< < Merkez Bankası’na Müdahalenin Ağır Sonuçlarından Korunmak İçin


Merkez Bankası’na Müdahalenin Ağır Sonuçlarından Korunmak İçin

Yazan  18 Ağustos 2020

Kurumsal özerklik, dışarıdan gelebilecek etki ve denetimlere karşı bir koruma kalkanı. Özellikle Merkez Bankası gibi ülke ekonomileri için çok önemli olan kurumları, siyasi otoritenin (siyasi ve ekonomik) rant heveslisi müdahalelerinden koruma amacı taşıyan bir uygulama.

Özerklik bağımsızlıktan farklı ve kurumun işlevini sürdürürken sahip olduğu özgürlüğü ifade ediyor. Bağımsızlık ise kurumsal kısıtlamaların olup olmamasını. Dünyanın hiçbir ülkesinde, Merkez Bankası veya dengi para otoriteleri (Federal Reserve) bağımsız değil. Bu nedenle tartışmalarda, Merkez Bankası özerkliğinin, “ülke bağımsızlığı” ile mukayese edilmesi abesle iştigal. Batı ülkeleri ile ekonomik istikrara önem veren sağduyulu siyasi yönetimlerin bulunduğu tüm ülkelerde, Merkez Bankalarının kurumsal özerkliğine özen gösterilir ve bu yasalarla güvence altına alınır. Özellikle 1980 li yıllardan itibaren, ne liberalleşen ekonomi anlayışı, ne de dörtnala ve dört bir yana at koşturan küreselleşme, Merkez Bankalarının özerkliği anlayışını aşındırmamış, tam tersine şimdi ortalığı kırıp geçiren pandemi, para otoritelerinin özerkliğini daha önemli bir hale getirmiştir.

Özerkliğin Kapsamı

Mülkiyet yapısı ne olursa olsun Merkez Bankalarının işleyişini özerk hale getirmeyi başaran ülkeler, enflasyonu daha iyi denetler, ulusal rezerv yönetimini daha başarı ile yönetebilir hale gelmiştir. Özerklik parasal ve mali sistemin istikrarını sağlayarak, siyasi olayların, ekonomik konjonktürü ipotek altına almasını engelleyen bir koruyucu görevi ifa etmeye başlamıştır.Özerk Merkez Bankaları, aynı zamanda büyüme açısından ek bir maliyet unsuru ve risk yaratmaksızın,  mali disiplinin korunmasında en önemli aktörlerden biri gibi düşünülmelidir.  Özellikle 2000 li yıllardan itibaren, ülkelerin Merkez Bankası özerkliğini yerleştirme, güvence altına alma ve siyasi otoritelerin kaprisli müdahale, talep ve tasarruflarına karşı koruma konusunda adeta birbirleri ile yarışa girdiğini söylemek yanlış olmaz.

Merkez Bankaları, parasal istikrar konusundaki kararları özerk iradeleri ve liyakatle alabilmeli, ellerinde bulunan faiz, karşılıklar ve benzeri araçları gerektiği zaman, gerektiği oranlarda ve gerektirdiği sürece yine özerk bir biçimde kullanabilmelidirler. Makroekonomik istikrar konuları ve alınan önlemlerle ilgili olarak siyasi otoriteye bilgi vermekten öte, hükümetten emir alma ve ona taahhütte bulunma yükümlülükleri bulunmamalıdır. Merkez Bankaları, “en son başvurulacak” kurumlar olarak(lender of thelastresort), hükümetlere doğrudan kredi açma yükümlülüğünde de olmamalıdır. Siyasi rant peşindeki iktidarlar, özellikle seçim arifelerinde, Merkez Bankalarını, halka, yandaşlara ulufe dağıtmak için kullanamamalı ki Banka fiyat istikrarını koruma ve kollama görevini rahat rahat ifa edebilsin.

Merkez Bankasının bankacılık sistemine gözetimi konusundaki görüşler çeşitlidir. Çoğu kez yine özerk olması koşulu ile adeta sistem polisi diyebileceğimiz bir işlevleri de vardır. Bu bağlamda, parasal ve mali disiplin denetleyen, para piyasalarını gözetim altında tutan, bankaların faaliyetlerini gerekirse askıya alabilen veya tamamen durdurabilen ek kurumların varlığı (TMSF ve BBDK gibi) önemli ve faydalı olmakla birlikte, Merkez Bankalarının böyle kurumlarla birlikte hareket etmesi kadar, parasal oranların uyumunu takip etmesi önemlidir. Açıkçası, para sistemi içinde bulunan ek kurumlara rağmen birçok ülkede Merkez Bankaları mali gözetim açısından hala anahtar role sahiptir.

Özerkliğin Sınırı ve Başkanın Duruşu

Burada bir kaç ayırım yapmak gerekir: Merkez Bankasının siyasi özerkliğinin sınırı, nihai kurumsal amaçları ile tanımlanabilir. Bunun ötesinde, başkanı, siyasi otorite tarafından belirlenir ve bu konuda hiç bir tartışma yoktur. Yenilenebilir görev süresinde de daima sınır vardır. Ama ülkesine göre ikili veya üçlü(çoklu) kararname ile atanan Merkez Bankası başkanı (tek kişi tarafından seçilip yapılan atamalar denge ve denetleme açısından sakıncalı olabilir), kendi yardımcıları ile kurullarını kendi oluşturur. Gerekirse bunları kendi görevden alır. Bütün bunları yaparken liyakat ilkesini çiğnemez, çiğneyemez çünkü buna yeminlidir.İktidar veya ideolojik yandaşlığı, bilgi, yetkinlik, tarafsızlık ve ülke çıkarının üzerine asla çıkaramaz. Görev süresi belli yardımcı ve kurul üyelerinin atanmasında(veya görevden alınmasında)siyasi otorite onayına gerek yoktur. Bu işi de Başkan yapar ve yapmalıdır. Hükümet veya ilgisi olan bakan ile istişarede bulunabilir veya bilgi verebilir.

Evet, Merkez Bankaları, yasal olarak birinci derece amaçları olan para politikalarını yürütmek ve dalgalı denizlerde, tekneyi fırtınaya kaptırmamakla yükümlüdür. Politika oranlarının özerkliğini ve kurumun siyasi müdahalelerden masuniyetini korumak ta Merkez Bankalarının asli görev ve yükümlülüğüdür. Ekonomik büyüme bizatihi Merkez Bankalarının görevi olmamakla birlikte, zaten elindeki araçlarla, kredi hacmi, sınırları ve banka oranlarının denetimi yolu ile bunu uzaktan yönetir ve denetler.

Bütün bunlardan öte Merkez Bankaları parasal reformları yapma, uluslararası parasal ve mali kurumlarda ülkeyi temsil etme, onlara gerçek ve güvenilir bilgi aktarma ve kriz dönemlerinde bilgi ve görüş alışverişinde bulunma gibi görevleri ifa eder. Merkez Bankası Başkanı,siyasi otoriteye değil, ülkeye ve ülkenin uzun vadeli çıkarı açısından önemli olduğu için kendi koltuğunu korumak için “evet efendim; emir buyurdunuz efendim”ci bir başkan da makbul bir başkan olmaz.Kazara hükümetle Merkez Bankası arasında bir anlaşmazlık veya sürtüşme çıkarsa, bankanın elini güçlendirecek yasal düzenlemelerin olması da zorunlu ve önemlidir ki, eline iktidarı geçiren, ülkenin kaderini, kişisel ihtiras, yandaş çıkarı veya salt siyasi güç gösterisi için tehlikeye atmasın. Bu nedenle siyasi iktidara bilgi veren, işinin ehli, ülkenin genel makroekonomik hedeflerini de takdir eden ama her emre kavuk sallamayan Merkez Bankası önemlidir.

Türkiye’nin Güncel Gerçeğinde Merkez Bankasının Durumu

Açıkçası Merkez Bankasının özerkliği, bir ülkenin ekonomik demokratikleşme düzeyinin de aynası. İktidarlar gelir; İktidarlar gider. Ama yetkin Merkez Bankası başkanları ve özerk kurumları yıllarca görevde kalır. Bu da iyi ve akılcı bir şekilde işleyen bir para bürokrasisi için temel şarttır. Sözün özü o ki Merkez Bankasına sözle veya kişisel cezai yaptırım tehditleri ile müdahale edilmemelidir ki işleyen makina arıza yapmasın.

Pandemi’nin körüklediği olumsuz ekonomik atmosferde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasında yine bir  “yapısal dönüşüm” e ihtiyaç var. Merkez’in rolünün para politikası ve onun ikiz kardeşi olan kur politikası ile sınırlı olduğuna bir kez daha dikkat çekmekte yarar var. Ancak, ne faiz, ne denge döviz kurlarının kestirimi ile döviz rezervlerinin optimum brüt- net seviyesi ve ne de bunların ne şekilde kullanacağı konusunda yetkin ve dik duruşlu bir Merkez Bankası yönetimine akıl vermeye gerek olduğunu sanmıyorum. Asıl hedefi fiyat istikrarının sürdürülmesi olan Merkez bankası, rezervleri de öngörülerine göre kullanmak ve döviz kurlarının belirsizlik yaratıcı etkisini asgariye indirmekle mükelleftir. Ancak spekülatif hareketler ve değeri zayıflayan ulusal paradan kaçmak için döviz açlığı artan piyasayı, rezervleri harcayarak doyurmak, Merkez Bankasının sahip olduğu bir lüks değildir. Bunun içindir ki, yine para, kredi ve faiz politikalarını kendi politika rasyonalitesi ile tartarak yönlendirmek durumundadır.

Türkiye’nin son durumuna gelince, artık sistem bir hayli aşındırıldığı için Merkez Bankasının özerkliğine saygı çağrı ve söylemleri, kurum üzerinde oluşturmak istenen kişisel siyasi vesayeti engellemiyor. Hangi ülkenin Merkez Bankası Başkanı bu güne kadar vatan hainliği ile itham edildi? Bu ancak Türkiye’de yakın bir geçmişte oldu. Bu ağır itham, artık her Merkez Bankası Başkanı’nın üzerine düşen ağır bir gölge, bila kaydı şart ubudiyeti sisteme sokan bir devre bozucu. Merkez Bankası zaten hesap verebilir bir kurum. Ama bunun kurumun itibarını zedelemeden yapılmasına elverişli bir ortama geri dönülmesi çok önemli.

Bu nedenle, siyasi otorite, Merkez Bankası gibi bir kurumunun üzerine yansıttığı vesayetle, her müdahaleyi hak, her ağır suçlamayı olağan ve her başarısızlığı zafer gibi sunarak nereye varılabileceğini artık görmek zorunda. Merkez Bankası, kanamayı durduracak en önemli ilaç olan politika faizini ancak salavatla kullanıyorsa, artık iyiden iyiye büyüyen bir sorunun habercisi gibi düşünülmeli.Hatta bu gidişle 60 lı, 70 ve hatta 80 li yıllarda tanık olduğumuz karaborsalarla, tefeci faizleriyle ve çek –senet mafyaları ile yeniden tanışmak işten bile olmayabilir. Çünkü para basarak çarkı döndürmenin önce ekonomik ama aynı zamanda siyasi bir sınırı vardır.

Bir -İki Öneri

Evet, hiç kimse bir başka aylık Para Kurulu toplantı arifesinde Merkez’e akıl vermesin. Ama tanımlanmış kurumsal sorumlulukları dışında Merkez’e verilen ve hem onun iş yükünü arttıran, hem de dikkat odaklanmasını azaltan ek görevler geri alınsın. Bu suretle, Hazine ve Maliye Bakanlığı gibi bir başka patrona muhatap olma zorunluluğu ortadan kaldırılsın. İstihdam ve enflasyon oranlarının gerçek yükü ayan beyan ortada iken, beklenti tahminlerinin yanılgısı ile Banka yanlış kararlar almaya yönlendirilmesin.

Cari açığı sürekli denetlemesi gereken Merkez, bir de artan bütçe açığının yükü altında ezilmesin. Ayrıca döviz kurlarında görülen aşırı(yükselme yönündeki) hareketliliğe karşı, Merkez Bankasına, “ithalatçı kurumlara” doğrudan döviz satma görevi kadar, çoklu kur uygulamasının Banka için yaratacağı keyfilik riskinin de ortadan kaldırılması önemli.

Bir de şu anda görüş, düşünce, ikaz ve önerilerinden yararlanılabilecek en az 6-7 eski Merkez Bankası Başkanı hala büyük bir ulusal bilinçle aramızda. Mümkünse bu değerli başkanlar, sisteme destek amacı ile bir danışma kurulu oluştursunlar da, onlar zamanında tüm dış kaynaklı krizler karşısında dalgalı denizde batmayan gemi, yine su üzerinde dursun ve dimdik yol almaya devam etsin

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Misafir Yazar

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu   - 20-10-2020

Abraham Anlaşmalarının Orta Doğu’ya Vaadi

Abraham Anlaşmaları (Abraham Accords) başlangıçta İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri(BAE) tarafından yapılan bir açıklama olarak Ağustos ayında dünya gündemine düştüğünde çok taraflı bir anlaşmanın müjdecisi olmasına pek ihtimal vermek mümkün değildi.