Çevresel Riskler ve Türkiye

Yazan  31 Mayıs 2019
2018 yılı Dünya Ekonomik Forumu akabinde artık geleneksel bir hal alan Dünya Küresel Riskler Raporunun 13. sü “Dünya Küresel Riskler Raporu 2018” yayınlanmıştır.

“Dünya Küresel Riskler Raporu 2018” kapsamında ele alınanküresel çaptaki riskler ‘Ekonomik Riskler’, ‘Jeopolitik Riskler’, ‘Toplumsal Riskler’ ve ‘Teknolojik Riskler’ olarak gruplandırılmışlardır. Her bir risk grubu alt başlıkları ile detaylı bir şekilde değerlendirilmeye çalışılmış olmakla birlikte bu metinde Çevresel Risklere odaklanılmaktadır.

Raporun ‘Çevresel Riskler’ kategorisi altındaki şu beş alt başlığın;

  • Aşırı Hava Olayları,
  • Doğal Felaketler,
  • İklim Değişikliğine Uyum ve İklim Değişikliği Etkisinin Azaltımındaki Başarısızlık,
  • İnsan Kaynaklı Çevresel Felaketler,
  • Biyolojik Çeşitlilik Kaybı ve Ekosistem Çöküşü

hepsi hem olabilirlikleri hem de etkileri açısından en üst sıralarda yer almaktadır (Şekil 1).

“Dünya Küresel Riskler Raporu 2018” araştırması için görüşülen alanında uzmanların yer aldığı örneklem incelendiğinde %70,36’sını erkeklerden, %26,94’ünü ekonomi ve %21,68’inin teknoloji uzmanlarından oluştuğu, %48,56’sının profesyonel iş ortamından %20,47’sinin ise akademik çevrelerden oluştuğu, %33,64’ünün Dünya Sağlık Örgütü tarafından üretken yetişkin denilen 40-49 yaş grubundan oluştuğu ve %42,86’sının Avrupa’dan %22,03’ünün ise Kuzey Amerikalılardan oluştuğu görülmektedir.

Bu örneklemi dikkate alarak sonuçlar değerlendiğinde öngörülen risklerin ne kadar hayati ve yakın dönemli birer unsur oldukları daha iyi anlaşılabilir. Zira pek çok çalışma göstermiştir ki daha ziyade kadınlar, genç yetişkinler veya yaşlılar, akademi ve STK camiasının çevresel kaygıları önceliklendirerek ele aldıkları bilinmektedir. Ancak ekonomi ve teknoloji alanlarında çalışan erkek profesyonellerin ağırlıkta olduğu bir örneklemde çevresel risklerin sıralamada öne çıkması sorunun ne kadar çarpıcı ve yakın olduğunu göstermektedir.

 

Şekil 1. Küresel Riskler  (“Dünya Küresel Riskler Raporu 2018”,2019); x sütunun da risklerin olabilirliklerindeki artışa göre sıralandıklarını, y sütunu ise risklerin gerçekleştiğinde yaratacağı etki şiddetindeki artışa göre sıralandıklarını göstermektedir. Çevresel Riskler ise yeşil renkli işaretler ile gösterilmişlerdir.

 

Yıllara sâri olarak düzenlenen Dünya Ekonomik Forumlarında belirtilen Küresel Riskler incelendiğinde; 2008 yılında ilk beş riskte yer almayan ‘Çevresel Riskler’ kategorisine ait risklerin 2018 yılına gelindiğinde on yıl içerisinde tüm alt kategorileri ile en yüksek riskler arasında sıralanması yıllar boyunca yükselen çevresel yıkım endişelerinin altını çizmektedir (Şekil 2). Zira meydana gelebilecek yıkımlar her türlü yatırım, güvenlik, politika ve sosyal sonuçları ile insani ve doğal yaşamda geri dönüşü olamayacak ya da çok güç bir şekilde geri döndürülebilecek sonuçlar ortaya koyabileceklerdir.

Çevresel Riskler altında yer alan Aşırı Hava Olayları, Doğal Felaketler, İklim Değişikliğine Uyum ve İklim Değişikliği Etkisinin Azaltımında Başarısızlık, İnsan Kaynaklı Çevresel Felaketler, Biyolojik Çeşitlilik Kaybı ve Ekosistem Çöküşü etkileri ve ilişkileri bakımından sadece çevresel riskler olarak olmakla kalmamakta ekolojik bağlantıları ve doğanın kanunları gereği aynı zamanda söz konusu raporda ‘Toplumsal Riskler’ altında yer alan Gıda Krizleri, Su Krizleri, Kentsel Planlama Başarısızlığı, Büyük Ölçekli İstemsiz Göç, Bulaşıcı Hastalıkların Yayılması ile “Jeopolitik Riskler” altında yer alan “Ülkeler Arası Anlaşmazlıklar”ile doğrudan temas halindedirler (Şekil 3).

 

Şekil 2. “Olabilirlik” ve “Etki” açısından bakıldığında ilk on sıralamada çevresel risklerin üst sıralarda yer aldıkları (yeşil ile) görülmektedir.

 

Dünyamızın içerisinde yer aldığı dönemde karşı karşıya bulunduğu çevresel risklerin çoğu gelişmiş ülkeler tarafından oluşturulmuş ve/veya hızlandırılmış süreçlere dayanmaktadır. Doğal kaynaklarını kaybetmiş ve bu açıdan büyük zararlar görmüş olan gelişmiş ülkeler gerek yüksek çevresel riskler içeren işletmelerini gerekse doğal kaynak maliyeti yüksek yatırımlarını gelişmekte olan ve/veya geri kalmış ülkelere yönlendirmiş durumdadırlar. Bu eylemler de gelişmekte olan ve/veya geri kalmış ülkelerin doğal kaynakları pahasına istismara uğramaları anlamına gelmektedir.

 

Şekil 3. Küresel Risklerin birbirleri ile temaslarına konumlanmaları. Yeşil renk ile gösterilen Çevresel Riskler diğer pek çok risk unsurları ile doğrudan ve dolaylı yoldan bağlantı halindedir.

 

Türkiye, Avrupa-Sibirya, Akdeniz ve İran-Turan olmak üzere üç farklı bitki coğrafyası bölgesinin kesişme noktasıdır. Türkiye, dünyanın 8 gen merkezinden ikisinin (Akdeniz ve Yakın Doğu) kesiştiği noktada yer almaktadır. Bu iki bölge tahılların ve bahçe bitkilerinin ortaya çıkışında çok önemli bir role sahiptir. Türkiye endemik bitkiler açısından dünyanın önemli ülkelerinden birisidir. Yurdumuzun siyasi hudutları içinde doğal olarak yetiştiği halde başka hiçbir yerde yetişmeyen, diğer bir deyişle dünyada yalnız ülkemizde yetişen bitkiler Türkiye endemikleri olarak adlandırılır. Ülkemizde endemizm oranı %34 civarındadır (Davis, 1965-1988). Tüm taksonlardaki tür çeşitliliği ve tür içi çeşitliliğin fazla olması sebebiyle biyolojik çeşitliliğimiz tür düzeyinde gün geçtikçe sayıca artmaktadır. Her geçen gün yeni türler tanımlanabilmekte ve tür sayısına ilave yeni türler eklenmektedir.

Coğrafi bölgelerden, Doğu Anadolu ve Akdeniz bölgeleri; bitki coğrafyası bölgelerinden ise İran-Turan ve Akdeniz Bölgeleri endemik bitki türleri bakımından oldukça zengindir. Türkiye’nin genetik çeşitliliği özellikle bitki genetik kaynakları ile önem kazanmaktadır.

Ülkemiz, Akdeniz ve Yakın Doğu gen merkezlerinin kesiştiği noktada yer almaktadır. Bu iki bölge tahılların ve bahçe bitkilerinin ortaya çıkışında çok önemli bir role sahiptir. Ülkemizde 100’den fazla türün geniş değişim gösterdiği, çok sayıda önemli kültür bitkisi ve tıbbi bitkiler gibi ekonomik açıdan önemli diğer bitki türlerinin orijin ya da çeşitlilik merkezi olan beş mikro-gen merkezi bulunmaktadır. Hayvan genetik kaynakları açısından ise, konumu nedeniyle birçok yerli hayvan ırkının Anadolu’da yetiştirildiği ve buradan dünyanın diğer bölgelerine yayıldığı kabul edilmektedir.

Türkiye’nin içinde bulunduğu biyo-coğrafyanın getirdikleri ile karşılaşabilecekleri riskler bu açılardan ele alınmalı ve gelecek dönemde yapılacak olan strateji - politika çalışmalarına kesinlikle bu açıdan yansıtılmalıdır.

Son Düzenlenme Cuma, 31 Mayıs 2019 12:28
Özlem Aksoy

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Bilimsel Danışmanı

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Mete Han Kutlusan   - 15-07-2019

FETÖ Kalkışmasının Üçüncü Yılına Girerken

Meşhur bir deyiş vardır: “Cehalet hazinedir”. Bilgi felsefesine bu açıdan yaklaşmaktansa çivisi çıkmış bu dünyada hâlâ bir şeylerin başarılabileceği inancıyla tıpkı Adorno’nun da dediği gibi “Bilmek lanetlenmektir.” diyenlerdeniz.