Bir Eski MİT Müsteşar Yardımcısının Güneydoğu İçin Bir Yol Haritası


Bir Eski MİT Müsteşar Yardımcısının Güneydoğu İçin Bir Yol Haritası

Yazan  27 Aralık 2010
Seçimlerden sonra yapılacak yeni Anayasa Türkiye'yi bir federal devlete dönüştürecek.

Seçimlerden sonra yapılacak "Yeni Anayasa" nasıl olacak, devletin eli-yüzü neye benzeyecek, PKK rejime nasıl ortak edilecek sorularının cevabını eski bir MİT'çi anlattı. Bu MİT'çi öyle sıradan, eften püften biri de değil. Adam terörün en civcivli zamanında, 1989-91 Diyarbakır MİT Bölge Başkanlığı yapmış. Sonra üstün başarılarından dolayı olsa gerek MİT İstihbarat Daire Başkanlığına, arkasından Müsteşar Yardımcılığına terfi ettirilmiş biri. 2005'te emekliye ayrılmasıyla beraber mesaisine fahri olarak devam etmiş.

PKK ve Türk Devletinin tasfiyesi üzerine yazılar yazıyor, konuşmalar yapıyor, projeler geliştiriyor.

Bilgi kaynağımız bu MİT'çi, Cevat Öneş. Fatih Altaylı'nın 30 Kasım 2010 günlü 'Teke Tek' Programında iki saate yakın süren mülakatın son bölümünü özetleyelim.

Zamanın ve şartların çok müsait olduğunu Cumhurbaşkanı Gül gibi vurgulayan MİT'çinin bilgisi ve iddiaları şöyle:

1.Terör ve "Kürt Meselesi" nin çözümü için, Anayasa ve kanunlarda ne kadar Türk kelimesi geçiyorsa hepsi çıkarılacakmış. Devletin hukuku içinde hiçbir etnik kimliğe yer verilmeyecekmiş. Böylece etnik/ırk grupları arasında demokrasi ve eşitlik sağlanacakmış. (Devlet ancak millet varlığı üzerine bina edilebilir. Etnik gruplar üzerine devlet inşa edilemez. Dünyamızda millet adı devletin de adı ve kimliğidir. Aynen Çin, Japon, Rus, Alman, Amerikan, Fransız, İngiliz, Yunan ve Ermeni devleti gibi. Yine demokrasi ve eşitlik insanlarla ilgili bir kavramdır, etnik/ırk grupları için kullanılamaz. Buna rağmen bu kirli oyun, Haçlılar, maşası PKK ve işbirlikçilerinin Türksüz Türkiye için oynanıyor.)

2- Eğitim dili Türkçe ve Kürtçe olacakmış. (Milletin ortak dili, devletin de dilidir. Uluslararası hukuka göre iki dilli devlet olmaz. Büyük güçlerin çıkarları için inşa ettikleri istisnai ve geçici örnekler vardır. Irak'ta olduğu gibi.)

3- Anayasanın 66'ncı maddesi değiştirilerek, Türk üst kimliği yerine vatandaşlık üst kimlik yapılacakmış. (Kimlik bir millete aidiyeti gösteren sosyolojik bir kavramdır. Vatandaşlık ise renksiz hukuki bir terimdir. Başına Türk, Amerikan, İngiliz, Fransız, Japon gibi millet adı getirilerek kullanılırsa kimliği ifade edebilir. Bu vatan üzerinden Türk'ün adını silmek için kimliğimizle oynanıyor.)

4- Barış ortamının kurulabilmesi için, Türkler geçmişleriyle yüzleşip özeleştiri yapacakmış. Açıkça özür dilenmese bile, yapılan hata ve haksızlıklardan dolayı pişmanlık duyulduğu ifade edilecekmiş. (Demek ki; barış ortamı PKK'ya teslim olmakla da bitmiyormuş. Bir de, 50 bin kişinin hayatına kasteden, milletimizin birliğine saldıran, bütün dünyanın terör örgütü olarak kabul ettiği, insanlığa karşı suç işleyen bu terörist canilerden özür de dilememiz gerekiyormuş. Haçlıların Türk düşmanlığında ne kadar hayasızlaştığını tarihten biliyorduk da, işbirlikçilerini iyi tanıyamamışız.)

5- Af kelimesi incitici olacağı için, Kandil ve diğer yerlerden gelecek PKK'lılar için uygun bir dil bulunmalıymış. (Bin yıllık egemenliğimize saldıranları peşinen affedecekmişiz, ama bu söz yerine "Demokrasi kahramanları" veya "insan hakları savunucuları" gibi bir isim de bulmamız gerekiyormuş. Soralım; acaba ülkeyi kan gölüne çevirenler mi, yoksa onlara böylesine sıfatlar arayanlar mı daha suçludur? Acaba Türk düşmanlığı mı bazılarını bu kadar insanlıktan çıkarıyor?)

6- Seçimlerden sonra yapılacak yeni anayasa, insanı ve demokrasiyi esas alarak inşa edilecekmiş.

(Elbette insan çok önemli ve kutsal bir varlıktır. Ancak bir millete mensup ve bir devletin vatandaşı olan insanların birbirleriyle, toplumla ve devletle ilişkilerini düzenleyen hukuki kuralların tespiti, sadece bu iki kavrama göre belirlenemez. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10 ve 11'inci maddeleri bu hususa açıklık getiriyor. Diyor ki; "... demokratik bir toplumda,... ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının temini için... sınırlamalara ve yaptırımlara gidilebilir." Demek ki, demokrasi, insan hakları ve özgürlükler bu esaslara göre kısıtlanabiliyor. Bunu da yürütecek olan devlettir.)

7- 1982 Anayasasının Başlangıç bölümü tamamen çıkarılacakmış.

(Bu bölümde hiçbir ayırım gözetmeksizin insanlarımız kucaklanmakta, milli devletimizin kuruluş felsefesi Milletimizin yüksek kültür ve medeniyetine dayandırılmaktadır. Birliğimizin bozulması için etnik/ırk gruplarına göre ayrıştırılmamız gerekiyor. Bu bölüm bunun için kaldırılmalıdır.)

8- Bütün etnik gruplar eşitlik içinde; Anadolu Birliği, Mezopotamya Birliği veya Orta Doğu Birliği gibi ortak bir devlet çatısı altında toplanacakmış.

(Şu cürete bakınız. Asırlardır bir ve bütün olmuş, bugün %98'inin dili, %99'unun dini, %100'nün kültürü bir olan bu milleti, önce etnik (aşiret) gruplara göre parçalayacak, sonra da bozduğumuz birliğimizi tekrar kurmak için, ortak bir çatı altında toplanacakmışız. Evcilik oynar gibi bir şey. Peki zorumuz nedir denirse? Cevabı şu: Gerçek gücün ve meşruiyetin kaynağı "bir millet-Türk Milleti" ortadan kaldırılmazsa, Haçlıların önü nasıl açılacak?)

9- PKK'nın ilan ettiği eylemsizlik sürecinin devamı için güvence olarak bütün bunlara AKP seçim beyannamesinde yer verilecek ve bir anlamda yeni anayasa seçmenin onayına sunulmuş olacakmış.

(Teröristbaşıyla varılan anlaşmaya (imzalandığı ileri sürülen iki protokole) göre; operasyonların durdurulacağı (şu anda durmuş gibidir), KCK tutuklularının serbest bırakılacağı, (şu anda görülen dava gündemden düşürülmüş gibidir) diğer PKK şartlarının yeni anayasa ile karşılanacağı ve seçimlerden önce de bunun güvencesinin verileceğine dair haberler medyada fazlasıyla yer almaktadır. Zaten yetkililer de bütün bunları çeşitli şekillerde söylemekte ve bu sürecin 2002'de "PKK açılımı" çerçevesinde başlatıldığını açıklamaktadırlar. Yapılacaklar için AKP'nin seçim beyannamesini beklemek daha doğru olacaktır.)

10- Bu düzenlemeleri kesinlikle kabul etmeyeceği bilinen, toplumun büyük kesimi, "Türkler" ikna edilecekmiş. Bu ikna zor olmayacakmış. Psikolojik yöntemlerle çok kolaylıkla sağlanabilirmiş. Hem de zannedildiğinden de kısa zamanda.

(Türk milletinin saflığı meşhurdur. Ama bıçak kemiğe dayandığında neler yaptığı da malumdur. Yeter ki devletin ve milletin içine sürüklendiği beka tehlikesini görsün. Vatanı için canını vermekten çekinmeyen, bütün evlatlarını şehit verdiğinde bile 'vatan sağ olsun' diyebilen anneler, babalar herhalde gereğini yapacaklardır. Gereği için de 2011 seçimleri var. Oylarıyla AKP'ye dur demeleri yeterli olacaktır. Bunun için seçmenin bilgilendirilmesi gerekiyor. En büyük görevin de başta Türk milliyetçileri olmak üzere bütün aydınlara düştüğünde şüphe yoktur.)

* * *

Aslında MİT'çinin anlattıklarına kimse yabancı değil. Cumhurbaşkanından Başbakana kadar herkes bölücü terör konusunda neler söyledi, idam mahkumunun yıllardır hücresinden örgütünü rahatça yönetmesine kimler izin veriyor, nasıl oluyor da PKK'nın siyasi kanadı TBMM'de Türk Milletine ve devletine fütursuzca meydan okuyabiliyor? Hepsi biliniyor.

Başbakan Erdoğan, hep anlatmadı mı? Türk de etnik bir gruptur. Aynen Kürt, Arap, Gürcü, Laz gibi. Bunların hepsi alt kimliktir, üst kimlik Türkiye (millet yerine coğrafya) vatandaşlığı olacaktır. "Kürt açılımı'nı 2002'de başlattık. Anayasa referandumunu bunun için yaptık. Sıra kapıdan girip odayı tanzime geldi. Bunun için de yeni anayasa yapacağız" demiyor mu? AKP Grup Bşk, Yrd. Bahçekapılı ve AB Komisyonu Bşk.Yaşar Yakış, kanunlardan Türk adının çıkacağını söylemiyor mu?

Bu durumda MİT'çinin rolü, sadece ilk defa bilinenleri proje haline getirip, bir bütünlük içinde izah etmekten ibaret kalıyor. Yani Türk'ü tasfiye eden "federal" bir rejime nasıl geçileceğini net bir şekilde öğrenmiş oluyoruz.

Sonuç: Projeye göre; Türk'ün bin yıllık milli devleti ve egemenliği elinden alınıyor. Arkasından Türk Milleti"özeleştiri"adı altında, kendini suçlayarak, aşağılayarak, manen çökertiliyor. Geriye bölünmüş, etkisiz, kimliksiz, dağınık bir yığın kalıyor.

Bunun adı da terörü önleme oluyor. Nasıl beğendiniz mi?

Bunları görüp, duyup da rahat uyuyanlara, gemisini kurtardığını zannedip kafasını kuma gömenlere, dünya nimetleriyle gününü gün edenlere ne diyeceğiz?

Buyurun siz söyleyin.

Sadi Somuncuoğlu

1940 yılında Aksaray’da doğdu. Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nden 1962 yılında mezun oldu. 1957-58 yıllarından itibaren Türk Ocakları’nın faaliyetlerine katıldı ve fikri yetişmesi de bu yıllarda başladı. Çeşitli devlet memuriyetlerinde bulundu. 1965 yılında Bab-ı Ali’de Sabah Gazetesi’nin yayımlanmasında görev aldı. Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü’nde Organizasyon ve Metot ile İdarecilik kurs ve eğitimi gördü.

1967 yılında MHP (CKMP) Gençlik Kolları Genel Başkanlığı görevi ile aktif siyasete başladı. 1969 yılında MHP Genel İdare Kurulu’na, arkasından da Genel Sekreter Yardımcılığına seçildi ve 12 Mart 1971’e kadar ülkücü gençliğin eğitim ve teşkilatlanma işlerini yürüttü.

Üniversite öğretim üyelerini bir araya toplayan ve gençliğin meseleleri üzerinde bilimsel çalışmalar yapan “Kültür, Bilim ve Teknik Merkezi (KÜBİTEM)’nin kurulması ve faaliyet göstermesinde görev aldı. Devlet, Töre ve Bozkurt dergilerinin yayımında, aktif olarak çalıştı. Birçok yazı ve makalesi yayımlandı. Yurt içinde ve dışında konferanslar verdi.

1977 yılında Niğde Milletvekili seçilerek Parlamento’ya girdi. Demirel’in Başbakanlığında kurulan koalisyon hükümetinde Devlet Bakanı oldu. 12 Eylül 1980 darbesine kadar MHP Genel Başkan Yardımcılığı görevinde bulundu.

12 Eylül 1980 darbesiyle birlikte tutuklandı. 6 yıl süren “MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası”nda, 1 Nolu Mamak Askeri Mahkemesi’nde idamla yargılandı.  İki yıl tutuklu kaldıktan sonra, 7 Nisan 1987’de verilen kararla beraat etti.  

1988-1995 yılları arasında siyasetten uzak kaldı ve Türk Ocakları Genel Merkez Heyeti Üyeliği ile Türk Ocakları Genel Başkanlığı görevlerinde bulundu.

1995 yılında ANAP Aksaray Milletvekili seçildi. TBMM Milli Eğitim Komisyonu üyeliği yaptı.  1,5 yıl sonra ANAP’tan ayrılıp MHP’ye katıldı. MHP Genel Başkan Yardımcılığı görevini yürüttü. 1999 yılında yeniden MHP Aksaray Milletvekili seçildi. 28 Mayıs 1999’da kurulan 57. Hükümette Devlet Bakanlığı görevine getirildi.

Cumhurbaşkanlığına aday olduğu için 8 Mayıs 2000’de Devlet Bakanlığı görevinden azledildi. 2002’den itibaren iç/parti siyasetinden ayrılarak milli siyasetle uğraştı. Çeşitli dergi ve gazetelerde makaleleri yayımlandı.

Halen, Ankara’da faaliyet gösteren (Temmuz 2008) Milli Düşünce Merkezi Başkanlığı görevini yürütmektedir.

Evli ve üç çocuk sahibidir.

 

Yayımlanmış kitapları:

*   Avrupa Birliği Bitmeyen Yol (Ötüken Yayınları-Mart 2002),

* Gümrük’te Kuşatma (1.Baskı-ATO Yayınları/Temmuz 2002, 2. Baskı Yeni Avrasya Yayınları/Ağustos 2002),

*  Kıbrıs’ta Sirtaki (1.Baskı-Yeni Avrasya Yayınları/Eylül 2002, 2.Baskı-ATO Yayınları/Ekim 2002)

* Sorularla Belgelerle Kıbrıs/Çözüm mü Çözülme mi? (Türkiye Sağlık-İş Sendikası Yayınları/2003)

*  Avrupa Birliği Uyum Paketlerinden FEDERASYON’a / Etnik/Irkçı Siyasallaşma Projesi, (ATO Yayınları-2003),

Annan Planı Gerçeği ve KKTC’nin Kurtuluşu (Yeni Avrasya Yayınları-Haziran 2004)  

İstanbul’da Yeni Roma İmparatorluğu (Akçağ Yayınevi-2004),

Göre Göre KAPANA DÜŞTÜ TÜRKİYE’M (Bilgi Yayınevi-2005)

Son Haçlı Seferi-PKK Açılımı(Milli Düşünce Merkezi )

 

21. Yüzyıl Türkiye Buluşmaları

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Gözde Kılıç Yaşın   - 08-07-2020

Kosova-Sırbistan Görüşmelerinde Liderlik Çekişmesi

Kosova-Sırbistan anlaşmazlığı, Balkanlarda sürdürülebilir istikrarın önündeki en önemli engel olarak görülüyor.