Neden Üniter-Milli Devlet Modeli Üstündür?

Milli-üniter devlet yapısının tarihsel olarak etnikçi esasta inşa edilen federal devlet yapısına üstün olduğunu ispatlanmış bir gerçektir.

Türkiye Cumhuriyeti'nin milli ve üniter esaslara dayanan kuruluş felsefesine karşı amansızca sürdürülen eski komünist/yeni liberal ve sözde "İslamcı" ideolojik-politik saldırıların özünü milli ve üniter devletin aşıldığı, bir zayıflık noktası oluşturduğu, anti-demokratik bir karakter taşıdığı, artık yerini yenisine bırakması gerektiği tezleri oluşturmaktadır. Eski komünist/yeni liberal ideologlar ile sözde "İslamcı" ideologlar üniter-milli devlete ideolojik saldırılarını gerçekleştirirken, onun yerine ne koymak istediklerini açıklıkla söylemek yerine siste bırakmayı tercih etmektedirler. Ancak kafalarının gerisindeki proje, Türkiye Cumhuriyetinin millet esasından etnik, cemaat ve mezhep esasında yeniden tanımlanmak, üniter devlet yapısını ise özerklik ile federasyon arasında ancak adı federasyon olmayan bir zeminde yeniden inşa etmektir. Bu projeye Graham Fuller'in koyduğu adı vermektedirler:"Yeni Türkiye".

Oysa, milli-üniter devlet yapısının tarihsel olarak etnikçi esasta inşa edilen federal devlet yapısına üstün olduğunu ispatlanmış bir gerçektir. Hatta tarihsel gerekliliklerden ötürü bir millete dayanan, milli devlet zemininde kendisini tanımlayan ancak idari örgütlenmesini üniter değil, federal sistem çerçevesinde gerçekleştiren Almanya ve ABD gibi ülkelerde dahi üniter sistemin yararları bilimsel zeminde tartışılmaktadır. Aşağıda bu iddiamızı tarihsel örnekler ve önemli batılı siyaset bilimcilerin tespitleri ile ortaya koyacağız.

Üniter-milli devletler sosyal ve politik çalkantılara federal-etnik devletlerden çok daha dirençlidirler. Federal-etnik devletleri parçalayan ve sonsuz yıkımlara neden olan sosyal ve politik gelişmeleri üniter-milli devletler kolaylıkla ve zarar görmeden aşmaktadırlar. Alfred Stephan şöyle demektedir: "Komünizm sonrası Avrupa, federalizm konusunda dikkatli olmamız gerektiğini gösteriyor. Komünist siyasi sistemde sekiz Avrupalı devlet vardı. Bunlardan beşi üniter devletlerdi. (Macaristan, Polonya, Romanya, Arnavutluk ve Bulgaristan) Üçü federaldi.(SSCB, Çekoslovakya ve Yugoslavya) Mucizeler yılı 1989'dan yedi yıl sonra bu beş üniter devletten beşi de hala üniter devletti. Üç federal devlet 22 devlete bölünmüştür."

Üniter-milli devletin anti demokratik bir yapı oluşturduğunu ileri süren "liberal-sözde İslamcı koroyu" tarih ve teori birlikte yalanlamaktadırlar. Ünlü liberal düşünür John Stuart Mill şöyle demektedir: "Birden fazla milletin barındığı bir ülkede hür müesseseleri yaşatmak hemen hemen imkansızdır. Aralarında dayanışma bulunmayan insanlar, özellikle de farklı dillerde okuyor ve konuşuyor ise işleyen temsil mekanizmaları için gerekli kamuoyu birliği sağlanamaz." Dankwart Rustow ise milli devlet ile demokrasi arasındaki ilişkiyi şöyle anlatmaktadır: "Demokrasi, arka planındaki bir tek şartla başlar: Milli birlik… Milli birlik, demokratikleşmenin diğer bütün evrelerinden önce gelmelidir." Milli birliğin olmadığı yerlerde demokrasi bir fanteziden ibarettir. Amerikalı sosyal bilimci Robert Dahl de bir devletin başarılı sosyal politikalar uygulayabilmek için sağlam bir milli kimlik inşa etmesi gerektiğini söylemekte ve "sosyal adalet politikalarında başarılı demokratik devletler, birleştirici bir kimliğe sahiptir" demektedir.

Almanya'nın yaşayan önde gelen siyaset bilimcilerinden Klaus von Beyme tarafından yazılan "Federalizm ve Bölgesel Bilinç - Uluslararası Bir Karşılaştırma" adlı kitabında ekonomik ve sosyal yetenekleri açısından üniter devletlerle kıyaslandığında federal devletlerin her zaman daha iyi olmadığını tespit ediyor.

Bu tarihsel gerçeklere rağmen liberal ve sözde "İslamcı" ideolojik koronun Türk milli ve üniter devletine olan düşmanlıklarının nedeni nedir? Türkiye'de liberal demek çok büyük ölçüde ne yazık ki eski komünist demektir. Bu grup için önemli olan Türkiye Cumhuriyeti devletinin Türk karakterinin tahrip edilmesi ve devletin tasfiye edilmesidir. Bu amaç için gerekirse komünist, gerekirse liberal olunabilir. Bunların düşman olduğu Türk milletidir. Bu düşmanlığın nedeni etnik ırkçılıktır. Komünizm ve liberalizm sadece etnik ırkçılığı örtmek için kullandıkları araçtır. Eskiden komünist olmamakla beraber, liberal bireysel hakları dejenere ederek, kolektif haklar zeminine çeken küçük bir liberal grup da vardır. (Bazı dürüst gerçek liberallerinde olduğunu ve onları bu korodan ayırdığımız tespit edelim.)

Sözde İslamcı entelektüellerin çok büyük bir bölümü için Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu bir travma oluşturmaktadır. Onlar, Mustafa Kemal Atatürk'ün sanki Kanuni Sultan Süleyman dönemi Osmanlı Devletini tasfiye ettiği gibi bir inanç içindedirler. Keza, 1900'lerin Türkiyesinde sanki Asr-ı Saadet döneminin İslam anlayışı sürerken ve hilafet Abbasi dönemi ihtişamını yaşarken, Atatürk'ün dine müdahaleler de bulunduğuna, hilafeti tasfiye ettiğine inanırlar.

Oysa Osmanlı devletini yıkan Türkiye Cumhuriyeti değildir. Türkiye Cumhuriyeti, yıkılan Osmanlı devletinden Türk milletinin kurtarabildikleridir. Atatürk'te Türk milletinin bir ferdi olarak Trablusgarb'tan başlayarak 1918'e kadar Osmanlı Devleti'nin yıkılmaması için çalışmıştır. 1900'larda İslam ne yazık ki Asr-ı Saadet döneminin anlayışına sahip olmaktan çok uzaktır. Dönemin İslamcı olarak bilinen şairi ve düşünürü Mehmet Akif Ersoy'un bu konudaki tespitleri tekrar okunmalıdır. TBMM'nin manevi şahsiyetine devredilen hilafet ise 1924'te artık bir güç değil, bir zaaf kaynağıdır. Bu noktada Atatürk'ün yaptığı ana kaynakları ortaya çıkarmak ve halkın önüne koymak olmuştur.

Sonuç olarak, üniter-milli devlet Türkiye Cumhuriyeti Avrasya ekseninde binlerce sene savaşan bir milletin 1071'den 1922'ye kadar Batı ve Kuzey ile yaptığı kesintisiz 851 sene savaştan sonra tükenme noktasına geldiğinde sığındığı son Ergenekon'dur. Bugün de gelişen, sanayileşen, zenginleşen demokratik, sosyal bir hukuk devleti için en doğru çerçeveyi üniter-milli devlet oluşturmaktadır.

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Dr. Aslan Yaman   - 29-09-2020

Karadeniz’deki Doğalgaz Keşfi Türkiye’nin Bölgesel Politikalarında Kaldıraç Olarak Kullanılabilir mi?

Özet Türkiye’nin Karadenizdeki doğalgaz keşfi ve bunu kendi imkanları ile gerçekleştirmesi münhasır ekonomik bölgelere sahip olan ancak arama ve çıkarma faaliyetleri için dünya enerji devlerine ihtiyaç duyan ülkeler için heyecan yaratan bir gelişme olarak değerlendirilmiştir. ...