Kara ve Deniz Sınırları Göçmenlere Açıldı; Peki Şimdi Ne Olacak?

Yazan  06 Mart 2020

Suriye Ordusunca İdbid’te askerlerimize yapılan menfur saldırı sonucu çok sayıda askerimiz şehit düşmüştür.

Bu saldırının yapılmasının ardından yapılan Reuters haber ajansının üst düzey bir Türk yetkiliye dayandırdığı haberinde, Türkiye'nin bundan sonra kara ve deniz yoluyla Avrupa'ya geçmek isteyen mültecileri durdurmayacağı yönünde karar aldığı, medyadan öğrenilmiştir. Bu konuda resmi bir açıklama yapılmamakla birlikte AKP Sözcüsü Ömer Çelik tarafından saldırı sonrası yapılan basın açıklamasında "Mülteci politikamız aynıdır ama ortada bir durum var, artık mültecileri tutabilecek durumda değiliz"  diyerek konuyu dolaylı olarak teyit etmiştir. Konu hakkında Dışişleri Bakanlığı tarafından da "Gelişmelerden endişeye kapılan ülkemizdeki bazı sığınmacı ve göçmenler, Batı sınırlarımıza doğru hareketlenmeye başlamışlardır. Durumun kötüleşmesi halinde bu risk artarak devam edecektir. Dünyada en fazla mülteciye ev sahipliği yapan ülkemizin mülteciler ve sığınmacılara yönelik politikasında bir değişiklik yoktur" açıklaması yapılmıştır.[1]

Uluslararası hukuk bağlamında “geri dönüş hakkı” konusuna, insan hakları hukuku açısından bakıldığında, 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Belgesi’ne göre, belgenin 13 (2). maddesinde “Herkes kendi ülkesi de dâhil, herhangi bir ülkeden ayrılma ve o ülkeye dönme hakkına sahiptir” ibaresi yer almaktadır. Bu husus göçmenlerin açıkça herhangi bir ülkeye gidişlerinin kısıtlanamayacağına işaret etmektedir. Bu husus ülkemiz tarafından her ne kadar hükümet tarafından açıkça dile getirilmede geç kalınmış bir politika değişikliği olmakla beraber alınan kararın son derece isabetli olduğu düşünülmektedir.

Resmi rakamlara göre halen ülkemizde kayıtlı 3,8 milyon, Türkiye’nin BM Nezdindeki Daimi Temsilcisine göre ise 9 milyon Suriyeliye ülkemiz içinde veya dışında, öz kaynaklarımız kullanılarak yardım sağlanmaktadır. Ülkemiz hem Suriye’nin kuzeyinde yeni bir göç dalgası gelmemesi ve bölgenin istikrara kavuşması için rejim unsurları ile mücadele ederken, hem de ülkemizdeki Suriyelilerin barınma, iaşe, sağlık gibi temel ihtiyaçları başta olmak üzere birçok ihtiyacını, milli kaynaklarını kullanarak sağlamaya çalışıyor. Geçici koruma altındaki Suriyelilerin ülkemize maliyetinin yaklaşık 80 milyar dolar olduğu bilinmektedir. Türkiye aslında son aldığı karar ile politika değişiklinden ziyade, uluslararası hukukun ötesinde kendi inisiyatifi ile insani düşüncelerle üzerine aldığı yükün daha fazla çekilemeyeceğinden bahisle üzerinden atılması, AB başta olmak üzere konunun muhatabı olan ülkelere uluslararası hukuktan kaynaklanan sorumluluğunu hatırlatmaktan ibarettir.

Hâlihazırda İdlib bölgesinde yaklaşık 1 milyona yakın sivil yerinden edilmiştir.  Bu sayının İdlib’de yaşanan saldırıların devam etmesi durumunda 3 milyona ulaşması bekleniyor. Halen bu bölgede sivillerin içinde bulunduğu durum insani koşullarla ilgili trajik bir durumdur. Gelinen bu durumda başta AB olmak üzere bölgedeki uluslararası aktörlerin yaşanan bu trajik duruma sessiz kalması, bunun neticesinde Türkiye’ye yeni bir göç dalgası gelmesi olasılığına karşı, ülkemizde halen bulunanların üçüncü ülkelerine gitmelerine yönelik olarak sınırlarını açmak zorunda kalmıştır. Eğer sınırların açılmaması kararı verilmemiş olsaydı, bahse konu bu durum mevcut statükonun sürmesine yol açacak, yeni bir göç dalgası ile en az 2 milyon Suriyeli ülkemize sığınacak, bu ise başta AB olmak üzere sorunun bir parçası olmalarına rağmen çözüm için hiçbir gayret göstermeyen uluslararası toplumun işine gelen, menfaatine olan durumun sürmesine neden olacaktı. Türkiye almış olduğu bu karar ile statükonun bu şekilde sürmesine izin vermeyeceğini göstermiştir. Diğer durumda ülkemize yönelik yeni bir göç dalgası Türkiye’nin iç istikrarının bozulmasına neden olacaktı. Türkiye aslında almış olduğu bu kararla İdlib meselesinin sadece kendi meselesi olmadığını da uluslararası topluma dolaylı olarak söylemektedir. Ancak bu kararın uygulanmasında ülkemiz açısından, ülkemizde bulunan tüm uluslararası koruma kapsamındaki göçmenlerin, onurlu ve güvenli geri dönüşlerine veya üçüncü ülkelere gitmelerine yönelik iş ve işlemlerinin bütüncül bir insan hakları yaklaşımı temelinde planlanması koordinasyonu ve icrası konusu ön plana çıkarmaktadır.

ŞİMDİ NE OLACAK?

Alınan bu kararın ertesinde ülkemizde bulunan göçmenlerin Bulgaristan ve Yunanistan sınır kapılarına hareket ettiği, yine Ege adaları üzerinden AB’ye geçmek isteyen göçmen gruplarının üzere Ege sahillerine gittiği bilinmektedir. Yunanistan tarafından ilk aşamada kara yolu ile sınırı geçmek isteyen göçmenlerin kara sınırlarında tampon bölgede durdurulduğu biliniyor.

İdlib'de yaşanan gelişmeler sonrası Yunanistan ve Bulgaristan sınırına doğru hareketlenen Türkiye'deki düzensiz göçmenler sebebiyle Atina ve Sofya hükümetlerinin sınır bölgelerindeki güvenlik tedbirlerini artıracağı tahmin edilmektedir. Bu kapsamda Yunanistan, Türkiye ile olan kara ve deniz sınırlarında görev yapacak 1.200 kişilik sınır güvenlik ekibi oluşturacağını, sınır güvenliği için tek bir elden yönetilecek 'sınır güvenlik ajansı' kuracağını da açıkladı. Özellikle Yunanistan tarafından il etapta düzensiz göçmenlerin kara ve deniz sınırlarında durdurulması için sınır devriyelerinin artırılacağı, özellikle FRONTEX ve NATO unsurlarından yardım talep edileceği tahmin ediliyor.

Deniz sınırlarında ise göçmen gruplarının kara sınırlarında olduğu gibi ara bir bölgede durdurulması mümkün görünmemektedir. Özellikle Yunanistan ile çok küçük bir mesafede bulunan aramızda kara sınırında olduğu gibi “ara bölge-tampon bölge” olarak adlandırabileceğimiz “uluslararası su” bulunmamaktadır. Başta Midilli, Sakız ve Sisam adaları olmak üzere, birçok sahilde göçmenlerin, Türkiye sahillerinden ayrıldıktan sonra, Yunanistan ile deniz orta hattını geçtikleri anda Yunanistan karasularına girdikleri yani AB topraklarına girdikleri kabul edilmektedir. Bu durum ise bu noktadan sonra geri gönderilmelerinin ancak uluslararası hukuka uygun olarak yapılması gerektiği durumunu ortaya çıkarıyor.

Kara sınırlarında biriken göçmenlerin ise bu bölgede ne kadar süre ile bekletilebileceği ise tartışmalıdır. Nitekim Uluslararası Af Örgütü yapmış olduğu açıklamada "AB üyesi ülkeler Türkiye'ye varan sığınmacıların yükünü paylaşmak için daha fazla şey yapmalı " diyerek bu hem mali destek yoluyla, hem de Avrupa'ya güvenli geçişi temin ederek yapılması gerektiğini vurguladı. Örgüt ayrıca ara bölgede sıkıştırılan sığınmacılara yönelik olarak Yunanistan ve Bulgaristan’a çağrı yaparak “Yunanistan ve Bulgaristan, koruma arayan insanların topraklarına girmesini temin etmeli ve sınır muhafızları da sınırda toplanan insanlara karşı aşırı güç kullanmaktan geri durmalı, geçerli belgeleri olsun ya da olmasın sığınmacılara resmi sınır geçişlerinden giriş izni verilmeli, AB'nin dış sınırlarına sahip ülkeleri yeterli sayıda, uygun konumda ve güvenli sınır geçiş noktasını sığınmacılara açık tutmalı" diyerek bu konudaki endişelerini dile getirmiştir.

Yaşanan bu insani duruma sadece Uluslararası Af Örgütünün çağrısı ile sınırlı kalınmaması için gerek Birleşmiş gerekse Uluslar arası Göç Örgütünün görev ve sorumlulukları kapsamında uluslararası toplumun harekete geçirilmesi gerekiyor. Bu çerçevede mültecilerin gönüllü geri dönüşüne dair en açık ibare, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ni kuran 1950 tarihli Tüzük’te yer almaktadır. BM Genel Kurulu bu tüzükle, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne “Mültecilere uluslararası koruma sağlamak ve bu tür mültecilerin gönüllü olarak geri dönüşlerini ya da onların yeni ülkelerinin toplumları ile kaynaşmalarını hızlandırmaları için Hükümetlere ve ilgili hükümetlerin onay vermesi koşuluyla özel kuruluşlara yardım ederek mültecilerin sorunlarına kalıcı çözümler aramak görevini” vermektedir. Yine Uluslar arası Göç Örgütünün görev ve sorumlulukları kapsamında örgütün kuruluş amacı düzenli, sistemli ve güvenli göçü desteklemektir. Bu husus geçen yıl kabul edilen “BM Güvenli, Sistemli ve Düzenli Göç İçin Küresel İlkeler Mutabakatı”nın  yol gösterici ilkeler ve hedefler başlıkları altında da kabul edilmiş; bu mutabakatta güvenli sınırlar, insan haklarına saygı, düzenli geri dönüş ve yeniden bütünleşme konularında yardım hususlarını içermektedir. Bu çerçevede bu iki kurumun düzensiz göçün insani şartlarda, insan haklarına ve onuruna uygun şekilde sürdürülmesi için harekete geçirilmesi gerekiyor.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü tarafından yapılan açıklamada, İdlib'deki hain saldırı sonrası, yaşanan gelişmelerin Türkiye üzerindeki göç baskısını artırdığını ve sığınmacıların batı sınırına yöneldiğini söyledi. Ancak bu noktada halihazırda hareketlenen düzensiz göçün sadece ülkemizde Suriyeliler gibi sosyal haklara sahip olmayan Afganistan, Pakistan ve Afrika kökenli kişilerde yoğunlaştığı ülkemizdeki esas kütleyi oluşturan Suriyelilerin göç etmedikleri gözleniyor. Bu duruma esas nedenin düzensiz göçmenlere ve sığınmacılara uygulanan politika farklılığından olduğu düşünülüyor. Ancak bu durum daha önceden de ifade edildiği üzere ülkemizin esas problemini oluşturan geçici koruma altındaki Suriyelilerin oluşturacağı soruna çözüm olmayacaktır. Suriyelilere uygulanan ayrıcalıklı politika devam ettiği sürece ülkemizin batıya açık sınırlar politikasından düşündüğü fayda sağlanamayacaktır. Bunun için ülkemizin Suriyeliler özelinde sağlamış olduğu ayrıcalıkları kaldırması, verilen yardımların uluslar arası anlaşmaların çizdiği sınırlar içine çekilmesi gerekmektedir.

Bu noktada ülkemizin mevcut mevzuatında, ülkenin ekonomik ve mali imkânları ölçüsünde, geçici korunan yabancı ile başvuru sahibinin veya uluslararası koruma statüsü sahibi kişilerin, yeniden yerleştirildikleri ülkede veya geri döndüklerinde ülkelerinde sosyal hayatın tüm alanlarında üçüncü kişilerin aracılığı olmadan bağımsız hareket edebilmelerini kolaylaştıracak bilgi ve beceriler kazandırmasının öngörüldüğü de bilinmektedir. Ancak bu durumda mevcut durumun şartlarını da kapsayacak şekilde kamu kurum ve kuruluşları, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler ile uluslararası kuruluşların öneri ve katkılarından da faydalanarak geri dönüş uyum faaliyetlerinin planlaması ve uygulanması gerekiyor. 

YUNANİSTAN NE YAPABİLİR?

2015 yılındaki büyük göçte Yunanistan'a yaklaşık 1 milyon göçmen gelmişti. Yunanistan'da 130 bin civarında göçmen bulunuyor. Atina'da verilen son haberlere göre Meriç sınırında güvenlik tedbirleri arttırılmış durumda. Bu çerçevede halen ara bölgede bulunan göçmenlere insan haklarına aykırı bir şekilde orantısız ve hukuksuz müdahalelerini sürdürmektedir.

Yunanistan’da halen adalarda bulunan göçmenler için Midilli ve Sakız’da kapalı göçmen kamplarının inşasını istemeyen halk ile kolluk kuvvetleri arasında günlerdir sokak çatışmalarının sürdüğü biliniyor.

2015 yılında meydana gelen Ege denizinden Yunanistan’a geçişler esnasında bu ülke Sahil Güvenlik unsurları tarafından göçmenlerin botlarını patlattığı, göçmen botlarını Türk karasularına geri ittiği ve attığı hafızalarda durmaktadır. Yunanistan’ın içinde bulunduğu durumda göz önüne alındığında benzer davranışları tekrarlayabileceği düşünülüyor. Ayrıca Yunanistan’ın gelen göçmenlere karşı geçmiş yıllarda edinilen bilgiler ışığında insan haklarına aykırı tavır ve davranış içinde olabileceği düşünülüyor.

BUNDAN SONRA GÖÇMENLERİN GERİ DÖNÜŞLERİ İÇİN NE YAPILABİLİR?

Göçmenlerin BM’nin “Onurlu ve Güvenli Geri Dönüş” ilkeleri çerçevesinde gerek kendi ülkelerine gerekse üçüncü ülkelere gitmeleri için;

Özellikle deniz geçişleri esnasında hava şartlarından dolayı boğulmaların önlenmesi için Türk Sahil Güvenliğince arama kurtarma maksatlı deniz devriyeleri artırılmalı,

Yunanistan’ın 2015 yılında çok sıklıkla başvurduğu denizde geri atma, göçmen botlarının patlatılması gibi insanlık dışı uygulamaların yapılmaması için kolluk kuvvetleri tarafından azami dikkat sarf edilmeli, bu tür davranışların tespit edilmesi halinde, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü koordinesinde başta Uluslararası Af Örgütü, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği ve Uluslararası Göç Örgütü olmak üzere tüm uluslararası ve ulusal sivil toplum kuruluşları ile irtibata geçilerek duruma müdahale etmeleri sağlanmalı,           

Göçmenlerin ara bölgede sıkışıp kalması halinde insani durumların ortaya çıkmaması için başta Uluslararası Af Örgütü, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği ve Uluslararası Göç Örgütü olmak üzere tüm uluslararası ve ulusal sivil toplum kuruluşları ile Göç İdaresi Genel Müdürlüğü koordinesinde irtibata geçilerek, duruma müdahale etmeleri, bu durumun dünyanın bir insanlık meselesi olduğunun anlatılması,

Tüm ulusal ve uluslararası sivil toplum örgütleri olarak müştereken imza altına alınacak bir deklarasyon ile hem İdlib bölgesindeki insani duruma dikkat çekilmeli hem de kara ve deniz sınırlarındaki geçişlere yapılacak özellikle Yunanistan tarafından göçmenlere yapılacak müdahalelerin insani dram yaratmaması için insan hakları bağlamında çağrı yapılması,

Bahsedilen önerilere yönelik olarak, göçmenlerin onurlu ve güvenli olarak gidebilmeleri için Göç İdaresi Genel Müdürlüğü koordinesinde gerek ilgili kamu kurumları gerekse ilgili sivil toplum kuruluşları ve akademisyenler ile çalışma grupları oluşturularak uygulanacak stratejilere ait eylem planları hazırlanması,

Göçmenler konusunda bundan sonra özellikle AB’nin başat ülkeleri ile özellikle Suriyeliler başta olmak üzere göçmenlerin Türkiye’de kalması üzerine kurulu AB politikalarından vazgeçilerek, temel olarak ülkemiz dışına gitmelerine olanak sağlayacak, kaynak ülkelerine geri dönüşlerini esas alan yeni bir göç politikasının belirlenmesi ve uygulanması,

Ülkemizde bulunan gerek uluslararası koruma kapsamına giren gerekse bu kapsamda bulunmayan tüm yabancıların aynı sosyal haklara sahip olması, bu kapsamda uluslararası anlaşmaların dikte ettiği zorunluluklar dışında Suriyelilere verilen ilave sosyal hakların ivedilikle kaldırılarak, tüm göçmenler için uluslararası mevzuatın aynı şekilde uygulanması, aksi takdirde ülkemizde bulunan Suriyelilerin mevcut sosyal şartlara sahip olduğu sürece kendi ülkelerine veya üçüncü bir ülkeye gitmeyeceklerinin bilinmesi,

Türkiye’nin bundan sonraki politikalarının planlanması ve icrası için “geri göndermeyi” de kapsayacak şekilde uzun vadeli şartlara göre değişmeyen “sınır güvenliği ve göç politikası” oluşturulması sağlanmalıdır.

 

 

[1] https://www.haberturk.com/son-dakika-haberler-gocmenlere-avrupa-kapilari-acildi-sinira-yuruyorlar-2597795

Mehmet Zeki Bodur

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Enstitü Başkanı

21. Yüzyıl Türkiye Buluşmaları

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Fatma Melike Karaaslan   - 10-07-2020

"Çoklu Baro Sistemi"nin Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sı Tarafından Öngörülen Temel İlkeler Çerçevesinde Kısa Bir Değerlendirmesi

Barolar, günümüze kadar her daim demokratik, laik, insan haklarına saygılı, üniter bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti için mücadele vermiş, 1987'de Bulgaristan'da yaşayan Türk azınlığa yönelik zulüm, işkence ve insanlık dışı muamelelere karşı tüm hukukçuları harekete çağırmış, Madımak Katliamında işlen...