Enerji Ve Boru Hatlarında Siyaset Oyunları

Yazan  10 Şubat 2014

 Türk vatandaşları uzun yıllardır ülkede cereyan eden olaylara sadece ve sadece ülke içindeki siyasi gelişmeleri değerlendirerek bakmaktadır. Sade bir vatandaşın olaylara böyle bakmasında ve değerlendirmesinde bir beis bulunmamaktadır. Zira o günlük işleriyle uğraşmakta ailesi ile birlikte hayatını idame ettirmeye çalışmaktadır. Ancak ülkenin aydın dediğimiz okur, yazar ve çizerleri her olayın sebep-sonuç ilişkisini siyasi iktidarların birer neferi, yani aklını severim bana hizmet ettiği müddetçe anlayışına bağlı kalarak değil, halkı aydınlatmayı şahsi çıkarlarını bir tarafa bırakarak ve de birilerinin üzerine basarak yükselmeyi düşünmeden rasyonel bir şekilde halka arz ederlerse, toplum da nereden gelip, nerelere nasıl gittiğini ve neler yapması gerektiğini daha iyi anlayarak kararlar verebilir.

Bu ülke uzun yıllardır çabalayıp duruyor da niçin zenginleşemiyor? Türkiye neden kendi kaynaklarını kullanamıyor? Ülkenin siyasi hayatındaki bu iniş çıkışların sebebi nedir? Türkler ve Türkiye hangi sebeplerden dolayı batının önünde bir engel olarak görülmektedir? Bu ülkede uzun yıllardır niçin demiryolları yapılmamıştır? Türk halkı niçin dünyanın en pahalı akaryakıtını kullanmaktadır? Bu ülkenin kaynakları yok mudur ki, her yıl yaklaşık 55-60 milyar dolar enerji için dışarıya kaynak aktarılmaktadır? Bu ve buna benzer ekonomiden sosyal hayata, kültürden günlük yaşayışa ve hatta dış ilişkilere kadar halkın hiç bilmediği ve bu gidişle de asla bilemeyeceği meseleler gündeme getirilebilseydi herhalde daha şuurlu ve bilgili bir vatandaş topluluğu ile karşı karşıya kalınırdı. Bu yazımızda ABD, Rusya ve Batı dünyasının Doğu toplumlarının enerjilerini sömürme ve bu konuda oynan oyunlar konusundaki gayretkeşliklerini ve adım adım kapımıza dayanmakta olan enerji krizini anlatmaya çalışacağım.

Türkiye’de Enerji Üretimi Kısa Tarihi

1902 yılında 2kW’lık su türbininden elde edilen enerji ile başlayan Türkiye’nin enerji serüveni yıllar içinde bazen doğru bazen yanlış politikalarla değişik mecralara sürüklenerek günümüze kadar gelmiştir. 1923’de 33 MW, 1960’da 1272,4 MW, 1990’da 16318 MW, 2013’de 64044 MW’a yükselen elektrik enerjisi arzı yanında ulaşım ve sanayide kullanılan ve ithal edilen birincil enerji kaynakları da sürekli artış göstermiş ve ülke cari açık sarmalına girmiştir. Ülke içindeki siyasi tansiyonun sabit kalmaması bundan dolayı da 1960-1980 arasında yatırımların önüne set konulması ve siyasi krizler ve de dışarıdan güçlü bir Türkiye istemeyenlerin giriştiği ideolojik, iktisadi, sosyal ve kültürel gayretler şeklinde özetlenebilecek faaliyetler Türkiye’nin kalkınmasının önündeki engeller olarak ifade edilebilir.

 İşte bu kaotik yapı içinde Türkiye enerji konusunda gereken atılımları yapamamış sonunda da dışarıya bağımlı bir hale gelmiştir. Soğuk Savaş sonrası ABD’nin tek güç olarak kalması, Rusya ve Çin ile uzun süre uğraşmaması onun ekonomik ve siyasal gücünü artırmış, çıkarlarını korumak için de özellikle enerji ve madenler konusunda dünyayı adeta abluka altına almıştır. 

Türkiye’nin Çevresindeki Enerji Potansiyeli

1839’da başlayan çağdaşlaşma hareketi 1920’ler sonrası Türkiye’nin demokrat Müslüman bir ülke olarak milletler camiası içinde yer almasını sağlamıştır. Türkiye genç nüfusu, kendine yeten yerüstü ve altı kaynakları, yavaş da olsa iktisadi gelişimi, milli ve inanç birliği ve güçlü ordusu ile bu coğrafyanın adeta geçilemez bir kalesi görünümüne bürünmüştür. Ne var ki, Ortadoğu, Kafkaslar, Orta Asya Uzakdoğu ve hatta Afrika’nın kaynaklarını ele geçirmek isteyen emperyal güçlerin önünde bir engel vardı. TÜRKİYE. Bu milli reflekslerle söylenen bir fikir değildir. Geldiğimiz nokta bunu açıkça göstermektedir. Bilinmesi gereken hususlardan biri dünya petrol rezervlerinin yaklaşık %57,16’sı, doğalgaz rezervlerinin de %75,92’si Türkiye’yi çevreleyen coğrafyadadır. Diğer taraftan dünya günlük petrol tüketimi yaklaşık 90 milyon varildir. Bu tüketimim %3,7’si İstanbul ve Çanakkale Boğazları’ndan geçmektedir. 2008’de boğazlardan geçen petrol 150 milyon ton iken bu rakam Hazar petrollerinin Karadeniz üzerinden taşınmaya başlamasıyla birlikte 200 milyon tona ulaşacağı tahmin edilmektedir. Türkiye’nin 13 ülkeden petrol, 5 ülkeden de doğalgaz aldığı ve ticaretini bu ülkelerle geliştirmeye özen gösterdiği de bilinen bir başka gerçektir. En azından bu büyüklükteki enerji meselesinden ötürü Türk Devlet’i siyasetini doğru yönetmek mecburiyetindedir.

Çağımızda enerjinin iktisadi hayatın, sanayileşmenin, bilimsel faaliyetlerin, teknolojik ilerlemenin itici gücü olduğu bilinen bir gerçektir. İnsanoğlu, daha iyi yaşayabilmek, yaşatabilmek (!), ilerleyebilmek için enerjiye her gün daha fazla ihtiyaç duymaktadır. İşte bu teknik neticeden ötürü ülkelerini idare edenler vatandaşlarına enerji kaynakları bulmak mecburiyetindedirler.

 Yanlış Enerji Politikası

Hele bizim gibi kendi kaynaklarını kullanmayarak enerji konusunda tam bağımlı bir hale getirildikten sonra ülkeyi yönetenler yeterli, güvenli, temiz ve ucuz enerjiyi vatandaşın hizmetine sunmaya mahkûmdurlar. Ama nasıl? Ülkemizde petrol ve doğal rezervlerinin bugün için yeterli olmadığı bilinmektedir. MTA ve TPAO tarafından yapılan çalışmalar bu gerçeği gözler önüne sermiştir (ancak petrol, doğalgaz ve madenlerin aranmasına önemle devam edilmelidir). Bu gerçek ortada dururken uygulanması gereken politikaların temelinde yerli kaynaklara mümkün olduğunca daha çok yer vermek olmalıydı. Hidrolik, kömür, asfaltit, jeotermal,  uranyum, toryum ve kaya gazı gibi yerli kaynaklar adeta yok farz edilmiştir. Hangi güçler bizi böylesine anlaşılmaz politikaları takip etmeye yöneltmiştir? Yapılan baskılar karşısında niçin dik durulmamıştır? Türkiye tabidir ki, dışarıdan enerji alacaktır. Ama böylesine açıklar vererek, iki yakamızın bir araya gelmesini engelleyen politikalarla değil, daha akılcı ve faydacı politikalar uygulamaya geçirilmeliydi. Bugün elektrik enerjisinde %33.35 oranında doğalgaz ile aydınlanan Türkiye bir süre sonra doğalgaz yüzünden karanlıkta kalacak hale gelebilir. Bu fikirler yıllarca ülkede karar mekanizması noktasında olanlara sürekli söylendi, yazıldı, çizildi. Ama geldiğimiz noktada keşkelerle karşı karşıya kalmak devleti idare edenlerin zaafıdır diye açıklanabilir. Türkiye fosil kaynakları, su gücü ve nükleer enerji kaynaklarını zamanında devreye almış olsaydı bugün böylesine sıkıntılı günlerle karşılaşmayabilirdi. Evet, Türkiye enerji konusunda da siyaset oyunlarının ağırlığı altında ezilmiş, bu eziklik halen de devam etmektedir. İşte örneği,      

2013 Aralık ayı itibariyle Türkiye’nin kurulu gücü 64044 MW’tır. Bu gücün %39,6’sı doğalgazdan (çok yakıtlılar dâhil),  %6,1’i ithal kömürden, %1,1’i fuel-oil, nafta, motorinden karşılanmaktadır. 2013 yılında dışa bağımlı elektrik enerjisi oranı % 46,8 olmuştur. Diğer taraftan EPDK tarafından hazırlanan lisan almış ve inşa halindeki projelerin kurulu güçlerinin ve yakıt türlerine göre dağılımı şöyledir: 2014-2017 arasında 5003 MW’lık doğalgaza, 2150 MW’lık ithal kömüre, 110,4 MW’lık fuel-oile dayalı toplam 7263,4 MW’lık yeni tesisler kurulacaktır. Netice itibariyle 2017 yılında yaklaşık 75477 MW olacak olan kurulu gücün tahminen %43,54’ü dış kaynaklı olacaktır.

ETKB’nı  Yıldız 2104 bütçe konuşmasında; 2002 yılında 300 olan elektrik enerjisi üretim santrali sayısı, 2012 yılı sonu itibarıyla 772’ye, 2013 yılı Ekim ayı sonu itibarıyla ise 883’e yükselmiştir. Mevcut santrallerin 446 adedi hidrolik, 27 adedi kömür, 70 adedi rüzgâr, 13 adedi jeotermal, 215 adedi doğal gaz, 38 adedi yenilenebilir ve atık, 8 adedi çok yakıtlı (katı ve sıvı), 44 adedi çok yakıtlı (sıvı ve doğal gaz) ve 22 adedi sıvı yakıtlı olup 2013 yılı içerisinde Ekim ayı sonu itibarıyla 4.925 MW’lık kapasite artışı olmuştur, ifadelerine yer vermiştir.

Önümüzdeki Yıllarda Enerji Konusunda Türkiye’yi Bekleyenlerdir

Halkın akıl erdiremediği siyaset oyunları aslında onun hayatını doğrudan etkilemekte ancak, o bunu yaşanılan hayatın normal bir parçası olarak değerlendirmekte ve her dört yılda bir kendine yakın olan siyasetçiye oy vermektedir. Siyasetin koyuluğundaki dış etkileri bilmeyen ve göremeyen vatandaş kendisine baharın ne zaman geleceğini sürekli beklemektedir. ETKB’nı  T.Yıldız’ın 2014 bütçe görüşmelerinde yaptığı konuşmasından bazı pasajlar alarak enerji konusunu daha da açmaya çalışalım: ’’Ülkemiz birincil enerji talebi 2012 yılında yaklaşık 119,5 milyon TEP olarak gerçekleşmiştir. Birincil enerji talebi içinde doğal gazın payı % 32, kömürün payı % 31, petrolün payı % 26, hidrolik enerjinin payı % 4 ve yenilenebilir ve diğer enerji kaynaklarının payı % 7 dir. 2023 yılında birincil enerji talebimiz % 90 artarak 218 milyon TEP’e ulaşması beklenmektedir. Kömürün payının % 37, doğal gazın % 23, petrolün % 26, hidrolik enerjinin payı % 4, nükleer enerjinin % 4, yenilenebilir ve diğer enerji kaynaklarının payının % 6 olması öngörülmektedir.’’ Enerji Bakan Yıldız enerji arz güvenliğini esas alan temel politikaları sıralarken de şunları söylemektedir.’’Yerli kaynaklara öncelik vermek suretiyle kaynak çeşitliliğini sağlamak, yenilenebilir enerji kaynaklarının enerji arzı içindeki payını artırmak, enerji verimliliğini artırmak, petrol ve doğal gaz alanlarında kaynak çeşitliliğini sağlamak ve ithalattan kaynaklanan riskleri azaltacak tedbirleri almak, jeostratejik konumumuzu etkin kullanarak enerji alanında bölgesel işbirliği süreçleri çerçevesinde ülkemizi enerji koridoru ve terminali haline getirmek.’’

EPDK’nın Üretim Kompozisyonu Senaryosu 2011-2030’a göre fosil ağırlıklı kurlu gücün 161823 MW olması öngörülüyor. Burada doğalgazın payı % 23,5 olarak gösterilmiştir. Yine aynı dönem içinde yenilenebilir ağırlıklı 187003 MW’lık kurulu güç içinde doğal gazın payı % 14,8 olarak belirlenmiştir. Şimdi akla gelen ve cevaplandırılması gereken bazı sorular bulunmaktadır:

1.Şayet doğal gazın payı önümüzdeki 15-20 yıl içinde % 14,8- %23,5 oranlarına düşürülecekse boru hatları ile yatırımlar ülke içinde ve de dışında neden hızla devam etmektedir? 2002 yılında 4510 km. olan doğal gaz iletim ve dağıtım boru hattı uzunluğu 2012 sonunda 82500 km’ye, sanayide ve konutta 5, sadece sanayide 9 şehrimize ulaşan iletim hatları 2012 sonunda 72 şehrimize ulaşmıştır (2014 bütçe sunumu).

2.Komşu ülkelerle çok ciddi ve zaman zaman da gerginliklere yol açan sorunlar yaşamak bu enerji politikaları çerçevesinde yanlış değil midir? 3.Ayrıca yenilenebilir kaynaklara önem verileceği ifade edilmesine rağmen artan kurulu güç kapasiteleri içinde oran değişmemekte % 6’lar civarında kalmaktadır.

Gelinen noktada, Türkiye artık dönülemez bir yola girmiş olmanın sıkıntısı içinde bu politikaları halka rağmen devam ettirecek bir anlayış içinde görülmektedir. Ancak birilerinin çıkıp zararın nereden dönülürse kârdır diyerek devleti idare edenlerin önüne çok ciddi ve belki de Türkiye’nin dünya ile siyasetini değiştirecek önerileri ortaya koymaları gerekmektedir. Ne var ki, uzun dönem içindeki enerji projeksiyonları çok dikkatle incelendiğinde doğal gaz ve petrole bağımlılığımızın sürekli artacağı içerdeki ve uluslararası boru hatları projeleri ile açıkça görülmektedir. (Harita1,2) Irak-Türkiye HPBH, Mavi Akım, BTC ile BOTAŞ’ın internet sitesinde yer alan ITGI, Azerbaycan Doğalgazının Transit Taşınması, Trans Adriyatik DGBH, Irak-Türkiye DGBH, Mısır-Türkiye (Arap) DGBH, Hazar Geçişli Türkmenistan-Türkiye-Avrupa DGBH ve diğer hatlarla birlikte Türkiye gerçekten bir enerji koridoru haline gelmiş ya da getirilmiştir. Bu koridoru oluşturmanın asıl sebebinin Hıristiyan Batı dünyasına hayat vermek olduğu gerçeğinin acaba Türk vatandaşları, Türk halkı, farkında mıdırlar? Hiçbir zaman bir koyup üç almadığımızı bildiğimize göre, enerji siyasetinde daha etkili olunması gerektiği kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.

 YURİÇİ ENERJİ NAKİL HATLARI

Harita1: Kaynak:www.elektroport.com 

  Harita2: (Kaynak: www.elektroport.com)

Enerji siyasetinde taviz vermeden etkin bir siyaset izlemenin en önemli sebebi çevremizde bulunan bütün bu kaynakların bir şekilde doğudan batıya taşınacak olmasıdır. Topraklarımız üzerinden deniz ya da karadan bu enerji kaynaklarının geçeceği kesindir. BP Statistical Review of World Energy 2013 bilgilerine göre dünya üretilebilir petrol rezervi 235.8 milyar tondur (1668.9 milyar varil). Bu rezervin, 134.8 milyar tonu (Nijerya hariç) %57,16’sı ve 187.8 trilyon m3 olan dünya doğalgaz rezervinin de 142,2 trilyon m3’ü (Nijerya hariç) %75,92’si Türkiye coğrafyasını tamamen kuşatmıştır. Görünen o ki, bu rezervler yapılan çalışmalarla elli yıl daha artış gösterecektir. Her ne kadar çevremizde olmasa bile bu coğrafyayı da etkileyecek olan buzulların altına, yağmur ormanlarına ve bazı okyanuslara henüz el atılmamıştır. Mesela 11 Eylül 2013 tarihinde EIA’nın yayınladığı Hazar Denizi Bölgesi’nde Petrol ve Doğalgaz üretimi artıyor başlıklı makalede, 48 milyar varil petrol ile 292 trilyon feet küp doğalgaz rezervlerinin varlığından bahsedilmektedir. Ayrıca bölgede 20 milyar varil petrol ve de 243 trilyon feet küp doğalgaz olma ihtimali de dile getirilmektedir. Yani Hazar Bölgesi’ne 15 trilyon m3 yeni doğalgaz ve 9.7 milyar ton petrol ilavesi olacaktır.

Böylesine iştah kabartan ve rant kavgasının neredeyse bir sıcak savaşa dönüşeceği bir enerji koridorunda yer almak enerji politikalarında aramadan, üretime, ithalattan anlaşmalara, teknoloji transferine, santral yapımlarında kullanılacak teknik malzemeye kadar her meselede çok daha şuurlu ve toplumu bilgilendiren böylece de daha dinamik ve yönetimleri sürekli destekleyen bir güç ile emperyal güçlere istediğimizi yaptırma imkânına kavuşabiliriz. Her iş saklı, gizli ve de netice alıcı olmazsa Türkiye’ye yazık olur. Ki, zaman zaman da öyle olmaktadır.

Bir taraftan ülkeye dört bir taraftan işgal kuvvetleri gibi giren boru hatları, diğer taraftan dışa bağımlılığımızı en aza indirmek için yeni sondaj faaliyetleri ve kaya gazı çıkarma faaliyetleri ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yapılması gereken ciddi yatırımlar. Türkiye bu enerji arayışlarında ABD ile Rusya’nın arasında sıkışıp kalma durumu ile karşı karşıyadır. Boru hatlarında Nabucco Projesi’nin başına gelenler, kaya gazında ABD’nin Rusya’nın doğalgaz hâkimiyetini kırma girişimleri ülkeyi yönetenlerin enerji politikalarını belirlemede ve dış ilişkilerde daha dikkatli ve tavizsiz olmalarını gündeme getirmektedir. ABD 2000 yılında başladığı kaya gazı çıkarma faaliyetlerini hızlandırmış, Türkiye ve Ukrayna’nın da bu faaliyetlerini desteklemeye başlamıştır. ABD kaya gazının 1000 m3’ünü 90 dolara satmaktadır. Gazete haberlerine göre Türkiye ithal ettiği doğal gazın 1000 m3’üne ortalama 500 dolar ödemektedir (yine gazete haberlerine göre, 2008 yılına kadar 1000 m3’üne ortalama 129 dolar ödediğimiz Azerbaycan gazına 508 dolar ödediğimiz iddia edilmiştir. Acaba bu doğru mudur? Bunun mantıklı bir açıklaması vardır herhalde. Şimdilerde 349 dolar olduğu yazılmaktadır. Ş-1)

Türkiye bir koridordan öte, her meselede ama öncelikle enerji meselesinde bu coğrafyada bir kor olmalıdır. Bilindiği üzere Türkiye doğalgazda %98, petrolde %92 oranında dışa bağımlı bir ülkedir. Kullandığı doğalgazın % 85’ini, petrolün de % 73’ünü de bu coğrafyadan tedarik etmektedir. Bu sebeple komşuluk ilişkilerinde ülkelerin iç işlerine karışmak, onların dini, sosyal ve kültürel anlayışlarının bizlere benzemesi için siyaset yapmak, o ülkelerin rejimlerini değiştirmek için tehlikeli girişimlerde bulunmak doğru olmayan politikalardır. Yarınlarda siyaset anlayışı ve hükümranlıklar bir anda değişirse elimizden birçok hakkın gittiği gerçeği ile de karşı karşıya kalabiliriz. Türkiye Doğu-Batı arasında bir enerji koridoru olacaksa ülke güvenliğini en önemli bir gerekçe göstererek boru hatlarını meselesini azami istifadeyi sağlayacak bir ticari anlayış içinde değerlendirmelidir.              

    Ş-1: (Kaynak: Enerji Enstitüsü)

 Bu kazançlar içinde en önemlisi ülkemizden geçecek boru hatları içindeki gazdan alabildiğimiz kadar daha çok gaz almak, gazı en ucuz fiyattan tedarik etmek ve de ülkemiz topraklarından geçecek olan bu tehlikeli maddelerden alınacak kira miktarının yani, geçiş ücretinin de azamisini almak olmalıdır. Türkiye Rusya, Azerbaycan, İran, Irak ve Suriye ile olan ilişkilerinde Batının demokrasinizi geliştirin, insan haklarını koruyun, hürriyetleri sınırsız hale getirin, Türklüğünüzü unutun karşımıza öyle gelin masallarına kulağını sürekli tıkamalıdır. Türkiye Irak yönetimi ile olan meselesini de bir an önce halletmeli ve bu hattın Suriye veya İsrail’e kaymasını diplomatik yollarla engellemelidir. Zira harap olmuş bir Irak’ı Türkiye yeniden inşa edebilecek güce sahiptir. Bugün için 3 milyar varil olan petrol üretimi ve 100 milyar dolar olan petrol geliri kısa bir zamanda içinde üretimde 8 milyar varile, gelirde 250-300 milyar dolara çıkabilir. Türkiye bu fırsatı çok iyi değerlendirmelidir. Doğalgaz ile ilgili önemli bir konuda depolama meselesidir. Türkiye yıllık doğalgaz ihtiyacının %20-25’ini depolayabilecek bir hale gelmelidir. Bunun içinde mevcut tesislere ilave tesisler kurma işlemlerini hızlandırmak mecburiyetindedir. Bu depoların kriz anlarında ülkenin nefes almasını sağlamak için önemli olduğunu herkes bilmektedir. Netice itibariyle, Türkiye’nin 2023 yılında yenilenebilir enerji kaynaklarının enerji arzı içindeki payını %30’lara çıkarmak ve daha güvenli enerji politikaları takip etmek istiyorsa:

1.Bütün siyasi güçler milli bir enerji politikası temelinde birleşmelidirler. Enerji politikaları siyasetçinin iki dudağı arasında günlük gelişmelere göre şekillenmemelidir. ABD, AB ve Rusya’nın günlük isteklerine göre ülkenin milli enerji politikaları terk edilmemelidir.

2.Bugünden tezi yok ithal kaynaklara verilen lisanslar belirli bir süre içinde terk edilmelidir.

3.Enerji tüketiminde %65 civarında payı olan petrol ve özellikle doğalgazın tüketiminin azaltılması konusunda tedbirler alınmalıdır (Isıtmada güneş enerjisi ve yerli kömür kullanılmalıdır).Zira halk yüksek vergiler sebebiyle enerjiyi bir türlü ucuz kullanamamaktadır. Elektrik üretimindeki payın, tamamen önce özel sonra da yabancı sektöre bırakılmamamsı için devletin bu hakkına sahip çıkması gerekmektedir. Halkın doğalgaz ve elektrikte ödemelerinde neler çektiğini çok iyi bilmek gerekir.

4.Türkiye, hidrolik (%27.58) ve rüzgârda (%4.63) kurulacak gücün tamamını, linyit ve taşkömürde (%14.66) teshinde kullanılacak olan kısmın ayrılmasında sonraki rezervin tamamını, jeotermalde 600 MW, güneş enerjisinde 600-3000 MW ve nükleer enerjide10000-30000 MW’a ulaşması durumunda elektrik enerjisinde daha güçlü bir konuma gelebilir. Türkiye yılda %5-7 civarında elektrik enerjisine yatırım yapmadığı takdirde çok değil 3-5 yıl içinde enerji krizi kapıyı çalabilir.

5.Türkiye kara ve denizlerinde petrol, doğalgaz ve kömür aramalarına çok ciddi bir şekilde devam etmelidir. Bunun için hazırlanmış ya da yeniden düzenlenecek havza projeleri hemen hayata geçirilmelidir. Akdeniz, Karadeniz veya Ege’deki karasularımızda ya da karalarımızda bulacağımız büyük petrol ve doğalgaz rezervleri sonrası zaten barut fıçısına dönmüş Ortadoğu’nun ve Türkiye’nin başına neler geleceğini şimdiden ön görerek gerekli tedbirlerin alınması gerekmektedir.

6.Türkiye içinde bulunduğu krizler sebebiyle, boru hatlarındaki güvenliğini daha ciddi bir biçimde sağlamak mecburiyetindedir. Ayrıca depolama meselesini de göz ardı etmemelidir.

Muhittin Ziya Gözler

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Enerji ve Enerji Güvenliği Araştırmaları Merkezi Başkanı

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Dr. Cengiz Tatar   - 22-07-2019

YÜZÜNCÜ YILDÖMÜMÜ’NDE ERZURUM KONGRESİ; “ VATAN BİR BÜTÜNDÜR PARÇALANAMAZ”

Erzurum Kongresi, Anadolu’da Milli Mücadelenin 2’nci adımı olarak atılan bağımsızlık meşalesidir.