< < Tek Millet-İki Devlet masalmış!


Tek Millet-İki Devlet masalmış!

Yazan  29 Mayıs 2009
Başbakan Erdoğan, Azerbaycan’a giderek “Azerbaycan topraklarındaki Ermeni işgali kalkmadan, Ermenistan sınırının açılmayacağı”nı söyledi.

Böylece son zamanlarda Türkiye ile Azerbaycan arasında meydana gelen güven bunalımı da büyük ölçüde ortadan kalktı. Bu durum Ermenistan'da ve Türkiye'deki Ermeniciler arasında büyük bir rahatsızlık yarattı. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki "iki devlet bir millet" paradigmasının yıkılması için canla başla gayret gösteren Ermenistan yanlıları, bunun çok da kolay olmadığını anladı.

Ermenistan, Dağlık Karabağ üzerindeki emellerini gerçekleştirebilmesinin yolunun Türkiye ile Azerbaycan'ın birbirinden uzaklaştırılmasından geçtiğini biliyordu. Bu bakımdan Türkiye ile Ermenistan arasında parafe edilen 22 Nisan mutabakatından sonra Türkiye ile Azerbaycan arasında oluşan soğukluğa büyük ümit bağlamıştı. Erdoğan'ın Bakü ziyaretiyle bu soğukluğun sona ermesi Ermenistan'ı telaşlandırdı. Türkiye ile Azerbaycan ilişkilerinin iyileşmesi, yalnız Ermenistan'ı değil, ABD'yi, Minsk Grubunu ve Türkiye'deki Ermenicileri de rahatsız etti.

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerin "bir millet iki devlet" stratejisine endeksli olarak yürütülmesine ilk tepki Minsk Grubunun eş başkanlarından ABD temsilcisi Matthew Bryza'dan geldi. Bryza, ABD adına Türkiye'ye Erivan ile ilişkilerini, "Azerbaycan gibi üçüncü bir ülkeyi dahil etmeden geliştirmesi ve diplomatik ilişki için ön şart koymaması" çağrısında bulundu. Bryza, açıkça "Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerde 'bir millet iki devlet'düşüncesinin değişmesi gerekiyor" dedi.

Tezgâh üstüne tezgâh!

Bryza'nın açıklamalarına benzer değerlendirmeler Türkiye medyasına da birbiri peşi sıra düşmeye başladı. Hasan Kösebalaban, Star'da şu görüşü dile getirmiş: "İki ülke aynı dili konuşup farklı milli çıkarlara sahip olabilir. Bu açıdan 'tek millet, iki devlet' sloganı gerçekçi değildir. Azeri Türkleri ile Anadolu Türklerinin çıkarları tarih boyunca zaman zaman farklı olabilmiştir. Azerbaycan'ın Ermenistan sınırı konusundaki tavrından anlaşılıyor ki Bakü, Ermenistan üzerinden Türkiye'ye yakınlaşma düşüncesine itibar etmiyor. Azerbaycan elindeki petrol ve doğal gaz kartlarını kullanarak, Gazprom'a satış yapma gözdağıyla Batılı güçler üzerinden Türkiye'ye geri adım attırdı". Bir millet iki devlet ilkesine tahmin edilebileceği gibi ciddi bir eleştiri de Cengiz Çandar'dan geldi. Çandar "Tek millet-iki devlet masalı" başlıklı bir yazısında Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun Bakü'de 'Azerbaycan'ın güçlü olmasının, Türkiye'nin de güçlü olması anlamına geldiğini' söylemesini eleştirerek bunun gerçekçi olmadığını yazmıştır.

Cengiz Çandar, neden Türkiye ile Azerbaycan'ın "Tek millet iki devlet" şiarının geçerli olmadığını İstanbul'da el altından yapılan toplantılara dikkat çekerek açıklamış: "İstanbul'da SETA tarafından düzenlenen iki günlük bir 'Türkiye Ermenistan İlişkileri Çalıştayı' yapılıyor. Cuma günü aynı konuda TESEV'in bir toplantısı var. Haftaya da European Stability Inıtiative benzer bir konuda İstanbul'da toplantı düzenliyor.../... SETA'nın 'Türkiye-Ermenistan İlişkileri Çalıştayı' basına kapalı. 'Chatham House kuralları' geçerli. Yani, orada ne konuşulduğu yazılıp çizilebilir ama kimin söylediğini belirtmemek kaydıyla. Toplantıda 'Bir millet-iki devlet' şiarı Ermenistan'dan gelen katılımcılar, ve Türk katılımcılar tarafından gündeme getirildi". Cengiz Çandar diyor ki; "'Bir millet-iki devlet' şiarının geçerli olmadığını savunuyorum. Sadece 'siyaset gerekleri' açısından değil, 'tarihi' olarak da doğru değil". Bütün bu toplantılar ve ortaya konan görüşler Türkiye ile Azerbaycan arasındaki iyi ilişkiler kurulmasının kimleri, nasıl rahatsız ettiğini göstermektedir. Azerbaycan ile Türkiye'nin arasını açmaya yönelik tezgâha dikkat etmek gerekir. Oyuna gelinmemelidir.

Özcan Yeniçeri

1954 yılında Gümüşhane'nin Şiran ilçesinde doğdu. İlk ve orta tahsilini Gümüşhane'de, yüksek tahsilini Ankara'da tamamladı. 1987 yılında Uludağ üniversitesi Sosyal Bilimler Ensti-tüsü'nde Yüksek Lisansını tamamladı. 1991 yılında ise Erciyes üni-versitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde Yönetim Organizasyon dalında “örgütlerde çatışma ve Yabancılaşmanın önlenmesinde Yönetime Katılmanın Rolü” adlı tezinin kabul edilmesiyle de doktor unvanını aldı.

1998 yılında doçent, 2004 yılında da profesör oldu.

Prof.Dr. özcan Yeniçeri, Niğde üniversitesi'nde çeşitli aralıklarla Kamu Yönetimi Bölüm Başkanlığı, Meslek Yüksek Okulu Mü-dürlüğü, Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü yaptı.

1999 yılında Kazakistan'daki Ahmet Yesevi üniversitesi'nde görev aldı. Bu üniversitede “Uluslararası İlişkiler Bölümü”nü kurdu ve bir yıl süreyle de başkanlığını yaptı. 2004 yılında AYSAM (Ahmet Yesevi Stratejik Araştırmalar Merkezi) Başkanlığına getirildi. İki yıl bu görevi yapmış olup halen Niğde üniversitesi'ndeki görevine de-vam etmektedir.

Prof. Dr. özcan Yeniçeri'nin yazdığı eserlerden bazıları şunlardır: Yeniden Türkleşmek, örgütsel Değişmenin Yönetimi, Küre-selleşme Karşısında Milliyetçilik ve Kimlik, Küresel Kıskaç ve Türkçülük, Bilgi Yönetim Stratejileri ve Girişimcilik, Dokunanlar, İtirazlar, Bugünden Yarına Türk Dünyasına Stratejik Bakış, Yönetimde Yeni Yaklaşımlar. ölüler Nefes Almaz (Roman), örgütlerde çatışma ve Yabancılaşma Yönetimi

Prof. Dr. özcan Yeniçeri, 2003 yılı “Prof. Dr. Osman Turan Kültür Araştırmaları” ödülünü almıştır.

Prof. Dr. özcan Yeniçeri, Ortadoğu, Ayyıldız, Millet, Hergün ve Siyaset Ekseni gazetelerinde çeşitli aralıklarla köşe yazarlığı yapmıştır. Halen Yeniçağ Gazetesi'nde köşe yazarlığına devam etmektedir.

Prof. Dr. özcan Yeniçeri, 12 Haziran 2011 Genel Seçimleri ile Milliyetçi Hareket Partisi Ankara milletvekili olmuştur. Ankara Milletvekili Yeniçeri aynı zamanda TBMM Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Komisyonu üyesidir.
21. Yüzyıl Türkiye Buluşmaları

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Aziz Ergen   - 11-07-2020

Avrupa Birliği Ortaklık mı, Tehdit mi ?

Mustafa Kemal Atatürk, özdeğerlerden ödün vermeden kalkınıp güçlenmek ve ileri bir uygarlık düzeyine ulaşmak ile “ Avrupa’yı taklit etmek “ , “Avrupalılaşmak “ ya da “ Avrupalı olmak “ gibi teslimiyetçi davranışlar arasına, net ve ayırıcı bir çizgi çizmiştir. ...