BU MİLLET ŞAMAR OĞLANI DEĞİLDİR
×

Uyarı

JUser: :_load: Unable to load user with ID: 116



BU MİLLET ŞAMAR OĞLANI DEĞİLDİR

Yazan  07 Ocak 2009
BÜLENT GÜLER - Türk Aydını(!), her geçen gün kendi insanından, sade vatandaştan daha çok uzaklaşıyor.

Adeta rüya aleminde, pembe bulutlar üzerinde, gerçeklerden çok uzak fikir beyan ederek, bunları doğruymuş, yapılması yüzde yüz gerekliymiş gibi sunmaya devam ediyor sözde aydınlarımız.

Türk toplumu eşi benzeri görülmemiş bir şekilde yanlış bilgilendiriliyor ve yönlendirilmeye çalışıyor. Sözde Ermeni soykırımı konusundan tutun da, Kürt meselesine, Kıbrıs sorununa hatta Irak'ın kuzeyindeki duruma kadar yalın gerçekler, Türk milletinden sadece gizlenmekle kalmıyor ayrıca bir takım dayatmalarla yanlış politikalar üretilmesi için zemin oluşturulmaya çalışılıyor.

Zira, CIA ile ilişkileri ortada olan, yönetimleri devirerek Amerikancı renkli devrimlerin kurulması için çaba gösteren Soros Vakfı, gayri milli zihniyetin esiri olmuş bu sözde aydınların Türklük ve Türkiye aleyhindeki girişimleri için manen ve madden her türlü desteği veriyor.

Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Ermenistan ve sözde soykırım tartışmaları sırasında yaşandı. Sade vatandaşımız, Bakkal Ali, Simitçi Ahmet, Kasap Mehmet, Çiçekçi Ayşe, Öğretmen Fatma…, Ermeni meselesi konusunda gösterilen çabalara bir türlü anlam veremedi.

Ermenilerden özür dilenmesi gerektiğinin mantığını aradı ama bulamadı. ''Geçmişimizi Sorgulamalı, Hatalarımızı Kabul Etmeliyiz'' ya da ''Barış için Özür Zorunlu'' gibi manasız başlıklar içeren makalelerin ve görsel medyada uzun uzun atılan nutukların amacının ne olduğunu anlayamadı.

Ayrılıkçı Ermeni grupların, Birinci Dünya Savaşı sırasında Yunan ve Rus ile kol kola vererek asırlarca kendilerini korumuş Osmanlı Türklerini arkadan vurması ve Doğu Anadolu'da yaptıkları katliamlar neden görmezlikten geliniyor da; durduk yerde bu tip özür kampanyaları başlatılıyor düşünmek gerekiyor.

Şu gerçeğin de hemen altını çizelim, bu sözde aydınlar, Türkiye'ye yürekten bağlı Ermeni yurttaşlarımıza da büyük zarar veriyor. Tarihi çarpıtarak, gerçek dışı beyanlarda bulunarak barış ve huzur içerisinde yüzyıllardır bir arada yaşayan insanları birbirinden koparmaya çalışıyor ve etnik gerilimin kıvılcımını çakıyorlar.

''Ermenilerden Özür Dilemeliyiz'' diyecek kadar tarih bilgisinden yoksun, Türklüğünden utanan ve Türklüğe hakaret etmeyi, ''aydın olmanın olmazsa olmaz koşulu'' olarak gören zavallılara, tarihi gerçeklerle ışık tutmanın, gereksiz ve zaman kaybı olduğuna inanıyorum.

Çünkü, küpünü doldurmak uğruna kendi milletine ihanet etmekten çekinmeyen satılık kalemlerin, Yüce Türk Milleti için hiçbir şey ifade etmediğinden yüzde yüz eminim.

Gelelim Ermenistan konusuna..Türkiye'nin bütün komşularıyla problemlerine son vermesi tezinden yola çıkılarak bu ülkeyle de diplomatik ilişkilerin kurulmasını savunmak uzunca bir süredir adeta moda oldu.

Düz mantıkla hareket edildiğinde kimsenin bu düşünceye bir itirazı yok. Türkiye, bütün komşularıyla dostluk kurmalı, ticari, sosyal, kültürel ve siyasi alanlarda ilişkilerini normalleştirmeli ve geliştirilmelidir. Olması gereken, ideal olan budur zaten.

Ancak bu amaç uğruna hareket ederken gerçekleri göz ardı etmek, ulusal menfaatleri bir tarafa bırakarak her istenilene koşulsuz ''başüstüne '' demek, telafisi mümkün olmayan büyük hataların yapılmasına yol açacak ve Türkiye'yi şamar oğlanına çevirecektir.

Öncelikle vurgulanması gereken nokta, eğer biri, illaki diğeriyle iyi ilişkiler kurmak istiyorsa, bu konuda önceliğin Ankara'da değil, Erivan'da olduğu gerçeğidir.

3 milyon nüfuslu, nüfusu da göçler nedeniyle sürekli azalan, denize kıyısı olmayan ve yoksulluk içerisinde kıvranan Ermenistan'ın önceliği olmalıdır barış elini uzatmak, Türkiye gibi bölgesel bir güç olma iddiasındaki bir ülkenin değil..

Ancak Ermenistan, ne Türkiye'den toprak talebinden vazgeçmekte; ne de yıllardır işgal altında tuttuğu Azeri topraklarından çekilmeye niyetlidir ve büyük bir yüzsüzlükle Türkiye'den sınırların açılmasını ve Karabağ meselesi konusunda tarafsız olmasını istemektedir.

Erivan'ın bütün derdi sınırların açılmasıdır. En azılı Türk düşmanı Taşnaklar bile ülkelerinin içine düştüğü yalnızlığın bilincindedir ve bu yüzden kurtuluşu sınırın açılmasında görmektedir.

Geçen yıl Ağustos ayında Rus-Gürcü savaşının çıkması bu arzunun depreşmesine yol açtı. Zira, Ermenistan'ın, Gürcistan üzerinden Rusya ile karasal bağlantısında sorun oluştu.

Alternatif olarak gözünü İran'a yöneltti Ermenistan. Demiryolu projesi ile İran üzerinden dünyayla bağ kurmaya çalıştı ama 2 milyar dolarlık maliyet dudaklarını uçuklattı ve projenin kolay kolay yaşama geçirilemeyeceği anlaşıldı.

Hal böyle olunca da, sınırın açılmasının kendileri için ne denli hayati olduğunu bir kez daha anladılar.

Ancak gelin görün ki, futbol diplomasisiyle sözüm ona Türkiye ile yeni açılımlar yapmak istediği öne sürülen Erivan, pratikte hiçbir somut adım atmıyor.

Ankara ise, futbol diplomasisinden çok daha önce 1988'de Erivan'a dostluk elini uzattı. On binlerce insanın yaşamını yitirdiği Spitak bölgesini harabeye çeviren deprem sonrasında tonlarca yardım malzemesi yolladı.

Sovyetler Birliği dağıldı, 1990'da Ermenistan bağımsızlığını ilan etti.

Deprem yardımının karşılığı ne oldu biliyor musunuz? Ermenistan'ın bağımsızlık bildirisinin 11. Maddesi'nde ''Doğu Anadolu bölgemizden Batı Ermenistan'' olarak bahsedilmesi oldu..

Bununla da yetinmedi Erivan'daki karar vericiler, 1991 Şubat'ında bugün açılması için yanıp tutuşları sınırları belirleyen 1921 Kars Anlaşması'nı tanımadıklarını onayan bir tasarıyı Ermenistan Parlamentosu'ndan geçirdiler.

Türkiye, yine her zamanki gibi iyi yine iyi niyetli ve dostane davrandı. Ermeni Parlamentosu'nun bu kararından 10 ay sonra Ermenistan'ın bağımsızlığını tanıdı.

Adamlar sizinle sınırlarını tanımıyor ve topraklarınıza göz dikiyor ve biz adamların bağımsızlığını tanıyoruz.. Ne denebilir ki? ''Pes yani'' demekten başka!!

Neyse devam edelim. Azerilere saldıran ve savaşın ağır yükünü kaldıramadığı için Amerikan ve Rus yardımlarını dört gözle bekleyen Ermenistan'a Türkiye, 1993'te buğday ve elektrik yardımında bulundu.

Ankara, bunları insani amaçla yaptı ama Erivan'daki gözü dönmüşlerin insanlıktan anladığı yoktu. Aynı yıl Kelbecer'in işgali, Türkiye'nin sabrını taşıran son damla oldu ve Ankara, Ermenistan ile sınır kapısını ve hava sahasını kapattı.

Soydaşlarımız Azerilerin topraklarını zorla ele geçiren Ermenistan, bu yetmezmiş gibi 1995'te anayasasının 13. Maddesi'nin 2. paragrafına Ermenistan'ın devlet simgesinin Türkiye'deki Ağrı Dağı olduğunu yazdı.

Ankara, hep iyi niyetli hep dostça davrandı bu süreçte. Azeri kardeşlerimizin incinmesini göze ala ala yaptı hem de. Öyle ki 2003'te hava sahasını açtı Ermenistan'a..

Dostluk elimiz bunlarla da sınırlı kalmadı. Şubat 2007'de Türkiye, Gürcistan ve Azerbaycan arasında imzalanan demiryolu projesine katılması ve işgalden vazgeçmesi teklif edildi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 24 Temmuz 2008'te projenin Kars'taki temel atma töreninde Erivan'ı işgale son vermeye ve projeye katılmaya davet etti.

Ermenistan'ın yanıtı ise, Azeri topraklarını işgal altında tutmayı sürdürmek ve Türk toprakları üzerinde hak iddia etmeye devam etmek oldu. Türkiye, sadece insani yardımda veya işbirliği önerilerinde bulunmakla da kalmadı. Ermeni Kilisesi Akdamar'ı, 2007'de önce onardı sonra da ibadete açtı. Ancak Erivan yine bildiğini okudu.

Hani bugünlerde çok moda bir laf var İkinci Cumhuriyetçiler çok seviyor bu sözü.: ''Ezberi bozmak'' bu laf.

Konu özellikle Atatürk ise, ulus devlet ise, kısaca Türkiye'nin üniter yapısına ve milli çıkarları aleyhine söylenen her sözün, başına ne hikmetse eklendi bu söz: ''Ezberi bozmak''.

Kusura bakmayın, CIA'cı Soros'tan beslenen sözde aydınlarımız ama Türkiye, Ermenistan konusunda lügatta ezber mezber bırakmadı zaten.

Neyin özrünü dilesin bu ülke, neyin özrünü dilesin bu millet? Uğradığı katliamların mı, ihanetin mi? Uzattığı dost elinin, iyi niyetinin, çirkefçe sömürülmesinin özrünü mü dinlesin? Sizde hiç mi insaf yok? Hiç mi Allah korkusu yok? Hiç mi vicdan yok? Zerre kadar bile olsa hiç mi milli şuur yok?!!

"120'' filmini izleyin ve görün. Bir Türk milliyetçisi olarak gözyaşlarıyla izlediğim bu filmde, Ruslara karşı mermi taşırken çoğu soğukta donan 12 ila 16 yaşlarındaki 120 Türk çocuğunun, Ermeni Taşnak militanlarınca nasıl mermi yağmuruna tutulduğunu görün ve utanın..

O da sizi tatmin etmesiydi, Taşnaklarca Van'ın nasıl yakılıp yıkıldığını ve yüzlerce Türk kadınına önce tecavüz edilip sonra hunharca katledildiklerini okuyun. Artık lütfen kendinize gelin!!!

Türkiye'deki sözde aydınların, çarpıtma ve yanlış bilgilendirme çabası bazen öyle noktalara ulaşıyor ki; soğukkanlı yapıma karşın sinirlerim alt üst oluyor.

Ermenistan Devlet Başkanı Serj Sarkisyan, bir barış insanı olarak takdim ediliyor hatta göklere çıkarılıyor.

O Sarkisyan'ın, Azeri topraklarını işgal eden Ermeni çetelerinin liderlerinden biri olduğu ve işlediği insanlık suçları nedeniyle Balkanlardaki Sırp kasaplarından zerre kadar farkının olmadığı unutturulmak isteniyor.

''Hocalı'da Azeri sivilleri'' katlettiğini gururla dünya kamuoyuna ilan edecek kadar pervasız ve gözü dönmüş bir caniye ''Böyle bir barış adamı ile yakalanan barış şansını yakalamalıyız'' demek nasıl bir zihniyetin ürünüdür gerçekten merak ediyorum..

SİZ ÖZÜR DİLEYİN BEYLER VE BAYANLAR, ÖNÜNÜZE GELENDEN ÖZÜR DİLEYİN, ARKADAN VURANLARDAN, BÖLÜCÜLERDEN,HAİNLERDEN, REJİM DÜŞMANLARINDAN, ULU ÖNDER ATATÜRK'E KİN KUSANLARDAN. HATTA BUNUNLA DA YETİNMEYİN, TÜRKİYE VE TÜRKLÜK KARŞITI HER KİMSE AYAKLARINA KAPANIN, YALVARIN, BÜTÜN NOBEL, OSCAR, CANNES..VS ÖDÜLLERİ SİZİN OLSUN.

KÜPÜNÜZ DOLSUN, YALILARDA, VİLLARDA OTURUN, İÇİNİZ RAHAT OLSUN SOROS GİBİLER SİZLERİ BESLER VE SIRTINIZI SIVAZLAR AMA SİZDEN BİR RİCAM VAR: ''BEN TÜRK AYDINIYIM'' DEMEYİN LÜTFEN!!!

ÇÜNKÜ TÜRKLÜK ASİLLİKTİR, GURURDUR, ONURDUR, ŞEREFTİR, NAMUSTUR VE ASLA VE ASLA KİRLETİLMEMELİDİR…KENDİNİZİ GELİN LÜTFEN ARTIK VE BİR TÜRK'E YAKIŞIR ŞEKİLDE DAVRANIN!!!

BU MİLLET ŞAMAR OĞLANI DEĞİL ASİLDİR!!!

TANRI TÜRK'Ü KORUSUN…

21. Yüzyıl Türkiye Buluşmaları

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Mehmet Alagöz   - 06-06-2020

“Sağlık Şoku”ndan “Finansal Şoka” Yolculuk (2): Türkiye

Öncelikle Türkiye ekonomisinde herkesin kabul edeceği bazı tespitleri net bir şekilde ortaya koymak gerekmektedir. Türkiye ekonomisinin makro ekonomik göstergeleri 2014 yılından beri istikrarsız bir seyir gösterdiği herkes tarafından kabul edilmektedir.