AB’nin Ortak Enerji Politikası Çıkmazı

Yazan  11 Nisan 2012
AB’nin ortak enerji politikası oluşturamamasının en önemli nedeni Rusya’dır ama bunda AB ülkelerinin kendi payı da çok önemli bir etkendir.

İkinci Dünya Savaşı sonrası kömür ve çelik gibi enerji ve sanayi maddeleri üzerine inşa edilen Avrupa Birliği, günümüzde ortak politika oluşturma konusunda en çok enerji alanında sıkıntı çekmektedir. Üye sayısı 27'ye ulaşan ve yaklaşık 500 milyon nüfuslu AB, aynı zamanda dünyanın en büyük enerji tüketim bölgelerinden biridir. Ortak Dış Politika, Ortak Savunma Politikası ve hatta AB Anayasası oluşturmaya çalışan Birlik, Ortak Enerji Politikası konusunda ise gözle görülür bir ilerleme kaydedememektedir. AB'nin ortak bir enerji politikası oluşturamamasına en büyük sebep, Rusya'ya olan enerji bağımlılığı ve Rusya'nın bu durumu "böl ve yönet" ya da "böl ve fethet" stratejisi ile yaptığı müdahaleler görülmektedir. Birlik, enerji kaynaklarını Norveç, Rusya, Kuzey Afrika ve Orta Doğu ülkeleri olmak üzere dört ana koldan sağlamaktadır.

 

AB tükettiği petrolün yaklaşık yüzde 80'ini ve doğal gazın yüzde 60'ını ithal etmektedir.[1] AB istatistik kurumu Eurostat'ın 2009 rakamlarına göre AB petrol ve doğal gaz ihtiyacının yüzde 30'unu Rusya'dan karşılamıştır.[2] BP rakamlarına göre ise AB 2010'da 662.5 milyon ton petrol tüketmiş; 92.6 milyon ton petrol üretebilmiştir. Dolayısıyla 596.8 milyon ton petrol ithal etmiştir. İthal edilen rakamın 295.2'si ise Rusya dâhil eski SSCB cumhuriyetlerinden sağlanmıştır.[3] Doğalgaz alanında ise Birlik, 492.5 bcm gaz tüketiminde bulunmuş ve yalnız 174.9 bcm gaz üretebilmiştir.[4] 2010'da Rusya'nın AB ülkelerine ihraç ettiği rakam ise 148.1 bcm'dir.[5] AB'de Rusya'dan gaz ithal eden ülkelerin başında ithal ettiği 81.3 bcm'in 35.2 bcm'ini Rusya'dan sağlayan Almanya gelmektedir. AB üyesi olmasa da Almanya'nın ardından AB adayı olarak Rusya'dan aldığı 18 bcm'lik gaz ile Türkiye ikinci sıradadır.

 

Eski Doğu Bloğu üyesi devletlerin AB'ye dâhil edilmesiyle Birliğin enerji bağımlılığının giderek artacağı tespit edilmiş ve bu nedenle 2000'lerin başından itibaren ortak bir politika oluşturabilmek adına çeşitli belgeler imzalanmıştır. Bunların en başında 2001'de imzalanan AB enerji stratejisinin çerçevesini belirleyen "Green Paper – Yeşil Kitap" bulunmaktadır. Yeşil Kitap'a göre güvenilir enerji kaynağı temini, kabul edilebilir enerji fiyatları ve çevrenin korunması en öncelikli stratejilerdir. Bütün bunların başarılabilmesi için de üye ülkeler arasında tam bir işbirliği gerekmektedir. Yeşil Kitap'ın tavsiye etti üzere AB, Rusya ile "Enerji Diyalogu" projesini başlatmış, ileride temin edeceği Rus enerji kaynaklarının güvenliğini sağlamak amacıyla yatırım olanakları yaratmaya çalışmıştır. Fakat Rusya'dan istenilen şeffaflığın sağlanamaması nedeniyle bu plan AB açısından işe yaramamıştır.[6] AB Komisyonu'nun 2011'de hazırladığı "Enerji 2020" raporunun giriş bölümünde ise AB'nin Enerjiden Sorumlu Komiseri Oettinger, "geleceği korumak için enerji politikamızı Avrupalılaştırmanın vakti gelmiştir" diyerek, AB içerisinde ki fikir ayrılılıklarına atıfta bulunmuştur. Enerji 2020 belgesine göre AB'nin önümüzdeki 10 yıl içerisinde kaynaklarını farklılaştırması ve enerji ekipmanlarını yenilemesi için 1 milyar Euro'ya ihtiyacı bulunmaktadır.[7] 2007'de Brüksel'de gerçekleştirilen AB zirvesinde, 2007-2009 dönemini içeren bir enerji hareket planı kabul edilmiştir. Buna göre AB'nin öncelikle arz güvenliğini sağlayabilmek için enerji kaynaklarını taşıma yollarını çeşitlendirmesine ve krizlere karşı daha iyi bir cevap sistemine ihtiyacı vardır. İkinci olarak ise AB, Rusya ile pazarlık yoluyla enerji işbirliği için yeni bir anlaşma sağlayabilmek adına uluslararası enerji politikası üretmeli ve Orta Asya ile Kuzey Afrika'daki enerji zengini ülkelerle ilişkilerini geliştirmelidir.[8]

 

Yapılan çalışmalar, AB'nin enerji tüketiminde ithalat bağımlığının hızla artacağını göstermektedir. 2030'da, AB'nin 2000 yılında tükettiğinden yüzde 15 fazla enerji tüketmesi beklenmektedir. Dolayısıyla AB aradaki tüketim açığını doğal gaz ve yenilenebilir enerji ile tamamlamaya çalışacaktır. Bunun yanı sıra AB'nin enerji üretiminde de düşüş gözlenmektedir. 2030'a kadar AB'nin petrol, doğal gaz ve katı yakıt üretimi dâhil tüm enerji kalemlerinde toplam yüzde 25'e kadar düşüş beklenmektedir. Bu nedenle, 2030'da artan tüketim ve düşen üretim nedeniyle AB'nin enerji bağımlılığında bir mucize gerçekleşmediği takdirde büyük bir artış beklenmektedir.[9]

 

Güvenilir enerji kaynaklarına ulaşmak ve korumak için yapılması gerekenler de Seliverstov tarafından şöyle özetlenmektedir:[10]

 

1. Tek Avrupa enerji alanı için kanun ve anlaşmalar yapılmalı;

 

2. Tüketici ülkeler arasında etkileşim ve işbirliği geliştirilmeli;

 

3. Avrupalı şirketlerin küresel enerji rezervlerine erişebilirlikleri geliştirilmeli;

 

4. Uluslararası projeler için gerekli yatırım şartları geliştirilmeli;

 

5. Arz güvenliğini arttırmak için finansal enstrümanlar kullanılmalı;

 

6. Enerji verimliliği anlaşması olgunlaştırılmalı ve teşvik edilmeli.

 

 

 

Alternatif AB Projeleri ve Ortak Enerji Politikası

 

AB son 10 yıldır Rusya'ya doğal gaz bağımlılığını azaltmak ve Hazar kaynaklarına ulaşabilmek hedefiyle pek çok proje üretmiştir. Geliştirilen projelerin başlıcaları; Nabucco, Trans Hazar, Beyaz Akım ve ITGI projeleridir. Bu projelerin en ünlüsü ise 2004'de Avusturya, Macaristan, Romanya, Bulgaristan ve Türkiye tarafından ABD desteğiyle imzalanan Nabucco Doğal Gaz Boru Hattı Projesi'dir. Nabucco şirketinin kuruluş anlaşmasının gerçekleştiği gün, boru hattı inşasının 2009'da başlayıp 2012'de tamamlanacağı ve azami 31 bcm kapasiteye sahip olacağı duyurulmuştur.[11] Belirlenen tarih yeterli gazın tedarik edilememesi nedeniyle defalarca ertelenmiştir. Resmi Nabucco web sitesinde inşaatın başlama tarihi 2013; ilk gaz geçiş tarihi de 2017 olarak gözükmektedir. Gaz tedarik ülkeleri olarak da haritada Azerbaycan ve Kuzey Irak gösterilmektedir.[12] Oysaki Azerbaycan'ın açıkladığı TANAP (Trans-Anadolu Gaz Boru hattı Projesi) ve son olarak Türkiye'den de ihtiyacı olan imzayı alan Güney Akım projeleri nedeniyle Nabucco gerçekleştirilecek bir projeden çok "Efsane"ye dönüşmüştür.[13]

 

Nabucco, sadece AB'yi değil; Atlantik ötesini de yakından ilgilendirmektedir. AB'nin Rusya'ya karşı olan enerji bağımlığını "Boru Hattı Soğuk Savaşı" olarak algılayan ABD de kendi ulusal çıkarları nedeniyle söz konusu bağımlılığı azaltmaya ve Hazar kaynaklarına Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı Projesi gibi Rus olmayan yollardan ulaşmaya çalışmaktadır. 2006 ve 2009'da yaşanan Ukrayna gaz krizleri sırasında Rusya'nın Ukrayna üzerinden Batı Avrupa'ya iletilen gaz hattından geçen gazı kısa süreli de olsa kesmesi, hem AB hem de Atlantik ötesinde endişelere yol açmıştır. AB'nin Rusya'ya karşı olan enerji bağımlılığına son derece önem veren ABD, Brüksel'i Ortak Enerji Politikası ve Nabucco üzerinde yoğunlaşmaya davet etmiştir. Rusya ise AB devletlerinin enerji konusundaki koordinasyonsuzluklarını avantaj olarak kullanarak "böl ve yönet" yöntemi ile üye ülkelerle ikili anlaşmalar imzalama yoluna gitmektedir. Böylelikle Rusya, kolaylıkla Nabucco gibi projeleri engelleyebilmektedir. Örneğin kendi aralarında da rekabet halinde olan İtalyan ENI, Hollandalı Gazunie, Alman BASF ve Ruhrgas ve Fransız Gaz de France şirketinin Rus Gazprom şirketi ile yaptığı anlaşmalar vardır.[14] Washington'un düşüncesini Keith Smith şu şekilde özetlemektedir: "Bildiğimiz şudur ki, pek çok Batı Avrupalı yatırımcı ve hükümeti Rusya'nın enerji kaynakları üstünden kâr elde edebilmek için heyecanındadır. Hâlbuki hükümetler uzun vadede şirketlerinin Moskova'ya olan siyasi bağımlılıklarını arttıracağını ve Avrupa ve transatlantik güvenlik çıkarlarının altını kazacağını düşünmeli".[15]

 

AB bürokratları AB'nin bağımlılığını azaltmak adına Orta Asya ve Azerbaycan gibi Hazar ülkelerinden enerji kaynak arayışları içerisindeyken, Washington da dünya gündemine Doğu Avrupa üzerinde oluşturulacak yeni bir radar sistemi ve yeni bir güvenlik oyunu ile geldi.[16] Esasen proje bir önceki ABD Başkanı olan Bush döneminde ortaya atılmış, ardından Obama döneminde de kapsamlı bir şekilde desteklenmiştir. Halen ABD-AB-Rusya arasında önemli bir sorun olarak duran ve üzerinde pazarlıklar devam eden radar sisteminin Polonya ve Çek Cumhuriyeti toprakları üzerinde kurulması planlanmaktadır. Ancak Doğu Avrupa, AB'nin Rusya enerji kaynaklarına en bağımlı bölgesi konumundadır. Ekteki haritada 2009 yılı Eurostat rakamlarına göre ülkelerin önce petrol sonra doğal gaz olarak Rusya'ya olan bağımlılıkları belirtilmiştir. Dolayısıyla daha önce Ukrayna, Belarus ve Baltık ülkelerine gerektiğinde kaynak akışını kesebilen Rusya'nın güvenlik konsepti gereği tehlike algıladığında ilk savunma tepkisini enerji kesintisi yoluyla vermesi beklenebilir. Sonuç olarak NATO'nun Rusya enerji kaynaklarına en bağımlı Avrupa bölgesine savunma sistemleri yerleştirmek istemesi de AB Ortak Enerji Politikası'nı sekteye uğratmaktadır.

 

Harita: NATO Füze Savunma Radar Sisteminin Doğu Avrupa Üzerinde Konuşlandırılması

 

AB devletleri açısından enerji stratejisinin üç çıkmazı bulunmaktadır. Birincisi, AB bürokratları tarafından hazırlanan ve zirvelerde AB Devlet Başkanları tarafından imzalanan belgeler sadece kağıt üzerinde kalıp, ülke politikalarında beklenen etkiyi gösterememektedir. İkincisi, AB devletleri zengin Rusya kaynaklarına yatırım yapabilmek adına kendi aralarında rekabet halinde oldukları gibi aslında Kuzey Akım Doğal Gaz Boru Hattı örneğinde gözlemlendiği üzere Almanya gibi AB'nin menfaatinden önce kendi ulusal çıkarlarını gözetmek yoluna da gitmektedirler. Üçüncüsü ise ABD'nin NATO vasıtasıyla zaten hassas olan enerji dengelerini etkileyici politikalar geliştirmesi ve bu politikaların Rusya'yı halen tehdit olarak algılayan AB üyesi Doğu Avrupa devletleri tarafından desteklenmesidir.

 

Rusya'nın Batı Enerji Stratejisi

 

AB enerji stratejisinin en önemli etkileyici unsuru Moskova'nın Batı'ya karşı izlediği enerji politikasıdır. Rusya'nın enerji stratejisi Avrupa'yı mümkün olduğu kadar Rusya enerji kaynaklarına bağımlı hale getirmek, aradaki boru hatlarının geçtiği üçüncü ülkeleri bypass etmek ve istediği fiyatı belirleyebilmek üzerine kuruludur.[17] Bunun için AB devletleriyle ayrı ayrı uzun süreli kontratlar imzalayarak fiyat avantajını da kendi elinde tutmak suretiyle Avrupa'nın en önemli enerji tedarikçisi ülke konumundadır. AB ülkeleri arasında ise Doğu Avrupa ülkeleri Rusya'ya yüzde 100'e yakın düzeyde bağımlı bulunmaktadır. Rusya açısından önemli bir öncelik taşıyan AB'nin enerji bağımlılığını arttırmak ve bunun için de direkt boru hatları inşa etmek stratejisi doğrultusunda Rusya'nın Batı'ya doğru geliştirdiği iki boru hattı projesi mevcuttur. Bunlar Baltık Denizi'nden doğrudan Almanya'ya ulaşan Kuzey Akım (55 bcm) ve Karadeniz altından geçerek Bulgaristan'dan giriş yapacak olan Güney Akım (63 bcm) boru hatlarıdır. 2011 sonlarına doğru önce Kuzey Akım'ın birinci fazının açılışı gerçekleşmiş[18] ardından yılın son haftasında da Güney Akım için gerekli olan son izinler AB adayı Türkiye'den alınmış ve inşaat başlama tarihi olarak 2012 belirlenmiştir. Almanya'nın Kuzey Akım doğal gaz boru hattı anlaşmasını yapmasının ardından Birlik içinde muhalif sesler yükseldiği gibi Güney Akım projesi için de Birlik içinde itirazlar sürmektedir. Fakat İtalya ve Avusturya gibi ülkelerin Güney Akım projesini desteklemesi de bir kez daha AB Ortak Enerji Politikası'nın ehemmiyetini indirgemektedir. Diğer yandan Rusya açısından kendi boru hattı projelerini gerçekleştirmek kadar AB'nin Orta Asya ve Hazar kaynaklarına ulaşacağı alternatif boru hattı projelerini engellemek de bir o kadar elzemdir. Bu nedenle Moskova enerji yarışında acele etmeyip projelerini gerçekleştirmediği takdirde, AB'nin Orta Asya ve Hazar kaynaklarına direkt geçiş sağlayabileceğinin de farkında gözükmektedir.

 

Son olarak Güney Akım Gaz Boru Hattı ve Nabucco rekabeti nedeniyle AB Komisyonu'nun Güney Akım gazının ulaşacağı son nokta olan Avusturya'da ki Merkezi Avrupa Gaz Hub'ının yüzde 50 hissesini Gazprom'un almasının engellemesi[19] üzerine Rusya bir kez daha AB ortak politikasını etkileyecek bir hamle gerçekleştirmiştir. Bunun üzerine Rusya, Güney Akım projesinin son noktasının İtalya'nın kuzey bölgesi olacağını açıklamış ve hem Nabucco'yu etkisiz hale getirmiş hem de (ITGI) Türkiye-Yunanistan arasındaki boru hattının İtalya'ya kadar uzatılması projesini de atıl kılmıştır.[20] Güney Akım, Kuzey Akım ve eski Ukrayna üzerinden giden gaz miktarları, Rusya'nın yakın zamanda tek başına AB'nin enerji ihtiyacının üçte birinden fazlasını ihraç etmeye başlayacağı anlamına gelmektedir. Fakat burada önemli olan nokta yeni inşa edilen Kuzey ve Güney Akım hatları dolayısıyla Ukrayna'nın tek transit ülke olma konumunun sınırlandırılmış olmasıdır. Dolayısıyla 2000'li yılların başına dönecek olursak, on yıllık bir süreçte tarafların hedeflerinin gerçekleşip gerçekleşmediğine baktığımızda, Batı ve ABD açısından BTC Petrol Boru Hattı'nın dışında AB'nin Rus olmayan enerji kaynaklarına ulaşmak adına gerçekleştirdiği net bir proje yoktur. Bunların arasında gerçekleştirilebilen Azerbaycan'dan çıkıp Türkiye üzerinden Yunanistan'a ulaşan kısıtlı kapasitedeki ITG boru hattı mevcuttur. Bütün bunların ışığında Rusya'nın ise Kuzey Akım gaz boru hattı ile Avrupa'nın ortasına direkt gaz taşımayı başardığı gibi Güney'den de yakın zamanda aynı hedefi gerçekleştirmesi beklenmektedir.

 

Sonuç

 

İkinci Dünya Savaşı sonrasında, kömür ve çelik gibi enerji ve sanayi kaynaklarının paylaşımı konusunda daha önce birbirleriyle yüzyıllardır savaşan ülkelerin temellerini kurduğu Avrupa Birliği, günümüzde üye devletleri arasında sınırları kaldırılmış ve hatta geniş ölçüde tek para birimine kadar ilerleme kaydetmiştir. Kendi parlamentosu ve Bakanlar Kuruluna eş değerde olan Komisyona sahip olan Birlik, üye devletlerarasında ortak politika geliştirmenin koordinasyonunu yapmaya çalışmaktadır. Fakat Ortak Dış Politika, Ortak Güvenlik Politikası gibi Ortak Enerji Politikası'nda da Birlik, tam bir çıkmaz içerisindedir. AB, enerji ihtiyaçlarını belli başlı dört ana hattan; Norveç, Rusya, Kuzey Afrika ve Orta Doğu kaynaklarından sağlamaktadır. Rusya Federasyonu'na karşı enerji bağımlılığı ise artış göstermektedir.

 

Ortak Enerji Politikası çerçevesinde, AB'nin genel olarak güvenilir enerji kaynağına ucuz yollarla erişim ve arz çeşitlendirmesi hedefleri bulunmaktadır. Bununla birlikte Rusya'nın da enerji gelir yollarının çeşitlendirilmesi, mümkün olan en yüksek ücretin belirlenmesi ve Birlik üyesi ülkelerle ikili anlaşmalar yolu izleyerek Birlik ortak politikalarını dikkate almamak stratejileri mevcuttur. Bunlara ilave olarak NATO üyesi olarak ABD'nin de yeni güvenlik paradigmaları gereği bölge jeopolitiğine müdahaleleri ve dolayısıyla ABD'nin NATO, çeşitli AB ülkeleri ve Rusya üçgeni içerisinde ürettiği yeni sorunsallar ortaya çıkmaktadır. Gerek AB'nin gerekse de ABD'nin Avrupa'nın Rusya'ya olan enerji bağımlılığının indirgenmesi hedefleri olsa da, bu hedef yine bizzat AB ülkeleri tarafından zedelenmektedir.

 

Sonuç olarak AB'nin Ortak Enerji Politikası oluşturamamasının en önemli nedeni Rusya'dır ama bunda aynı derecede AB ülkelerinin kendiside etkendir. Rusya'nın oluşturduğu Kuzey ve Güney yönünden AB'ye direkt olarak doğal gaz sağlama stratejisi de yine bizzat Almanya, İtalya, Avusturya ve Fransa gibi ülkelerin desteği sayesinde gerçekleşmektedir. Rusya'nın zengin enerji kaynaklarına bu ülke şirketlerinin yapabileceği yatırımlar tam da Batı'nın öngördüğü liberal ekonomi gereğince kendi aralarındaki rekabeti hızlandırmaktadır. Bu duruma bir de AB ülkelerinin nükleer enerjiden 2020'ye kadar vazgeçmek gibi doğal gaz bağımlılığını arttıracak kararları eklendikçe AB'nin Ortak Enerji Politikası da sadece kağıt üzerinde kalmış bir düz yazıya dönüşmektedir.

 

 

[1] Vladimer Papava ve Michael Tokmozishvili "Russian Energy Politics and the EU: How to Change the Paradigm", Caucasian Review of International Affairs, Vol.4(2), Bahar 2010, s.103.

[2] Eurostat http://epp.eurostat.ec.europa.eu/portal/page/portal/eurostat/home/

[3] BP Statistical Review of World Energy, Haziran 2011.

[4] Ibid.

[5] http://eng.gazpromquestions.ru/?id=4#c320

[6] V. Jenicek ve V. Krepl, "Energy and the European Union", A.GRIC.ECON.-Czezh, 55, 2009 (1), s.1-4.

[7] Energy 2020, Avrupa Komisyonu, 2011, s.1-4, http://ec.europa.eu/energy/publications/doc/2011_energy2020_en.pdf

[8] Ariel Cohen "Europe's Strategic Dependence on Russian Energy", Heritage Foundation, Backgounder, No.2083, 5 Kasım 2007, s.1.

[9] Ariel Cohen, a.g.e., s.10.

[10] Sergey Seliverstov "Energy Security of Russia and the EU: Current Legal Problems", IFRI, Nisan 2009, s.5.

[11] Anita Orban "Power, Energy, and the new Russian Imperialism", ABC-CLIO, 2008, s.148.

[12] http://www.nabucco-pipeline.com/portal/page/portal/en/pipeline/timeline_steps

[13] Barçın Yinanç "Is Nabucco Dear, and No One Dares to Say it?" Hürriyet Daily News, 5 Aralık 2011, http://www.hurriyetdailynews.com/is-nabucco-dead-and-no-one-dares-to-say-it.aspx?pageID=449&nID=8499&NewsCatID=412

[14] Zeyno Baran "EU Energy Security: Time to End Russian Leverage", The Washington Quarterly, 30:4, ss.131-33.

[15] Keith C. Smith "Russia-Europe Energy Relations – Implications for US Policy", CSIS, Şubat 2010, s.6.

[16] BBC News "Obama: Missile Defence Shield for all NATO members", 19 Kasım 2010, http://www.bbc.co.uk/news/world-11711042

[17] Jerom Petrovic ve Robert W. Orttung "Russian Energy Power and Foreign Relations: Implications For Conflict and Cooperation", Taylor & Francis, 2009.

[18] Tuğçe Varol "Kuzey Akım Boru Hattı Açıldı, Sıra Güney Akım'da", 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü, 14 Kasım 2011, http://21yyte.org/tr/yazi6364-Kuzey_Akim_Boru_Atti_Acildi_Sira_Guney_Akimda.html

[19] Chernitsa polina "New Outbreak of Gazprom-phobia", The Voice of Russia, 21 Haziran 2011, http://english.ruvr.ru/2011/06/21/52206919.html

[20] RT "South Stream Will Stay Southward", 14 Aralık 2011, http://rt.com/business/news/south-stream-goes-italy-783/

Dr. Tuğçe Varol

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Amerika Araştırmaları Merkezi Başkanı

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 21-07-2019

ABD Tehditlerine Direnen İran

Basra Körfezinde yaşanan son gelişmeler medyada ABD-İran gerginliği veya krizi olarak verilse de aslında bu iki ülkeyi de aşan küresel bir krize dönüşmüş durumda.