Rusya ve Arap Baharı: Rusya’nın Suriye Politikası

Yazan  29 Eylül 2011
Tunus’ta başlayıp Ortadoğu’ya hızla yayılan Arap Baharı’nın Suriye’deki etkisi ve varlığı 2011 Şubat ayından bu yana küresel politikanın en önemli gündem konusu haline gelmiştir.

Tunus, Mısır, Libya ve Yemen'den sonra şimdi de Suriye'ye de sıçrayan Arap Baharı'nın etkileri her geçen gün artmaktadır. Bu etkiler, Soğuk Savaş döneminde Ortadoğu'da ABD ile birlikte en büyük güç olan SSCB'nin varisi Rusya Federasyonu'nu da yakından ilgilendirmektedir.

Moskova'yı Suriye'deki olaylar, Libya, Tunus ve hatta Mısır'daki olaylardan daha fazla ilgilendirmiştir. Çünkü, Moskova'nın Şam ile olan ilişkileri gerek tarihsel derinlik gerek iki tarafından karşılıklı menfaatleri açısından daha büyük bir süreklilik taşımıştır. SSCB'nin dağılmasına kadar Şam, Moskova'ya sadık olmaya devam etmiştir. Moskova'nın Putin Yönetiminde toparlanmasından sonra ortadoğu'da ilk adım attığı ülke Suriye olmuştur.

Batılı devletlerin Suriye'de yaşananlara ilişkin "Esad yönetiminin halka karşı yürüttüğü baskı ve zulüm politikası", "Suriye'de yaşananları tüm dünyada esef ve endişe ile izleniyor" gibi haberleri her geçen gün artmakla birlikte yaptırım çağırıları da gündemden düşmemektedir. Buna karşın Rusya'nın Suriye politikası olayların başladığı Şubat ayından bugüne kadar Esad yönetimini destekleyen bir çizgide seyretmiştir. Nitekim Rusya Arap Baharının etkilediği tüm Arap devletleri ile olan ilişkilerinde de Suriye'ye yönelik politikalarına benzer bir tutum sergilemiştir.Bu süreçte Rus yetkililerinin önem verdiği husus, sorunların barışçıl yollarla çözülmesi ve dış müdahalenin mümkün olduğu kadarıyla engellenmesidir[1].

Rusya ve Batı'nın takip ettiği politikanın farklı oluşu ve adı geçen sorunlu ülkelere yönelik olarak ABD ve AB'nin insani müdahale gerekçesi ile acil müdahale istemlerine karşı Rusya'nın dış müdahale engelleme girişimleri,gerekçeleri ve yolları bu incelemenin konusunu oluşturmaktadır.

Eski ve Yeni Müttefik Şam'a Moskova Desteği

Şubat 2011'de Suriye'nin Der'a şehrinde ortaya çıkan ve Mart ayında ülke geneline yayılan Esad karşıtı protestolarda, Esad yönetiminin tutumu sonucunda üç bine yakın Suriye vatandaşı hayatını kaybetmiştir. Ülke içinde yaşanan şiddet ve protesto olaylarının artışı, Suriye'de yaşananların uluslararası alana taşınmasına yol açmıştır. Rusya'nın Suriye politikası ise daha ilk günden itibaren Esad'ı destekleyen bir çizgide olmuştur.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov Suriye konusunda yaptığı bir açıklamada, "Hiçbir devlet kendisine karşı düzenlenen ayaklanma karşısında susmaz. Biz Esad'ın vaat ettiği reformların gerçekleştirilmesi gerektiğini savunuyoruz. Muhalefetin de Esad'ın diyalog çağrısına cevap vermesi gereklidir" açıklamasını yapmıştır.[2]Rusya Devlet Başkanı Medvedev de Euronews'e yaptığı bir açıklamada Libya'da yaşananların Suriye'de de yaşanmasını istemediklerini belirterek "Orantısız güç kullanımını ve kayıpları görüyoruz. Bundan memnun değiliz. Defalarca bu konuyu Beşar Esad ile görüştüm. Ve ona bir temsilci göndererek yaklaşımımızı bir kez daha anlattım. Her iki tarafa da gerekli mesajları vermemiz gerekiyor. Oradaki durum yeterince açık değil. Hükümet karşıtı sloganlar atanlar, sadece Avrupa tarzı demokrasi isteyenler değil. Çok farklı çevreler de var. Örneğin köktendinciler. Bazıları açıkça terörist olarak da adlandırılabilecek kişiler. Bu durumun idealleştirilmemesi gerekiyor" demiştir[3].

Ülkede yaşanan şiddet olaylarının artması üzerine 8 Haziran 2011 tarihinde İngiltere ile Fransa'nın BM Güvenlik Konseyi'ne Suriye ile ilgili karar tasarısı sunmuşlardır. Rusya'nın daha önce belirtmiş olduğu tasarıyı veto tehdidi, BM Güvenlik Konseyine sunulan tasarının ılımlı yaklaşımlar taşımasında önemli bir etken olmuştur. Bu nedenle tasarıda Suriye'nin bazı kentlerinde kuşatmaya son verilmesi çağrısı da yapılmış olsa da Suriye'ye herhangi bir dış müdahaleden söz edilmemiştir[4].

Rusya'nın Suriye'ye ile ilgili bu tutumu bir nevi;Başar Esad'ı uluslararası alanda koruyacağına dair güvence verme niteliğinde olmuştur. Nitekim yaptırımlar ile ilgili olarak; Rusya Dışişleri Bakanı S. Lavrov, Rusya'da bulunan Fransa Dışişleri Bakanı Alain Juppe ile görüşmesinin ardından basına yaptığı açıklamada, hükümetinin Suriye'ye yönelik BM kararı çıkarılmasına karşı çıkma kararında bir değişiklik olmadığını söylemişti.

Rusya'nın Suriye'yi ekonomikyaptırımlara koruyucu tavrı sadece Arap Baharı sürecinde olmamıştır. 31 Ekim 2005 tarihinde de BM Güvenlik Konseyi Suriye'yi Refikel-Haririsuikastı[5] ile ilgili olarak ekonomik bir yaptırıma tabi tutmak istemiş fakat Rusya bunu engellemiştir. Rusya'nın bu tavrının nedeni ise Suriye ile ilişkilerinin bozulması Rusya'nın Yakın Doğu'daki en önemli destekçisini kaybetme tehlikesi anlamına gelmesiydi[6].

Esad, 2011 Ağustos'unun başlarındaBMGenel Sekreteri Ban Ki-moon'layaptığı bir telefon görüşmesinde "protestoculara yönelik asker ve polis tarafından gerçekleştirilen operasyonlar durduruldu" demiş[7] olmasına rağmen, muhaliflere karşı yine sert önlemler ile yanıt vermeye devam etmesi Batı'dan ve pek çok Arap Ülkesinden tepkilere yol açmıştır[8]. Meselenin Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne gönderilmesi için 18 Ağustos'ta BM İnsan Hakları Komiseri Navi Pillay 180 tanık, 50 videoya dayanan 22 sayfalık bir rapor ile Cenevre'ye başvurmuştur. Raporda Esad Yönetimin işlediği suçlar ve yaptığı şiddet eylemleri ve boyutlarına dair bulgulara yer verilmiştir[9].

18 Temmuz 2011'deSuriye'de yaşanan olaylar üzerine, ABDBaşkanıBarack Obama, Esad'a açıkça "git" diyen ilk lider olmuş, ardından Avrupa Devletleri de aynı çağrıda bulmuştur[10].Rusya ise bu çağrılara rağmen Esad yönetimine olan desteğini devam ettirmiştir. Esad yönetimini ticari anlamda yıpratma ve caydırma adına ABD başta olmak üzere AB ülkelerinin yer aldığı petrol ve ürünlerini de kapsayacak şekilde Suriye'ye yönelik yaptırım paketi kararı üzerine Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, "Herhangi bir kriz sürecinde bu tür yaklaşımlar ortaklığı yok ediyor." değerlendirmesinde bulunmuştur[11].

2011 yılının ramazan ayının içerisinde Hama'da yüzlerce kişinin ölümüne yol açan olaylar sonrasında, Rus yetkililer bir taraftan Suriye'den sivil halka karşı güç kullanmamasını istemiş ve BM Güvenlik Konseyi'nin uluslar arası basın için hazırladığı açıklamayı onaylamıştır. Ayrıca Rusya Devlet Başkanı Medvedev hem Esad yönetiminehem de protestoculara silahları bırakmaları ve görüşmelere başlamaları yönünde çağrıda bulunmuştur[12].Elbette Rusya'nın bu tutumu, Batı'yı ve Suriye'ye karşı yaptırımları destekleyen bir politika izlediği anlamına gelmemekteydi. Rusya Esad rejiminin sivil halka yönelik hareketlerini görmemezlikten gelemeyeceğini ve sivil halk ölmeye devam ettiği takdirde Rusya'nın Suriye'ye daha fazla destek veremeyeceğini göstermiş oldu[13].

New-York'ta düzenlenen Birleşmiş Milletler 66. Genel Kurul toplantısında Rusya Dışişleri Bakanı S. Lavrov, konuşurken Rusya, Suriye'ye yaptırımlar uygulanmasını ve askeri müdahalenin yapılmasını öngörmeyecek Suriye konulu her çeşit kararı desteklemeye hazır olduğunu söylemiştir[14]. Bunun yanı sıra Lavrov, ABD ve Batılı devletlerin Suriye'ye karşı bir takım yaptırımlar ön gördüklerini hatırlatmış, Şam yetkililerine karşı yaptırım uygulanmasının adaletli olmadığını, zira tek yanlı yaptırımların bu ülkede sorunların çözümlenmesine katkıda bulunmayacağına inandıklarını da belirtmiştir[15].

Rusya'nın Suriye Politikasının Temelleri: SSCB'den Miras Kalan Politikalar

SSCB'nin yıkılışı ile Rusya, SSCB'nin ardıl devleti olarak pek çok avantaja ve dezavantaja sahip olmuştur. Bu nedenle Rusya, Suriyeile ilgili olarak da SSCB döneminde inşa edilen dostluk ve ticari temelli ilişkilerini devam ettirmeye dikkat etmiştir. İlişkilerin temeli ve bugüne yansıma şekilleri de Rusya'nın Arap Baharı ekseninde Suriye Politikasını ve Suriye'nin Rusya için önemini anlamamızda yardımcı olacaktır.

1)SSCB döneminden bu yana devam eden askeri ve teknolojik işbirliği ve bu alandaki ekonomik ilişkiler: Soğuk Savaş Sürecinde, Suriye'nin askeri alanda SSCB'yi önemli bir müttefik görmesi SSCB'nin de Suriye'de büyük bir pazar elde etmesini sağlamıştır. İki ülke arasındaki askeri ve ticari işbirliği SSCB'nin yıkılışından sonra da devam etmiştir. Bugün bazı kaynaklara göre, Rusya Suriye'ye 4,5, bazılarına göre de 2,5 milyar Dolarlık silah satış anlaşmaları imzalamış durumdadır.[16]

İran ve Libya'ya uygulanan ambargolardan sonra, Rusya'nın silah ihracatı için daha önemli bir pazar olarak gördüğü Suriye'ye de silah ambargosu uygulanma ihtimali Rusya'yı endişelendirmiş ve Suriye'ye karşı yaptırımları mümkün olduğunda durdurmaya çalışmıştır. Nitekim, 2011 yılı Ağustos ayı içerisinde ABD Dış İşleri Bakanı Hillary Clinton Rusya'dan Suriye'ye silah satmaması yönünde çağrıda bulunmuştu[17].Bu çağrı üzerine, Rusya Savunma Bakanı Anatoliy Serdyukov, Suriye ile savaş gemilerine karşı kullanılan füze sistemleri "Yakhont" satışıyla ilgili sözleşmenin gereğini yerine getireceğini söyleyerek bu çağrıya uymayacaklarını göstermiştir[18].

2) Rusya'nın Ortadoğu ve Doğu Akdeniz'deki varlığı açısından Suriye'nin önemi: Askeri ve ekonomik ilişkiler ile birlikte Suriye'nin Rusya açısından jeopolitik önemi de büyüktür. Suriye'nin Tartus limanı s askeri deniz üssünün varlığı ve üssün korunması Rusya'nın bölgedeki varlığı için önemlidir. Bir diğer önemi ise; Soğuk Savaş Döneminde ABD'nin SSCB'ye karşı uyguladığı çevreleme politikasını kırma adına işbirliği içerisinde olduğu ülkelerin arasında Suriye'de bulunmasıdır. Dolayısı ile Suriye ve SSCB'nin tarihi geçmişi ve aynı düşman odaklı dostluğu mevcuttur. Bu bağlamda bugün Rusya'nın bölgeye giriş anahtarı olarak Suriye önemli bir konumdadır. Öyle ki Abdul Alhazred'in "Russia's Bases In Syria" adlı makalesine göre2006 yılı içerisinde Rusya Tartus ve Lazkiye üslerini kullanabilmek için, Putin, Beşir Esad'ı Kremlin'e davet etmiş Suriye'nin borcunun %70 ini silmiştir.[19] Rusya'nın bu tutumu bölgenin Rusya için ne derece önem arz ettiğini göstermektedir.Bugün de Rusya Esad yönetimini destekleyerek bölgeye çıkış kapısı olan Suriye'de ABD ve Batı yanlısı yeni bir hükümetin gelişi çıkarlarının zedelenmesini engellemeye çalışmaktadır.

3)SSCB'nin yıkılışı ile Rus hinterlandında yaşanan renkli devrimler ile Arap Baharı Benzerliği: SSCB'nin yıkılışının ardından yaşanan Renkli Devrimler Rusya için sıkıntılı dönemlerin yaşanmasına neden olmuştur. 2000'li yıllarda Sırbistan ile başlayan süreç hızla Kafkasya ve Orta Asya'ya yayılmış ve Gürcistan'da "Gül devrimi", Ukrayna'da "Turuncu Devrim" ve Kırgızistan'da "Lale Devrimi" yaşanmasına yol açmıştır. Bu devrimler ile eski Sosyalist ülkelerde, diktatörlüğe dayalı antidemokratik rejimler son bulmuştur. Bugün aynı sürecin Ortadoğu'da yaşanıyor oluşu Rusya'nın yaşadığı sıkıntılı dönemleri akıllara getirmektedir. Rusya hem kendi bölgesinde de hem de çıkar bölgelerinde yaşanacak istikrarsızlıklara ve değişimlere alerjik bir tutum içerisinde yaklaşmaktadır.

Sonuç

Rusya ve Suriye arasındaki ilişki stratejik, tarihi, askeri ve ekonomik temellere dayanan sağlam bir çıkar ortaklığı üzerine kuruludur. Arap Baharının Renkli Devrimlere benzemesini istemeyen Rusya başta ABD ve Batılı devletlere karşı Suriye'yi korumaktadır. Ortadoğu coğrafyasının stratejik ve jeopolitik öneminin enerji kaynaklarının kontrol isteği ile birleşmesi, büyük güçlerin bölgeye hakim olma arzusunu arttırmakta dış müdahale ve tahriklerin yoğun olmasına neden olmaktadır. Suriye'yi Ortadoğu'ya çıkış anahtarı olarak gören Rusya 41 yıldır ülke yönetiminde olan Esad ailesinin yerine gelebilecek Batı yanlısı bir rejimden çekinmekte ve Esad yönetiminin yanında yer almaktadır.

Arap Baharının başlangıcından bugüne Rusya'nın Ortadoğu'ya yönelik siyasetinin önemli kısmını bölgede barışı sağlamak için yaptığı arabuluculuk faaliyetleri oluşturmuştur. Rusya bölgede yaşanan kanlı olaylara karşı suskun kalmakta, Rusya Başbakanı Vladimir Putin'in belirttiği Ortadoğu'da "Haçlı Seferleri[20]" ne benzeyen Batı müdahalesini eleştirmekte ve buna karşı bir tutum sergilemektedir.

Nitekim Suriye'de olası bir hükümet değişiminden sonra Rusya'nın bölgeye dair olan çıkarları zedelenecek olsa da yeni gelecek hükümet de Rusya ile ilişkilerini muhtemelen iyi tutacaktır. Çünkü iki ülke arasında tarihi bir geçmişten ziyade askeri ve teknolojik işbirliği ve ticari ilişkilerin de derin bir geçmişi ve temeli bulunmaktadır.


[1]http://yenisafak.com.tr/Yorum/?i=335204

[2]http://www.rusya.ru/Comment/16872-Rusya+i%C3%A7in+Suriye%E2%80%99nin+%C3%B6nemi

[3]http://tr.euronews.net/2011/09/08/rusya-lideri-medvedev-euronews-e-konustu/

[4]http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2011/06/110609_un_syria.shtml

[5] 1992-1995 yılları arasında Lübnan'da başbakanlık yapmıştır.2000yılında Lübnan halkının desteğiyle ikinci kez başbakanlık koltuğuna oturma imkânı elde etti ve2004yılı Ekim'ine kadar da bu görevini sürdürdü. Ekim 2004'te bazı konularda, özellikle Suriye çizgisinde bir politika sürdüren cumhurbaşkanıEmil Lahudile ortaya çıkan ihtilaflardan dolayı istifa etti.Refik el-Hariri, 14Şubat2005'te,Beyrut'takiSt George oteliyakınlarındaki bir kavşağın 1tonTNTile havaya uçurulması ile öldürülmüştür.

[6] İlyas KAMALOV, "Putin Dönemi Rus Dış Politikası:Moskova'nın Rövanşı"Yeditepe Yayınları,2008, s233, 234

[7]http://www.yeniasir.com.tr/DisHaberler/2011/08/19/esad-sonunda-dur-dedi

[8] http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2011/08/110823_syria_un_update.shtml

[9]http://www.timeturk.com/tr/2011/08/18/suriye-de-ambargo-rejimi-sasmaz.html

[10] http://dunya.milliyet.com.tr/dunya-esad-a-gule-gule-dedi/dunya/dunyadetay/19.08.2011/1428580/default.htm

[11] http://haberrus.com/politika/8888-Rusya-Suriyeye-yaptirimlari-kinadi.html

[12]http://rt.com/news/syria-medvedeve-stop-violence-357/

[13]http://yenisafak.com.tr/Yorum/?i=335204

[14]http://turkish.ruvr.ru/2011/09/21/56500163.html

[15]http://turkish.irib.ir/haberler/dis-haberler/item/250480-rusyadan-suriyeye-ambargo-muhalefeti

[16]http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1169219

[17]http://haberrus.com/politika/8770-Rusya-Suriyeye-silah-satmaya-devam-edecek.html

[18]http://www.akademikozgurluk.com/rusya-suriyeye-yakhont-fuze-sistemleri-verecek.html

[19] http://wakeupfromyourslumber.com/node/5367

[20]http://www.bloomberght.com/guncel-siyaset/haber/868401-putinden-hacli-seferi-benzetmesi

Dr. Merve Suna Özel Özcan

 
 
E mail:                                   mervesuna@yahoo.com
 
Eğitim Durumu
 
2010 -                                      Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü
 Siyaset ve Sosyal Bilimler (Yüksek Lisans)
 
2008 - 2011                            Gazi Üniversitesi Edebiyat Fakültesi
Tarih (Çift Anadal programı)
 
Bölüm Bitirme Tezi: Soğuk Savaş Döneminde Türkiye-ABD İlişkileri Kırılma Dönemleri (1960-1965)
 
2006 - 2010                            Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Uluslararası İlişkiler (Lisans)
 
 
2002-2006                              Fethiye Yabacı Dil Ağırlıklı Lise
 
 
 
Yabancı Diller                                 İngilizce                                            
Rusça (Başlangıç)
Osmanlıca (Orta )
 
 
21. Yüzyıl Türkiye Buluşmaları

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Aziz Ergen   - 11-07-2020

Avrupa Birliği Ortaklık mı, Tehdit mi ?

Mustafa Kemal Atatürk, özdeğerlerden ödün vermeden kalkınıp güçlenmek ve ileri bir uygarlık düzeyine ulaşmak ile “ Avrupa’yı taklit etmek “ , “Avrupalılaşmak “ ya da “ Avrupalı olmak “ gibi teslimiyetçi davranışlar arasına, net ve ayırıcı bir çizgi çizmiştir. ...