AKP’nin Kürt Açılımı Politikası Milletten Gizlenerek Devam Etmektedir

Öcalan’ın serbest kalması, PKK’ya genel af çıkarılması, bölünmenin ilk adımı olan bir özerk Kürdistan süreçlerinin önü 12 Haziran’da açılmak istenmektedir.

AKP iktidarı, Öcalan ile bir çok konuda mutabakat sağladığı müzakereleri Türk milletinden gizleyerek sürdürmektedir. Ancak AKP'nin Öcalan ile müzakerelerinde ulaştığı noktayı ve seçim sonrası için gizlenen planları artık Türk milletinin bütün açıklığı ile öğrenmesinin vakti gelmiştir.

Öcalan'ın 1999'da yakalanması ve mahkum olmasından sonra Türk Ordusu PKK ile mücadelesini Türkiye ve Kuzey Irak'ta sürdürmüştür. Güvenlik güçlerinin inisiyatifi tamamen ele aldıkları 2000-2001 ve 2002 senelerinde 584, 757 ve 729 çatışma gerçekleşmiştir. 2002'de 6 askerimiz şehit olmuştur.

AKP, Kasım 2002'de iktidara geldiği günden itibaren Avrupa Birliği'ne tam üyelik süreci adı altında TSK'nın PKK ile mücadelesinin hukuki alt yapısını ortadan kaldıran bir dizi yasa çıkarmıştır. Amerikan Ordusu'nun Irak'ı işgalinden sonra AKP Hükümetinin zayıf ve iradesiz tutumu PKK'yı Türkiye'ye karşı saldırılarında cesaretlendirmiştir.

Terör karşısındaki iradesiz tutum, PKK terörünün 2003'de patlama yapmasına neden olmuştur. PKK'nın eylem sayısı 1501'e çıkmıştır. Türk Ordusu'nun şehit sayısı 21'e yükselmiştir. 2004'de PKK'nın eylem sayısı ve şehitlerimizin sayısı artmış, 73'e çıkmıştır. 2005 ilkbaharında Türkiye'deki PKK'lı sayısı, Öcalan'ın yakalandığı dönemdeki sayıya ulaşmış, yaz aylarında 1900 olmuştur. 2005'de şehit sayımız 92'ye ulaşmıştır. 2006'da terör tırmanmaya devam etmiş ve Türk Ordusu 121 şehit vermiştir.

Terörün tırmanmasına K. Irak'a bir askeri harekat ile cevap vermek isteyen TSK'yı AKP Hükümeti, yaklaşan seçimlerde oy kaybetmemek için engellemiştir. 2007'de Genelkurmay Başkanlığı'nın K. Irak'a yönelik askeri harekat isteğinden dolayı TSK ile AKP Hükümeti arasında yaşanan gerilim sürmüş, PKK ile çıkan çatışmalarda 118 Türk askeri şehit olmuştur.

AKP Hükümeti 2008'de "Kuzey Irak Açılımı"nı başlatmıştır. Bu açılım "Kürt Açılımı"nın ilk adımı olmuştur. Ancak PKK'nın terör eylemleri 2008 yılında da devam etmiş ve 150 şehit verilmiştir. 2009 Ocak ayında AKP, Türkiye'de ABD'nin teşviki ile PKK Açılımı başlamıştır. Amerikan Ordusu'nun Kuzey Irak'tan çekilmesi sonrasında Türkiye'nin K. Irak'a müdahalesine neden olacak bir PKK örgütlenmesinin bu bölgede kalmaması için Washington, AKP Hükümeti'nden PKK'nın Türkiye'ye dönmesinin koşullarını oluşturmasını istemiştir. ABD bununla da kalmamış, Amerikalı uzman David Phillips'in 2007'de hazırladığı PKK'nın silahsızlandırılması ile ilgili raporu AKP Hükümeti'nin önüne yararlanılması için koymuştur.

AKP Hükümeti 1 Ocak 2009'da TRT Şeş yayınını başlatmıştır. Türkiye'ye barış getireceği iddia edilen bu televizyonun ilk gün yayınında şarkıcı Rojin'in söylediği şarkının mısralarında "Ateş düşsün Türk'ün evine" denmektedir. Mayıs 2009'da Cumhurbaşkanı A. Gül, "Güzel şeyler olacak" açıklamasını yapmıştır. Bu süreçte A. Öcalan ile müzakereler başlamıştır. Öcalan ile müzakereler devam ederken PKK'nın terör eylemleri de devam etmiştir.

Ağustos 2009'da Öcalan kendisinin alenen muhatap alınmasını isteyince görüşmeler tıkanmıştır. Öcalan, 19 Ekim'de Habur'da AKP Hükümeti ile koordine edilen bir güç gösterisi yapmıştır. Erdoğan'ın Habur görüntülerine ilk tepkisi "Habur sınır kapısında yaşanan manzara karşısında umutlanmamak mümkün mü?" şeklinde olmuştur. 10-12 Kasım 2009'da TBMM'de AKP Hükümeti "PKK Açılımı" programını açıklamıştır. AKP, Habur sonrasında PKK Açılımı'nı uzun süre kamuoyunun gözlerinden kaçırarak izlemiştir. 2009 yılında da PKK'nın terör eylemleri devam etmiş, 135 şehit verilmiştir. İç İşleri Bakanlığı kaynaklarına göre ise 2009'da 74 kişi terör eylemleri sonucunda hayatını kaybetmiştir. 2010'da PKK'nın katlettiği yurttaşlarımızın sayısı 49 olmuştur.

12 Eylül 2010 Anayasa referandumu Öcalan'a AKP Hükümeti karşısında bir mevzi kazanma şansı vermiştir. AKP Hükümeti Öcalan'ı resmen muhatap almayı ve bunu geri dönülmeyecek şekilde kamuoyu ile paylaşmayı kabul etmiştir. Erdoğan, 3 Kasım 2010'da Öcalan ile yapılan görüşmeleri "devletin Öcalan ile görüştüğünü" açıklayarak, resmileştirmiştir. Kürt Açılımı'nın mimarlarından Prof. Dr. İhsan Bal devletin ne anlama geldiğini şöyle açıklamaktadır: "Artık Türkiye'de de Batı'daki gibi hükümet ile devlet aynı şey oldu."[1]

Öcalan-AKP Hükümeti müzakerelerinin Erdoğan'ın açıklaması ile resmiyet kazandığı dönemde aslında büyük bir mesafe alındığı da anlaşılmıştır. 19 Kasım 2010 tarihli Habertürk gazetesinde Fatih Altaylı, Öcalan'ın avukatlarından birisinin kendilerine Öcalan ile AKP Hükümetinin bir protokol imzalayıp imzalamadığı sorusuna "evet" dediğini ve "Adını protokol olarak koymak doğru mu ya da yazılı bir protokolden söz edebilir miyiz emin değilim" diye eklediğini kaydetmektedir.

Altaylı'nın ifadeleri ile yazılı veya yazısız protokolün maddeleri aşağıdaki gibidir:
"1. Asker operasyon yapmayacak. PKK çatışma şartları oluşturmayacak, çatışmaya girmeyecektir.

2. Yeni Anayasa'da Kürtlerin vatandaşlık hakları yeniden kapsayıcı bir dille tanımlanacak. Dil ve kültürel hakları Anayasal güvence altına alınacaktır.
3. Kürt sorununun çözümü için PKK-KCK ile dolaylı da olsa görüşmeler yapılacak. Silahların tasfiyesi için ortak bir görüş oluşturulacaktır.
4. PKK'nın yaptığı infazlar ile son 25 yılda Güneydoğu'da resmi görevlilerin terörle mücadele adı altında yaptıkları hukuksuz eylemleri araştıracak bir "Hakikatleri Araştırma Komisyonu" kurulacak. PKK bu komisyonun istediği bilgileri verecek, arşivlerini açacak. İlgili devlet görevlileri de ifade verecektir.

5. Öcalan'ın cezaevi koşulları seçim sürecine kadar iyileştirilecek. (Gazete, dergi, televizyon gibi mahkûm haklarından yararlanmak ve diyalog sürecinde örgüte hâkim olabilmek için PKK ve DTP'den çözüm sürecinde yer alacak isimlerle denetimli olarak iletişim kurmasına izin verilmesi.)

6. Seçimin ardından silahsızlanma aşamasına geçildiğinde Öcalan'ın İmralı'dan çıkarılarak ev hapsine alınmasına imkân sağlamak için kamuoyu oluşturulacaktır.
7. KCK operasyonlarında tutuklanan belediye başkanları ve BDP'liler, mahkeme tarafından duruşmalar sırasında tahliye edilecek. Genel af, seçim sonrasında değerlendirilecek. Seçim barajı düşürülerek özellikle Güneydoğu'da oyların Meclis'e daha fazla yansımasının önü açılacak."[2]

Şimdi yukarıdaki iddiaları teker teker sorgulayalım.

1) Jandarma Genel Komutanlığı bir süre önce Güneydoğu Anadolu'daki bütün birliklerinin arama-tarama faaliyetlerini durdurarak sadece nokta operasyonu yapılması emri vermiştir. Bu operasyonların dolaylı şekilde durdurulması anlamına gelmektedir.

2) PKK, Anayasanın değiştirilmesini ve Kürtlerin yeni Anayasaya kurucu millet olarak girmesini istemektedir. AKP Hükümeti ise bunu yerine Anayasa'dan "Türk milleti" kavramını çıkarmayı planlamaktadır. Anayasa Mahkemesi yargıçlarının yeminlerinden "Türk milleti" kavramını çıkarmayı deneyen AKP, [3] seçimlerin yaklaşmasından dolayı şimdilik geri adım atmış, ancak gelecekteki planları ile ilgili yeni bir ipucu vermiştir.

AKP, Anayasa değişikliği ile üniter devlet yapısını ortadan kaldıracağı veya en azından yumuşatacağının da mesajını vermiştir. Erdoğan, başkanlık sistemini savunduğu konuşmasında valilerin de seçimle gelmesi gerektiğini ileri sürmüştür.[4]

22 Aralık 2010'da, Talabani, Çırağan Sarayı'nda, Ahmet Türk, Aysel Tuğluk ve Sırrı Sakık'a Türk Hükümeti beş sene içinde Kürtçe eğitime başlayacak, öğretmenleri biz Kuzey Irak'ta eğitiyoruz. Ancak daha önce Kürtçe seçmeli ders olacak demiştir.[5] Bunu Cumhurbaşkanı A. Gül'ün 30-31 Aralık 2010'da Diyarbakır ziyareti sırasında İşadamları ile yaptığı görüşmelerde "Anadil haktır, bu hak tanınacak" dediğinin Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı tarafından açıklanması izlemiştir.[6]

PKK Açılımı'nın mimarlarından Polis Akademisi öğretim üyesi Prof. Dr. İhsan Bal'da "Devletin yol haritasında anadilde eğitim hakkı var mı?" sorusuna "Her şey deklare edilmemiş olabilir ama muhakkak ki var. Önce işe okullarda Kürtçe dersiyle başlanır, sonra süreç anadilde eğitime varır"[7] cevabını vermiştir.

Özetle, Türk kimliğinin Anayasa'dan çıkarılması ve Kürtçe eğitim için çalışmalar başlamış ve ilerlemiştir. Öcalan ile yapılan protokolün ikinci maddesi de uygulamaya konulmuştur.

3) Öcalan ile görüşüldüğüne göre PKK-KCK ile dolaylı görüşmeler yapılmaktadır. 16 Ocak 2011 tarihli Taraf gazetesi Öcalan ile üç MİT mensubu arasında görüşmelerin devam ettiğini kaydetmiştir. AKP Hükümeti, bu görüşmelerde BDP yetkililerinin de açıkladığı gibi "ateşkesin" 12 Haziran seçimlerine kadar sürmesini ısrarla talep etmiştir.

4) Diyarbakır'da devam eden ve 1990'lı yıllarda Cizre'yi PKK'nın elinden alan eski Kayseri Jandarma Alay Komutanı emekli Albay Cemal Temizöz ile ilgili faili meçhuller davası aslında "Hakikatleri Araştırma Komisyonu" sürecinin bir parçasıdır. Taraf gazetesi 6 Ocak 2011 tarihli haberinde AKP Hükümetinin Hakikatleri Araştırma Komisyonunun kurulacağını MİT aracılığı ile Öcalan'a bildirmiştir.

5) Öcalan'ın Kandil ile iletişim kurmasına izin verilmiştir.[8] Esasen devlet, 2007 başından itibaren Öcalan ile avukatlarının görüşmelerinde gözlemci bulundurma uygulamasına son vermiştir.[9] Adalet Bakanlığı da PKK ile Öcalan arasında iletişimi sağlayan avukatlar hakkında soruşturma açılmasını engellemektedir.[10]

6) Öcalan'ın ev hapsine alınması ile ilgili bazı temasların olduğu anlaşılmaktadır. BDP milletvekili Ufuk Uras, Adalet Bakanı Sadullah Ergin'e Öcalan'ın ev hapsi için kendisinin Marmara Denizi'ndeki adalardan birisinde bulunan evini önermiştir. Ergin bu teklife, "Şu an konjonktür buna müsait değil, sıcak bakmıyoruz, toplum hazır değil" cevabını vermiştir. Ufuk Uras ise bu fikrin daha önce Erdoğan tarafından kabul edildiğini söylemiştir.[11] Demek ki, Öcalan'ın İmralı'dan çıkması AKP Hükümeti için ilke değil, konjonktür meselesidir.

Esasen PKK için dolaylı yollardan uygulanacak bir genel affın hukuki alt yapısı da hazırlanmıştır. Türkiye ile Suriye arasında imzalanan ve 5 Kasım 2010'da TBMM'de kabul edilen "Hükümlülerin Nakline Dair Anlaşma"ya göre, Suriye'de aftan yararlanan PKK'lılar, Türkiye'de kovuşturmaya uğramayacaklardır. 21 Ocak 2011 tarihli Taraf gazetesi, Öcalan ile süren müzakerelere göre Kandil'in bu anlaşmaya dayanarak boşalacağını haberleştirmiştir.[12]

AKP'nin PKK açılımı üzerinden izlediği etnik kimlikleri tahrik eden politikaları, Erdoğan'ın Türk milletini "Türk, Kürt, Çerkez, Laz, Gürcü.." diye her konuşmasında etnik kimliklere bölen yaklaşımı sonunda milleti bir arada tutan bağlar yıpranmaya başlamıştır. Mart 2011 başında gerçekleşen Çerkez hakları için yürüyüş[13] Türkiye'nin etnikleşmesi sürecinin nasıl geliştiğini göstermektedir.

Özetle, 12 Haziran 2011 tarihi bir dönem noktası olacak. 12 Haziran'da 6000 asker ve polisimizin şehit edilmelerinin baş sorumlusu Öcalan'ın serbest kalması, insanlarımızı kadın, çoluk, çocuk demeden katleden PKK'ya genel af çıkarılması, Güneydoğu Anadolu'da bölünmenin ilk adımı olan bir özerk Kürdistan kurulması süreçlerinin önü de bu politikaların yürütücüsü partiye atılan oylarla açılabilir.



[1] "İhsan Bal: Apo ve PKK'lılar tasfiye olmayacak" (Neşe Düzel-Pazartesi Konuşmaları), Taraf, 14 Mart 2011

[2] Fatih Altaylı, "Terörü bitirmek için protokol imzalandı mı?, Habertürk, 19 Kasım 2010

[3] "Uyumda, mahkeme andı değişti" Hürriyet, 11 Ocak 2011 ; Yalçın Bayer, "Sıra Anayasa Mahkemesi Andında", Hürriyet, 12 Ocak 2011

[4] "Erdoğan'dan 'Valiyi de Halk Seçmeli' Mesajı" Milliyet, 4 Şubat 2011

[5] "Devlet Anadilde Eğitime Başlayacak"(Hekim Sarı), Taraf , 24 Aralık 2010

[6] "Anadil Haktır Tanınacak"(Veysi Polat), Taraf , 7 Ocak 2011

[7] "İhsan Bal: Apo ve PKK'lılar tasfiye olmayacak" (Neşe Düzel-Pazartesi Konuşmaları), Taraf, 14 Mart 2011

[8] "İmralı-Kandil Mektup Trafiği", Cumhuriyet, 4 Kasım 2010

[9] Yeniçağ, 20 Ocak 2011

[10] Yeniçağ, 17 Ocak 2011

[11] "Uras, Öcalan İçin Evini Önerdi", internethaber.com, 2 Mart 2011

[12] "Kandil'den Dönüş Şam Üzerinden" (Kurtuluş Tayiz), Taraf, 21 Ocak 2011

[13] "Çerkesler Anadil İçin Sokağa Çıktı" (Arzu Yıldız), Taraf, 13 Mart 2011

21. Yüzyıl Türkiye Buluşmaları

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Füsun Sarp Nebil   - 03-07-2020

Erdoğan'ın İnternet ile İmtihanı

2023 seçimlerinde 7 milyona yakın "Z nesli" dediğimiz 1995 sonrası doğan genç ilk defa oy kullanacak. Yani tüm seçmenin % 10'undan fazla bir kitle. Bu rakam tüm partileri korkutuyor.