İran'ın Suriye Politikası ve Milis Grupları

Yazan  09 Mart 2020

Özet

İran İslam Cumhuriyeti'nin dış politikasının esasları; hegemon güçlerin reddi, bağımsızlık ve Siyonist rejime muhalefet gibi yaklaşımlar üzerinde şekillenmiştir.

Bu açıdan bakıldığında ve İran İslam Cumhuriyeti'nin kuruluş ideolojisi de hesaba katıldığında, İran'ın dış politikasında uyguladığı keskin hamlelerin tutarlı olduğunu söyleyebiliriz. İran'ın 2011’den beri Suriye'de yaşanan gelişmelerde Suriye hükümetine verdiği destek, İran dış politikasının yapısıyla uyumlu bir görüntü çizmektedir. Bazı taktiksel değişiklikler olmasına rağmen, İran'ın Suriye krizine yönelik stratejik yönelimi ve tutumu hiç değişmemiştir. İran'ın Suriye'ye verdiği desteğin altında yatan gerekçelerin ideolojik çıkarlar, bölgesel etki, İran'ın coğrafi sınırları dışında ABD ile karşı karşıya gelmesi, Tahran ve Şam arasında doğrudan bir iletişim kanalı kurulması ve bölgesel rakiplerin etkisini azaltan ulusal çıkarlar kapsamında şekillendiği söylenebilir.

Anahtar kelimeler: Suriye krizi, Suriye İç Savaşı, İran milisleri, Şii endoktrinasyonu, Suriye'deki İran destekli gruplar

Giriş

İran İslam Cumhuriyeti, Suriye'yi bölgedeki stratejik derinliği ve İran'ın Orta Doğu’daki bölgesel dış politikasının ağırlık merkezi olarak değerlendirdiği için Suriye İç Savaşı boyunca Esad hükümetini desteklemeye karar verdi. Öte yandan bu desteğin bir diğer sebebi de Esad'ın devrilmesinin İran'ın bölgesel nüfuzunu azaltacağı, engelleyeceği ve İran'ın bölgedeki etkisini izole edeceğini bilmesidir. İran'ın bölgesel nüfuzunu korumak ve genişletmek, Hizbullah ve Filistin kaynaklı Şii milis gruplarla teması sürdürmek, İsrail'in yarattığı bölgesel güvenlik tehdidini ortadan kaldırmak ve bu tehdidi İsrail sınırlarında sınırlamak, sahadaki etkiyi diplomasi için bir zemin olarak kullanmak ve İran İslam Cumhuriyeti'nin bölgedeki yumuşak gücünün devam etmesi; Suriye rejiminin ayakta kalmasına ve İran'ın o ülkede devam eden etkisine bağlıdır. Bu nedenle, böyle bir analize dayanarak, İran İslam Cumhuriyeti'nin Suriye'ye desteği ulusal güvenliğin, özellikle İran İslam Cumhuriyeti'nin güvenliğinin yararınadır.

Suriye hükümetinin yenilgisi veya muhalefet üzerindeki zaferine; bu krizin devam etmesine; ve sonuçta Suriye'nin dağılmasına dair herhangi bir senaryonun, İran İslam Cumhuriyeti'nin dış politikası ve bölgesel çıkarları için olumlu ve olumsuz önemli sonuçlara yol açabileceğini belirtmek önemlidir.

Bölgedeki son gelişmelerde İran'ın sahadaki varlığının ve Tahran'ın yoğun diplomasisinin etkileri açıkça görülmektedir. Soçi anlaşması, Beşar Esad'ın zirveden önceki Rusya ziyareti ve üçlü askeri koalisyon; İran'ın "direniş" olarak adlandırdığı sahadaki faaliyetine ve gücüne yönelik yeni gelişmelerdir. Direniş gruplarına gelince, bu grupların geleceği büyük ölçüde bölgedeki; özellikle Suriye, Irak ve Lübnan'daki duruma bağlı. Hizbullah Lübnan'da istikrar kazandı; ancak Irak ve Suriye'de bu grubun ve diğer direniş denilen İran destekli grupların rolü bu ülkelerde gelecek hükümetlere bağlı. Suriye'de dönüşüm, gelecekte Suriye rejiminin sadece direniş gruplarını desteklemesiyle kalmayacak; aynı zamanda bölgesel müttefikleriyle, özellikle İran İslam Cumhuriyeti'yle çalışmaya varlığını sürdürebilmesi ve bölgedeki rollerinin devamlılığı, İran nüfuzunun devam etmesi için gereklidir.

Suriye'nin İran İslam Cumhuriyeti için Stratejik Önemi

Suriye'nin Türkiye, Irak, Lübnan ve İsrail'e komşuluğu; ülkenin jeopolitik önemini ve bölgesel ve uluslararası ilişkilerdeki stratejik rolünü açıkça göstermektedir. İran'ın jeopolitik ve stratejik rolü nedeniyle, birçok uluslararası ilişkiler uzmanı Suriye'yi dünyanın en büyük küçük ülkesi olarak adlandırmaktadır.[1] İran'ın Suriye'deki varlığının çöküşü, aynı zamanda Lübnan ve Filistin'deki müttefikleriyle de bağlantının kopması anlamına gelir. Aslında Suriye Arap Cumhuriyeti, İran İslam Cumhuriyeti'nin bölgedeki stratejik müttefiki konumundadır. Burada söz konusu olan sadece İran İslam Cumhuriyeti'nin stratejik derinliği değil, aynı zamanda Şam'ın da Orta Doğu'nun geleceğinde ve İran'in ulusal çıkarlarında belirleyici rol oynayan bir hükümet konumunda olmasıdır.

Ekonomik açıdan Suriye hükümeti korunur ve konsolide edilirse -İran ve Irak arasındaki güçlü ilişkiler göz önüne alındığında- Suriye, İran petrol ve gazının transferi için güvenli ve tercih edilebilecek bir yol olabilir.

Hizbullah, İran İslam Cumhuriyeti'nin stratejik bir silahı olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle Suriye, İran ve Hizbullah arasındaki en önemli iletişim köprülerinden biri olduğu ve Suriye'deki rejimin değiştirilmesi bu iletişim köprüsünün kesilmesi anlamına geleceğinden Beşar Esad'ın hayatta kalması İran İslam Cumhuriyeti için büyük önem taşımaktadır. Suriye, son yıllarda İran ile Lübnan Hizbullahı, Filistin Haması ve İslami Cihad hareketleri arasındaki iletişim köprüsü olduğundan, Tahran liderleri için Şam daha önemli hale gelmiştir.

 

İran İslam Cumhuriyeti'nin Suriye krizine yaklaşımı

İran İslam Cumhuriyeti, Suriye krizinin en önemli oyuncularından biri ve Suriye'nin en güçlü bölgesel destekçisidir. İran'ın Suriye krizine müdahil olması, İran İslam Cumhuriyeti'nin ulusal güvenliğine yönelik birtakım tehdit ve zorluklar doğurabilir. Bu gelişmeler, bölge, toplum ve siyasi sistem açısından ülkenin ulusal güvenliğinin farklı yönlerini etkilemektedir.

Suriye rejiminin herhangi bir şekilde çökmesi, Şii müttefikinin parçalanmasına sebep olacağı gibi, İran'ın mevcut güç dengesini de zayıflatacaktır. Dolayısıyla İran, böylesi bir senaryonun önüne geçmek için Suriye hükümetinin konumunu güçlendirmenin yanı sıra; bölgede etki sahibi olduğu diğer devletlerle yakın ilişkiler kurmayı ve otorite kazanmak amacıyla manevi bir etki kazanmayı amaçlamaktadır. Bu şekilde, yönetişim modelini bölgenin dönüştürücü ülkelerine ihraç edebilir.

İran'ın Suriye ile ilgili en büyük endişelerinden biri, Amerikan nüfuzunu ve genel olarak Batı'yı bölgeye sınırlamaktır. Bu nedenle Suriye'deki herhangi bir güç transferini ancak içinde bir rolü varsa ve gelecekte varlığını garanti altına alırsa kabul edecektir.[2] Bu şekilde "Şii direniş ekseninin" çöküşünü önlerken, İran İslam Cumhuriyeti'nin ve bölgedeki müttefik aktörlerinin düzenini oluşturmaya yardımcı olacaktır. Suriye krizi boyunca İran, stratejik müttefiki Suriye'ye kapsamlı yardımlar sağlamıştır.

İran'ın Suriye hükümetine verdiği yardımlar şunları kapsamaktadır:

  1. Petrol ve bağışlar
  2. Bilgi ve istihbarat desteği
  3. Silah ve askeri teçhizat
  4. Ordusunu eğitmek için Suriye'ye uzman ve danışman desteği
  5. Suriye'deki askeri savunma stratejisine uygun olarak, milisler oluşturulması ve eğitilmesi[3]

Tahran yönetimi Suriye iç savaşını siyah-beyaz ekseninde değerlendiriyor. İran Lideri Ali Hamaney, "Suriye rejimi İsrail'e karşı direniş ekseninin önemli bir parçasıdır ve İran'ın ABD ile mücadelesinin ön saflarında yer alıyor." dedi. Öte yandan bazı İranlı yetkililer Tahran'ın Esad rejimine sınırsız desteğine yönelik şüpheci bir tavır takınmaktadır. Buna rağmen İran İslam Cumhuriyeti'nin, Suriye'yi birçok açıdan desteklediği açıktır.

İran, Suriye'de rejim muhaliflerine meselenin siyasi yollardan çözmesini önermiştir. Fakat bir taraftan da Esad’ın devrilmesini isteyenleri işgalci Batı'yı İsrail’in maşası olarak görmüştür. İran için Esad rejimi, salt bir müttefikten öte İran’ın savunma stratejisinin en önemli parçası haline gelmiştir ve ona stratejik derinlik vermiştir. Bu yüzden Suriye krizinin başladığından beri İran, stratejik hedef olarak ne istediğinden emindir ve tüm önceliği Esad rejiminin ayakta kalmasına vermiştir. İran'a göre eğer bu rejim ayakta kalamayacaksa bile İran’ın etkisi altında olan yeni bir oluşum desteklenecektir.

 

Suriye'de İran-Rusya İlişkileri ve Gerçekler

Suriye'deki Rus-İran işbirliğine rağmen, Rusya'nın Suriye'deki konumu ve rolü hususunda İran ile arasında uzun vadeli farklılıklar ortaya çıkabilir.

Rusya Suriye'yi Akdeniz'deki etkisinin ana üssü olarak görüyor. Dolayısıyla Rus hükümeti, ancak kendi çıkarları zarar görmediği sürece İran'ın Suriye'deki varlığını kabul etmeye hazır. Başka bir deyişle, Rusya İran'ı Suriye'de bir rakip olarak görüyor.

Öte yandan, Rusya'nın İsrail ile yakın bir ilişkisi var. Bu nedenle, bazı durumlarda, İsrail ile olan yakın ilişkilerini zedelemeyecek şekilde hareket etmesi doğaldır. Dolayısıyla böyle bir durumda İran İslam Cumhuriyeti'nin çıkarlarına uymayan kararlar verebilir. Rusya'nın Golan Tepelerindeki İsrail varlığına dolaylı olarak yardım etmekte oluşu, esasında bir yandan da İsrail güvenliğini garanti etmek istediğini göstermektedir.

Bir diğer husus da Rusya'nın kendisini bir Avrupa ülkesi olarak görmesi ve daima Asya kartını Batı'ya karşı diplomasisinde oynamaya çalışmasıdır. Böylece Rusya, Suriye güç geçişi sırasında Batı ile, özellikle ABD ve hatta Türkiye ile anlaşabilir. Diğer bir deyişle Rusya, İran'ın Suriye'deki rolünü azaltmak için özellikle Kırım krizinin ardından Batı'dan taviz almaya istekli olabilir. Rusya'nın bu kabiliyetine bir örnek, OPEC zirvesinde petrol üretimini artırmak için Suudi Arabistan ile uyum sağlamış olmasıdır.

İran'ın Orta Doğu'daki vekalet savaşları ve güvenliği

Esasında İran, Orta Doğu’da ve Suriye'de lider konumunu elde etme motivasyonu taşımaktadır. İran rejimi aynı zamanda kendisini bölgedeki pek çok eski medeniyetin devamı olarak da görmektedir. Dolayısıyla İran, Orta Doğu'daki liderlik iddiasının altındaki tarihi gerekçeleri bu gibi sebeplerle meşrulaştırmaktadır. İran'ın bölgedeki güç arayışı eskilere dayansa da, pratikte bunun gerçekleşmesi ABD’nin Irak'a müdahalesi ile başlamıştır. Bu bağlamda savaştan sonra Şii grupları desteklemek amacıyla İran'ın Irak hükümeti üzerinde büyük etkisi olmuş ve kendi gücünü Orta Doğu’da inşa etmeye başlanmıştır. Özellikle Suriye, Irak ve Yemen'deki kritik durum; küresel güçler ve birtakım hükümetlerin eylemleri ile söz konusu olan vekâlet savaşları bağlamında değerlendirildiğinde bölgedeki vahim tabloyu yansıtmaktadır. Batı ve bölgesel müttefiklerinin yıllardır bölgede kullandıkları karşıt dini, siyasi ve etnik gruplar arasında iç savaş yaratmaktadır. Ancak bu vekâlet savaşları, farklı ülkelerden teröristlerin Suriye'ye gönderilmesiyle yeni bir aşamaya geçmiştir. Vekâlet savaşının kapsamı; bu savaşların inkâr, meşruiyet, gereklilik, maliyet ve kabiliyetleri ile alakalıdır. Buradaki faktörlerden en önemlisi, ihtiyaç ve maliyetler arasındaki ilişkidir. İran halkının Orta Doğu sahnesindeki "Büyük Savaş"a olan olumsuz bakış açısı göz önüne alındığında, bölgedeki herhangi bir doğrudan askeri müdahale, müdahil olan hükümetler için ağır siyasi maliyetler doğuracaktır.

Bu faktörlerden ötürü İran İslam Cumhuriyeti, Suriye’deki vekâlet savaşına büyük bir titizlikle yaklaşmıştır. Tüm bu grupların ortak bir amacı ve yöneticisi olsa da; buna dair literatürde yeterli sayıda ve düzeyde bir çalışma gözükmemektedir. Bu nedenle bu çalışmada Suriye'de savaşan İran destekli en önemli gruplardan bahsedilecektir.

  1. Devrim Muhafızlarının Kudüs Gücü

İran Devrim Muhafızları’nın Kara, Deniz, Hava kuvvetleri ve Besic Teşkilatı'ndan sonra yer alan beşinci kuvveti sınır ötesi faaliyetler için görevlendirilen "Kudüs Gücü" olarak adlandırılmaktadır.

Kudüs Gücü, Irak topraklarında keşif ve askeri misyonlar yürütmek amacıyla İran-Irak savaşı sırasında kurulmuştur. Suriye'deki kargaşanın ardından Kudüs Gücü, yeni bir misyon olarak Suriye'de faaliyetlerine başlamıştır.

Kudüs Gücü, Suriye'deki çatışmanın ilk aylarında birkaç üst düzey komutanının tutuklanmasından ve serbest bırakılmasından sonra politikasını yavaş yavaş değiştirmiştir. Bu kapsamda Kudüs Gücü, Lübnan Hizbullahı güçlerinin eğitimi ve örgütlenmesinde daha büyük bir rol ve öncelik vermiştir.

Akabinde Kudüs Gücü’nün komutanları İran'daki gönüllü savaşçıları örgütlemek ve Suriye'ye göndermek için "Türbenin Halk Savunucuları" (Müdafaine Harem) grubunu kurmaya karar vererek Suriye'de savaşmak için İran'dan yüzlerce genç göndermiştir. Ancak bu grubun Suriye'de ölen onlarca mensubunun cesedi şimdiye kadar İran'ın çeşitli şehirlerinde gömülüdür ve kayıpların sayısı kesin olarak bilinmemektedir.

  1. Lübnan Hizbullahı

Hizbullah, 2012 yılın sonlarından bu yana Suriye çatışmasına karıştı ve 250’den fazla üyesi öldü. Hizbullah genel başkanı Hasan Nasrullah, grubun Suriye'deki askeri varlığını defalarca onayladı.

Hizbullah, İran'ın isteği üzerine çatışmalara girmişti. Aynı zamanda Hizbullah, Irak ve Suriye'deki milislerin en önemli eğitim kaynağı ve bu bölgelerdeki iç savaş planlayıcısı olarak kabul ediliyor. İki ülkedeki Şii milislerin çoğu Lübnan'daki kıdemli Hizbullah komutanları tarafından eğitildi.

Kudüs Gücü tarafından bu görevin Hizbullah'a verilmesinin nedeni, grubun İsrail ile savaşma konusundaki yüksek deneyimidir.

İran lideri Ali Hameney'in resmi web sitesinde Hasan Nasrullah, Hizbullah'ın Lübnan'daki faaliyetleri ve Hameney’in bölgedeki gelişmeler hakkındaki konuşmalarını içeren "Direniş" adlı özel bir sayfa açıldı. Bu sayfada Suriye, Libya, Irak, Filistin, Lübnan, Tunus, Mısır, Pakistan, Yemen, Bahreyn, Hindistan ve Myanmar ülkelerini "İslami Direniş" ekseni olarak gösteren bir harita bulunmaktadır. Projenin ana yönetimi, Tuğgeneral Ali Şadmani'nin de açıkladığı gibi Ali Hameney tarafından Devrim Muhafızlarına devredildi. Bu harita, İran İslam Cumhuriyeti'nin bu ülkelerdeki etkisini genişletme politikalarının açık ve net bir göstergesidir. Proje şu anda Lübnan'da Hizbullah tarafından yürütülmektedir. Bu strateji kapsamında Lübnan Hizbullahı, bu ülkelerde Hizbullah adı verilen "direniş hücrelerini" başlatmakla görevlendirilmiştir. Bu plana dayanarak Hizbullah, Devrim Muhafızları Kudüs Gücü ile işbirliği içinde; Suriye, Irak, Pakistan, Yemen, Filistin ve Tunus'ta bir Hizbullah örgütü kurabildi.

İran ile uyumlu olan Hizbullah, son dönemde bu ülkelerde yaşanan iç gelişmeler akabinde açık bir tutum sergilemiş ve bu gelişmeleri İran'ın çıkarları doğrultusunda savunmuştur.

  1. Suriye Hizbullahı

Suriye Hizbullahı, Lübnan Hizbullahı'nın Suriye'de yer alan ikinci şubesi konumundadır. İran Devrim Muhafızları’nın İmam Hüseyin karargahı halefi Hüseyin Hamadani, Suriye Hizbullahı’nın İran İslam Cumhuriyeti tarafından kurulduğunu doğrulamıştır.

Grupta Suriye'de Beşar Esad'ı destekleyen savaşçılar da yer almaktadır. Suriye Hüzbullahı, yine Suriye ordusuna Esad'ın muhalefetine karşı mücadelesinde yardımcı olmaktadır.

Suriye Hizbullahı 8 Nisan 2014'de sekiz üyenin ölümünü açıklayan bir bildiri yayınlayarak aynı zamanda Suriye'deki varlığını ve faaliyetlerini açıkça ilan etmiş oldu.

Suriye Hizbullahı’nın üyelerinin Suriye Şii’lerinden oluştuğu ve eğitimlerinin Lübnan Hizbullahı komutanları ve Devrim Muhafızları tarafından verildiği bilinmektedir.

Bu grubun aktif mensup sayısının yaklaşık 15.000 olduğu tahmin edilmektedir.

  1. Bedir Örgütü

Bedir örgütü, İran İslam Cumhuriyeti ve İran Devrim Muhafızları ile çok yakın bir ilişkisi olan bir örgüt olarak Irak'taki en ünlü gruplardan sayılmaktadır. Bedir örgütü, Irak Yüksek İslam Konseyi'nin askeri kolu olarak faaliyet yürütmekteydi.

Bu siyasi-askeri kuruluş, Muhammed Bakir Hekim tarafından, İran'daki bir grup İran-Irak savaş esiri ve mültecilerin katkısı ile 1980’da kurulmuştur.

Bedir örgütünün üyeleri kendilerini İran İslam Cumhuriyeti'nin kurucusu Ruhullah Musevi Humeyni Fedaileri olarak görmektedir. Saddam Hüseyin'in İran'a karşı savaşı sırasında Irak'a karşı savaşmayı “Allah yolunda cihad” olarak nitelendirmişlerdir. Hadi Ameri şu anda Bedir örgütü komutanı olarak bu grubun başında bulunmaktadır. Ameri, geçmişte Irak parlamentosunda milletvekilliği ve Irak hükümetinin ulaştırma bakanlığı görevlerinde bulunmuştur. Hadi Ameri'nin aynı zamanda geçen haftalarda suikasta uğrayan Kudüs Gücü eski komutanı Kasım Süleymani ile yakın bir ilişkisi vardı ve Irak'ta bu iki şahsın yan yana çok sayıda görüntüsü mevcuttu.

5 Kasım 2014 tarihinde, İran lideri Ali Hamaney'in evinde Ameri ve Süleyman'ın bir fotoğrafı yayınlandı. Bu da Bedir örgütü komutanının İran liderine yakınlığının bir göstergesiydi. Buna ek olarak Bedir örgütü, Ali Hamaney'i öven bir video hazırladı ve yayınladı.

2014 Kasım ayında yayınlanan raporlara göre Bedir örgütünün mevcudu sayısı 10.000 idi. Bunun içerisinden 1.500 kişi Suriye'deki diğer İran kuvvetleriyle birlikte muhaliflere karşı savaştı.[4]

  1. Ebulfazl el-Abbas Taburu

Birkaç Iraklı Şii milis grubundan oluşan 5. Ebulfazl el-Abbas Taburu, Hz. Ali'nin kızı olan Hz. Zeyneb'in Suriye'deki türbesini korumak için varlığını resmen ilan etmiştir.

Bu grubun mensupları; Mukteda es-Sadr liderliğindeki "Vaat Edilen Gün" grubu, Kays el-Hazali tarafından yönetilen "Asaib Ehlil Hak" grubuna bağlı Mehdi Ordusu; Lübnan'daki bir grup Hizbullah üyesi ve Şam'da yaşayan Iraklılardan oluşmaktadır.

Bazı resmi İran haber ajansları Suriye'de taburun oluşumunda Hizbullah ve Hasan Nasrullah'ın doğrudan etkili olduğunu yazmıştır.

Tabur, Kudüs Gücü ile yakın bağları olan Hüseyin Ebu Acib adlı bir Suriyeli Şii tarafından yönetilmektedir.

  1. Fatimiyyun Tugayı

Fatimiyyun (Fatımîler) Tugayı Suriye'de bulunan bir başka Şii savaşçı grubudur. Üyelerinin çoğu İran'da ikamet eden Afganistanlılardır.

Bu grup, İran Devrim Muhafızları`nın kamplarında eğitim alındıktan ve organize edildikten sonra Suriye’ye gönderilmektedir. Tugay, şu anda Suriye topraklarının çeşitli bölgelerinde çatışmalarda yer almaktadır.

2018 Ocak ayında kuvvetin komutanı Zâhir Mücahid, kayıpları 2000 ve yaralılarını 8000 olarak tahmin ettiğini belirtmiştir.[5] Bu grubun önemli sayıda üyesinin cesedi, özellikle Kum ve Meşhed olmak üzere İran'ın çeşitli şehirlerinde gömüldü. Şii Afganlar yıllardır Kum ve Meşhed'in iki dini şehrinde yaşıyorlar. Buna göre, Fatimiyyun Tugayı üyelerini örgütleme ve gönderme görevi Devrim Muhafızları’nın Kum Eyaleti ve Horasan-Razavi Karargâhı'na aittir.

Taburun komutanı Ebu Hamid olarak bilinen Ali Rıza Tavassuli 28 Şubat 2015'de Suriye'nin Deraa şehrinde öldürüldü ve birkaç gün sonra Meşhed'e gömüldü. Tavassuli'nin ölümünden sonra, Kasım Süleymani ile yan yana önemli görüntüleri yayınlandı.

  1. Zeynebiyyun Tugayı

Zeynebiyyun, 2014 yılı başlarından itibaren Şii cihatçı ideolojisi kapsamında çalışmaya başladı.[6] Zeynebiyyun, Suriye iç savaşında hükümet yanlısı bir gruptur. Bu grup çoğunlukla Pakistanlı Şiilerden oluşmaktadır.[7] Çoğu Pakistan'da mülteci olarak yaşayan Afganistan Şiileridir. Bu gruptakiler İran'da ikamet eden Pakistanlılar ve çoğunlukla Pakistan'ın Hayder-Pahtunhva’da ikamet eden Şiiler bulunmaktadır. Tugay kurulmadan önce Suriye hükümeti yanlısı Pakistanlılar Fatımî tugayında savaştılar. Fakat bu grup büyüdükçe ayrı bir tugay oluşturdular ve Zeynebiyyun'u kurdular. Esasında bu grup da İran Devrim Muhafızları tarafından oluşturuldu ve eğitildi. Grubun görevi öncelikle Zeyneb tapınağını savunmaktı. Ama daha sonra Halep'teki savaş alanına girdi.[8] Bu grubun kayıpları genellikle İran'a gömülmektedir. Zeynebiyyun bölümü daha çok Suriye'de bir öncü gücü olarak faaliyet göstermektedir. Bu gruba mensup yaklaşık 20.000'den fazla kişi olduğu söylenmektedir.[9]

  1. Zülfikâr Tugayı

Ebulfezl el-Abbas tugayından sonra Şam'daki ikinci Irak Şii silahlı grubudur. Tugayın eski lideri Ebu Şahd El-Ceburi 2014 Şubat Şam'daki çatışmada öldürülmüştür.

El-Ceburi'nin ölümünden önce İran İslam Cumhuriyeti ve Devrim Muhafızları ile yakın bir ilişkisi bulunmaktaydı ve öldükten sonra İran ile olan bağlantısını gösteren çok sayıda görüntü yayınlanmıştır.

Ayrıca Suriye'deki çatışmada öldürülen El-Ceburi'nin halefi "Ebu Hacer" olarak bilinen Fazil Subhi, Irak'ın Asaib el-Hak grubunun bir üyesiydi ve İran'a yaptığı gezilerin sayısız görüntüsü yayınlandı.

  1. Asaib Ehlil HakHareketi

Asaib Ehlil Hak grubu, Mahmud Haşimi Şahrudi’nin önerisi ile Şeyh Kays Hazali önderliğinde faaliyetlerine başladı.[10] Şahrudi, İran yargısının eski başkanı, Uzmanlar Kurulu üyesi ve Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi başkanıydı. Şahrudi, 1948'de Irak’ta Necef ilinde doğdu ve 2018 Ocak'ta Tahran'da öldü. Asaib Ehlil Hak, "Velayat-i Fakih"[i] ve Ali Hamaney'e inanan Iraklı Şii gruplarından biridir.

2014 Ağustos ve Ekim aylarında, Asaib Ehlil Hak askeri tatbikatlar yaptı ve bazı kıdemli Kum yetkilileriyle görüşmeler için İran'a gitti. Bu görüntülerin yayınlanması medyada büyük yankı bıraktı. İran'daki Asaib Ehli Hak grubunun temsilcisi Mehdi Bahtiyari'dir.

Modellerinde Lübnan Hizbullahı’nı örnek alan grup, mevcudunun 50.000'den fazla olduğunu iddia etti.

Suriye’de çatışma başladıktan sonra bu grup, Beşar Esad muhaliflerine karşı savaşmak için Suriye'ye ilk gidenler arasındaydı. Asaib grubunun Suriye şubesine Haydar al-Karrar Tugayı denir. Tugay, Halep merkezli Asaib el-Hak'ın askeri komutanı Ekrem al-Kaabi tarafından yönetilmektedir.

  1. Saraya al-Horasani

Saraya Horasani Taburu üyeleri çoğunlukla güney ve orta Irak'taki Şiilerdir. Bu Şii taburunun lideri ve genel sekreteri Ali El-Yasiri, açıkça Irak'ta Devrim Muhafızları'nın kurulmasını istedi. Saraya Horasani Taburunu Irak ve Suriye'deki diğer askeri gruplardan ayıran özelliklerden biri, grubun İran Devrim Muhafızlarının logosuna benzer şekilde seçtiği logodur. Tahran'a doğrudan bağımlı olması nedeniyle, grup diğer Şii gruplardan askeri ve lojistik olarak daha iyi bir şekilde desteklenmektedir.

Saraya Horasani grubu tarafından yayınlanan video kliplerden birinde, İran Devrim Muhafızlarının öldürülen komutanlarından Hamid Takavi'nin grubun kurucusu olduğundan söz edildi. Hamid Takavi, Aralık 2014'de Samarra'da öldürülen Kudüs Gücü'nün komutanlarından biriydi ve resimleri Irak'taki bazı sokaklara da monte edilmiştir.

7 Nisan 2015'de İran'daki Ufuk TV kanalı, kurtarılan Balad kentindeki operasyonlarından biri hakkında bu gruba ilişkin bir belgesel yayınladı ve belgeselde bazı grup mensupları Ali Hameney'in resimlerini kıyafetlerinde taşımaktaydı.

  1. Kataib Hizbullah

Kataib Hizbullah veya Hizbullah Tugayları, Irak'taki diğer bir Şii savaşçı grubudur. Üyelerinin çoğu Muhammed Bakır es-Sadr ve İran İslam Devrim önderi Ruhullah Musevi Humeyni'nin takipçileridir. Kataib Hizbullah 2003 yılında kurulmuştur.

Kataib Hizbullah, Saddam Hüseyin'e şiddetli bir şekilde muhalefet etmesine rağmen, Irak'taki yabancı işgalini şiddetle reddetti. Kataib Hizbullah, Saddam Hüseyin'in düşmesinden bu yana 23 Ekim 2003'de Bağdat bölgesinde ilk Amerikan karşıtı operasyonunu başlatmış ve 2011’e kadar bu tür faaliyetler yürütmüştür.

Suriye krizi başladıktan sonra Kataib Hizbullah kuvvetleri Beşar Esad hükümetinin savunmasını sürdürmek için Suriye'ye gitmiştir. Bu grup yüksek operasyonel kapasiteye sahiptir. Irak Hizbullah taburlarının genel başkanı Rahman Al-Cezairi, örgütün şu anda Irak'taki üç taburda 5.000'den fazla askere sahip olduğunu söylemiştir.

  1. Irak Hizbullahı

Irak'ın Hizbullah'ı aslında Vasık el-Batat liderliğindeki Lübnan Hizbullahı'nın bir parçasıdır. Vasık el-Batat, 1979’da Irak'ın Maysan eyaletinde doğdu ve 1993’dan sonra Saddam Hüseyin'in bir grup muhalifi ile İran'a göç etti. Uzun yıllar İran'da yaşayan ve Bedir Örgütü üyesi olan El-Batat, 2002 yılında Sarallah adlı bir örgüt kurup Mehdi Ordusu’na katıldı. 2006 yılında El-Batat Lübnan'da Sarallah örgütünü Hizbullah olarak yeniden adlandırdı ve çalışmalarını İslami Direniş üzerine kurdu. ABD'nin Irak'tan çekilmesinden sonra "direniş" unvanını "harekete" çevirdi. Gruptaki yetkililere göre, Irak Hizbullah'ı 140.000'den fazla kişiyle silahlanmış durumdadır.

  1. Kataib İmam Ali

Kataib İmam Ali, IŞİD'in Musul'u işgalinden bir ay sonra kuruldu. Kataib İmam Ali’nin üyelerini Irak'ta yaşayan bir grup Şii milis oluşturmaktadır. Örgüt, Muhammed Şabal el-Zeydî tarafından yönetilmektedir. Şabal el-Zeydî’nin halefi Ebu Hasaneyn lakabıyla tanınan Ali Musevi, 6 Mart 2015'de Tikrit'in kurtarılması sırasında öldürüldü.

Kataib İmam Ali, diğer Şii gruplar gibi, İran İslam Cumhuriyeti tarafından desteklenmektedir. Grup liderlerinin birçoğunun Kasım Süleyman ile birlikte görüntüleri sosyal ağlarda ve haber sitelerinde yayınlanmıştır.

  1. Kataib Seyyid el-Şuheda

Kataib Seyyid el-Şuheda, 2003'ten beri Irak'taki ABD güçleriyle savaşan gruplardan biridir. 2011'den Suriye iç savaşında aktif bir rol oynamaktadır. Tabur üyeleri Iraklı Şiilerdir. Zeyneb türbesini korumak için Suriye'de kalma niyetlerini ifade etmişlerdir. Bazı haberlere göre, şimdiye kadar Suriye'deki çatışmalarda grubun 30 üyesi öldürülmüştür. Abu Mustafa Hazali grubun komutanı ve Ebu Ala Velayi ise grubun genel başkanıdır. Resmi İran televizyonu bu grup hakkında bir belgesel hazırlayıp yayınlamıştır.

  1. Nüceba Hareketi

"Nüceba" Taburu olarak kısaltılmış olan "İslami Direniş Hareketi’nin el-Nüceba Hizbullah Hareketi", İran İslam Cumhuriyeti'ne yakın bir Şii grubudur. Nüceba Taburu, Ebulfezl Abbas Taburu gibi Mukteda es-Sadr'ın eski danışmanı olan Şeyh Akram Kaabi'nin başkanlığındaki Asaib Ehli'l Hak örgütünün bir alt bölümüdür.

Grubun Lübnan'daki Hizbullah ile çok yakın bir ilişkisi vardır. Lübnan Hizbullah'ının askeri komutanlarından Ebu İsa İklim, Nüceba grubunun Irak'taki askeri eğitiminin ana sorumluluğunu üstlendi. Yahya el-Şebri ise, İran'daki Nüceba Hareketinin temsilcisi olarak görevlendirilmiştir. Şebri, 17 Mart 2015 Tahran’da Irak Büyükelçiliği tarafından düzenlenen törene katıldı.

  1. Mehdi Aslanları

25 Şubat 2020 tarihinde İran’ın, Suriye'de Esad güçleri saflarında savaştırmak üzere Irak ve Afganistan'dan para karşılığında getirdiği kişilerden "Mehdi Aslanları" bir silahlı grup kurduğu ve Suriye kökenli Şiilerin de katılmasıyla gruptaki silahlı kişilerin sayısı 200'e ulaştığı öğrenildi.[11]

Hama ilinde askeri eğitimlerini tamamlayan silahlı kişiler, terörist grupların yoğun olarak bulunduğu Deyrizor iline gönderildi. Söz konusu silahlı gruptakiler, Deyrizor'daki Elbukemal Çölü'ne ve Irak- Suriye sınır hattına konuşlandırıldı.[12]

Sonuç Yerine

Suriye yıllardır İran'ın Arap dünyasına girişine ve İran ile Akdeniz ve Yakın Doğu arasındaki stratejik bağlantıya açılan bir kapı olmuştur. Bu yüzden Suriye'yi zayıflatmak ve Esad'ı devirmek, İran'ın direniş eksenini zayıflatacak ve İran'ın bölgesel nüfuzunu azaltacak ve içerecektir. Suriye'deki krizin başlangıcından bu yana, İran İslam Cumhuriyeti her zaman dış politika önceliklerinden biri olarak Suriye siyasi sistemine desteğini sürdürmüştür. İran İslam Cumhuriyeti, bir bölgesel aktör olarak Suriye'deki krizde, diğer bölgesel aktörlerden çok farklı bir politika izleyerek Suriye siyasi sistemini desteklemeye çalıştı. İran İslam Cumhuriyeti'nin Suriye sistemi üzerindeki destekleyici duruşu ve bu ülkedeki krizi çözme çabaları ideolojik ve idealist hedeflere dayanmaktadır. İran’ın Orta Doğu’da etkili hale gelmesi ile beraber Arabistan buna karşı koymaya başlamıştır ve İran ve Arabistan adeta bir soğuk savaş arasında başlamıştır. Bu kapsamda Arap baharına yönelik iki ülkenin yaklaşımları rakibinin bu gelişmenin sonuçlarından fayda sağlayıp sağlamayacağı üzerine kurulmuştur. Bu nedenle Suriye krizinin başlangıcından bu yana, İran hükümeti ülkedeki gelişmeleri Arap Baharı'ndan farklı olarak tanımladı; bunu İsraillilerin ve Arabistan’ın Orta Doğu direniş hattını zayıflatmak için yürüttüğü bir strateji olarak değerlendirdi.

Yukarıdaki koşulların yanı sıra İran İslam Cumhuriyeti'nin Suriye'ye yönelik dış politikasını şekillendiren faktörler aynı zamanda Suriye'deki muhalefetin siyasi ve dini yapısı, Suriye hükümetinin sürdürülebilirliği, İran'ın Suriye'deki etkisi ile de alakalıdır. Başka bir deyişle Suriye'deki olası bir iktidar değişikliği, İran'ın bölgesel rakip zincirlerine bir bağlantı daha ekleyerek bölgesel stratejik müttefiki kaybetmek olarak görülüyor.

2011 Suriye krizinin başlamasıyla birlikte, iki ülke arasında işbirliği ve ilişkilerin genişletilmesi ihtiyacı her zamankinden daha fazla hissedildi. Böylelikle İran, güvenlik ve ulusal çıkarları nedeniyle bölgesel ve uluslararası baskılara rağmen, Suriye meselelerinde kilit bir oyuncu haline geldi. İran, Suriye'deki stratejik konumunu korumak için mevcut hükümeti hem siyasal hem de askeri açıdan desteklemektedir. Bu kapsamda birçok örgüt oluşturarak milis kuvvetleri Suriye'ye göndererek Suriye iç savaşına dahil etmiştir. Diğer bir ifadeyle İran, Suriye krizi boyunca tüm gücüyle Esad'ın düşmesini engellemeye çalışmıştır. Çünkü Esad'ın devrilmesi, İran için güvenlik sorunları yaratmanın yanı sıra, İran'ın güç gösterisini azaltacak ve bölgedeki Hizbullah güçleriyle bağlarını kesecektir ve böyle bir ortamda İran bölgedeki stratejik kanalını kaybedebilir. Bu nedenle İran'ın Suriye krizi sırasında dış politika hedefleri ve öncelikleri temelinde ödediği harcamalar, İran'ın ideallerine paralel olarak gerçekleşirken, aynı zamanda da bu faaliyetlerin İran'ın stratejik hedeflerini güçlendirdiği düşünülebilir. Bunlara rağmen Beşar Esad'ın koltuğunda kalması halinde dahi İran'ın Suriye’de artan etkisini git gide Rusya’ya bırakacağı da öngörülebilir.

İran ve Türkiye Suriye krizi başladıktan sonra farklı politikalar izlemişlerdir. Birisi rejimin yanında durmuş, diğeri ise muhaliflerin yanında yer almıştır. Bu yüzden de Suriye konusu ikili ilişkilerini olumsuz etkilemektedir. Fakat baktığımızda bunun da ötesinde Suriye krizi her iki ülkeye de ekonomi ve güvenlik anlamında büyük zararlar vermektedir. Ekonomik olarak her iki ülke de askeri girişiminin mali yükünün altındadırlar. Güvenlik açısından bakıldığında da terör örgütü PKK'nın Suriye kanadı olan YPG, hem İran’a hem de Türkiye tehdit oluşturmaktadır. Bu yüzden de ortak tehditlere karşı iki ülkenin uzun vadeli politikalar üretmesi gerekmektedir. Çünkü bir an önce Suriye’de siyasi istikrarın sağlanması her iki ülkenin de çıkarları doğrultusunda olacaktır.

 

 

 

Kaynakça

- Karimifard, Hossein (2011), "Constructivism; national identity and foreign policy of the Islamic Republic of Iran", Scholarly Journal of Business Administration, September, Vol. 1(2), pp. 41-47, Available Online: http://www.scholarly-journals.com/SJBA.

- Tidy, Joanna (2006-7), "The Social Construction of Identity: Israeli Foreign Policy and the 2006 War in Lebanon", Centre for Governance and International Affairs University of Bristol Working Paper, No. 04-08.

- Adam Khan, Selina (2010), "The Realist/Constructivist Paradigm: U.S. Foreign Policy towards Pakistan and India", Institute of Strategic Studies, Islamabad, No. 8.

- Mohammad Nia, Mahdi (2011), "Holistic Constructivist Approach to Iran's Foreign Policy", International Journal of Business and Social Science, March, Vol. 2 No. 4.

- Schonberg, Karl K, (2007), "Ideology and Identity in Constructivist Foreign Policy Analysis", Presented at the Standing Group on International Relations European Consortium for Political Research Sixth Pan-European Conference, 12-15 September.

- Gülseven, Enver. (2010), "Identity Security and Turkish Foreign Policy in the Post-Cold War Preiod: Relations with the EU, Greece and the Middle East", A Thesis Submitted for the Degree of Doctor of Philosophy, Department of Politics and History, Brunel University, December.

- Kilinc, Ramazan (2001), "The Place of Social Identity in Turkey’s Foreign Policy Options in the Post-Cold War Era in the light of Libral and Construvtivist Apporaches", Department of International Relations Bilkent University Ankara, September.

 

[1] Suriye Yeşil Kitabı, 2008: 22

[2] Cafer Yoldani, 2013

[3] The Clarion Project, 2014:11

[4] https://carnegieendowment.org/sada/61016

[5] Orta Doğu Araştırmaları Enstitüsü

[6]Liwa Zainebiyoun: Syria's Pakistani Fighters" Iraqeye .

[7]  “Retrieved 28 April 2016 Meet the Zainebiyoun Brigade: An Iranian Backed Pakistani Shia Militia Fighting in Syria". Archived from the original on 2 May 2016.

[8]  "Funeral Service for Seven Pakistani Militants Killed in Syria; Qom, Iran, Apr 2015". Konflictcam.

[9]  Robert Fisk (26 February 2016). "Syria civil war: State-of-the-art technology gives President Assad's army the edge". The Independent.

[10] Bahtiyari, Bita. https://www.radiofarda.com

[11] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/iran-suriyede-yeni-bir-silahli-grup-kurdu/1713682

[12] Anadolu Ajansı 

 

[i] Velayet-i fakih, din hukuku bilgini anlamına gelen fakihin vesayet ve yönetim yetkisi anlamına gelmektedir. Şii siyasal düşüncesinde dini ve siyasi otorite İslam Peygamberi Muhammed'in damadı Ali'nin soyundan gelen "İmam"lara aittir. Ancak 12. İmam Mehdi'nin gizlendiği ve ileride belirsiz bir zamanda geri döneceğine inanılmaktadır. İmam Mehdi'nin gizli olduğu süre içerisinde dini ve siyasal liderliğin kime ait olacağı sorunu uzun yıllar Şii siyasal düşüncesindeki tartışma konularından birisi olmuştur. Ayetullah Humeyni 1970'lerde Velâyet-i Fakih yâ Hükûmet-i İslamî isimli kitabıyla sistemleştirdiği "velayet-i fakih" teorisiyle siyasal otoritenin İmamlar'ın manevi varisleri olan din alimlerinin elinde olması gerektiğini ileri sürmüştür.

Köksal Taşkent

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
İran Araştırmaları Uzmanı

21. Yüzyıl Türkiye Buluşmaları
KORONAVİRÜS SALGINININ KÜRESEL ve  TÜRK EKONOMİSİ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Köksal Taşkent   - 01-04-2020

İran ve Korona Salgınının Etkileri

İran hükümetinin Korona salgının yayılmasında, ilk günlerdeki ihmali, ülkedeki yapısal değişim arzusunu güçlendirdi. Bu şok edici olay, sistemi ampirik olarak halkın önünde durma noktasına getirdi. İran'daki karar vericiler, bir diğer değişle siyasi erk, virüsü hükümet için bir siyasi propaganda mal...