< < Doğu Akdeniz’de Uluslararası Hukukun İhlali: Yunanistan – Mısır Anlaşması


Doğu Akdeniz’de Uluslararası Hukukun İhlali: Yunanistan – Mısır Anlaşması

Yazan  13 Ağustos 2020

Giriş

Son yıllarda Doğu Akdeniz’de yeni hidrokarbon kaynaklarının keşfi, bölgeyi enerji sektörü ve jeopolitiğin odak noktalarından biri haline getirmiş, başta Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) olmak üzere bazı sahildar devletleri uluslararası hukuka aykırı devlet uygulamalarına sevk etmiştir. Bu çerçevede, son olarak 6 Ağustos 2020 tarihinde Yunanistan ile Mısır arasında Doğu Akdeniz’de münhasır ekonomik bölge (MEB) anlaşması imzalandığı duyuruldu.

Bu çalışmada, uluslararası hukuka aykırı unsurlar içeren ve bu nedenle de Türk Dışişleri Bakanlığınca da hemen yok hükmünde kabul edilen anılan anlaşma ve buna karşı yapılması gerekenler özetlenecektir.

1. Doğu Akdeniz’de Hidrokarbon Kaynakları ve Devletlerin Uygulamaları

Tarihin değişik dönemlerinde büyük savaşlara sahne olmuş olan Doğu Akdeniz aslında birçok tarihçi ve yazarın “verimli hilal” dedikleri bölgede yer alır[1]. Tarih boyunca oluşan uygarlıkların ilk hedefi, kara ve deniz yoluyla dünya ticaretini kontrol altına alabilmek için bu bölgelere hâkim olmak olmuştur.[2] Doğu Akdeniz’in tarihteki bu önemi, 2000’li yıllara ulaşıldığında daha da artmış durumdadır. Bu kapsamda, dünyanın önemli deniz ulaştırma yollarını bünyesinde barındırması, bölgede keşfedilen hidrokarbon kaynakları ve bu bağlamda Kıbrıs Uyuşmazlığı, Türkiye’den boru hattı ile KKTC’ye getirilen su, 2010 yılında Arap Baharı olarak ortaya çıkan ama günümüzde Arap Cehennemine dönüşen gelişmeler Doğu Akdeniz’i çok daha önemli hale getirmiştir. Bölgede varlığı tahmin edilen enerji kaynaklarının büyüklüğü göz önünde bulundurulursa, Doğu Akdeniz sadece enerji transferinde önemli bir kavşak olmakla kalmayacak, aynı zamanda bir enerji merkezi haline dönüşecektir.[3]

Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon keşifleri, 1980’li yıllarda Mısır kıyılarında yapılan çalışmalarla gündeme gelmiştir[4]. Müteakiben İsrail 1998 yılında bölgede araştırmalara başlamış[5] ve bu faaliyetlerini 2009-2010 yılında artırarak ulaştığı gaz rezervleri ile doğal gaz ihraç eden ülke konumuna gelmiştir.[6] Ancak günümüzde bölgede yaşanan uyuşmazlık, Yunanistan ve GKRY’nin Doğu Akdeniz’de keşfedilen zengin petrol ve doğal gaz yataklarına bağlı olarak 2001 yılından itibaren bölgede komşu ülkelerle yaptığı anlaşmalar ve uygulamaları ile başlamıştır.[7] 

GKRY ilk olarak 17 Şubat 2003 tarihinde Mısır ile,  17 Ocak 2007 tarihinde Lübnan ile,  17 Aralık 2010 tarihinde İsrail ile MEB anlaşmaları imzalamıştır. GKRY hükümeti, adeta Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)’ni yok sayarak tüm bu anlaşmaları tek bir ülke adına yapmıştır. Söz konusu sınırlandırmalar, Türkiye’nin muhtemel kıta sahanlığı ve MEB alanlarını kapsadığı için Türkiye bu anlaşmalara karşı çıktığını resmi yollarla, ilgili ülkelere ve Birleşmiş Milletler (BM)’e iletmiştir.[8]

Doğu Akdeniz’de şu ana kadar keşfedilmiş olan ve keşfedilmeyi bekleyen tüm bu enerji alanları, Yunanistan ve GKRY tarafından sürekli gündemde tutulmakta ve GKRY’nin ve Yunanistan’ın bölgede sürdürdüğü uluslararası hukuka uygun olmayan girişimlerine sürekli yenileri eklenmektedir. Türkiye bu bölgede yokmuşçasına ilan edilen ve araştırma yapılmaya başlanan bu alanlara ilişkin olarak Türkiye de bölge üzerindeki egemenlik haklarını korumak için devlet uygulamalarını başlatmış ve devam ettirmektedir. Bu çerçevede Türkiye öncelikle o bölgeye gönderdiği Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın gemileriyle her defasında gerekli uyarıyı yapmıştır.[9] Diğer yandan 21 Eylül 2011 tarihinde KKTC ile kıta sahanlığı anlaşması yapmıştır.[10] Ayrıca, KKTC Ekonomi ve Enerji Bakanlığı ile Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) arasında 2 Kasım 2011 tarihinde, KKTC’nin deniz ve kara alanlarında petrol aramak üzere “Petrol Sahası Hizmetleri ve Üretim Paylaşım Sözleşmesi” imzalanmıştır. Bu anlaşmaya dayanarak KKTC 22 Eylül 2011’de Ada’nın çevresindeki deniz alanlarında TPAO’na petrol ve doğalgaz arama ve çıkarma ruhsatları vermiştir[11].

Bölgede keşfedilmiş ve keşfedilmeyi bekleyen tüm bu enerji kaynaklarından yararlanılması esasen kıyıdaş devletlerin işbirliğinden geçmektedir.[12] Türkiye bölgedeki bu faaliyetlerle, kendisine rağmen GKRY’nin tek başına bu kaynaklar üzerinde tasarruf edemeyeceğini de göstermiştir. Bu nedenle başta İsrail olmak üzere AB üyesi devletler kıyıdaş devletlerin işbirliği içinde çıkarılacak bu rezervlerin ihtiyaç fazlalığının Avrupa’ya sevkiyatı için inşa edilecek muhtemel boru hattının en uygun yolun İsrail-Kıbrıs-Türkiye boru hattı olduğu dile getirilmiştir.[13]

Ancak son dönemde Türkiye’nin İsrail ve Mısır ile ilişkilerinin gerilmesi gelişmeleri tersine çevirmiştir. Bu gerginliği fırsat bilen GKRY ile Yunanistan İsrail ve Mısır ile bir araya gelerek, 8 Mayıs 2018 tarihinde karşılıklı anlayış memorandumları ve üçlü anlaşmalar imzalamışlar ve son olarak GKRY tarafından Doğu Akdeniz (EastMEd) doğalgaz boru hattı projesi ilan edilerek, Türkiye dışlanmıştır.[14] Buna karşın Türkiye Doğu Akdeniz’de 27 Kasım 2019’da Libya ile MEB sınırlandırma anlaşması yaparak kendisine karşı kurulan bu oyunu bozmuştur.[15] Türkiye’nin bölgedeki bu hamlesine karşılık şimdi Yunanistan 6 Ağustos 2020 tarihinde Mısır ile bir MEB anlaşması imzalamıştır.[16] Türk Dışişleri Bakanlığı yaptığı bir açıklamayla bu anlaşmayı yok hükmüne saymış ve Türkiye’nin, söz konusu alanda herhangi bir faaliyete izin vermeyeceğini belirtmiştir.[17]

Uluslararası hukuka göre, karşılıklı ana karaların kıyıları esas alınarak yapılması gereken MEB sınırlandırma anlaşmasının hukuki zemini bulunmamaktadır. Çünkü Yunanistan’ın ana kıtasıyla Mısır kıyılarının sınırlandırmaya esas olacak karşılıklılığı söz konusu değildir. Henüz anlaşmanın metni ve haritaları açıklanmamış olmakla birlikte, anlaşmada Yunanistan; Girit, Kaşot, Çoban, Rodos hattını ilgili kıyı olarak kabul etmiş görünmektedir. Aşağıda da özetleneceği gibi, iki kıta devleti arasında deniz yetki alanı sınırlandırmasında adaların esas alınması söz konusu değildir. Bu durum bölgede en uzun kıyıya sahip Türkiye’nin haklarını hiçe saymak olduğu gibi, Mısır’ın da Türkiye ile yapacağı bir anlaşmaya nazaran daha az MEB sahasına sahip olması sonucunu doğurmuştur. Ayrıca Türkiye’ye karşı sırf ideolojik düşmanlık nedeniyle kendi halkının geleceğini Yunanistan’a hediye eden Mısır Hükümetinin yaptığı bu anlaşmayı kendi halkı nasıl karşılayacak bekleyip göreceğiz.

2. Uluslararası Deniz Hukukuna göre Deniz Alanlarının Sınırlandırılması Kuralları ve Yunanistan – Mısır Anlaşması

Deniz alanlarının sınırlandırılması, uluslararası sözleşme hükümlerine yansıyan hukuk kuralları ile Uluslararası Adalet Divanı (UAD) ve diğer hakem mahkemelerinin kararları doğrultusunda gelişen örf ve adet hukuku kuralları çerçevesinde yapılmaktadır. Ayrıca dünyada mevcut deniz sınır uyuşmazlıklarının devletler arasında gerçekleştirilen görüşmeler sonucunda imzalanan anlaşmalarla yapıldığı dikkate alındığında,  devlet uygulamalarının da bu hukukun gelişimine büyük katkısı göz ardı edilmemelidir. Bu çerçevede, “Denizlerin Anayasası” olarak adlandırılan 1958 Cenevre Sözleşmeleri ile 1982 Deniz Hukuku Sözleşmesi deniz alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri belirleyen sözleşmelerdir. Ancak bu sınırlandırma ilkelerinin daha çok her olaya uygulanacak açık kurallardan ziyade genel prensiplerden müteşekkil olduğunu belirtmekte fayda görülmektedir. Bu nedenle, şimdi mevcut ya da gelecekte ortaya çıkacak bütün sınırlandırma uyuşmazlıklarına, bu bağlamda Doğu Akdeniz’de yapılacak deniz alanlarının sınırlandırılmasında doğrudan uygulanabilecek belirli prensipler söz konusu değildir. Bu bölge, sınırlandırma esnasında dikkate alınmasını gerektiren kendine özgü (unique) özellikleri (faktörler) bünyesinde barındırır. Bunun için de bu güne kadar ortaya çıkan mahkeme kararları ve devlet uygulamaları yol gösterici olacaktır.

Bu Sözleşmelere göre, devletler arasında kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge sınırlandırması,  ‘hakkaniyete uygun çözüme’ ulaşmak maksadıyla, uluslararası hukuka uygun olarak ve bütün ‘ilgili durumlar’ dikkate alınarak ‘anlaşma’ ile yapılacaktır. Hakkaniyete uygun çözüme ulaşmak için ise, başta coğrafi faktörler olmak üzere diğer ‘ilgili durumlar’ dikkate alınarak bir sınırlandırma yapılmalıdır. Bu bağlamda, Doğu Akdeniz’de sınırlandırma yapılacak coğrafi bölgenin ‘yarı-kapalı bir deniz’ olması, sınırlandırılacak alana bakan ‘kıyılarının yapısı’ ve ‘uzunluğu’ ile bu ‘kıyı uzunluklarının deniz yetki alanlarına oranı’, ‘adalar’ ve özellikle ‘ters tarafta bulunan adalar’, ‘güvenlik’, ‘politik’ ve ‘ekonomik faktörler’ sınırlandırmada dikkate alınması gereken ‘ilgili durumlar’dır. Sınırlandırma bu ilgili durumlar dikkate alınarak yapılmalıdır.[18]

Yunanistan – Mısır arasında imzalanan bu anlaşma yukarıda özetlenen ilkelere uygun mu hazırlanmıştır? Basına yansıyan bilgilerden elde edilen veriler incelendiğinde bu soruya “evet” cevabı vermek mümkün değildir (Bkz., Sınırlandırma Haritası). Çünkü, sınırlandırma yapılırken yukarıda özetlenen genel ilkelere aykırı bir anlaşma yapılmıştır. Bu aykırılıklardan ilki, sınırlandırma alanının tanımlanması doğru yapılmamıştır. Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’de sınırlandırmaya konu olacak bir ana kıtası olmamasına rağmen, adalar esas alınarak bir sınırlandırma alanı tanımlanmıştır. Bu duruma bağlı diğer bir aykırılık ise, sınırlandırmada adaların esas alınmış olmasıdır. Hâlbuki devletler arasında deniz yetki alanları sınırlandırması devletlerin ana kıtaları esas alınarak yapılır, adaların büyüklüğü, coğrafi durumu dikkate alınarak belirlenecek sınır çizgisinde düzeltmeler yapılır. Basından edinilen haritalar incelendiğinde, bahse konu anlaşmada, Yunanistan tarafı için Doğu Akdeniz’e kıyısı olan Girit, Kaşot, Çoban ve Rodos hattı ilgili kıyı olarak kabul edilmiş görünmektedir. Bu yukarıda özetlenen sınırlandırmaya ilişkin temel prensiplere aykırı bir durum oluşturmaktadır. Bu bakımdan Türkiye açısından kabul edilemez bir sonuç ortaya çıkarmaktadır. Bu durum sadece Türkiye açısından değil, Mısır açısından da kabul edilemez bir paylaşım öngörmektedir. Çünkü Mısır bu anlaşmayı Yunanistan yerine Türkiye ile yapmış olsa, çok daha geniz MEB alanına sahip olacaktır. Bir askeri darbe ile yönetime gelen Sisi iktidarının Türkiye’ye yönelik ideolojik düşmanlığına dayanan bu anlaşma Mısır halkının geleceğini ipotek altına almaktadır. Bu bakımdan bu anlaşmanın Mısır Parlamentosu tarafından onaylanması da zor görünmektedir. Ancak burada Türkiye için olumlu bir husus vardır. Türkiye’ye 3 km mesafede bulunan Meis adası sınırlandırmada dikkate alınmamıştır. Bu durum, Türkiye’nin temel tezinin varlığı açısından önemlidir.

Yunanistan –Mısır MEB Sınırlandırma Haritası[19]

Sonuç ve Değerlendirme

Doğu Akdeniz’de mevcut paylaşım sorunu Yunanistan’ın Mısır ile MEB Anlaşması imzalamasıyla daha da gergin hale gelmiştir. Bir süredir bölgede Türkiye’nin ilişkileri iyi olmayan İsrail ve Mısır gibi devletlerle işbirliği içine girerek Türkiye’yi yalnızlaştırma politikası takip eden Yunanistan ve GKRY ikilisinin son adımı olan bu anlaşma hem bölge gerçeklerine hem de uluslararası hukuka aykırıdır. Ana kıtasının Doğu Akdeniz’e sınır olmayan Yunanistan’ın imzaladığı bu anlaşma Türkiye açısından yok hükmündedir. Yunanistan’ın bu tavrı esasen beklenilen ve Türkiye açısından en kötü senaryonun bir ayağı idi. Bu senaryonun ikinci ayağı Yunanistan ile GKRY’nin deniz yetki alanlarının paylaşımına dair bir anlaşmayı imzalamasıdır. Bu nedenle, bu kötü senaryo gerçekleşmeden, Doğu Akdeniz’de öngörülen münhasır ekonomik bölge için bir münhasır ekonomik bölge kanunu çıkarılmalı ve bu düzenlemeye paralel olarak da münhasır ekonomik bölgemiz maksimalist bir yaklaşımla, yani kıyı uzunluklarımızın doğrultusuna uygun olarak ilan edilmelidir. Bu çerçevede, Doğu Akdeniz’deki ulusal çıkarlarımızın korunması için başta İsrail ve Mısır olmak üzere bölge ülkeleri ile ilişkilerimizin gözden geçirilerek, yukarıda özetlenen uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde, bütün ilgili durumları dikkate alarak ve hakkaniyete uygun sonuca ulaşacak şekilde, İsrail, Libya, Lübnan ve Suriye ile, ilgili kıyıdaşlar olmaları nedeni ile, deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına dair antlaşmalar imzalama girişimlerini başlatılmalıdır.

 

[1] Dursun Yıldız, Akdeniz’in Doğusu (Tarihi Geçmişi, Stratejik Önemi ve Su Sorunu Açısından), Bizim Yayınlar Kitapevi, İstanbul, 2008, s. 4. 

[2] Cihat Yaycı, “Doğu Akdeniz’de Deniz Yetki Alanlarının Paylaşılması Sorunu ve Türkiye,” Bilge Strateji, No. 4 (6), s. 3.

[3] Sami Doğru, “Deniz Alanlarının Sınırlandırılması Hukuku ve Doğu Akdeniz”, Yeni Deniz Güvenliği Eko Sistemi ve Doğu Akdeniz, Ed.: Deniz Güler, Ahmet Yıldız ve İzgi Savaş, TASAM Yayınları, İstanbul, 2019, s. 250.

[4] Hayriye Kahveci, “Doğu Akdeniz’de Jeopolitik Dengeler ve Kıbrıs’ın Hidrokarbon Macerası”, Yaşam ve Stratejik Kaynaklar Açısından Kıbrıs, Yay. Haz.: Başeren, Sertaç Hami-Gökçekuş, Hüseyin, Gazeteciler Cemiyeti Yayını, Ankara, 2014, s. 168.

[5] Emin Erol, “Doğu Akdeniz’de Hidrokarbon Kaynaklar ve Bölgesel Barış”, Doğu Akdeniz’de Hukuk ve Siyaset, Yay. Haz.: Sertaç Hami Başeren, AÜSBF Yayın No: 608, Ankara, 2013, s. 209.

[6] Mithat Rende, “Doğu Akdeniz Hidrokarbon Kaynakları ve Uluslararası Ekonomi”, Yaşam ve Stratejik Kaynaklar Açısından Kıbrıs, Yay. Haz.: Başeren, Sertaç Hami-Gökçekuş, Hüseyin, Gazeteciler Cemiyeti Yayını, Ankara, 2014, s. 100.

[7] Başeren, 2013, s.23.

[8] Yücel Acer, “Deniz Alanlarının Sınırlandırılması Hukuku”, Doğu Akdeniz’de Hukuk ve Siyaset, Yay. Haz.: Sertaç Hami Başeren, AÜSBF, Ankara, 2013, s. 307.

[9] Bu konuda ayrıntlı bilgi için bkz., Başeren, Doğu Akdeniz’de Hukuk ve Siyaset,  s. 262-274.

[10] KKTC Meclisi, 9 Ocak 2012 tarihinde ‘Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyeti Arasında Akdeniz’de Kıta Sahanlığı Sınırlandırılması Hakkında Anlaşmanın Uygun Bulunması Yasasını’ kabul etmiştir. Anılan Yasa 18 Ocak 2012 tarih ve 11 sayılı KKTC Resmi Gazetesi’nde yayımlanmıştır. Öte yandan TBMMM de ‘Türkiye Cumhuriyeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Arasında Akdeniz’de Kıta Sahanlığı Sınırlandırılması Hakkında Anlaşma’nın uygun bulunduğuna dair Kanunu’ 29 Haziran 2012 tarihinde kabul etmiş ve Kanun 12 Temmuz 2012 tarih ve 28351 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

[11] KKTC Bakanlar Kurulunun Kararı için bakınız; KKTC Resmi Gazetesi, Sayı: 161, 22 Eylül 2011.

[12] Türkiye’nin ulusal çıkarları açısından bölge devletleri ile işbirliği ihtiyacı konusunda ayrıntılı bilgi için Bkz., Sami Doğru, “Doğu Akdeniz’de Hidrokarbon Kaynakları ve Uluslararası Hukuka Göre Kıta Sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge Alanlarının Sınırlandırılması”, TBB Dergisi, 2015 (119), s. 548-549.

[13] Toula Onoufriou, Cyprus – a Future Energy Hub?, Policy Brief, German Marschall Funf of United States, http://www.gmfus.org/wp-content/blogs.dir/1/ files_mf/1349894204Onoufriou_CyprusEnergy_Oct12.pdf (e.t.: 10 Agustos 2020); “Doğu Akdeniz’de Enerji Keşifleri ve Türkiye”, s. 8.

[14]Ahmet Zeki Bulunç, Kıbrıs Uyuşmazlığında ve Türkiye Yunan İlişkilerinde Yeni Bir Boyut: Dğu Akdeniz Sorunu, Avantem, 2018. s.7.

[15] Anılan anlaşma 5 Aralık 2019’da TBMM’de kabul edilmiş, 6 Aralık 2019’da Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından onaylanmış ve 7 Aralık 2019’da Resmi Gazete’de yayımlanarak Türkiye açısından yürürlüğe girmiştir.

[16] Ekathimerini.com https://www.ekathimerini.com/255573/gallery/ ekathimerini/news/greece-and-egypt-sign-agreement-on-exclusive-economic-zone

[17] Dışişleri Bakanlığı, No: 165, 6 Ağustos 2020, Yunanistan ile Mısır Arasında Sözde Deniz Yetki Alanları Sınırlandırma Anlaşması İmzalanması Hk.

[18] Deniz alanlarının sınırlandırılması hukuku konusunda ayrıntılı bilgi için bkz., Sami Doğru, Yeni Deniz Güvenliği Eko Sistemi ve Doğu Akdeniz, s. 251-274.

[19] https://www.ekathimerini.com/255573/gallery/ekathimerini/news/greece-and-egypt-sign-agreement-on-exclusive-economic-zone

 

Dr. Sami Doğru

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Misafir Yazar

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu   - 23-09-2020

“Alea iacta est”: Ok Yaydan Çıkmıştır

“Alea iacta est” sözünü, bildiğiniz gibi Jul Sezar’ın, Roma ile arasındaki anlaşmayı bozup orduları ile şehrin kuzeyindeki cılız Rubicon (bugünkü adı ile Fiumicino) nehrini geçer geçmez(MÖ 49), artık bir büyük savaşın kaçınılmaz olduğunu anlatmak için söylediği rivayet olunur. ...