×

Uyarı

JUser: :_load: Unable to load user with ID: 116



KARABAĞ MESELESİ

Yazan  29 Mayıs 2009
Selçuk Oktay-Karabağ coğrafyası, Azerbaycan’ın Kür ve Aras nehirleri ile Ermenistan’ın Sevan gölü (Gökçe gölü) arasındaki dağlık bölge ve bu bölgeye bağlı ovalardan oluşmaktadır.

Yaklaşık 18.000 kilometrekare olan bu coğrafi alan içerisinde yer alan ve 4392 kilometrekarelik bir kısmı teşkil eden Dağlık Karabağ ya da Yukarı Karabağ, günümüzde Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki anlaşmazlığın odak noktasıdır ve bu sorun alanı genellikle doğrudan Karabağ olarak adlandırılmaktadır.

Karabağ meselesi, temelde 19. yüzyılda Rusların Kafkaslardaki yayılmacı siyasetine paralel olarak Ruslar tarafından jeostratejik nedenlerle yaratılmış bir sorun niteliğindedir. Karabağ'da da Revan'daki senaryonun bir benzeri uygulanarak sonradan kullanılmak üzere Ruslar tarafından burada bir Ermeni topluluğu yaratılmış, Azeriler Azerbaycan'ın diğer bölgelerine ve Osmanlı topraklarına göçe zorlanarak bölgenin etnik yapısı değiştirilmiştir. Bölgenin idaresinin kolaylaştırılmasına yönelik nüfus kompozisyonuna yapılan bu müdahaleler, günümüze kadar Ermenistan ve Azerbaycan arasında zaman zaman çatışmalarla sonuçlanan derin bir ihtilafın zeminini hazırlamıştır. Rusların bu iskan siyasetinin Karabağ özelinde yarattığı sonuç, Azeriler ve Ermeniler arasında derin bir anlaşmazlığın oluşturulmasıyla böl-yönet siyasetinin hayata geçirilmesi olmuştur.

Kafkaslarda Rus yayılmacılığının ve hakimiyetinin tamamlanmasıyla birlikte Dağlık Karabağ özerk bölgesi kurularak Azerbaycan'a bağlanmıştır. Buna koşut olarak Nahcivan'ın da bir Ermeni koridoruyla Azerbaycan'dan ayrıldığı ve Türkiye ve Azerbaycan'ın komşu olmasının engellediği görülmektedir. Azerbaycan'a bağlanan ve etnik müdahalelerle Ermeni çoğunluğun yaratıldığı bölgenin devamlı olarak kendilerine bağlanmasını isteyen Ermeniler ve Azeriler arasında ortaya çıkan ihtilafta Moskova yönetimi hakemlik yoluyla ve denge siyaseti ile her iki taraf üzerinde denetim sağlamıştır. Bu doğrultuda, Sovyet sistemi içerisinde Ermeni milliyetçiliği dışa dönük meselelerde Moskova yönetimi tarafından bir engelle karşılaşmazken, Karabağ gibi iç sorunlarda Ermenilerin radikal eğilimlerine izin verilmemiştir. Karabağ'ın Ermenistan'a bağlanmasını savunan Ermeni milliyetçiliğinin Moskova'dan gördüğü tutum 1936 yılı içerisinde Ermenistan Komünist Partisi sekreteri Hanciyan'ın öldürülmesi olmuştur. Yine 1968 yılında Hankenti'de ortaya çıkan ve Ermeni yayılmacılığını yansıtan çatışmalarda, Ermenilerin tavrı Moskova tarafından tepki görmüş ve statükonun korunmasından yana olan bir tavır geliştirilmiştir.

1985 yılından itibaren Gorbaçov'un liberalleşme politikaları Sovyetlerin içindeki milliyetçi akımları güçlendirmiştir; Karabağ da bu sürecin etkin hissedildiği alanlardan biri olmuştur. Gorbaçov'un şeffaflık ve yeniden yapılandırmayı öngören politikaları, ekonomik sorunların yaşandığı ülkede o güne kadar bilinç altına hapsedilmiş duyguları, buzdolabına kaldırılmış etnik milliyetçilikleri gün yüzüne çıkarmıştır ve Ermenilerin bastırılmış milliyetçilikleri bu süreçte Karabağ'da şiddet yoluyla kendini hissettirmeye başlamıştır. Sovyetlerin dağılma süreci boyunca enerjisini bölgedeki varlığını koruma çabasının ötesine taşıyamadığı, Batılı devletlerin ise bölge üzerinde nüfuzunun olmadığı bir konjonktür, Ermeni yayılmacılığı için uygun bir iklim sunmuştur. 1980'lerin sonundan itibaren özerk statüdeki Karabağ'ın bağımsızlığına yönelik istekler farklı zeminlerde gündeme taşınmıştır. 1993 yılına kadar, Hocalı'da doruğa çıkan Ermeni saldırılarına sahne olan Karabağ meselesi 1993 yılı içerisinde Ermeni birliklerinin Kelbecer ve Laçin koridorunu ele geçirmelerinin ardından Karabağ'ın fiilen Ermenistan'a bağlanmasıyla sonuçlanmıştır.

1988 yılının şubatında Hankenti'de yoğun bir katılımla düzenlenen gösterilerle Dağlık Karabağ Özerk Bölgesinin Ermenistan' a katılması etkin biçimde Kafkasya gündemine taşınmıştır. Şubat ve mart aylarında Karabağ meclisinin aldığı kararlar, yine Haziran ayında Ermenistan meclisinde alınan karar Azerbaycan ve Sovyet yüksek meclislerinden Karabağ'ın Ermenistan'a bırakılmasının istenmesini öngörmektedir. Sovyet anayasasının 70. maddesine dayandırılan Ermeni meclis kararı, Sovyet anayasasının 78. maddesi gereğince dikkate alınmamıştır. Bu madde, bir birlik cumhuriyetinin toprağının kendi rızası olmadan değiştirilemeyeceğine dair hükmü düzenlemektedir. Moskova bu süreçte bazı önlemler demeti geliştirmiş, Temmuz ayı sonlarında Karabağ'da özel bir komite kurulmuş, 1989'un Ocak ayı içerisinde Karabağ'ın idaresi –Azerbaycan'a bağlı olmakla birlikte- doğrudan Moskova tarafından üstlenilmiştir. Fakat bu yönetim modeli Kasım ayı içerisinde sonlandırılmış, komite lağvedilmiştir; bu süre zarfında Karabağ'da Ermeniler tarafından sadece Ermenilerin katıldığı bir milli konsey oluşturulmuştur. Aralık başında bu konsey ile birlikte Ermenistan meclisi bir bildirge yayınlayarak Karabağ'ın Ermenistan'ın bir parçası olduğunu iddia etmiştir. Bu gelişmeler Bakü'de Halk Cephesi önderliğinde ciddi bir kitle hareketi doğurmuş, büyük gösteriler düzenlenmiş, Ermenistan'a giden demiryolu kapanmıştır.

1990 yılı içerisinde Bakü'de Azeriler ve Ermeniler arasında çıkan çatışmaların ardından Sovyet birlikleri denizden ve karadan Bakü'yü işgal etmişlerdir. Bu işgal hareketi Azerbaycan yönetimi içinde değişikliklere yol açmış, çok sayıda kişinin ölümüyle sonuçlanan olayların ardından Halk Cephesi daha da güçlenmiş, yüz binlerce insanın katıldığı gösteriler düzenlenmiştir. Fakat Halk Cephesi ileri gelenlerine dönük sindirme hareketi gecikmemiş, Sovyet kuvvetleri tarafından tutuklamalar gerçekleştirilmiştir. Bu süreçte Ağustos 1990'da Levon Ter-Petrosyan'ın Ermensitan'da liderliğe gelmesinin ardından bağımsızlık bildirgesi kabul edilmiştir. 1991 yılının Eylül ayındaki referandumla birlikte bağımsız Ermenistan devleti ilan edilmiştir. Benzer şekilde, Azerbaycan'da da Ekim ayı içinde alınan bağımsızlık kararının ardından Aralık ayındaki referandumla bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti kurulmuştur. Ermenistan bağımsızlık bildirgesinde Ermenistan ve Karabağ'ın birleşmiş olduğuna dair atıf mevcuttur. Bildirgenin 11. maddesi de doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmekte, bildirgede yer alan ifadelerle yeni devletin Türkiye'de ve "Batı Ermenistan'da" gerçekleşen soykırımın uluslar arası alanda tanınmasını sağlamakla görevli olduğu belirtilmektedir.

Aralık 1991'de Karabağ'da düzenlenen bir referandumla Karabağ Ermenileri bağımsızlıklarını ilan ederek aynı ay içerisinde bölgede seçimleri gerçekleştirdiler. Bu seçimleri izleyen günlerde Karabağ'ın bağımsızlığı Ermenistan meclisi tarafından tanınırken, Azerbaycan da buna karşılık olarak Ocak başında Karabağ'ı doğrudan Azerbaycan idaresine aldı. Sovyetler Birliği'nin 1991 Aralığında dağılması Karabağ üzerinde, hukuken bölgenin kimler tarafından nasıl yönetileceğine karar veren gücün de yok olması anlamına geliyordu. Bu dönemde Karabağ'daki çatışmalar artan bir ivmeyle devam etti ve Şubat ayı içerisinde Ermeni saldırıları Hocalıda gerçekleşen katliamlarla Azerbaycan'da ve Türkiye'de büyük infial uyandırdı.

1992 yılının Mart ayı içinde İran'ın inisiyatifiyle Tahran'da Azeri ve Ermeni yetkililer bir araya getirilerek taraflar arasında göreli bir ateşkes sağlandı. Aynı ay içerisinde Helsinki'de düzenlenen dışişleri bakanları toplantısıyla AGİK yeni bir misyonun oluşumuna öncülük etti ve Minsk grubu oluşturuldu. Karabağ'da çözüme dair kayda değer bir başarı sağlayamasa da Minsk grubu uluslar arası düzeyde bu sorun alanındaki başlıca kuruluş olma özelliğini korudu. Mayıs ayı içerisinde Suşa şehrinin Ermeniler tarafından işgaliyle Karabağ'ın hemen hemen tamamı Ermenilerin kontrolüne geçti. İşgal hareketi Karabağ dışına taşarak Laçin ve Kelbecer'in de alınmasıyla Ermenistan'a doğrudan koridorlar sağlandı. Aynı süreçte Azerbaycan'a bağlı özerk bir yer olan Nahcivan'ın Sederek kasabasına Ermeni saldırıları gerçekleşti; Sederek aynı zamanda Azeri lider Elçi Bey'in doğduğu yerdi. Nahcivan'a yönelen Ermeni hareketi Ankara'da devlet düzeyinde ciddi bir reaksiyon yarattı. Türk hükümetinin ABD, İngiltere, İran, Gürcistan, AB ve NATO nezdindeki diplomatik çabaları Nahcivan bunalımın aşılmasına katkı sağladı.

1992 yılında Azerbaycan'da Elçi Bey'in iktidara gelmesinin ardından Azerbaycan güçleri Karabağ'da bazı yerleri geri aldılar; fakat Aralık ayındaki saldırılarla Ermenilerin bu yerleri tekrar işgal etmeleri uzun sürmedi. Ermenistan parlamentosu Karabağ'ın hiçbir zaman bağımsız Ermenistan'ın bir parçası olmadığı argümanıyla, Karabağ'ın Azerbaycan'ın bir parçası olarak kalmasıyla sonuçlanacak herhangi bir belgeyi ya da çözümü reddediyordu. 1993 yılının Mart ayı içinde, Karabağ dışındaki Ermeni işgali Laçin'in ardından Kelbecer'le devam ederek Ermenistan' a ikinci bir koridor uzatıldı. Bu gelişmenin ardından Türkiye konuyu BM Güvenlik Konseyine götürürken, Ermenistan'a tüm uçak seferlerini durdurdu ve kara sınırını kapadı.

Güvenlik Konseyi'nin Nisan ayı içerisinde kabul ettiği karar çatışmaların durdurulmasını, Kelbecer bölgesinden işgal kuvvetlerinin çekilmesini ve Minsk grubunun önderliğinde tarafların barış görüşmelerine başlamalarını öngörmekteydi. Bununla birlikte kararda Ermenistan'ın sorumluluğuna ya da işgalin sona ermemesi durumunda Güvenlik Konseyi'nin nasıl bir tutum izleyeceğine dair herhangi bir atıf bulunmamaktaydı. BMGK'nin bu kararının ardından Ermeni güçlerinin Kelbecer'den çekilmesini, ateşkesin sağlanmasını ve AGİK çerçevesinde barış görüşmelerinin başlatılmasını amaçlayan bir plan Türkiye, ABD ve Rusya tarafından taraflara sunuldu. Bu plan bazı değişikliklerle Ermenistan tarafından da kabul görürken, Karabağ yönetimi planın kabulüne yanaşmadı.

Azerbaycan'daki siyasi karışıklıklar Ermenilerin yeni saldırılar başlatmalarıyla sonuçlandı; bu saldırılarla Ağdere ve Akdam Ermenilerin kontrolüne geçti. BMGK 20 Temmuzda yeni bir karar alarak olayların kınanması yönünde bir karar aldı. Kararda dolaylı olarak Karabağ'ın Azerbaycan'a ait olduğu belirtilse de, 853 sayılı bu karar Ermeni güçlerinin işgallerini Cebrail, Fuzuli, Kubatlı ve Horadiz'i de içerecek şekilde genişletmelerine engel olmadı. Konsey, Ekim ve Kasım aylarında aldığı yeni kararlarla önceki kararların esaslarını tekrarlamıştır. Taraflar arasında devam eden çatışmalar, Azerilerin kaybettikleri yerleri geri alamadığı, Ermenilerin de daha fazla yayılamadığı bir noktada, sürekli bir ateşkesin varlığı da mümkün olmuştur. Bişkek'te 1994 Mayısında imzalanan anlaşmayla, yıllardır süren ve Ermeni saldırganlığından kaynaklanan çatışmalar son bulmuştur; ancak bugüne dek geçen süre zarfında sorunun çözümüne yönelik bir adım atılamamıştır.

Karabağ sorununda Azerbaycan'ın Ermeniler karşısında etkisiz kalmasının esas nedenlerinden biri Azerbaycan'daki siyasi istikrarsızlıklardır. Ermenistan'ın Ter-Petrosyan tarafından yönetildiği bu dönemde Azerbaycan üç farklı isim tarafından idare edilmiş, ülkedeki güç mücadeleleri Karabağ konusunda etkin politikaların izlenmesini engellemiştir. Bu süreçte Muttalibov, Elçi Bey, Aliyev gibi liderler Karabağ meselesine yönelik farklı tutumları temsil etmişlerdir. Muttalibov'un tutumu tamamen Moskova yanlısı bir çizgiyi yansıtırken, Elçi Bey'in Moskova'yı göz ardı eden Türkçü vizyonu ne Türkiye'de ne de Türk dünyasında ciddi bir destek görmüştür. Azerbaycan'ı Bağımsız Devletler Topluluğuna üye yapan Aliyev'in Moskova yönetiminden Karabağ'da umduğu dengeli siyaset beklentileri de sonuçsuz kalmıştır.

Minsk grubunun çözüme dair müzakerelere yönelik çalışmaları 1990'ların ikinci yarısında eş başkanlar Rusya, ABD ve Fransa tarafından yürütülmüştür. Bu çalışmalarda bu ülkelerin eğilimi, Rusya'nın büyük ölçüde stratejik mülahazalarla, ABD ve Fransa'nın da ülkelerindeki Ermeni nüfus nedeniyle, Ermenistan'ın duruşuna yakın olmuştur. Minsk grubu 1997 Mayıs ve Aralık aylarında çözümün inşası amacıyla iki plan geliştirmiştir. Aralık ayında ortaya konan iki aşamalı planla Ermeni güçlerinin Suşa ve Laçin hariç işgal edilen Azeri topraklarından çekilmeleri, mültecilerin evlerine dönmeleri , Suşa ve Laçin'in durumlarının daha sonra görüşülmesi öngörülmüştür. Bu plan Ermenistan'da Ter-Petrosyan tarafından olumlu karşılanırken, Başbakan Koçaryan tarafından reddedildi; Petrosyan'ın istifasına giden süreçle birlikte Koçaryan Ermenistan devlet başkanlığına seçildi. Diğer yandan Kasım ayında taraflara sunulan üçüncü bir plan, Azerbaycan ve Karabağ'ın ortak bir devlet kurmasını öneriyordu. Toprak bütünlüğüne tehdit olarak algılanan bu öneri, Azerbaycan tarafının muhalefetine uğradı ve Azerbaycan'da AGİK Minsk grubuna karşı artan bir güvensizlik ortaya çıktı. İki ülke devlet başkanları ve dışişleri bakanları düzeyinde konuyla ilgili müzakereler dönem dönem devam etmiştir. Minsk grubunun bugün de güncelliğini koruyan çözüm paketi Ermeni işgal kuvvetlerinin Karabağ'ı çevreleyen illerden çekilmelerini ve mültecilerin geri dönmelerini, Karabağ'ın Ermenistan'a Laçin üzerinden bir koridorla bağlanmasını ve buna paralel olarak Nahcivan ve Azerbaycan arasında bir koridor oluşturulmasını, sınır bölgelerine barış gücü konulmasını içermektedir. Bu çerçevede Karabağ'ın nasıl bir statüde tanımlanacağı esas sorunu teşkil etmektedir. Azerbaycan'ın tavrı geniş bir özerkliğin verileceği Karabağ'ın Azerbaycan'a bağlı kalması iken, Ermenistan Karabağ'da bağımsız bir devleti savunmaktadır. Bu amacın ardında yatan düşünce, bağımsız bir Karabağ'da, devletlerin kendi kaderini tayin hakkı çerçevesinde yapılacak bir referandumla ilerleyen süreçte bölgenin Ermenistan'a bağlanmasını sağlamaktır. Minsk grubunun eğilimi, tarafların bölgenin statüsü durumunda anlaşmaya varamamaları halinde statü tartışmalarının ertelenmesi, 10-15 yıllık bir periyotta statünün belirlenmesi amacıyla bir halk oylamasının gerçekleştirilmesi yönündedir. Ermeni tarafının olumlu baktığı bu görüş, Karabağ'ın nüfus kompozisyonu nedeniyle Azerbaycan tarafının muhalefetine uğramaktadır.

Son olarak Prag'da bir araya gelen iki ülke devlet başkanları arasında gerçekleşen görüşmeden bir sonuç alınamadığı, Ermeni tarafının yapıcı bir tutum sergilemekten uzak olduğu Azerbaycan dışişleri bakanı Elmar Memedyarov tarafından ifade edilmiştir. Azeri dışişleri bakanı, Azerbaycan tarafında müzakerelerin zemininin, Ermeni güçlerinin işgal ettikleri topraklardan çekilmeleri ve Karabağ'ın Azerbaycan dahilinde tanımlandığı bir çerçeve olduğunu vurgulamaktadır. Diğer yandan Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesinin ve sınırın açılmasının tartışıldığı bir süreçte, Karabağ meselesinin çözümü de Türkiye ve Ermenistan arasındaki meselede önemli bir unsur haline gelmiştir.

KAYNAKLAR

Svante E. Cornell, The Nagorno-Karabakh Conflict

Aygün Attar, Karabağ Sorunu Kapsamında Ermeniler ve Ermeni Siyaseti

Ömer Engin Lütem, Karabağ Sorunu

21. Yüzyıl Türkiye Buluşmaları
Rus İmparatorluk Stratejisi ve Putin Rusyası

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 29-01-2020

Suriye, ABD-Rusya'nın Eşgüdümünde Bölünüyor

Elazığ depremi, kuşkusuz Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ve 18 yıllık AKP iktidarının Türkiye'yi getirdiği noktayı yeniden değerlendirmemiz açısından bir fotoğraf verdi bizlere.