23 NİSAN 1920- 23 NİSAN 2020, 100.YIL; “ULUSAL EĞEMENLİK YILI”

Yazan  25 Kasım 2019

23 Nisan 2020, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM)’nin açılışının ve “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” Sözü ile yeni bir Türk Devleti’nin kurtuluşunun ve kuruluşunun gerçekleşmesini sağlayan günün “100.Yıldönümü”.

Mustafa Kemal Atatürk, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkması ile “Ulusal Kurtuluş Savaşı”nı başlatmış, Amasya Genelgesi, Erzurum ve Sivas Kongresi’nde alınan kararlar ile ''Ulusun egemenliğini yine ulusun sağlayacağını” ortaya koymuştur. Egemenliğin ulusta olduğuna inanmış ve bu inançla "Ulusu yine ulusun azim ve kararı kurtaracaktır. Tek bir egemenlik vardır, o da ulusal egemenliktir." ilkesini öne sürmüştür. “Bütün cihan bilmelidir ki artık bu devletin ve bu milletin başında hiçbir kuvvet yoktur, hiçbir makam yoktur. Yalnız bir kuvvet vardır. Yalnız bir makam vardır. O da milletin kalbi, vicdanı ve mevcudiyetidir.” 23 Nisan 1920, Ankara’da TBMM’nin açılışı ile “Egemenlik” saraydan/sultandan alınıp millete verildiği ve Milli Mücadele Hareketi’nin kendi devletini kurulduğu tarihi gün olmuştur. Bu tarihte Milli Mücadele, artık bir Halk devletinin ekseni etrafında gelişmeye başlamış ve bu eksen Türkiye Cumhuriyeti’nin temeline oturmuştur. 

 

 

TBMM açılışının tarih süreci incelendiğinde çok zor şartlar altında gerçekleştirildiği gözlemlenmektedir. 16 Mart 1920’de İngilizler, İstanbul’u işgal edip Mebusan Meclisi’ni basıp Milli Mücadele yanlısı bazı milletvekillerini tutuklayıp Malta’ya sürmüştür. Atatürk aynı gün yayınladığı bildiri ile Osmanlı Devleti’nin yedi yüz yıllık hayatına ve egemenliğine son verildiğini, milli savaş dönemine girildiğini ve uygarlık yeteneğini kaybettiğini belirtmiş,  halkı yaşama ve bağımsızlık hakkını ve geleceğini savunmaya çağırmıştır.  

Atatürk; 17 Mart 1920’de Mebusan Meclisi kapatılmadan Heyet-i_ Temsiliye’yi geçici bir hükümet olarak Ankara’da bir “Kurucu Meclis”i toplamak istemiş ve düşüncesini Kolordu Komutanlarıyla paylaşıp görüşlerini sormuştur. 19 Mart 1920'de, Valiliklere, Bağımsız Sancaklara ve Kolordu komutanlıklarına yayımladığı genelgeyle; ''Devlet merkezinin İtilaf Devletleri tarafından resmen işgali, yasama, yargı ve yürütme kuvvetlerden ibaret olan milli devlet kuvvetlerini bozmuş ve bu vaziyet karşısında, vazife görmeye imkân görmediğini resmen hükümete bildirerek Meclis-i Mebusan dağıtılmıştır. Devlet merkezinin dokunulmazlığını, milletin bağımsızlığını ve devletin kurtarılmasını sağlayacak önlemleri düşünmek üzere millet tarafından, olağanüstü yetki verilecek bir Meclisin Ankara'da toplantıya çağrılması ve dağıtılmış olan mebuslardan Ankara'ya gelebileceklerin de bu Meclise iştirak ettirilmesi zaruri görülmüştür. Memleket işlerini idare etmek ve denetlemek üzere, Ankara’da fevkalade yetkilere sahip bir meclis toplanacaktır.'' Ulusal bağımsızlık mücadelesini yürütmek ve denetlemek için olağanüstü yetkili bir “Kurucu Meclis''in toplanacağını duyurmuştur. Meclis’e bütün illerden katılacak üyelerin nasıl seçilecekleri, Müslüman olmayan unsurların seçime katılamayacağı, her sancak bölgesinin bir seçim bölgesi olacağı, seçimlerin en geç 15 gün içinde yapılacağı kesin ve kararlı ifadelerle yer almıştır. Her sancaktan 5 temsilci seçilebilecek, ayrıca dağılan Meclis-i Mebusan’ın üyeleri de Meclis’e katılabilecekleri belirtilmiştir. İşgalci Emperyalizm, işbirlikçi saray ve onun hükümeti, Meclisin açılmasına karşı çıkmışlardır. Ancak Atatürk, iç ve dış düşmanlarına karşı “Milli İradenin” gücüne güvenerek Ankara’da TBMM’yi açmaya karar vermiştir.   

 

 

TBMM’nin toplanması ve açılması döneminde ülkeyi meşgul eden isyanlar nedeniyle Ankara; “Ateş Çemberi içindedir”. Bir taraftan emperyalist işgal, diğer taraftan işbirlikçi saray ve onun hükümetin başlattığı iç savaş vardır. Atatürk, bu terör ve kargaşa ortamında meclisin toplanacağı o günkü şartları ve durumu; “Efendiler, bu türlü olaylara bundan sonra daha geniş çapta rastlayacağız. Büyük Millet Meclisi’nin toplanmasını ve açılmasını sağlamaya çalıştığımız günlerde, bizi en çok uğraştıran, Düzce, Hendek, Gerede gibi Bolu bölgesindeki yerlerden başlayıp, Nallıhan, Beypazarı üzerlerinden Ankara’ya yaklaşacak kadar genişleyen gericilik ve isyan dalgaları olmuştur. Ben bir taraftan bu dalgaların durdurulmasına çalışırken, bir taraftan da Ankara’da toplanmakta olan ve genel durumu bilmeyen milletvekillerini dehşete düşürecek olaylar karşısında bırakmamak ve böyle durumların ortaya çıkmasıyla Meclis’in toplanamaması gibi uğursuz ihtimalleri önlemek çarelerini düşünüyordum. Nihayet, gelebilmiş olan milletvekilleriyle yetinerek, Meclis’in, Nisanın 23’üncü Cuma günü açılmasına karar verdik”. Beka sorunu olduğu dönemde önemli hamlesini gerçekleştirmeyi başarmıştır.

21 Nisan 1920’de, Heyet-i Temsiliye namına tüm Komutanlıklara, Valiliklere, Bağımsız Sancaklara, Müdafaa-i Hukuk Merkez Hey’etlerine, Belediye Başkanlıklarına “çok ivedi” gönderilen telgraf ile "Tanrının yardımıyla Nisanın 23’üncü Cuma günü, cuma namazından sonra, Ankara’da Büyük Millet Meclisi açılacaktır. Vatanın istiklâli, yüce Hilâfet ve Saltanat makamının kurtarılması gibi en önemli ve hayati görevleri yapacak olan Büyük Millet Meclisi’nin açılış gününü cumaya rastlatmakla, o günün kutsallığından yararlanılacak ve bütün sayın milletvekilleriyle Hacı Bayram Velî Câmi-i Şerifinde cuma namazı kılınarak Kur’an’ın ve namazın nurlarından da feyz alınacaktır. Namazdan sonra, Sakal-ı Şerif ve Sancâk-ı Şerif alınarak Meclisin toplanacağı yere gidilecektir. Meclise girmeden önce bir dua okunarak kurbanlar kesilecektir. Cuma günü ezandan önce minarelerde salâ verilecek.  Bütün vatan topraklarının kurtuluşu için girişilen Millî Mücadele’nin önemini ve kutsallığını, milletin her bir ferdinin, kendi vekillerinden meydana gelmiş olan bu Büyük Millet Meclisi’nin vereceği vatani görevleri yapmaya mecbur olduğunu anlatan vaazlar verilecektir”. Günün hissiyat anlayışına uyulmak zorunluluğu ile vatan ve din duygularına seslenen uhrevi bir anlatımla kaleme alınmıştır. Dinsel temanın ağır bastığı törenin ayrıntısında Büyük Millet Meclisinin açılışının Cuma gününe rastlatmakla günün kutsallığından yararlanılmıştır. Padişah-Halifeyi ve Saltanat makamının düşman elinden kurtarma görevini üstlenmiştir. Bu karar; halife taraftarlarına karşı hem bir tedbir olarak, hem de devam eden bağımsızlık savaşına padişah yanlılarının desteğini sağlamak için alınmıştır.

Hey’et-i Temsiliye adına Atatürk, 22 Nisan 1920’de yayınladığı tebliğinde: “Tanrı’nın lûtfuyla Nisanın 23’üncü Cuma günü Büyük Millet Meclisi açılarak çalışmaya başlayacağından, o günden itibaren askerî ve sivil bütün makamlarla bütün milletin tek merciinin Büyük Millet Meclisi olacağı bilgilerinize sunulur. Yarından başlayacak bütün milletin emir alacağı en büyük makamın Büyük Millet Meclisidir”. Meclis, milletin kendi iradesine kendisinin hâkim olması için girişilen, köklü ve büyük bir siyasi değişimin dinamizmini oluşturmuştur. Milli Mücadeleyi başlatan Cumhuriyete giden yolun atılmasını sağlayan 23 Nisan 1920 Cuma sabahı, halk Ankara’da Meclis Binası çevresinde toplanmıştır. Halk, kendi kaderine sahip çıkmanın coşkusu içinde, Hacı Bayram Camii’nde kılınan öğle namazından sonra, Meclis binası girişinde gözleri yaşartan muhteşem bir tören yapılmış ve saat 13.45’de 115 milletvekili ile ilk toplantısını gerçekleştirmiştir. Meclis Başkanlığı'na seçilen en yaşlı üye Sinop Mebusu Şerif İnce: "İstanbul’un geçici kaydı ile yabancı kuvvetler tarafından işgal olunduğu ve bütün temelleri ile halifelik makamının ve hükümet merkezinin bağımsızlığının yok edildiği hepimizce bilinmektedir. Bu duruma baş eğmek, milletimizin, teklif olunan yabancı köleliğini kabul etmesi demektir. Ancak tam bağımsızlık ile yaşamak için kesin olarak kararlı bulunan ve ezelden beri hür ve başına buyruk yaşamış olan milletimiz, kölelik durumunu son derece ve kesinlikle reddetmiş ve hemen vekillerini toplamaya başlayarak Yüksek Meclisimizi meydana getirmiştir. Milletimizin kendi kendisini yönetmeye başladığını bütün dünyaya ilan ederek, Büyük Millet Meclisi’ni açıyorum." sözü ile ilk açılış konuşmasını yapmış ve ilk meclisi açmıştır. Bu açılış konuşmasından sonra Ankara mebusu Mustafa Kemal Atatürk; "Yüce Meclisiniz bildiğiniz gibi olağanüstü yetkilere sahip olarak yeniden seçilmiş saygıdeğer milletvekilleriyle, taarruz ve işgale uğramış saltanat merkezinden canlarını kurtararak buraya gelen saygıdeğer milletvekillerinden oluşmuştur. Bu anda Meclisiniz yasal olarak toplanmış bulunmaktadır." Ezelden beri hür yaşayan milletin esareti kabul etmeyeceği, artık kendi mukadderatını kendi eline almak istemiş, kendi vekillerini seçerek millî egemenliğe dayalı yeni Türk parlamentosunun kurmak hedeflenmiş ve adı "Büyük Millet Meclisi" olarak konulmuştur. Yeni devletin tek dayanağı vatanı düşmandan kurtarmaktır. Ya İstiklal Ya Ölümdür.

TBMM, 24 Nisan 1920’de 2’nci toplantısında başkanlık seçimi yapılmış, 120 milletvekilinin 100’nün oyunu alarak oybirliği ile Meclis ve Hükümet Başkanlığına Mustafa Kemal Atatürk seçilmiş ve seçilen ilk sivil başkanı olmuştur. Yaptığı konuşmada; "Bugünkü müşkül vaziyet içinde vatanı tehlikeli dağılış ve çöküş ve yıkılıştan kurtarmak için alınması lazım gelen tedbirler bittabi büyük heyetinize ait olacaktır.  Bunun için milletin bütün kuvvetlerini, esaslı bir teşkilat içinde birleştirmekten başka çare yoktur. Bu Meclisin varlığı, her şeyden evvel, meşruluk ve mesuliyet esaslarının, milletçe itibar ve saygı görmesinin şart sayıldığına bir delildir. Milletin vicdanı da Meclis heyetinde tecelli etmiş olmak itibarı ile de, ona bağlı ve mesuliyetleri gene Meclisçe tayin edilecek bir heyetin işleri yürütmesi gereklidir”. Artık yüce meclisin üzerinde bir güç yoktur. Türk Milletinin asırlar süren arayışlarının özü ve onun bizzat kendisini idare etmek şuurunun canlı bir timsalidir diyerek TBMM’nin önemini vurgulamış ve kurtuluş mücadelesinin en önemli safhalarından birisi olmuştur. Atatürk, ilk amacına ulaşmıştır, artık Millet Meclis oluşmuş ve onun Başkanı olmuştur. 

TBMM'nin Başkanı Mustafa Kemal Atatürk, 1 Mart 1920’ Meclisin 4.Toplantı yılının açılışında; "Hep birlikte bakışlarımızı, vicdanımızın merkezi olan millete dikelim. Orada erdemin, vefa ve içten bağlılığın, yenileme arzusunun, egemenlik aşkının ve geleceğin sönmeyen ateşi yanmaktadır. Bu kutsal ateş, kendi içindeki bilgisizlik ve karanlığı yakacak ve bağımsızlığımızın önüne dikilecek olan bütün engelleri yıkacaktır. Millet önünde, onun hak ettiği bağımsızlığın önünde, onun layık olduğu gelişme ve yenileme arzusu önünde, her kuvvet ancak milletin irade ve amaçlarına uymak şartıyla yaşayabilir. Milletin irade ve amaçlarına uymayanların talihi hüsrandır, çökmedir.'' Egemenliğin kaynağını ulusa dayandırmış, ulusal nitelikli ve ulusal egemenliğe dayalı ilk meclis olmuştur.

2 Mayıs 1920’de 11 Bakandan oluşan "Meclis Hükümeti", 5 Mayıs’ta TBMM Başkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün başkanlığında ilk toplantısını yapmış ve “Ulusal Egemenliğe” dayalı yeni “Türk Devleti” doğmuştur. TBMM kurulduğu ilk yıllarda ve daha sonraları yabancı devletlerle ilişkilerinde bağımsızlığına saygı gösterenlerle siyasi ilişkiler kurmayı, anlaşmalar yapmayı, barış içinde yaşamayı ilke edinmiştir. Ülke topraklarının yabancı işgalinden kurtarılmasını gerçekleştirmek amacıyla; 3 Aralık 1920’de Ermenistan Cumhuriyeti ile yapılan Gümrü Barış Antlaşması, TBMM’nin ilk uluslararası antlaşması olmuş ve Doğu Cephesini kapatmıştır. 16 Mart 1921’de imzalanan Moskova Antlaşması ile Rusya, yeni Türk Devletini ve Misak-ı Millî ilkelerini tanımıştır. 20 Ekim 1921’de imzalanan Ankara Antlaşması ile Fransızlar savaştan çekilmiştir. 26 Ağustos 1922’de Büyük Zaferin kazanılması ve 9 Eylül’de İzmir’in işgalden kurtarılması ile 18 Eylül’de Anadolu’da hiçbir yabancı askerî güç kalmamıştır. Bu başarılar karşısında İtilaf Devletleri ile 11 Ekim 1922’de Mudanya Mütarekesi imzalanmış ve Doğu Trakya kurtulmuştur. 24 Temmuz 1923'te Lozan Barış Antlaşması imzalanmış, 24 Ağustos 1923’de TBMM’de onaylanması ile yeni Türk Devleti, askerî, siyasî ve ekonomik özgürlüğüne kavuşmuştur. 1 Kasım 1922’de Saltanatın kaldırılmış, 13 Ekim 1923'te Ankara'nın Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti olmuş ve 29 Ekim 1923'te Cumhuriyetin ilanı edilmesi ile Gazi Mustafa Kemal Atatürk Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Cumhurbaşkanı seçilmiştir.

Mustafa Kemal Atatürk; “Hükümet teşkil etmek zaruridir. Millet Meclisinde yoğunlaşmış olan milli iradeyi, vatanın mukadderatına fiilen el koymuş olarak tanımak esas ilkedir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin üstünde bir kuvvet mevcut değildir. TBMM, yasama ve yürütme yetkilerini kendisinde toplar. Meclisten seçilecek ve vekil edilecek bir heyet, hükümet işlerini yürütür. Meclis Başkanı, hükümetin başkanıdır”. Sözü ile meclisin ana hatları ve prensiplerini ortaya koymuştur. Meclis, kendinde olan kuruculuk vasıfları ile Hükümet kurmuş ve TBMM'nin üstünde hiçbir güç ve kuvvet tanımamıştır. Kanun yapma ve yürütme yetkilerini kendinde toplamıştır. Meclis tarafından görevlendirilecek bir heyet ile hükümet işlerini gören ve Meclis Başkanı bu hükümetin başkanı olan "Meclis Hükümeti Modeli" benimsenmiştir.

TBMM, "Kurucu Meclis" sıfatıyla "Olağanüstü yetkilerle donatılmış meclis" sıfatıyla açılmıştır. Siyasal yapısı, kuruluş şekli ve kendisine tanıdığı özellikler bakımından büyük bir devrimdir. Meclise varlık veren düşünce "Ulusal İrade"dir. Son derece geniş hak ve yetkilere sahip olan bir meclistir. TBMM, kendisini ulusal iradenin tek ve üstün bir temsilcisi olarak tanımakla, fiili olarak olmasa bile, hukuksal bakımdan İstanbul Hükümeti'ni ortadan kaldırmıştır. Devletin esaslarını belirleyen anayasayı hazırladığı için "kurucu" bir özellik taşır. Bu meclis, kendi üstünde bir güç tanımamakla egemenliği ulusa vermiş ve vatanın kurtuluşunu her şeyin üstünde tutmuştur. Bundan sonraki stratejik hamle ordunun yeniden teşkilatlandırılması ile düzenli ordu kurmak, ulusal birliği oluşturmak, Misak-ı Milli'yi gerçekleştirmek, kesin zaferi kazanarak vatanı düşmandan kurtarıp ulusal bağımsızlığı sağlamak, ulusal iradeyi egemen kılmak, devletin otoritesini güçlendirmek ve kalıcılığını sağlamak kuruluş amacının ilk hedefi olmuştur. “Ben her kerameti meclisten bekleyenlerdenim. Bir devre yetişti ki onda her şey meşru olmalıdır. Meclis teori değil hakikattır, hakikatların en büyüğüdür. Orduyu yaratacak millet, millet adına da meclistir”. Milletin ve ülkenin geleceğine el koymak için vazgeçilmez iki kurum meclis ve ordudur. Önce meclis, sonra ordu demiştir.