Faiz ve Enflasyon

Yazan  17 Eylül 2021

Yılın ikinci çeyreğinde, ABD yüzde 12.2, Çin yüzde 7.6, Avro alanı 14.3, Fransa yüzde 18.7, Yunanistan yüzde 16.4, Türkiye ise yüzde 21.7 büyümüş.

Açılmayla birlikte (Suudi Arabistan yüzde 4.1 küçülmüş)[1] hemen hemen her ülkede kapasite kullanımındaki artışa bağlı olarak kaydedilen ciddi ekonomik büyüme var. Ancak Türkiye hariç, bütün diğer örneklerdeki büyümenin enflasyonist olmaması ve istihdama olumlu katkıda bulunması önemli bir fark.  Verilerin gerçeği yansıtıp yansıtmadığı ile ilgili kuşkuların ötesinde Türkiye çift haneli enflasyon günlerine geri döndüğü için, büyümedeki fiyat faktörü etkisi, üretim artışı etkisini aşmaya devam ediyor. Şahlanan bir ekonomiden söz ediliyor. Ama aslında şahlanan fiyatlar.

Sorun İşin Özündeki Hesap Hatası ile Başlıyor

Yani çekirdek hesaplamasıyla.  Aslında tüm geçici etkiler çıkarıldıktan sonra elde kalan genel fiyat düzeyi artışları olması gereken çekirdek enflasyon, Türkiye’de kalıcı olan artışları dışladığı için yanılıyoruz. Doğal gaz ve elektrik gibi temel girdi fiyatları bir defaya mahsus değil, hemen her ay arttığı halde, çekirdek enflasyon dışında kalıyor. Gelecek hafta Merkez yine faiz kararı açıklayacak. Ağustos ayında ilan edilen bir yıllık enflasyon, yüzde 19. 3. Çekirdekte yer alan mal ve hizmetlerin temsili olup olmamasını bir kenara bırakacak olsak bile bu bence yüzde 20 sınırına merdiven dayamış bir enflasyon oranı olması nedeni ile kritik bir başka eşik olarak düşünülmeli. Oysa kamuoyunun gözünü boyamak için yapılan keyfi kalem oynatmaları, para otoritesini de sıkı para politikası şifrelerini etkin kullanmaktan alı koyuyor. Sağ el, sol eli, sol göz, sağ gözü yanıltıyor. Sonrasında elbette bağımsız karar alma iradesi olmayan bir Merkez Bankası, zamanında basamadığı fren nedeni ile istikrarlı büyüme hedefinden sapıyor. Oysa Merkez’in görevi, ülkedeki makro ekonomik istikrarı sağlamak, kredi hacmini denetleyecek önlemleri almak, teşvik paketleri diye sık sık açıklanan adam ve yandaş kayırıcı politikaların sultası altında ezilmeksizin, gereğini yerine getirmek.

  Faiz Artışı ve Enflasyon Bağlantısı

Faiz de ekonomide bir fiyat. Faiz yükselterek Merkez Bankaları kredi kullanımını pahalı hale getirebilir. Harcama kısarak enflasyonu frenlemek, sık başvurulan bir yoldur. Ancak sıkı para politikasının zamanında, uygun oranda, kredi veren kurumların, kişi, kurum, belli mercilere yakınlık ve sektör ayırımı yapmaksızın uygulanması enflasyon hızını kesebilir. Buna karşılık enflasyon oranı çift haneye ulaşmışken faizleri değiştirmemek, belki hatta düşürmek, istenmeyen işaretler vermesi açısından sakıncalı olabilir.  Bu kadar bozulmuş dengeler varken faizi, enflasyonun nedeni olarak göstermek, faiz-fiyat sarmalından söz etmek ve faiz lobisi diye adresi belli olmayan grupları hedef almak, para otoritesinin de itibarına gölge düşürür. Toplumu bir kez daha ayrıştırır.

Aslında normal koşullarda düşük faiz yatırımları teşvik edebilir, üretimi arttırabilir ve istihdam artışı ile işsizlik baskısını azaltabilirse elbette faydalıdır. İşin ideolojik boyutuna sarılmaksızın bile düşürülen faiz ile ekonominin canlanacağını söylemek mümkündür. İş ki verimli yatırımlar canlansın ama ekonomi aşırı ısınmasın. Ancak bu noktada bir kez daha faizin ekonomideki fiyatlardan ve yatırımları teşvik eden etkenlerden sadece bir tanesi olduğunu hatırlayalım. Ekonomiye, ekonomik kararları alan kurumlara güven kalmamışsa yatırımlar artmaz. Ayrıca yatırımların ve dolayısı ile üretimin artması diğer girdi fiyatlarına da bağlıdır. Çekirdeğe konulması ihmal edilen enerji ve yükselen döviz fiyatları nedeni ile artan ithalat maliyetleri, yüksek kiralar, ulaştırma zorlukları trafik tıkanıklıkları, işgücü niteliği, iş barışı koşulları uygun değilse yatırımlar, düşük tutulan faize rağmen artmayabilir. Dolayısı ile enflasyon özellikle Eylül gibi bir mevsim dönümünde çift hane olmuşsa, Merkez Bankasının faiz yükseltmekten başka çaresi olmaz. Aynı düzeyde tutması bile lüks olabilir.

Öte yandan enflasyon çift haneye ulaşmışken, düşürülmesi veya değiştirilmemesi önerilen faizlerin tasarrufları cezalandıracağı ve sermaye birikimini caydıracağı unutulmamalı. Tasarruflar düşük, sermaye birikimi yetersiz bir ekonomide de hep borçlanmaya, hep kredilere ve hep yabancı sermayeye bağımlılığın yükü oldukça ağırdır.

“Çevir Kazı Yanmasın”

23 Eylül’de kuzey yarım küre sonbahara girerken, TCMB aylık yeni bir faiz kararı alacak. Bilindiği gibi Merkez geçen hafta, döviz mevduat ve kıymetli maden depo hesaplarına uygulanan zorunlu karşılık oranlarını yüzde 21'den yüzde 23'e, 1 yıl ve 1 yıldan uzun vadeli döviz hesaplarındaki zorunlu karşılık oranı ise yüzde 15'ten yüzde 17'ye yükseltti. Döviz kredilerine fren olabilecek bu uygulamanın rezerv güçlendirme amacı taşıdığı öne sürüldü. Bunun geçici bir önlem olduğunun hepimiz farkındayız. Özel bankalarda duracağına, Merkez’e aktararak, ülkenin rezervleri artmış mı gösterilecek? Ya yastık altını veya yurt dışına gidişi teşvik ederse? Ama tabii Merkez şimdi TL mevduat hesaplarına uygulanan zorunlu karşılık oranlarını da arttırabilir. Bunun bir amacı TL kredi genişlemesinin önüne geçmek ve bunu faiz seçeneğini kullanmadan yapmak olabilir. Diğer amacı ise mutlaka “padişahı uyandırmamak” içindir.  Ama sonuçta sıkı para politikasının sürmesi anlamında Merkez yerinde olmakla birlikte eksik uygulamayı tercih ediyor olacaktır. Ayrıca serbestçe ve zamanında kullanamadığı bir aracı yine dolapta tutmak sorumluluğunu üstlenecektir. Bu sorumluluğun bedeli ise yüzde 20 eşiğini aşan enflasyon olursa ne olursa bunun hesabını kim verecek? Ne olursa olsun arttırılmayacak faiz, arttırılan zorunlu karşılıklara(yabancı para) rağmen tasarrufları dövizle tutmayı teşvik etmeye devam edeceği için de TL'nin değerindeki aşınmayı körükleyeceğinden kuşkusunuz olmasın. Bunun ihracat artışına vesile olmaktan önce ithal maliyetlerini arttıracağını da tekrar hatırlamakta fayda var.

 

[1] The Economist (17.9.21) Financial Indicators, https://www.economist.com/

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Misafir Yazar

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Deniz Berktay   - 13-10-2021

Fener Patrikhanesi ve Asimilasyon

Dünyanın pek çok yerinde, dinle siyaset, iç içe geçmiş durumda. Hıristiyanlığın Ortodoksluk mezhebi de, siyasetin yoğun müdahalesine maruz kalmakta.