişimleri”, Publisher: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2008,

Prof.Dr. Kürşad Zorlu, Nazarbayev Liderliği, Kripto Kitaplar, Ankara 2019

Rajan Menon, “In the Shadow of the Bear: Security in Post-Soviet Central Asia”, International Security, Vol.20, No. 1 Summer 1995

Reporting, http://www.iwpr.net/?p=rca&s=f&o=175950&apc_state=henirca2004, (e.t. 10/05/2006); Marat

Sagat İbatullin, “Problemy Basseyna Aral'skogo Morya İ Znacheniye Regional'nogo Sotrudnichestva”, https://www.unece.org/fileadmin/DAM/SPECA/documents/ecf/2010/AralSea.pdf, Erişim: 07.02.2020

Suinbay Suyundikov, “Orta Asya Entegrasyonu; Sorunları ve Çözüm Yolları”, Ankara Üniversitesi, Siyasal Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2000.

Yermukanov, “Kazakh-Uzbek Border Agreement Signed,” http//:www.cacianalyst.org/view_article.php?articled=263,

Джуманов С. А. К вопросу о влиянии Аральской трагедии на здоровье населения Узбекистана и ликвидации ее последствий [Текст] // История и археология: материалы III Междунар. науч. конф. (г. Санкт-Петербург, декабрь 2015 г.). — СПб.: Свое издательство, 2015. С. 12-18. https://moluch.ru/conf/hist/archive/168/9212/, Erişim:07.02.2020

Жильцов С., Зонн И.. Борьба за воду // Индекс Безопасности. - Т. 14. - № 3 (86). - М., 2009.

Казанцев Андрей Анатольевич, “Центральная Азия: рост угрозы религиозного экстремизма и поиски путей борьбы с ним”, https://mgimo.ru/about/news/experts/tsentralnaya-aziya-rost-ugrozy-religioznogo-ekstremizma-i-poiski-putey-borby-s-nim/ Erişim: 30.01.2020.

Центральная Азия: Вода и конфликт, Отчет № 34 International Crisis Group МГПК - Азия, Ош/Брюссель, 2002. Tsentral'naya Aziya: Voda i Konflikt, Otchet № 34 International Crisis Group MGPK - Aziya, Osh/Bryussel', 2002.

 

Online Kaynaklar

 

http//:www.cacianalyst.org

http://www.bilgesam.org

http://www.ecolognatural.ru

http://www.iwpr.net

http://www.mfa.kz

https://www.astanatimes.com

https://www.avim.org.tr

https://www.fresher.ru

https://www.mgimo.ru

https://www.moluch.ru

https://www.tasam.org

https://www.tr.wikipedia.org

https://www.unece.org

https://www.waterunites-ca.org

 

[1] Suinbay Suyundikov, “Orta Asya Entegrasyonu; Sorunları ve Çözüm Yolları”, Ankara Üniversitesi, Siyasal Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2000. s. 52-53.

[2] Suinbay Suyundikov, “Orta Asya Entegrasyonu; Sorunları ve Çözüm Yolları”, Ankara Üniversitesi, Siyasal Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2000. s. 52-53.

[3] Prof.Dr. Kürşad Zorlu, Nazarbayev Liderliği, Kripto Kitaplar, Ankara 2019. s. 151.

[4] Hirsch, E., “Toward an Empire of Nations: Border-Making and The Formation of Soviyet National Identities”, age, s. 211.

[5] Prof. Dr. Fahir Armaoğlu'na Armağan, Edition: Kollektif, Chapter: Tayyar Arı,  “Orta Asya'da Güvenlik Sorunu ve İşbirliği Girişimleri”, Publisher: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2008, ss.1-17, s. 2.

[6]A.g.m. s. 3

[7] Dursun Yıldız, Orta Asya’nın Stratejik Suları, Truva yayınları, İstanbul, 2012, s. 40.

[8] A.g.e. s. 40

[9] A.g.e. s. 41

[10] Olga Dosybieva, “Kazak-Uzbek Border: Mapping Out the Future”, 1 June 2004, Institute for War and Peace

Reporting, http://www.iwpr.net/?p=rca&s=f&o=175950&apc_state=henirca2004, (e.t. 10/05/2006); Marat

Yermukanov, “Kazakh-Uzbek Border Agreement Signed,” http//:www.cacianalyst.org/view_article.php?articled=263,

(e.t. 10/02/2004).

[11] Kazakistan Dışişleri Bakanlığı, http://www.mfa.kz/ru/content-view/delimitatsiya-i-demarkatsiya-gosudarstvennoj-granitsy, Erişim: 28.01.2020.

[12] Graham E.Fuller, "Central Asia: The Quest for Identity," Current History, Vol. 93, No. 582, April 1994, ss. 145-

146.

[13] Rajan Menon, “In the Shadow of the Bear: Security in Post-Soviet Central Asia”, International Security, Vol.

20, No. 1 (Summer 1995), s. 152

[14] Hasan Kara, “Orta Asya Ülkelerindeki Etnik Yapının Bölge Güvenliğine Etkileri”, Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi / Journal of Turkish World Studies, İzmir, 2006, Cilt: VI, Sayı 1, Sayfa: 103-111.

[15] Muzaffer Özdağ, Türkiye ve Türk Dünyası Jeopolitiği Üzerine,. Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi Yayınları, Ankara 2001. s. 248.

[16] Lena Jonson, “The Tajik War: A Challenge to Russian Policy”, Great Britain: Royal İnstitude of İnternational Affairs, 2006, s. 42.

[17] Pınar Akçalı, “Orta Asya’da Etnik Sorunlar: Karşılaştırmalı Bir İnceleme”, Orta Asya’da Siyaset ve Toplum: Demokrasi, Etnisite ve Kimlik, Editörü: M.Turgut Demirtepe, Ankara, 2012, s. 71.

[18] Prof.Dr. Kürşad Zorlu, Nazarbayev Liderliği, Kripto Kitaplar, Ankara 2019. s. 222.

[19] Mart 1995’te kurulan Asamble, Kazakistan ulusal siyaset sisteminin merkez kuruluşlarından biri olarak görülmektedir. 820’den fazla etnokültürel kuruluşu bir araya getiren Asamble, kurumsal anlaşma ortamı sağlamaktadır. Dünyanın başka bir ülkesinde alternatifi olmayan yurttaşlık mefhumunun yegâne kuruluşu, halk diplomasisinin gerçekten önemli organı olmuştur. Asamble, merkez ve yerel yönetim organlarının etnokültürel kalkınma konularındaki çalışmalarını uyumlulaştırmaktadır. 17 yıldır haberleşme, eğitim, terbiye, hukuk gibi alanlarda etnokültürel anlaşmayı sağlamaya yönelik faaliyet göstermektedir. Devlet Başkanı’nın, Asamble Başkanlığı görevini doğrudan yürütmesi, Asamble’nin yüksek kurumsal ve siyasi itibarının göstergesidir. Asamble’nin üst organı olan Kazakistan Halk Asamblesi Meclisi’nin kararları, bütün devlet organlarını bağlayıcı niteliktedir. Günümüzde Kazakistan Halk Asamblesi, her bir yurttaşın etnik özelliklerini geliştirmeye imkân sağlayan, etnik veya dini özelliğine bakmaksızın Anayasa ile garanti altına alınan yurttaşlık hakları ile özgürlüklerini tamamen koruyan, etnisiteler arası ve dinler arası anlaşmayı sağlayan yegâne örnek kurumdur. Kazakistan’daki her bir etnik unsur, kurumun önemli ve uyumlu bölümü sayılmaktadır. Günümüzde genel eğitim veren 88 ilköğretim okulunda, etnik dillerde eğitim öğretim yapılmaktadır. 195 etnik gelişim tesisi ile lengüistik okul açılmış olup, faaliyet göstermektedir. 108 okulda 22 etnik unsurun dili özel ders olarak okutulmaktadır. Ayrıca, Rus, Uygur, Alman, Özbek vb. etnik unsurların dillerinde faaliyet gösteren 14 tiyatro bulunmaktadır. 11 dilde yayınlanan, 35 etnik kitle iletişim aracı bulunmaktadır. Bunların önemli bir kısmına ülke bütçesinden mali yardım yapılmaktadır. Etnisiteler arası konuları yayınlamanın özelliği dikkate alınarak Kazakistan Halk Asamblesi bünyesinde Gazeteciler ve Analistler Kulübü kurulmuştur. Etnisiteler arası ilişkileri incelemek ve planlamak amacıyla Kazakistan Halk Asamblesi Bilim Araştırma Konseyi ve Kazakistan Cumhuriyeti Devlet Başkanlığı bünyesinde Etnisiteler Arası İlişkileri Araştırma Merkezi kurulmuştur.

[20] Prof.Dr. Kürşad Zorlu, Nazarbayev Liderliği, Kripto Kitaplar, Ankara 2019. s. 223.

[21] Dursun Yıldız, Orta Asya’daki Saatli Bomba Su Sorunu, Truva Yayınları, İstanbul, 2012, s. 20.

[22] A.g.e. s. 20.

[23] Жильцов С., Зонн И.. Борьба за воду // Индекс Безопасности. - Т. 14. - № 3 (86). - М., 2009.

[24] Центральная Азия: Вода и конфликт, Отчет № 34 International Crisis Group МГПК - Азия, Ош/Брюссель, 2002.

Tsentral'naya Aziya: Voda i Konflikt, Otchet № 34 International Crisis Group MGPK - Aziya, Osh/Bryussel', 2002.

[25] Aral Gölü (Kazakça: Арал Теңізі (Aral Teñizi); Özbekçe: Orol Dengizi; Rusça: Аральскοе Мοре (Aral'skoye More): Tacikçe: Баҳри Арал (Bahri Aral); Farsça:(Daryâche-ye Khârazm), Kazakistan - Karakalpakistan (Özbekistan) sınırları içinde olan göldür. Önceki yıllarda 68,000 km² yüzölçümüyle Asya’nın ikinci, dünyanın dördüncü büyük gölüydü. Son yıllarda aşırı sulama nedeniyle eski yüzölçümünün %90'ını kaybetmiştir. Batı Türkistan’da Özbekistan ile Kazakistan arasındaki gölün büyük kısmı Özbekistan’a dahildir. Asya’nın ikinci, dünyanın dördüncü büyük gölüdür. Yüzölçümü 64.500 kilometrekare ile 68.700 kilometrekare arasında değişir. Büyüklük sırasına göre; Hazar Denizi, Superior (Kuzey Amerika), Victoria (Afrika) göllerinden sonra gelir. Jeolojik "Diluvyal devirde" Aral Gölünün yüzeyi daha yüksekte olup güney tarafından Hazar Denizi ile bağlantısı vardı. Karakum, Kızılkum ve Üstyurt çölleriyle çevrilidir. Gölün bulunduğu bölgede yazları çok sıcak geçen kurak bir iklim hüküm sürer. Akarsuların göle su taşımalarına rağmen buharlaşma, gelen sudan daha fazladır. Bu bakımdan göl gittikçe küçülmektedir. En derin yeri 68 metrelik bir çukurdur. Geri kalan kısmının derinliği 20 metreyi geçmez. Gölün denizden yüksekliği 48, Hazar Denizi'nden yüksekliği 78 metredir. Genişliği 228 ve uzunluğu 420 kilometredir. Tuzluluk derecesi düşüktür (% 0,0103). Gölün batı kıyıları dik, doğu ve güney kıyıları düz ve yassı, kuzey kıyıları girintili çıkıntılıdır. Aral Gölüne Amuderya ve Siri Derya nehirleri dökülür. Ayrıca etrafındaki yüksek dağların su kaynakları ile beslenir. Etrafı çöl olduğundan göl kenarında şehir yoktur. Göle Taşkent-Orenburg demiryolu yakındır. Aral Gölü'nde irili ufaklı pek çok ada ve adacıklar vardır. Bol miktarda balık bulunur. Bilhassa sazan balığı bakımından çok zengindir. “Hazar’ı Aral’a Birleştirme Projesi” üzerinde çalışılmaktadır. Bu projeye göre, Obi Irmağı'nın suları Aral’a akıtılarak, Aral Gölü ile Hazar Denizi bir kanalla birleştirilmek istenmektedir. https://tr.wikipedia.org/wiki/Aral_G%C3%B6l%C3%BC, Erişim: 07.02.2020.

[26] Sagat İbatullin, “Problemy Basseyna Aral'skogo Morya İ Znacheniye Regional'nogo Sotrudnichestva”, https://www.unece.org/fileadmin/DAM/SPECA/documents/ecf/2010/AralSea.pdf, Erişim: 07.02.2020

[27] Özge Nur Öğütcü,  Aral Denizi Havzası Güncel Durum ve Çevre Sorunları, https://avim.org.tr/tr/Analiz/ARAL-DENIZI-HAVZASI-GUNCEL-DURUM-VE-CEVRE-SORUNLARI, Erişim: 007.02.2020.

[28] Джуманов С. А. К вопросу о влиянии Аральской трагедии на здоровье населения Узбекистана и ликвидации ее последствий [Текст] // История и археология: материалы III Междунар. науч. конф. (г. Санкт-Петербург, декабрь 2015 г.). — СПб.: Свое издательство, 2015. — С. 12-18. — URL https://moluch.ru/conf/hist/archive/168/9212/ (дата обращения: 07.02.2020).

[29] Dursun Yıldız, Orta Asya’daki Saatli Bomba Su Sorunu, Truva Yayınları, İstanbul, 2012, s. 202.

[30] İrfan Kaya Ülger, “Orta Asya’da Radikalizm Tehdidi: Gerçek mi? Efsane mi?”,  II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ, http://www.bilgesam.org/Images/Dokumanlar/0-178-2014070120sosbilkongre34.pdf, Erişim: 29.01.2020.

[31] A.g.m. s. 445.

[32] https://tasam.org/tr-TR/Icerik/3085/orta_asyada_bir_guvenlik_sorunu_olarak_radikal_dini_hareketler_ve_terorizm

[33] Prof.Dr. Kürşad Zorlu, Nazarbayev Liderliği, Kripto Kitaplar, Ankara 2019. s. 98.

[34] Казанцев Андрей Анатольевич, “Центральная Азия: рост угрозы религиозного экстремизма и поиски путей борьбы с ним”, https://mgimo.ru/about/news/experts/tsentralnaya-aziya-rost-ugrozy-religioznogo-ekstremizma-i-poiski-putey-borby-s-nim/ Erişim: 30.01.2020.

Suinbay Suyundikov

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Rusya-Türkistan Araştırmaları Uzmanı

21. Yüzyıl Türkiye Buluşmaları
KORONAVİRÜS SALGINININ KÜRESEL ve  TÜRK EKONOMİSİ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Köksal Taşkent   - 01-04-2020

İran ve Korona Salgınının Etkileri

İran hükümetinin Korona salgının yayılmasında, ilk günlerdeki ihmali, ülkedeki yapısal değişim arzusunu güçlendirdi. Bu şok edici olay, sistemi ampirik olarak halkın önünde durma noktasına getirdi. İran'daki karar vericiler, bir diğer değişle siyasi erk, virüsü hükümet için bir siyasi propaganda mal...