Olmayanı Tartışmak

Yazan  03 Ağustos 2007
Rejimi ne olursa olsun bir devlette üç güç vardır. Yasama, yürütme ve yargı.

Yasama görevi, yaşamı düzenleyecek olan hukuki kuralları içerir. Bu kurallar millet adına bir kişi tarafından ya da onun adına hareket eden temsilciler aracılığıyla yapılır.Eğer yasalar millet temsilcileri tarafından yapılıyorsa burada bir parlamenter sistem söz konusudur. Çağdaş demokratik devletlerde yasama görevi parlamentoya aittir. Bizde de yasa yapma görevi millet adına TBMM'ne aittir.Meclisin görevi elbette yasa yapmaktır. Bunun dışında ne yapmamalıdır, tabii ki iş takibi.

Parlamentonun çıkardığı yasaların uygulanması yürütme organının görevidir.Yürütme hükümetin elinde, denetim TBMM'indedir.Ancak iş takibinden dolayı özellikle bakanlara iş yaptırmak için,yapılanlar görmezlikten gelinmektedir.

Parlamentonun çıkardığı yasaların uygulanmasında zaman zaman aksaklıklar çıkabilir. İşte bu yasaların doğru bir biçimde uygulanıp uygulanmadığını kontrol etmek gerekir. Vatandaşlarında yasaların uygulanmasından doğan şikayetleri olabilir.Hatta toplumun düzenini bozacak eylemlere girişenler bile olacaktır. Toplumdaki düzeni bozucu eylemleri gerçekleştirenler, vatandaşlar arasında çıkan yasal anlaşmazlıkları ortadan kaldırıp, haklıya hakkını vermek, suçluyu cezalandırmak yargının görevidir.Bu güce de yargı denir.

Başta siyaset olmak üzere hiç bir güç yargının üzerine çıkmamalıdır.Yargı herkesin güvenebileceği, siyaset ve bürokrasinin dışında tam bağımsız olmalıdır.

Yönetim, devletin devamlılığını sağlayan teşkilatlanma olmalıdır. Hükümet geçicidir. Yönetimle siyaset kendi yetki alanlarının dışına taşmamalıdır.Anayasa ve yasalar bu sınırları iyi düzenlemelidir.Bu çerçevede çok çok partili hayata geçtiğimiz 1946'dan bu yana baktığımızda: İlk denemeden 22 Temmuz 2007 seçimlerine kadar Anayasal çerçevede yerini alan demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan siyasi partilerimiz önce kendi bünyelerinde demokratikleşme konusunda sosyal, demokratik,laik hukuk devleti olmanın ihtiyacını karşılama noktasında oto kontrol yapabiliyorlar mı? Yerinde ve zamanında milli devlet olmanın özelliğini dikkate alarak uzlaşma kültüründe birliği sağlayabiliyorlar mı? Herhangi bir yanlışı tartışırkendiğerlerini doğruya yönlendirme de öncü olabiliyorlar mı? Yönetim devletin devamlılığı esasını teşkil ettiğine göre seçilmişle atanmış kendi alanları içerisinde kalarak anlaşıp üst seviyede ekonomi, kültür, siyaset, bilim ve teknoloji alanlarındaki yetkilerinin ciddiyetini ve ağırlığını dikkate alarak işbirliğine gidebiliyorlar mı? Tabii ki burada işbirliği derken gerçek anlamda bir işbirliğinden söz ediyorum. Seçilmişin atanmışa, atanmışın seçilmişe teslimiyetinden değil.

Siyasette liyakat, yönetimde liyakat tartışacağımız konuların başında gelmelidir.İlmi çevrelerde, ilmi haysiyet, siyasette ağırbaşlı devlet ve millet ikilisinin yüce menfaatleri, dış siyasette yüce Türk devletinin çıkarlarına uygun milli siyaset ve uygulanacak ince diplomasi tartışılacak konularımız arasında olmalıdır.

Sonuç olarak bu dönemde cumhurbaşkanlığı seçimi başta olmak üzere Türk milletinin refahı, mutluluğu, eğitimi dikkate alınarak "Kuvayı Milliye Ruhu" içerisinde ilk TBMM'nin benimsediği ilkeler ışığında meclisin çalıştırılması tartışma konusu olmaksızın sağlanmalıdır.Halkın seçimlerde verdiği oylarda gözardı edilmeksizin kurulacak hükümet aldığı oyun hakkını verme cesaretini gösterebilmelidir. Yine hükümeti kuran iktidar partisi iç politikada milli birlik ve beraberlik politikası, uluslararası dış politikada da ince diplomasi, herkesin uyması gereken ilke olmalıdır.Hükümetler geçicidir.Ama Türkiye Cumhuriyeti kalıcıdır.Sel gider kum kalır, il gider töre kalır.

Doç. Dr. Meşküre Yılmaz

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Bilimsel Danışmanı

21. Yüzyıl Türkiye Buluşmaları

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Aziz Ergen   - 11-07-2020

Avrupa Birliği Ortaklık mı, Tehdit mi ?

Mustafa Kemal Atatürk, özdeğerlerden ödün vermeden kalkınıp güçlenmek ve ileri bir uygarlık düzeyine ulaşmak ile “ Avrupa’yı taklit etmek “ , “Avrupalılaşmak “ ya da “ Avrupalı olmak “ gibi teslimiyetçi davranışlar arasına, net ve ayırıcı bir çizgi çizmiştir. ...