Polis Tutuklamaları-Öncesi ve Sonrası

Yazan  31 Temmuz 2014

Gülen cemaatine bağlı/yakın polislere yönelik kapsamlı bir operasyonun atama furyasından sonra muhtemelen ilk adli adımı atıldı. İlk adli adım diyorum çünkü bunu Hükümet yetkililerinden gelen açıklamalara göre gerek poliste gerek adalet bakanlığı dahil diğer alanlardaki gözaltı ve tutuklamalar izleyecek. Çağlayan Adliyesi’nde sorgulamalar sürerken, “hukuk devleti”nin savunulmasına çağrı niteliği taşıyan ve büyük bir bölümü Hizmet hareketine mensup isimlerden gelen e postaları okuyunca 2007’den buyana Türkiye’de hukuk devleti düşüncesine ve uygulamasına tarihte darbe dönemleri dahil hiç olmadığı kadar şu anda tutuklu polislerinde dahil olduğu polis-savcı-hakim üçlüsünün verdiğini hatırlamadan edemedim. Tabii ki, cemaate yakın bu polis-savcı-hakim üçlüsünün önünü açan ise bugün yine hukuk devletini çiğnemekte sakınca görmeyen AKP iktidarı olmuştur.

 Bugüne nasıl geldik? 2007’de başlayan ve Amerikan Dış İşleri Bakanlığı’nın sızan belgelerinde radikal Türk milliyetçisi ve Avrasyacı diye tanımlanan Türk general/amiral ve subay kadrolarının tasfiyesi amacı ile yürütülen Ergenekon vs. psikolojik savaşı Kasım 2006’da Erdoğan ile Bush arasında Beyaz Saray’da yapılan görüşmede alınan karar sonrasında uygulama konulmuştur. Amaç, Soğuk Savaş’ın bitmesinden sonra “NATO’cu” niteliği zayıflayan ve Avrasyacı kimliği/bağımsızlaşma eğilimi güçlenen Türk Ordusu’nu tekrar NATO’cu zemine oturtmak ve TSK’nın PKK ile müzakerelere karşı çıkışını aşmaktır. AKP iktidarı TSK’ya yönelik kapsamlı psikolojik savaşın uygulanabilmesi için gereken yasal düzenlemeleri yapmış ve politik-psikolojik savaşı sürdürmüştür. Hizmet Hareketinin polis ve adliyedeki kadroları ise sahadaki icracılar olarak işlev üstlenmişlerdir. Ancak Hizmet Hareketi, İstanbul ve İzmir askeri casusluk davaları ile ABD-AKP dışında kendi gündemini de yaşama geçirmeye başlamıştır.

 Ergenekon sürecinde AKP Hükümetine Ergenekon kadrolarının tasfiyesine yardımcı olmak ve sürecin başarılı yürümesini sağlamak amacı görüntüsü altında Hizmet Hareketi, TUBİTAK, Yargıtay, Danıştay, TİB, Adli Tıp Kurumu ve en önemlisi TSK (Kuvvetlerin İstihbarat ve Personel Daireleri başta olmak üzere) örgütlenmiştir.

 Hizmet Hareketi’nin yayın organları ise Ergenekon psikolojik savaşının belkemiğini oluşturmuşlardır. Ancak Ergenekon sürecinde AKP’nin TSK’ya yapılmasını istediği “saldırılar” için sağlamış olduğu hukuki-politik zeminin sağladığı büyük güç, Hizmet Hareketi’nin güç sarhoşluğuna kapılmasına neden olmuştur. Hizmet hareketi bu süreçte dar kadrocu bir yaklaşım ile bürokraside özellikler Adalet ve İç İşleri Bakanlıklarında kendisinden olmayan herkese karşı baskıcı, dışlayıcı ve düşmanca davranmıştır. (Bir MHP ve bir de Saadet Partisi eğilimli hakim değişik zamanlarda bana şu tespiti yaptılar. “Cemaatin uygulamalarına gördükten sonra CHP’lilerin Allah’ının olduğunu anladık. CHP’nin HSYK’da etkin olduğu dönemlerde 10 kadronun beşi CHP’ye yakın olanlara diğer beşi hak edenlere verilirdi. Şimdi 10 kadronun 10’u da cemaate yakın olanlara veriliyor.”)

 Hizmet Hareketi’nin kullanmasına izin verilen özünde devlete ait olan gücü kendisinin zannetmesi sonucunda ilk AKP Hükümetine “Bensiz karar alamazsın” dersini verme girişimi KCK davalarında MİT müsteşarını tutuklama girişimi, Erdoğan’ın yasa değiştirerek cevap vermesi ile Hizmet Hareketi ilk yenilgisini almıştır. Hizmet hareketi özü itibarı ile PKK ile Müzakereye karşı değildir. AKP Hükümetinin Kürtçe televizyon, eğitim gibi “reformları” ile de sorunu yoktur. Esasen Hareket kendisi Kürtçe televizyon çalıştırmaktadır. Hizmet, müzakerelerin yürütülüş şekline karşıdır. Bir anlamda müzakere sürecinde devletin PKK karşısında ayağa düşürülmesine itiraz etmektedir.

 MİT operasyonu sonrasında AKP-Hizmet Hareketi koalisyonu bozulmuştur. Bundan sonra ki süreçte her iki tarafta karşı tarafı tasfiye edecek en uygun anı beklemeye başlamıştır. Bu arada olayların Hizmet Hareketi lehine geliştiğini kaydetmek gerekir. Çünkü Erdoğan’ın Ortadoğu politikası Mısır ve Suriye’de Amerika ile ters düşmüştür. Gezi olayları, Erdoğan’ın ABD ve AB’de izole olmasına neden olmuştur.

 Dış gelişmelerin çok uygun olduğu bir dönemde, (hatta Washington’dan bazılarının uygunluğu telkin etmiş olmaları da kesin olmasa da muhtemeldir) Hizmet hareketine yakın olduğu bilinen/düşünülen ve daha önce Ergenekon vs. operasyonlarını sürdüren polis-savcılar, devlet içindeki tasfiye edilmesi mukadder oldukları stratejik noktalardan tasfiye edilmeden önce 17 Aralık 2013’de AKP’li bakanların yolsuzluklarını hedefleyen bir operasyon başlatmışlardır.

 “17 Aralık operasyonunda kasalar, hırsızlıklar yok mu?” sorusu gereksiz bir sorudur. Tabii ki vardır ancak operasyon bunlar olduğu için yapılmamıştır. Siyasi kavgadan dolayı gerçekleştirilmiştir. Eğer AKP-Hizmet koalisyonu yıkılmasa idi 17 Aralık operasyonu da olmazdı. 17 Aralık operasyonun devamı olarak AKP-Ergenekon’u olan “selam terör örgütü” üzerinden AKP entelijensiyası ve bürokrasisinin tasfiye edilmesi tasarlanmıştır. (Bu konuda AKP çevrelerinin birçok iddiası var. Benim bilgi kaynağım ise 18-19-20 Aralık günlerinde 17 Aralık operasyonunu gerçekleştiren ve avukatlar ile çok fazla BÜYÜK BİR ÖZGÜVEN ile “Hedef Erdoğan” diyerek konuşan polisler.)

 Kabul etmek gerekir ki, 17 Aralık ve Selam terör örgütü kurgusu teoride çok başarılı bir kurgudur. Atılan her adım hukuka uygundur ve başarı kaçınılmaz görünmektedir. Ancak Erdoğan, operasyonu ve ardıl operasyonları planlayanların hiç beklemediği bir karşı operasyon ile cevap vermiştir. Operasyonu yapan polisleri görevden almış ve yerine atadığı polislere de savcıların emirlerini dinlememe emri vermiştir. Bu Anayasa’nın 138. Maddesinin açık ihlali ve Anayasanın askıya alınmasıdır. Erdoğan’ın 17 Aralık ve ardıl operasyonlara Anayasal darbe ile karşılık vermesi, teoride başarılı olan kurguyu bozmuştur.

 Gözaltına alınan ve bir kısmı tutuklanan polisler işte bu sürecin/kavganın sonunda tutuklandılar. Başbakan yardımcısı operasyonların yargı alanına kayacağını açıkladı. Hakim ve savcıların tutuklanması çok çok zordur. Ancak 17 Aralık’tan buyana Anayasası askıda olan bir ülkede hakim ve savcıların, gazetecilerin, işadamlarının tutuklanması da çok şaşırtıcı olmayacaktır. Hizmet hareketine karşı özellikle polis ve yargıda 2007-2013 uygulamalarından doğan tepkinin sonucunda Hükümet yanında oluşan geniş koalisyon bu uygulamaları mümkün hale getirecektir. Ancak AKP Hükümetinin elinde geniş koalisyon desteğine rağmen Ergenekon operasyonlarında olduğu gibi tamamen hukuk dışı hareket edebilen, homojen, kendi içinde örgütlü bir polis-savcı-hakim desteği olmadığı için Hükümet hukuk alanında istediği sonucu alamayacaktır. Son polis tutuklamalarında gözaltına alınan ve tutuklanan polis sayısı arasındaki fark, polislerin cep telefonlarının alınmaması, ziyaretçiler ile çektirilen fotolar vs. hükümetin istediği sonucu alamayacağını şimdiden göstermektedir. Oysa AKP Hükümetine Hizmet Hareketinin destek verdiği günlerde Türkiye Balyoz tutuklamalarında 100’ün üzerinde general ve subayın nasıl tutuklandığını unutmamıştır.

 Buna rağmen Hizmet hareketi önümüzdeki süreçte çok yıpranacaktır. Bundan sonra hiçbir siyasi parti, AKP’nin başına gelene bakarak, Hizmet Hareketine güvenmeyecektir. Hizmet’e karşı ihtiyatlı olmak ilk ilke olacaktır. Hizmet Hareketi’nin devletteki kadroları ağır baskı görecek, kopmalar yaşanacaktır. Baskılar başlamıştır. Bazı bakanlıklar dışarıda doktora yapan ve Harekete yakın olan bürokratların doktoralarına dahi son vermişlerdir. Dershanelerin kaybı önemli bir gelir ve insan kaybına neden olacaktır. Hizmet’e yönelik ideolojik saldırının AKP’den gelmesi muhafazakar zeminde kafalarda uzun vadeli ağır şüpheler bırakacaktır. Hizmet okullarına daha az insan çocuğunu yollayacaktır. Gazete aboneliklerinin iptali bunun ön göstergesidir. Hizmet Hareketi’nin değişik ülkelerdeki okulları kapatılacaktır. Azerbaycan ilk örnektir. Bunun yakın zamanda Irak başta olmak üzere başka örnekler izleyecektir. İş dünyasına baskılarında ağır ekonomik bedeli olacaktır.

 Yıllardan bu yana Hizmet Hareketine yakın olan tanıdıklarıma üç şeyi anlatmaya çalıştım. 1)Ergenekon vs. operasyonlar NATO-Amerikan operasyonudur. 2)AKP, sonunda Ergenekon vs. operasyonlarını sizin kucağınıza bırakacak. 3)Ve devlet gücü ile savaşıp kazanan cemaati tarih kaydetmemiştir.

 Son olarak, Erdoğan’ın açıklamalarına rağmen bu süreçte Washington’un müdahalesi olduğunu kesinlikle söylemek mümkün değildir. Ancak, her halükarda Washington istediklerini almıştır. AKP’nin 17 Aralık sonrasında Kıbrıs, Ermeni sözde soykırımı konularında Washington’u memnun edecek tavrı gözden kaçmamaktadır. 

Prof. Dr. Ümit Özdağ

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Yönetim Kurulu Başkanı

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 19-08-2019

ABD himayesinde PKK-Rum işbirliği

Kurumsal karar sürecinin ortadan kalkmış olması, tek bir noktadan gelecek talimatın beklenmesi yani sistemsizlik, krizlerin kişilere emanet edilmesi devletin kurumlarının ve sorumlu makamların olaylara tepki ve karşılık vermesini de geciktiriyor veya engelliyor. Ülkeyi açmaza sürüklüyor. ...