ÜLKEMİZDEKİ SURİYELİLERİN STATÜSÜ: GEÇİÇİ KORUNMA MI? KALICI KORUNMA MI?

Yazan  30 Ekim 2019

Göç konusu ve buna bağlı olarak sığınmacı, mülteci, geçici koruma kavramları, günümüzde kaynak, transit ve hedef ülkelerin kolluk, sınır güvenliği ile ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının yanı sıra bu konu ile ilgili sivil toplum örgütlerinin de dâhil olduğu birçok kurumun ilgi alanına girmektedir.

Bu konu her geçen gün daha büyük bir boyuta ulaşan, daha fazla küresel bir yaklaşım ile koordinasyon içinde yönetilmesi gereken bir olgu olarak ortaya çıkmasına rağmen, halen kullanılan birçok terimin kavramsal çerçevesinde farklılıklar bulunduğu, özellikle göçmen, mülteci, iltica, geçici koruma ve uluslararası koruma gibi kavramlarda da kavramsal kullanımına dikkat edilmesi gerekliliği ortaya çıkmaktadır.

2011 yılında ülkelerinde meydana gelen iç savaş neticesinde ülkemize gelen Suriyeliler konusunda da bu konu ortaya çıkmış, ülkemize gelen Suriyelilerin hukuki statüsü konusunda başta basın yayın organları olmak üzere kamu dâhil birçok kişi ve kurum tarafından misafir, mülteci, sığınmacı, göçmen gibi olayın hukuki durumuna uzak birçok kavram kullanılmıştır. Bahse konu bu durum, ülkemizde bulunan Suriyelilerin, uluslararası hukuka uygun olmayan bir şekilde mülteci ve sığınmacı adlandırılmasına/algılanmasına neden olmuştur. Bu hususun ise önlem alınmadığı takdirde ülkemizin gelecekteki güvenlik başta olmak üzere ekonomik, kültürel, demografik ve sosyal alanlarda bekasına etki edecek sonuçlara neden olabileceği değerlendirilmektedir.

SIGINMACI ve MÜLTECİ’NİN ULUSLARARASI ÇERÇEVEDE ANLAMI

Bu çerçevede günümüzde sıklıkla kullanılan özellikle sığınmacı, mülteci kavramlarının hukuki boyutlarına tekrar değinilmesinin gerekliliği ortaya çıkmaktadır.

Mülteci, “1951 Tarihli Mültecilerin Hukuksal Statüsüne Dair Cenevre Sözleşmesi”nin tanıdığı bütün haklardan yararlanan kişi, sığınmacı ise hakkında mültecilik statüsü ile ilgili yapılan çalışmalar henüz karara bağlanmamış yabancı kişi demektir.

Uluslararası literatürde “sığınmacı” kavramı uluslararası koruma için başvuru yapmış, ancak statüleri henüz resmi olarak tanınmamış kişiler için kullanılmaktadır. Literatürde bu konuya en önemli dayanak sağlayan 1951 Cenevre Sözleşmesi’nde ise “sığınma” kavramı metin içinde bulunmasına rağmen, “sığınmacı” tanımı net olarak bulunmamaktadır. Bu noktada Türkiye tarafından uygulamada statüleri resmi olarak tanınmamış da olsa, sığınmacıların menşei ülkelerine zorla geri gönderilemeyeceği ve haklarının korunması gerektiği kabul edilmektedir. Sığınmacı terimi genellikle, mülteci statüsü almaya yönelik başvurularının hükümet ya da Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) tarafından karara bağlanmasını bekleyen kişiler için kullanılmaktadır.

Türkiye hukuk sisteminde halen, mültecilerin kabul öncesinde sahip oldukları hakları ifade sığınmacı kavramı bulunmamaktadır. Bu husus eski yönetmelikte “sığınmacı” kavramı olarak varken, yeni yönetmelikte bu kavram yerine “başvuru sahibi” kavramı getirilerek hukuk sistemimiz Cenevre Sözleşmesi ile uyumlu hale getirilmiştir.

Ülkelerindeki iç savaştan/savaştan kaçarak ülkemize gelen Suriye vatandaşları hakkında karşılaşılan günümüzde karşılaşılan en büyük problem ise, bu insanların uluslararası hukuk kapsamında hangi statüde tanımlanacağı konusunda kavram birliğinin olmamasıdır. Halihazırda ülkemizde bulunan Suriye vatandaşlarının statüleriyle ilgili olarak en fazla “Suriyeli mülteciler,” “Suriyeliler,” “Suriyeli sığınmacılar” ve “Suriyeli göçmenler” kavramları kullanılmaktadır.

Mevcut kanunlarımıza bakıldığında ise 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu istinaden çıkarılan “6883 Sayılı Geçici Koruma Yönetmeliği”ne göre ülkemizde bulunan Suriye vatandaşlarının hukuki statüsü “geçici korunan” veya “geçici koruma altında olanlardır.

Geçici koruma kavramı Yönetmelikte[1], ülkesinden ayrılmaya zorlanmış, ayrıldığı ülkeye geri dönemeyen, acil ve geçici koruma bulmak amacıyla kitlesel olarak sınırlarımıza gelen veya sınırlarımızı geçen ve haklarında bireysel olarak uluslararası koruma statüsü belirleme işlemi yapılamayan yabancılara sağlanan korumayı ifade etmektedir. Yönetmeliğine göre; Suriye’den Türkiye’ye gelen yaklaşık 3,8 milyon kayıtlı kişinin statüsü, geçici koruma statüsündedir. Geçici koruma toplu halde verilen bir statü olup bireysel bir statü değildir.

1951 Tarihli Mültecilerin Hukuksal Statüsüne Dair Cenevre Konvansiyonu ve YUKK açısından Türkiye’de yaşayan Suriyeliler, mülteci statüsüne sahip olmadığı düşünülmektedir. Bunun temel nedeni mültecilik kavramı bireysel bir statüye sahiptir ve toplu geçişler için uygulama alanı bulunmamaktadır. Bu kişilerden ancak bireysel başvuru yapıldığı durumda her mülteci başvurusu yapan kişi için tek tek değerlendirme yapılarak bu statüye sahip olup olmadıkları anlaşılacaktır.

Gerek iç hukukumuz gerekse Cenevre Konvansiyonundan anlaşıldığına göre, geçici korumanın aslen uluslararası anlamda zaman, neden ve olay ile sınırlı bir statü olduğu, gelen kişilerin geldikleri ülkede çok fazla kalmadan ülkelerine döneceğine istinaden “geçici nitelikte” olduğu, esas amacın gelenlerin ilk andaki acil ve temel ihtiyaçları karşılamak olduğu değerlendirilmektedir. Geri göndermeme ilkesinin ise Cenevre Konvansiyonundaki mülteci tanımı dışında tüm statüler için söz konusu olamayacağı, uygulamada sığınma başvurusu yapan veya mülteci pozisyonu kazanan kişilere tanınan tam uluslararası korumanın “geçici koruma” statüsünde olanlar için sağlanamayacağı, bu nedenle geçici korumanın süresi ve nedeni ile sınırlandırıldığı anlaşılmaktadır.

Geçici Korumanın süresine ilişkin olarak,  iç hukukumuzda AB ve ABD’deki geçici koruma mevzuatındaki gibi net bir süre bulunmamakla birlikte, yönetmeliğin maddeleri arasında geçici koruma süresinin belirlenmesi yetkisi, Bakanlar Kuruluna verilmiştir. Bu konuda ABD’de, geçici korumanın bu ülkedeki Suriyeliler için süreli olarak uygulandığının bilinmesi gereklidir.[2] Geçici koruma statüsü verilenlerin özellikle bayramlar başta olmak üzere istediği zaman Suriye’deki akraba ziyaretlerinde bulunduğu basın yayın organlarında sıklıkla dile getirilmektedir.[3] Bu durum “6883 Sayılı Geçici Koruma Yönetmeliği” çerçevesinde değerlendirildiğinde, yönetmeliğin “geçici korumanın bireysel olarak sona ermesi veya iptali” başlıklı madde altında bulunan geçici korunanların; kendi isteğiyle Türkiye’den ayrılması durumunun oluştuğu kabul edilerek tekrar ülkemize dönüşüne izin verilmemesi düzenlenmesine rağmen uygulamada bu hususa dikkat edilmemekte, bu duruma ilişkin yönetmeliğe getirilen istisna maddeleri ile geçici korumanın bireysel olarak sona erdirilmesi/iptali gerçekte uygulanmamaktadır.

ABD’nin konuya ilişkin uygulamalarına bakıldığında belirli zaman aralıkları ile ülkemizdeki uygulamaların aksine geçici korumanın denetim altında tutulduğu anlaşılmaktadır. Bu konuda ABD Suriye’deki krizin sona erip ermediğine bakmaksızın, Suriye’deki durumu değerlendirilerek "olağanüstü koşulların vatandaşların güvenli bir şekilde geri dönmelerini engellediği" gerekçesi ile bu korumadan yararlanan yaklaşık 7000 Suriyelinin 31 Mart 2021 tarihine kadar ABD’de yasal olarak kalabileceğini açıklamıştır. Bu uygulamadaki en dikkat çekici hususun geçici korumanın, ülkemizdeki gibi süresiz olarak değil, süreli olarak verildiği ve belli zaman aralıklarında, uygunluk şartları çerçevesinde yeniden değerlendirilerek uzatıldığıdır. ABD buna benzer uygulamalarını sadece Suriye için değil çeşitli insani gerekçelerle halen Nepal, Güney Sudan, Nikaragua, El Salvador, Somali, Yemen ve Hondruas gibi ülkelerin vatandaşlarına da sağladığı bilinmektedir.[4]

Burada asıl olan husus Suriyeliler için kanun koyucunun kanunlaştırarak kabul ettiği “geçici korunan” veya “geçici koruma altında olanlar” kavramlarının anlaşılmasına ilişkin olarak fikir birliği oluşturularak, uygulamada mevcut kanun ve yönetmeliklere uygun olarak hareket etmektir.

SURİYELİLER GEÇİÇİ KORUNMA STATÜSÜNDELER Mİ, YOKSA MÜLTECİ OLARAK KORUNAN STATÜSÜNDELER Mİ?

Literatürde birbiri ile karıştırılan ve sıklıkla birbirleri yerine kullanılan mülteci ve sığınmacı kavramları, bu insanların ülkemizde bulunmasına yasal gerekçe olan “geçici korunma statülerinin” arka plana itilmesine, uluslararası anlamda yeni bir statü kazanmalarına neden olmaktadır. Ülkemizdeki Suriyelilerin hukuki pozisyonuna ait en son 9 Ekim 2019 tarihinde başlayan “Barış Pınarı Harekâtı” çerçevesinde, 22 Ekim 2019 tarihinde Rusya ile imzalanan mutabakat metninde[5] de "Mültecilerin[6] güvenli ve gönüllü şekilde geri dönüşlerini kolaylaştırmak maksadıyla ortak çalışma yapılacaktır” şeklinde mutabakat metni içinde açık olarak ülkemizdeki Suriyelilerin hukuksal pozisyonu için mülteci tabirinin kullanıldığı görülmektedir. Yine benzer bir durum Uluslararası Af Örgütünün raporunda da[7] da yer almış, örgütün ülkemizi eleştirirken kullandığı ifadelerde, Suriyelilerin ülkemizdeki hukuki pozisyonunun geçici koruma altında oldukları göz ardı edilerek, sığınmacı/mülteci gibi varsayılarak “zorla geri gönderilemeyeceği” konusunda ülkemize insan hakları bağlamında eleştiri getirilmiştir. Bu konuda, Cenevre Konvansiyonu esas alınarak, “geri göndermeme ilkesinin” sadece mülteciler için tanınan bir hak olduğu düşünüldüğünde[8], geçici koruma altındakiler için kazanılmış bir hak gibi uygulanamayacağı değerlendirilmektedir. Ancak bu noktada geçici koruma statüsündeki kişilerin buna neden olan etkenlerin ortadan kalkmadan, sürdürülebilir bir geri dönüş şartları oluşmadan ülkelerine geri gönderilmesi de anlaşılmamalı, bu konuda BM ve Suriye ile işbirliği içinde çalışılmasının önemi ortaya çıkmaktadır.   

Uluslararası Af Örgütü dâhil birçok kurumunda, raporlarında bahsettiği gibi ülkemizde bulunan Suriyelilerin, ülkemizce “kandırılarak ya da zorla” geri gönderilmesi gibi bir durumun söz konusu olmadığı değerlendirilmektedir. Bu konuda örgüte, öncelikle ülkemizde mevcut Suriyelilerin hukuki statüsünün ne olduğunun anlatılmasının gereklidir.[9]  Bu husus, Dışişleri Bakanlığı sözcüsü tarafından açıkça “geçici koruma altında olan Suriyeliler” denilerek hukuki statü tekrar hatırlatılmış, ancak bu kişilerin sığınmacı/mülteci statüsüne sahip olmadıkları ifade edilmemiştir. Buna bağlı olarak “zorunlu olarak geri göndermeme ilkesinin” ülkede bulunan Suriyeliler için söz konusu olamayacağını, çünkü bu insanların hukuki statüsünün mülteci/şartlı veya başvuru sahibi statüsünde olmadıkları, bugün ABD dâhil birçok ülke tarafından uygulandığı şekilde “sadece geçici korunma statüsünde olduğu” uluslararası ölçekte anlatılmamıştır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus ise hem gelen Suriyeliler açısından, hem de kabul eden ülke açısından da hâlihazırda gerek basın gerek kamu gerekse akademik camia tarafından sıklıkla ifade edilen “Suriyeliler için gönüllü geri dönüş-gönüllülük” düşüncesinin uluslararası hukuk bağlamında ne anlattığı konusunda ortak akıl çerçevesinde açıklığa kavuşturulması ve uygulanması düşüncesidir.

Gönüllü geri dönüşün ve buna bağlı geri göndermeme ilkesinin sadece uluslararası hukukta mülteciler/sığınmacılar için verilen bir hak olduğu kabul edildiğinde, Suriyelilerin zorunlu olarak ülkemize geldikleri şartların değiştiği, geldikleri ülkede sürdürülebilir şartların oluştuğu konusunda BM ve kaynak ülke Suriye ile işbirliği yapılarak Bakanlar Kurulu tarafından alınacak karar ile öncelikle gönüllü olarak, sonrasında ise zorunlu olarak[10] ülkelerine-güvenli bölgelere veya üçüncü ülkeye gitmeleri sağlanmalıdır.

Bu çerçevede tüm devlet, basın ve STK’lar dahil kurumlarda, geçici korumanın kişisel bir statü değil toplu bir statü olduğunun, tekrar tekrar tüm kurumlar nezdinde doktrine edilerek anlatılması gerektiği değerlendirilmektedir. Bu noktada açıkça vurgulanması gereken husus eğer Suriyelilerin statüsü “mülteci/şartlı mülteci/sığınmacı statüsünde” olsaydı “geri göndermeme ilkesi” çok rahat bir şekilde uygulanabileceğidir. Kanun koyucunun “geri göndermeme ilkesi” olarak “Konvansiyonunun sadece mülteciler için tanımladığı” bir statüyü, mevcut uluslararası anlaşmalarında ilerisine taşıyarak[11], tüm kanun kapsamındaki statülerle birlikte “geçici koruma statüsü”  içinde genişletilmesinin, gelecekte kamu düzeni ve güvenliği açısından ortaya çıkarabileceği birçok olumsuz soruna neden olacağı değerlendirilmektedir. Bu durumun Suriyeliler konusunda uluslararası benzer uygulamaların aksine, geçici korunanların gönüllü geri dönüşlerinden bahisle, geçici korumanın statüsel olarak yaratılma şekline ve doğal ruhuna aykırı yeni bir durum yarattığı düşünülmektedir. Bu ise “daimi korunan statüsü” gibi mülteci pozisyonuna eş yeni bir durumu ortaya çıkarmıştır. Bu konuda en iyi uluslararası uygulama örneğinin, başta AB ve ABD’deki geçici koruma altındaki Suriyelilere belirlenen süre sonucunda nasıl bir uygulama yapılacağının takip edilmesidir. Bu durum ülkemizin uluslararası anlamda elinin güçlenmesi için örnek teşkil edecektir. Bahse konu bu insanların bir zorunluluk nedeni ile geldikleri kabul edildiğinde, yani “gönüllü bir gelme durumu” olmadığı kabul edildiğinde, geri dönüşlerinin de bu zorunluluğu oluşturan şartların ortadan kalkması durumunda, yine “gönüllülük esasına göre değil”; geldikleri dönemde ülkelerindeki şartların değiştiği, bu şartların ortadan kalktığı kabul edilerek, artık ülkelerine dönmelerinin vaktinin geldiğini önce kendilerine sonra uluslararası topluma ve en önemlisi de kendi milletimize anlatmanın gerekliliğidir.

Kavram karmaşasının düzgün kullanılmayışının sonuçlarının da bu şekilde ortaya çıkması ise açıkçası ironik bir durumdur. Bu çerçevede ülkelerindeki şartların BM ve kaynak ülkesi ile işbirliği içinde değerlendirilmesini müteakip, “herkes kendi ülkesinde ve kendi evinde daha mutludur” sloganı ile ülkelerine geri dönüşlerinin sürdürülebilir koşulların oluştuğundan bahisle geri dönmelerinin gerekliliğinin tüm paydaşlara müşterek olarak uygulanacak kamu diplomasisi ile ifade edilmesi gereklidir.

Sonuç olarak, geçici koruma statüsü verilen Suriyelilerin;

  • Bu statülerin gerek kamu gerek basın gerekse sivil toplum örgütleri tarafından, tanımın ruhuna uygun olarak dikkatli kullanılmasının,
  • Gönüllü geri dönüşün ülkesinden göç etmesine neden olan olumsuz şartların ortadan kalktığının “BM başta olmak üzere Suriye ile uluslararası işbirliği” yapılarak, öncelikle gönüllü olarak geldikleri ülkeye-güvenli bölgelere veya üçüncü ülkeye gönderilmesinin sağlanmasının,
  • ABD’deki uygulamalara benzer şekilde “zaman sınırlı” olarak verilmesinin, geçici koruma şartlarına neden olan gerekçelerin “belirli makul sürelerle devlet aklı ile tekrar tekrar sürekli olarak yeniden değerlendirilmesinin,
  • Geçici koruma ile ülkemize gelen yabancıların her ne olursa olsun daimi statüde kalmasının engellenmesine yönelik tedbirlerin alınmasının, bu kapsamda Suriye’de geri dönüş için sürdürülebilir koşulların oluşmasını sağlamak üzere bu ülke ile işbirliği yapılmasının,
  • ”Mevcut kanunlarda belirtilen “yasal mevzuatın uygulamasını ortadan kaldırarak göçmenlerin kalıcı olmasına olanak sağlayacak istisnai maddelerden arındırılarak titizlikle uygulanmasının”,
  • 6458 Sayılı Yabancılar ve Uluslar arası Konuma Kanununda geri göndermeme ilkesinin her ne kadar kanun kapsamına giren tüm statüleri kapsadığı bilinse de, bu ilkenin uygulamasının mülteci statüsü hariç diğer statüler için süre ve neden sınırı ile sınırlandırılmasının ülke menfaatleri açısından daha faydalı olacağının,

gerekli olduğu değerlendirilmektedir.

 

[1] Bu Yönetmelik, 20 Temmuz 2001 tarih ve 2001/55/EC sayılı Kitlesel Sığınmalarda Geçici Koruma Yönergesinden faydalanılarak hazırlanmış, AB müktesebatı ile sadece süre kısıtlaması uygulaması hariç olmak üzere tamamen uyumlu olarak hazırlanmıştır.

[2] https://tr.sputniknews.com/abd/201908021039823429-abd-suriyeli-gocmenlere-gecici-koruma-statusunu-uzatti/, Erişim Tarihi: 28.09.2019.

[3] https://tr.euronews.com/2019/08/19/kurban-bayram-icin-ulkelerine-giden-suriyelilerin-turkiyeye-donusleri-basladi, Erişim Tarihi: 27.10.2019.

[4]    https://www.uscis.gov/humanitarian/temporary-protected-status, Erişim tarihi:28.09.2019

[5] http://www.hurriyet.com.tr/gundem/son-dakika-turkiye-ile-rusya-arasinda-tarihi-mutabakat-iste-10-madde-41356401, Erişim Tarihi: 25 E http://www.hurriyet.com.tr/gundem/son-dakika-turkiye-ile-rusya-arasinda-tarihi-mutabakat-iste-10-madde-41356401, Erişim Tarihi: 25 Ekim 2019.

[6] 1951 Cenevre Sözleşmesine gör ülkemiz coğrafi kısıtlama nedeniyle sadece Avrupa ülkelerinde meydana gelen olaylar nedeniyle gelenlerin mülteci olarak kabul edileceğini, 6458 sayılı kanuna göre de Avrupa ülkeleri dışından gelenleri ise üçüncü ülkeye yerleşinceye kadar “şartlı mülteci” olarak kabul etmektedir. Dolayısı ile bu mutabakat metninde kullanılan mülteci ifadesi hukuki durumda ancak şartlı mülteci olarak kullanılabilirdi. Suriyelilerin uluslar arası anlaşmalardan kaynaklı gerekçelerden dolayı mülteci olarak adlandırılmaları hukuken mümkün gözükmemektedir.

[7]        https://www.haberler.com/turkiye-den-uluslararasi-af-orgutu-nun-kustah-12562143-haberi/, Erişim Tarihi:25 Ekim 2019.

[8] 6458 Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Konuma Kanununda geri göndermeme ilkesi her ne kadar kanun kapsamına giren tüm statüleri kapsadığı bilinse de, bu ilkenin uygulamasının mülteci statüsü hariç diğer statüler için süre ve neden sınırı ile sınırlandırılması daha faydalı olacaktır.

[9] https://www.haberler.com/turkiye-den-uluslararasi-af-orgutu-nun-kustah-12562143-haberi/, Erişim tarihi:26 Ekim 2019.

[10]  Ülkemizde oturma izni verilmeden ve sosyal haklardan faydalanılmasını engelleyerek.

[11] 1951 Cenevre Konvansiyonunda geri göndermeme ilkesi sadece mülteci statüsünde olanlar için öngörülmüş bir kavram olup sonradan ortaya çıkan ruhu itibarı ile geçici olan bir statü için öngörülmemiştir.

Son Düzenlenme Çarşamba, 30 Ekim 2019 12:42
Mehmet Zeki Bodur

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Bilimsel Danışmanı

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 15-11-2019

Türkiye-ABD arasına S-400 girdi

Çok kritik, hayati, önemli denilen Trump-Erdoğan zirvesini dağ fare doğurdu diye tanımlamak bile mümkün. Fare bile doğurmadı.