< < Pro-Aktif Dış Politika İlkesi Türkiye’yi Savaşa Sokar mı?


Pro-Aktif Dış Politika İlkesi Türkiye’yi Savaşa Sokar mı?

Yazan  05 Ocak 2012
Eylül 2001 sonrasında küresel ve bölgesel gelişmelerle birlikte, Türkiye’deki siyasi iktidarın da değişimi sonucunda, Türk Dış Politikası’nda farklı bir yaklaşım oluşmuştur.

Bu yaklaşım içinde "pro-aktif dış politika ilkesi" Türk Dış Politikası'nda yeni yönelimlerin ve hamlelerin hareketliliğini yansıtan bir adlandırmadır. Pro-aktif dış politika ilkesi ile uluslararası örgütlerde etkinlik, bölgesel krizlerde ve çatışmalarda arabuluculuk, bölgesel kalkınma yardımları, komşularla sıfır sorun ve bölgesel maksimum işbirliği adımlarının atılması hedeflenmektedir.[1]

 

Pro-aktif dış politika ilkesinin her ne kadar Türk Dış Politikası bağlamında bütün bölgelere yönelik bir ilke olduğu iddia edilse[2] de Türkiye'nin Orta Doğu'da daha etkin bir dış politika izlemekte olduğu görülmektedir. Orta Doğu, bölgesel bir güç olmak isteyen Türkiye için aktif olunması gereken bir bölgedir. Bu bölgedeki siyasi dengelerin değişimi Türkiye ile doğrudan bağlantılıdır. Bölgede, özellikle İran, Irak ve Suriye'deki siyasi hareketlilikler Türkiye'yi doğrudan etkileyecektir. Türkiye'nin bölge üzerindeki tarihi ve kültürel geçmişi, bölgeyi tanımak ve kültürel yakınlık açısından bir avantaj olduğu gibi aynı zamanda Türkiye'ye bölgesel bir misyon da yüklemektedir. Türkiye'nin Orta Doğu'daki etkinliğinin sınırları ise sorumluluk ve milli çıkarlar ile savaş riski arasındaki hattı oluşturmaktadır.

 

Bu yazı içerisinde pro-aktif dış politika ilkesinin araçları, hedefleri ve muhtemel sonuçları açısından Türkiye'nin Orta Doğu'da üstlendiği riskler ve bu risklerin nelere mal olabileceği değerlendirilecektir. Türkiye'nin ilk olarak İsrail ile yaşadığı gerginlik, Libya'ya müdahale tartışmaları ve son olarak Suriye'ye müdahale konuları, Türkiye'nin gündeminde savaş ihtimaline yer vermiştir. Bu tartışmalar bağlamında, Türkiye'nin izlemiş olduğu dış politika savaşa ne kadar yakın durmaktadır veya Türkiye gerçekten savaşmayı istemektedir midir? Bu soruya cevap verebilmemiz için, Türkiye'de toplumun ve Türk Dış Politikası'nın savaşa yaklaşımı, Orta Doğu'nun taşıdığı çatışma ve savaş risklerinin varlığı, günümüz şartlarında uluslararası ilişkilerde savaş ihtimalinin nasıl değerlendirildiği ve Türkiye'nin Orta Doğu politikasında izlediği stratejilerin değerlendirilmesi gerekmektedir.

 

Dünya'da ve Türkiye'de savaşa yönelik yaklaşımlara baktığımızda, bazı milletlerin savaşçı, bazılarının ise barışçı özellikler taşıdığını görebiliriz. Barışçı özellikler taşıyan milletlerin, yöneticileri tarafından savaşa ikna edilmesi zorken, savaşçı özellikler taşıyan milletlerin savaşa ikna edilmesi daha kolaydır.[3] Tarihi olarak bakıldığında savaşlarla dolu bir geçmişe sahip olan Türklerin savaşçı bir millet oldukları söylenebilir fakat I. Dünya Savaşı'ndan sonraki dönem incelendiğinde Türkiye'nin savaş ve askeri müdahaleyi bir dış politika aracı olarak kullanmaktan kaçındığı görülmektedir.[4] Dış politika yapıcılarının barışçı yaklaşımlarının yanında Türk milletinin, özellikle kendilerini tehlikede hissettiklerinde veya onurlarını kırıcı bir durum ortaya çıktığında, savaşmayı göze alabilen bir karaktere sahip olmaları halkın savaşa girme yönünde ikna edilmesini kolaylaştıran bir yapı ortaya çıkarmaktadır. Bundan dolayı dış politika karar vericilerinin Türk Dış Politikasındaki geleneksel barışçıl tavrın dışına çıktıklarında, mevcut iktidarın sahip olduğu halk desteği de düşünüldüğünde, Türkiye'nin askeri müdahaleyi bir seçenek olarak kullanması çok zor olmayacaktır.

 

Türkiye, pro-aktif dış politika ilkesiyle, Orta Doğu coğrafyasında, yani tarihi gurur kaynağı olarak ön plana çıkan Osmanlı Devleti'nin büyük oranda hâkim olduğu coğrafyada etkin bir dış politika izlemeye çalışmaktadır. Orta Doğu'da lider ülke rolüne soyunmak, krizleri çözmek, model ülke olmaya çalışmak ve ekonomik etkinlik sağlamak bazı riskleri de berberinde getirmektedir. Orta Doğu'nun taşıdığı risklerin temel sebebini siyasi sınırlar oluşturmaktadır. Orta Doğu'nun siyasi sınırları, bölgeyi potansiyel kriz ve çatışma alanı durumuna sokmaktadır. Orta Doğu'da siyasi hatlar, fiziki ve sosyo-kültürel hatlar ile uyuşmamaktadır.[5] Bununla birlikte bölgedeki Arap Devletlerinin, olması gerekenden daha dar sınırlara hapsedildiklerini düşünmesi, devletlerin sınırlara yönelik strateji geliştirmesine neden olmaktadır.[6] Ayrıca Orta Doğu'daki su sorunu bölgeyi potansiyel çatışma alanına dönüştürmektedir. Bu bağlamda İsrail-Suriye-Türkiye ilişkilerindeki çatışma ve ittifak ihtimallerinde su sorunu büyük önem arz etmektedir.[7] Büyük güçlerin Orta Doğu'yu bir rekabet sahası halinde kullanmaları da, bölgedekietnik ve dini unsurların güçlendirilerek mücadele aracı haline getirilmesine neden olmaktadır. Bölgesel dinamiklerin sürekli hareketli ve dinç tutulması, gerilimi de sürekli olarak beslemektedir.

 

Orta Doğu'da savaş riski olduğunu destekleyen bir diğer durum da bölgedeki siyasal yapıların anti-demokratik olmalarıdır. Tarihsel olarak, hiçbir savaşın liberal demokrasi ile yönetilen toplumlar arası gerçekleşmediği görüşü[8] Orta Doğu'daki çatışmaları ve savaşları yönetim anlayışları çerçevesinde bir zemine oturtmaktadır. Bununla birlikte demokratik Batı dünyasında gelişen diplomasi kültürü içerisinde kullanılan dış politika araçları ile Orta Doğu'da kullanılan dış politika araçlarının farklılığı da savaş riskini arttırmaktadır. Dış politikada iki devlet arasında gerilimin tırmandırılması sırasında en son başvurulacak araç olan askeri müdahale, Orta Doğu'da öncelikli bir seçenek olarak değerlendirilebilmektedir. Türkiye ile İsrail arasında yaşanan Mavi Marmara Krizi buna bir örnektir.[9] Türkiye bu olayda kendisini bir anda savaşın eşiğinde bulmuştur.

 

Orta Doğu'da geçmişten gelen kriz ve çatışma alanlarının yanında Tunus'la başlayan halk hareketleriyle birlikte bölgedeki dinamik yapı daha da hareketlenmiştir. Bu değişim sancısının yarattığı çatışmalar ve Orta Doğu'nun geleneksel kriz ve çatışmaları bölgede savaş riskini arttırmaktadır. Bu şartlar altında Orta Doğu'da lider ülke olmak isten Türkiye de savaş riskini üstlenmektedir. Türkiye'nin bölgesel politikaları her ne kadar barışçıl söylemlerle ve işbirliği süreçleriyle şekillendirilmek istense de "Orta Doğu" barışçıl çözümlerin garantisini vermemektedir. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun Orta Doğu'daki sorun kaynağını ortadan kaldırmak adına, sorunların iç çatışmaya dönüşmeden Türkiye'nin liderliğinde bir medeniyet açılımı ile işbirliği sürecinin oluşturulması yönündeki yaklaşımın[10] doğru bir yaklaşım olduğu söylenebilir ancak süreç tahmin edildiği gibi ve kontrollü bir şekilde ilerlememiştir. Öyle ki, ülkeler bir anda iç çatışmaya sürüklenmiş ve bunun sonucunda bölgede tesis edilmek istenen işbirliği üzerine yapılan konuşmalar; yerini kimin, ne zaman, nereye müdahale edeceği tartışmalarına bırakmıştır.

 

Davutoğlu Orta Doğu ile ilgili yaptığı bir benzetmede; bölgenin iyi örülmemiş bir taş duvar olduğunu, taşlardan binin oynatılması halinde duvarın yıkılabileceğini ve duvarın yıkılmadan yeni bir şeklin verilmesi için ise, aynı anda birden fazla taşın hareket ettirilmesi gerektiğini belirtmiştir.[11] Bu benzetme, sürecin yıkılma ve yıkılırken birilerini altında bırakma riskini yansıtmaktadır. Bu bağlamda Türk Dış Politikası'nın karar alıcıları Orta Doğu'da etkinlik ve değişim için savaş riskini üstlerine almaları gerekmektedir çünkü bölgenin doğası siz savaşmayı istemeseniz bile sizi bu noktaya taşıyabilmektedir. Orta Doğu'da kontrollü bir dış politikanın aynı istikamette ve istikrarda süremeyeceği görülmektedir. Yeni bir krizle savaşın eşiğine gelindiğinde, savaşmak istemeyen devlet eşikte ayak diretse bile dengesini kaybederek veya başkası tarafından itilerek eşiğin öbür tarafına geçebilir.

 


 


 

 

[1] Bülent Aras, "Davutoğlu Era in Turkish Foreign Policy", SETA, Policy Brief, May 2009, No:32, s.9.

[2] ARAS, Davutoğlu Era…, s.11.

[3] Bülent Şener, Türk Dış Politikasında Güç Kullanma Seçeneği, Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı, İstanbul, 2011, s.52.

[4] Kıbrıs Müdahalesi ve Kore Savaşı bu durumun istisnalarıdır. Kıbrıs müdahalesi, Türkiye'nin Kıbrıs'ın bütünlüğü konusunda garantör devletlerden biri olması ve barış için bütün seçenekler tüketildikten sonra müdahale edilmesinden dolayı meşru ve elzem bir duruma sahiptir. Bkz. Nasuh Uslu, Türk Amerikan İlişkilerinde Kıbrıs, 21. Yüzyıl Yayınları, Ankara, 2000, s. 277, Bülent Şener, Türk Dış Politikasında Güç…, s.585-586.

[5] Ahmet Davutoğlu, Stratejik Derinlik Türkiye'nin Uluslararası Konumu, Küre Yay., 20. Baskı, İstanbul, 2004, s.140.

[6] DAVUTOĞLU, Stratejik Derinlik, s.361.

[7] DAVUTOĞLU, Stratejik Derinlik, s.138.

[8] Michael W. Doyle, "Liberalism and World Politics", The American Political Science Review, Aralık 1986, s.80.

[9] Ümit Özdağ, Şanlı Bahadır Koç, "Mahalleye Hoş Geldin: Türkiye'nin Ortadoğu'da İlk Günü", 21. Yüzyıl Dergisi, Sayı:18, Haziran 2010, s.5-12.

[10] DAVUTOĞLU, Stratejik Derinlik, s.137.

[11] DAVUTOĞLU, Stratejik Derinlik, s.323.

 

Turgay Düğen

turgaydugen@gmail.com

Uzmanlık Alanları

Batı Türkistan: Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan, Tacikistan

Türkiye’nin Türkistan Politikası

Türkiye-Türk Cumhuriyetleri İlişkileri

Biyografi

Turgay Düğen lise öğrenimini Mersin Gazi Lisesi’nde tamamladıktan sonra 2005’te Kırıkkale Üniversitesi uluslararası ilişkiler bölümünde Lisans öğrenimine başlamıştır. Lisans öğreniminin üçüncü yılında Erasmus Öğrenci değişim programı ile Varşova/Polonya’da Alcide De Gasperi Üniversitesi’nde Avrupa Birliği Hukuku, İnsan Hakları ve Çağdaş Devlet Sistemleri derslerini almıştır. Lisans öğreniminin ardından Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü uluslararası ilişkiler bölümünde “Davutoğlu Dönemi Türkiye’nin Orta Asya Politikası” adlı tezi ile yüksek lisansını tamamlamış ve 2013 yılında Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde doktora eğitimine başlamıştır.

2011’de 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Orta Asya Araştırmaları Merkezi’nde araştırmacı olarak göreve başlayan Turgay Düğen, Aralık 2013'ten itibaren 21YYTE'de bilimsel danışman olarak çalışmalarına devam etmektedir.

Yabancı Diller

İngilizce (İyi)

Rusça     (Başlangıç seviyesi)

Eserleri

Davutoğlu Dönemi Türkiye’nin Orta Asya Politikası – Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi

Kitap Bölümü

Turgay Düğen, “Afganistan’da Bölgesel Krizlerin Küresel Etkileri”, Değişen Orta Doğu’da Değişmeyen Sorunlar, Yavuz Yıldırım – Yasin Atlıoğlu (Ed.), Bursa, Dora Yayınları, 2014.

Makaleler

  • Devrilen Domino Taşları ve İran, 2023 Dergisi, Mart 2011.
  • 21. Yüzyılda İpekyolu, 21. Yüzyıl, Kasım 2012.
  • Türkiye-İran Mücadelesinin Üç Boyutu, 21. Yüzyıl, Ocak 2012.
  • Tarihi, Siyasi ve Ekonomik Boyutlarıyla Türkiye-Kırgızistan İlişkileri, 21. Yüzyıl, Mart 2012.
  • Türk Cumhuriyetlerinde Türkiye’nin Anahtar Gücü: TİKA, 21. Yüzyıl, Nisan 2012.
  • Fillerin Güreşinde Kazakistan’ın Tercihleri, 21. Yüzyıl, Temmuz 2012.
  • Türkistan’da Rus Algısı, 21. Yüzyıl, Eylül 2012.
  • Türkistan’da Bütünleşmenin Şifreleri, 21. Yüzyıl, Kasım 2012.
  • Afganistan’da Dünyayı Değiştiren Otuz Yıl, 2023 Dergisi, Ağustos 2012.
  • Dar Alanda Büyük Pazarlık: Kırgızistan’da ABD ile Rusya’nın Üs Mücadelesi, Ekoavrasya, Yaz  2012.                                      
  • ABD/NATO Afganistan’dan Çekilirken Şanghay İşbirliği Örgütü, Ekoavrasya, Güz 2012.
  • Türkistan’ın Kuruyan Medeniyet Havzasına Çözüm: Çatışma Mı Bütünleşme Mi?, 21. Yüzyıl, Aralık 2012.
  • Çin’in Türkistan Siyaseti, 21. Yüzyıl, Ocak 2013.
  • Almanya’nın Türkistan Siyaseti, 21. Yüzyıl, Şubat 2013.
  • Küresel Ekonomi Yapılanırken Türkiye’nin Batı Türkistan Siyaseti, 21. Yüzyıl, Haziran 2013.
  • Sezgin Mercan, Turgay Düğen, “Avrupa Birliği Modeli ve Türkistan’da Bütünleşme”, Yeni Türkiye, Sayı:53, Temmuz-Ağustos 2013.
  • Özdemir Akbal, Turgay Düğen, Sabir Askeroğlu, “Afganistan’da 2014 Bilmecesi: Türkistan’da Kartlar Yeniden Dağıtılıyor”, 21. Yüzyıl, Aralık 2013.
  • Özdemir Akbal, Turgay Düğen, “ABD Afganistan’dan Çıkarken Geriye Ne Bırakıyor”, 21. Yüzyıl, Şubat 2014.

Tebliğler

Doç. Dr. Soyalp Tamçelik, Turgay Düğen, Fergana Vadisi’nde Çatışmanın Etnisite, Su ve Terör Boyutu ve Bununla İlgili Çözüm Arayışları, II. Uluslararası Davraz Kongresi, Süleyman Demirel Üniversitesi, Isparta, 29-30-31 Mayıs 2014.

Analizler

·         Kırgızistan’a Destek Sürecinin Önemi, www.21yyte.org, 06.02.2011.

·         Devrilen Domino Taşları ve İran, www.21yyte.org, 08.03.2011.

·         Türkiye’nin Avrasya Birliği’ne Yaklaşımı Ne Olur?, www.21yyte.org, 28.11.2011.

·         Pro-Aktif Dış Politika İlkesi Türkiye’yi Savaşa Sokar Mı?, www.21yyte.org, 05.01.2012.

·         Kazakistan’da Muhalefet ve Demokrasi, www.21yyte.org, 06.02.2012.

·         Alman Dış Politikasında “Turancılık” ve Kazakistan, www.21yyte.org, 07.03.2012.

·         Dar Alanda Büyük Pazarlık: Kırgızistan’da ABD ile Rusya’nın Üs Mücadelesi, www.21yyte.org, 28.03.2012.

·         Türkistan’ın Değişen Jeopolitiği, www.21yyte.org, 30.07.2012.

·         ABD/NATO Afganistan’dan Çekilirken Şanghay İşbirliği Örgütü, www.21yyte.org, 06.08.2012.

·         Türk Konseyi ve Türkistan’da Bütünleşme, www.21yyte.org, 31.08.2012.

·         Kırgızistan’ın Demokrasiye Giden Taşlı Yollarında Bir Hükümet Daha Devrildi, www.21yyte.org, 12.09.2012.

·         Rusya’nın Türkistan Hamleleri, www.21yyte.org, 16.10.2012.

·         Macaristan: Turancı Hunların Ülkesi, www.21yyte.org, 22.10.2012.

·         Rusya’nın Türkistan Hamleleri 2: Özbekistan’ı Kazanmak, www.21yyte.org, 13.06.2013.

·         Türk Konseyi İpekyolu’nu Yeniden İnşa Etmek İstiyor, www.21yyte.org, 20.08.2013.

·         İpekyolu’nda “Ejderha”nın Adımları, www.21yyte.org, 28.09.2013.

·         Avrasya Birliği’nde Türkiye Olsun Mu Olmasın Mı?, www.21yyte.org, 12.11.2013.

21. Yüzyıl Türkiye Buluşmaları

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Mehmet Alagöz   - 06-06-2020

“Sağlık Şoku”ndan “Finansal Şoka” Yolculuk (2): Türkiye

Öncelikle Türkiye ekonomisinde herkesin kabul edeceği bazı tespitleri net bir şekilde ortaya koymak gerekmektedir. Türkiye ekonomisinin makro ekonomik göstergeleri 2014 yılından beri istikrarsız bir seyir gösterdiği herkes tarafından kabul edilmektedir.