“ANKARA, ATATÜRK İLE UYUR, ATATÜRK İLE UYANIR” ANKARA’NIN BAŞKENT OLUŞUNUN 96’NCI YILDÖNÜMÜ; 13 EKİM 1923.

Yazan  12 Ekim 2019

13 Ekim 2019, Ankara’nın başkent oluşunun 96’ncı yıldönümü, Türk Milleti’ne kutlu olsun.

I. Dünya Savaşı sonunda düşman devletlerinin yurdumuzu işgali üzerine Mustafa Kemal ATATÜRK, 19 Mayıs 1919’da, Samsun’da Anadolu topraklarına 9.Ordu Müfettişi olarak ayak basarak Milli Mücadele’yi başlatmıştır. Millet egemenliğine dayanan Tam Bağımsız devlet kurmak amacıyla, Amasya Genelgesi’ni yayımlamış, Erzurum Kongresi’nde Anadolu’yu yönetecek Heyet-i Temsiliye’yi kurmuş ve Sivas Kongresi çalışmalarını yapan heyet, merkez olarak Ankara’yı seçmiş ve Milli Mücadele hazırlığı yapmıştır. Bu bağlamda, 19 Mart 1919’de Mustafa Kemal ATATÜRK, illere ve komutanlıklara gönderdiği genelgede; "Osmanlı Devletinin yaşamı ve egemenliğinin sona erdiği, Türk ulusu kendi yaşamını ve bağımsızlığını koruyacaktır." Sözü ile mücadelede kararlılığını göstermiştir. Heyet-i Temsiliye ve arkadaşlarından oluşan 19 kişiden oluşan kafile ile 18 Aralık 1919’da 3 araba ile saat 09.00’da Sivas’tan yola çıkmış ve 27 Aralık 1919’de çok büyük bir sevgi ve coşku ile Ankara’ya Dikmen sırtlarından gelmiştir. Halkın bu heyecanını gören İngiliz ve Fransız mümessilleri, O’nun yalnız olmadığına ve ulusun peşinde yürüyeceğine inanmışlardır.

 

 

Mustafa Kemal ATATÜRK, bugünkü Vilâyet Konağı’nın kapısı önünde ilk konuşmasını yapmış ve hazırlanmış olan Kalaba’daki Ziraat Okulu binasına yerleşmiştir. Ankara’ya gelişini 27 Aralık 1919’de; “Sivas’tan Kayseri yoluyla Ankara’ya gitmek üzere yola çıkan Heyet-i Temsiliye, tüm yol boyunca ve Ankara’da büyük ulusumuzun sıcak ve içten yurtseverlik gösterileri içinde bugün buraya geldi. Ulusumuzun gösterdiği birlik ve azim, ülkemizin geleceğini güven altına alma konusundaki inancı sarsılmaz biçimde destekleyecek niteliktedir. Heyet-i Temsiliye merkezi Ankara’dadır”. Sözü ile duyurmuş ve Heyet-i Temsiliye adına yaptığı açıklama ile Ankara, Millî Mücadele’nin başından itibaren fiili olarak başlangıç noktası olmuştur. Devletin rejiminin belirlenmesinden önce, Ankara’nın başkent olarak duyurulması ve bunda acele edilmesinde ülke içinde ve dışında var olan İstanbul merkezli muhalefetin de önüne geçilmesi amacıyla gerek Mustafa Kemal gerek İsmet Paşa tarafından “acil” bir mesele olarak ele alınmıştır. Cumhuriyet’i kuracak kadronun söyleminin, Ankara’nın başkent oluşuyla ilgili kararının, öncelikle askeri ve sonra da iktisadi gerekliliklere dayandırılmıştır. Erzurum ve Sivas Kongresini yaparak verilecek mücadelenin esaslarını saptayan ve direnişi ulusa mal eden ATATÜRK, bazı arkadaşlarının onaylamamasına karşın Ankara’ya gelmiştir. 28 Aralık 1919’da, Ankara halkıyla yaptığı konuşmada ülkenin siyasî ve askerî durumunu anlatmıştır. İstanbul Hükûmeti’nin ısrarıyla düşman işgali altındaki bu şehirde toplanacak meclise katılmaya giderken Ankara’ya uğrayan milletvekillerinden Meclis’te bir “Müdafaa-i Hukuk Grubu” kurulmasını istemiş ve “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Programını”, “Misak-ı Millî” olarak özetlemiştir. Hazırlanan taslak program, İstanbul “Meclis-i Mebusan”da, “Misak-ı Millî” adıyla kabul edilmiş ve yayınlanmıştır. İstanbul’un işgaliyle “Meclis-i Mebusan’ın” ömrü sona ermiş, aldığı önlemlerin en önemlisi, olağanüstü yetkilere sahip bir meclisin Ankara’da toplanması kararı olmuştur. Hükümet, 28 Kasım 1920’de başkent konusunu ele almış ve “Başkent Komisyonu”nun kurulmasına karar verilmiştir. Bu konunun ilk defa meclise gelişi Ocak 1921’de olmuştur. İstanbul’un işgali; özellikle silah, cephane, araç gibi birçok lojistik gücün, Anadolu’daki mücadeleye aktarılmasını güçleştirmiştir. Türkiye’nin savunma sanayisi İstanbul’da yer alması nedeniyle, özellikle silah sanayinin Anadolu’da oluşturulması ve bunun yanında yeni bir hükümet merkezi kurulması savunulmuştur. Sakarya Meydan Muharebesi’nin başlamasından bir gün 22 Ağustos 1922’de başkentin Ankara’dan Kayseri’ye önce idari merkezin taşınması meclisin gündemine gelmiş ve taşınmasına karar verilmiştir. Ancak yapılan görüşmelerin ardından taşınma ertelenmiştir. Savaşın bitmesi ve Lozan görüşmelerinin başlamasıyla, başkentin neresi olacağı konusu tekrar gündemde gelmiştir. Ancak Millî Mücadele’yi yöneten öncülerin arasındaki uzlaşmazlık, siyasal sistemin ne olacağına ilişkin farklı görüşler ve tartışmalar yaşanmış, İstanbul bu aşamada ATATÜRK’ÜN karşısında yer almıştır.

Ankara’nın Millî Mücadele’deki önemli yeri ve rolü; bu devir tarihinin hiç kuşkusuz en özel değer taşıyan olaylarından ve millî inkılâp hayatımızın başlıca dönüm noktalarından biri olmuştur. Milli Mücadele boyunca Ankara’nın oynadığı siyasî ve stratejik rol bu kararının ne kadar yerinde olduğunu göstermiştir. Heyet-i Temsiliye, Ankara halkının millî davaya olan inancına duyduğu güvenle, Millî Mücadele planları bu yoksul kentte hazırlamış, buradan yönderildiği, sevk ve idare edildiği merkez olmuştur. Anadolu'nun ortasında, savaş cephelerine eşit uzaklıkta kent olması nedeniyle savaşın yönetiminin ve haberleşmenin kolaylıkla yürütüleceği düşünülmüştür. 23 Nisan 1920’de Türk milletinin gerçek temsilcilerinden kurulan TBMM Hükümeti, Milli Mücadele’nin hürriyet ve bağımsızlığa kavuşma savaşının merkezi haline gelmiş, ülkeyi kurtarma çalışmaları buradan sürdürülmüş ve sonuçta büyük zafer kazanılmıştır.

Mustafa Kemal ATATÜRK, 1921’de ziyaret eden Le Temps Gazetesi yazarı Fransız Berthe Georges Gaulis'e "Siyasi başkentimiz Anadolu'nun ortasında kalacaktır. Batının ve doğunun temsilcileri bizimle bu başkentte temas edeceklerdir. Bu başkentte her türlü diplomatik meseleler görüşülecek, memleketin iç ve dış politikası idare edilecektir. Bu başkentte milletin sinesinden doğan hükümet çalışacaktır”. Anadolu kentinin Ankara olduğunu belirtmiş, Ancak düşüncesini bu süreçte açıklamayı ulusal hükümetin İstanbul üzerindeki iddialarını zayıflatacağı endişesiyle son derece sakıncalı görmüştür. Başkent sorununu halletmek için Milli Mücadele’nin kazanılmasından sonra Lozan Antlaşması'nın imzalanmasını ve İstanbul'un kurtuluşunu beklemiştir. ATATÜRK’ÜN, İstanbul basını ile ilk teması 16 Ocak 1923’de İzmit’te gerçekleşmiş ve başkent olacak kentler arasında İzmir, Bursa, Eskişehir ve Ankara üzerinde durmuştur. Bu kentler arasında Ankara'nın başkent olabileceğinin gerekçesini; iklim koşulları, Anadolu ile batının büyük merkezlerine demiryolu bağlantısı olması, Milli Mücadele boyunca fiili bir başkent görevi yapması ve bu görevi sürdürmesinin doğal ve haklı olabileceğini söylemiştir. Zamanı ve sırası geldiğinde bu hususun resmen açıklanacağı kanısında olduğunu belirtmiştir. Başkent konusuna dair sorulan soruya; “Payitaht meselesi yoktur. Türk payitahtı bizzat hadisat tarafından tayin edilmiştir. Ankara, Türkiye Cumhuriyeti’nin (karar merkezi’dir”. Sözü ile amacını ortaya koymuştur. O yılın Ocak ve Şubat aylarında ülkenin bütün batı bölgelerinde görüşlerini açıklayarak yerel kamuoyu önderlerine destek vermeleri çağrısında bulunmuştur. Hilafeti kaldırma ve gelecekte rejimin ne olacağı konusundaki niyetini ilk defa dile getirmiştir. “Bir insan Ankara’da başka türlü düşünür, İstanbul’da başka türlü düşünür. Paris’te büsbütün başka türlü düşünür.”  Aslında bu sözü ile yeni oluşturulan devletin düşünce sisteminin İstanbul’dan çok farklı bir noktada olduğunu göstermiştir.

Ankara, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışından Cumhuriyet’in ilanına kadar geçen süre içinde sayısız olaylara sahne olmuştur. Savaşın başarıya ulaşması için düzenli ordular kurulmuş, ordular İnönü'de, Sakarya'da, Dumlupınar'da düşmanı bozguna uğratmıştır. 30 Ağustos 1922'de kazanılan Başkomutanlık Savaşı ile İzmir, İstanbul ve Trakya kurtulmuş ve Milli Mücadele tamamlanmıştır. 24 Temmuz 1923’de Lozan Barış Antlaşması’nın 23 Ağustos 1923’de TBMM tarafından onaylanması ile Türkiye’nin toprak bütünlüğü fiili olarak sağlanmıştır. Ülkenin dış politik sorunları çözülmüş ve bunun sonucu olarak önemli anayasal ve iç politik kararlarının alınması zamanı gelmiştir. İstanbul, 23 Eylül 1923’ten itibaren işgal orduları tarafından tahliye edilmeye başlanmış, 2 Ekim’de tamamen boşaltılmış ve 6 Ekim 1923’de kurtuluş gerçekleşmiştir. Eski başkentin düşman işgalinden kurtulmasıyla, gündeme hükümet merkezi sorunu gelmiş ve Ankara’nın başkent olma sürecini hızlandırmıştır. 9 Ekim’de toplanan Halk Fırkası grubunda, tartışmalardan sonra “Merkezin evvela Anadolu’da bulunması” kabul edilmiş ve “İsmet Paşa hazretleri tarafından verilen mühim izahat üzerine Ankara’nın hükümet merkezi olmasına müttefikken karar verilmiştir.” Fırka grubunda; “Türkiye devletinin makarr-ı (karar merkezi) idaresi Ankara’dır.” Kararı alınmıştır. Türkiye Devleti’nin başkentinin kanunla tespit edilmesi amacıyla, Dışişleri bakanı Malatya Milletvekili İsmet Paşa ve on dört milletvekili imzası ile 9 Ekim 1923’de Ankara’nın başkent olması için Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne tek maddelik bir kanun tasarısı teklif verilmiştir. Kanun teklifine; Malatya-İsmet İnönü, Çorum- Ferit Törümküney, Diyarbakır-Zülfü Tiğrel, Bilecik-Dr.Fikret Onuralp, Kütahya-Seyfi Aydın, Malatya-Hilmi Oytaç, Kastamonu-M.Mahir, Erzurum-Rüştü, Erzincan-Sabit, Sivas-Rahmi, Bursa-Necati Kurtuluş, Bursa-Refer Canıtez, Konya-Kazım Hüsnü Bey, İstanbul-Ali Rıza Bebe, Karahisarı Sahip (Afyonkarahisar) -M.Kamil’den oluşan milletvekilleri imza atmıştır.

Kanun teklifi; Lozan Antlaşması’nın tamamlayıcılarından tahliye protokolünün uygulanması son bulmuş ve baştanbaşa yabancı işgalinden kurtulan Türkiye’nin fiilen kuruluşu tahakkuk eylemiştir. Milletimizin en değerli beldelerinden İstanbul’umuz, İslamiyet’in hilafet merkezi olma durumunu, İslam alemi içinde tahsisen ve hasren Türk milletinin savunma vasıtalarına emanet edilmiş olarak sonsuza kadar sürdürecektir. Diğer taraftan Türkiye Devleti’nin idare merkezi için Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde karar vermek zamanı gelmiştir. Bir devletin merkezini tayin için esas olacak düşünce, yeni Türkiye’nin idare merkezinin Anadolu’da ve Ankara şehrinin seçilmesini gerekli kılmaktadır.

 

    

Söz konusu düşünce; Antlaşma ile Boğazlar için kabul edilen hükümler, yeni Türkiye’nin varlığının esası, memleketin kuvvet kaynakları ve gelişmesini Anadolu’nun merkezinde tesis etmek gereği, coğrafi ve stratejik durumunun müsaadesi çerçevesinde iç ve dış güvenliğin sağlanması hususunda geçmişte edinilmiş tecrübelerle özetlenebilir. Bu düşüncelerin her biri, başlı başına bir önemli gerekçe sayılacak durumdadır. Devletin idare merkezinin yeni bir şekilde tesis ve gelişmesine bir an önce başlamak, iç ve dış tereddütlere son vermek için alttaki kanun maddesinin kabulünü arz ve teklif ederiz. Türkiye Devletinin makarrı idaresi Ankara şehridir.” Kanun maddesinin gerekçesinde; Lozan Anlaşması gereği, işgal altında toprak kalmaması ve ülkenin bütünlüğün sağlanması, Ankara ve çevre halkının Heyet-i Temsiliye’ye gösterdiği sıcak ilgisi, Milli Mücadele’ye desteği, Kuva-yı Milliye ruhu, İstanbul’un siyasal ve toplumsal çevresine karşı verdiği güvensizlik gibi nedenler başkent olmasını gerekli kılmıştır. 10 Ekim’de tasarı Anayasa Komisyonuna sevk edilmiş ve 13 Ekim 1923’de, Ankara’nın başkent olması mecliste büyük bir muhalefetle karşılaşmadan 35. birleşimin ikinci oturumunda, oy çokluğu ile kabul edilmiştir. “1924 Anayasası”nın ikinci maddesinde “Türkiye Cumhuriyeti’nin makarr-ı Ankara’dır” maddesi yer almıştır.                 

Mustafa Kemal ATATÜRK, Ankara'nın başkent olmasını istemiş ve Nutuk'ta; “Efendiler, Lozan Antlaşması’nın eklerinden olan düşman işgali altındaki topraklarımızı boşaltma protokolü uygulandıktan sonra, yabancı işgalinden tamamen kurtulan Türkiye’nin toprak bütünlüğü fiilî olarak sağlanmıştı. Artık yeni Türkiye Devleti’nin başkentini bir kanunla tespit etmek gerekiyordu. Bütün düşünceler, Yeni Türkiye’nin başkenti Anadolu’da ve Ankara şehri olarak seçme lüzumunda birleşiyordu. Bu seçimde, coğrafî durum ve askerî strateji en büyük önemi taşıyordu. Devletin başkentini bir an önce tespit ederek, içten ve dıştan gelen kararsızlıklara bir son vermek şarttı. Gerçekten de, bilindiği üzere, başkentin İstanbul olarak kalacağı veya Ankara olacağı konusunda öteden beri içeride ve dışarıda kararsızlıklar görülüyor, basında demeçlere ve tartışmalara rastlanıyordu. Bu arada İstanbul’un yeni milletvekillerinden bazıları, Refet Paşa başta olmak üzere, İstanbul’un hükümet merkezi olarak kalması gereğini bazı örneklere dayanarak ispat etmeye çalışıyorlardı. Ankara’nın gerek iklim, gerek ulaştırma araçları ve gelişme kabiliyet ve istidadı ve gerekse mevcut tesisler ve kuruluşlar bakımından hiç de uygun ve elverişli olmadığını söylüyorlar; İstanbul’un «payitaht» olması lâzımdır ve mutlaka olacaktır, diyorlardı. Bu ifadeye dikkat edilirse, bizim «başkent» deyimiyle kastettiğimiz anlam ile bu ifadelerdeki "payitaht” deyimini kullananların görüşleri arasında bir fark bulmamak mümkün değildir. Bundan dolayı, bu konuda zaten kesinleşmiş bulunan kararımızı resmen ve kanunî yoldan ilân ettirerek, “payitaht” sözünün de yeni Türkiye Devleti’nde kullanılmasına gerek kalmadığını göstermek lâzım geldi. Dışişleri bakanı İsmet Paşa, 9 Ekim 1923 tarihli tek maddelik bir kanun tasarısını Meclis’e teklif etti. Altında daha on dört kadar zatın imzası bulunan bu kanun teklifi, 13 Ekim 1923’de uzun görüşme ve tartışmalardan sonra çok büyük bir çoğunlukla kabul edildi. Kabul edilen kanun maddesi şudur: “Türkiye Devleti’nin başkenti Ankara şehridir.” Türkiye Devleti’nin başkenti Ankara olduğunu; jeopolitik, askeri, stratejik ve coğrafi durumu, demiryolunun buradan geçmesi, İstanbul ile bağlantısı ve savaş alanlarına yakın olması, halkının Milli Mücadele’yi gönülden desteklemesi ve Kuva-yı Milliye ruhu, İstanbul’un siyasal ve toplumsal çevresine karşı duyulan güvensizliği, Heyet-i Temsiliye’nin batı illerine ve İstanbul’a yakın olması, başkent olmasının simgesel bir anlamı olduğu gerekçeleri ile ilan etmiştir..

Ankara, yeni devletin başkenti olması devlet merkezinin İstanbul olacağı yolundaki çekişmelere son verildiği gibi, Cumhuriyetin ilanı için de bir adım atılmıştır. Bu, aynı zamanda Milli Mücadele’nin başından beri uygulanan Ankara’nın İstanbul’a hâkim olacağı esasının bir sonucu olmuştur.  İsmet Paşa, Ankara’nın hükümet merkezi olması konusunu acil bir sorun olduğunu Lozan’dan itibaren zihnine yerleşmiştir ve “Lozan’da Batı dünyasının murahhasları, mütehassısları, diplomatları ile görüşüyorum. Bunlar İstanbul Hükümeti’ni İstanbul muhitini tanıyan insanlar ve yeni devletin o muhitin insanlarına göre kurulmasını arzu ediyorlar. Bizim bakımımızdan meselenin daha ehemmiyetli ve değişik cepheleri var. Bir defa Boğazlar askeri bakımdan tamamıyla açık, tamamıyla emniyetsiz. Lozan Antlaşması’yla elde edebildiğimiz neticeler ve tarihi şartlar bizi endişeye sevk ediyor. Ayrıca Anadolu’nun ortasında bulunarak ve bir Anadolu hükümeti olarak yeni devleti çalıştırmak istiyoruz”. Yine,“Ankara’nın başkent olması iç ve dış çeşitli sebeplere dayanmaktadır. Ankara’nın hükümet merkezi olması meselesinin, hilafetle bir ilgisi yoktur. Ankara’nın hükümet merkezi olması ve hilafet merkezinin İstanbul’da bulunması, ondan kurtulmak için ayrıca bir temel vasıta olacaktır. Hilafet bir bakıma devletimizin dışına atılmış oluyor. Biz hilafeti devamlı bir müessese olarak düşünmüyoruz”. Ankara’nın, Milli Mücadele’nin beyni ve simgesi olmaktan başka niteliklere de sahip olduğu, Lozan’da Boğazlar için kabul edilmiş olan ilkeler, ülkenin güçlenme ve gelişme kaynağını Anadolu’nun bağrında yaratmak gereği, iç ve dış güvenlik kaygılarıyla diğer zorunluluklar, yeni devletin doğal başkenti özelliğini kazandırmıştır. Milli Mücadele’ye başından beri canla başla destek olan Anadolu halkı, Ankara başkent yapılarak ödüllendirilmiş ve 16 gün sonra da 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilân edilmiştir. Ankara’nın başkent olması ile yeni bir devlet ve hukuk düzeni, yeni bir siyasal ve kültürel anlayış ortaya çıkmıştır. Hükümet merkezinin İstanbul’dan Ankara’ya taşınması ile tehditlerden uzak, memleket meselelerini sakin bir şekilde gözden geçirip, refah ve kalkınmanın koşullarını daha rahat bir şekilde hazırlama olanağı bulmuşlardır.

Ankara’nın başkent olmasıyla, artık başkent “payitahtı” değil, kara merkezi olan “Millet Meclisi”nin olduğu yerdir. Millî Mücadele sonrasında halkın yönettiği ve yoğunlukta olduğu Anadolu’daki siyasal sistemin resmi merkezi olarak belirlenmiştir. Dönemin siyasal, ekonomik ve coğrafi koşulları içinde değerlendirildiğinde, yeni iktidarın oluşturmak istediği düzen açısından da gerekli bir harekettir. Ankara’nın başkent olarak ilanı eski yönetimden çok farklı bir rejim kurulduğunu gösteren köklü bir değişimdir. Amerikalı Tarihçi Bernard Lewis; “Karar, geçmişten yeni bir uzaklaşma anlamına geliyordu. Padişah gitmişti, imparatorluk şehri onu deviren devrimciler için elverişli bir yer değildi. Beş yüzyıla yakın bir süre İstanbul, bir İslam imparatorluğunun başkenti olmuştu. Türk halkının zihninde, Mustafa Kemal’in kurmak istediği yeni Türkiye’ye bir merkez sağlıyamıyacak kadar geçmişle yakın ortaklık içindeydi. Böylece, meydana gelmekte olan değişiklikleri sembolleştiren ve iyice belirten yeni bir başkent seçildi. Yen devlet bir hanedan, imparatorluk veya din üzerine değil, Türk ulusuna dayanıyordu ve başkenti Türk anayurdunun kalbinde idi”. Sözleri ile anlatmıştır.

Ankara, 27 Aralık 1919’dan başlayarak 23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi’nin açılışı ile ülkenin geleceğinin şekillendiği, yapılacak devrimlerin sembolleştirdiği, Türk halkının tek temsilcisi olan meclisin oluşturulduğu ve yeni kurulan devletin başkenti olmuştur. Milli Mücadele’yi başlatan ve yapan, kurtuluşu sağlayan ve Cumhuriyet’in önderi ve mimarı Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN ismi ile bütünleşmiştir. Ankara’da bulunan kültür kurumları ve kültürel yapı Cumhuriyet’in bir parçası ve eseridir, aynı zamanda yüz akıdır. Demokratik ve ulusal kültürün başkenti, ulusal bağımsızlığımızın özü ve Türk halkının özgürlüğünün güvencesidir. Türkiye Cumhuriyeti; bir hanedan, bir saray, imparatorluk veya din üzerine değil, Türk Ulusuna dayanan, modern, çağdaş, uygar ve başkenti Türk anayurdunun kalbinde ve merkezinde olan bir devlet olmuştur. Cumhuriyetin ilan edilmesi ve reform hareketlerinin başlaması ile Ankara, yeni ulus devletin simgesine dönüşmüş Türkiye Cumhuriyeti’nin Başkentidir ve ilelebet Başkenti olarak kalacaktır.

KAYNAKÇA; 

ATATÜRK, Gazi Mustafa Kemal, “NUTUK  (1919-1927)”, 2006.

ŞİMŞİR, Bilal, “ANKARA… ANKARA,  Bir Başkentin Doğuşu”, Bilgi Yayınevi, Ankara, 2006.

DİNÇER, Güven, “Ankara’nın Başkent Oluşunun Anlamı”, ATATÜRK Araştırma Merkezi Dergisi, S.37, Mart 1997.

AYTEPE, Doç. Dr. Oğuz,  “Ankara'nın Merkez ve Başkent Olması”, Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, S. 33-34, Mayıs-Kasım 2004.

LEWİS, Bernard, “Modern Türkiye’nin Doğuşu” (Çev;Prof.Dr.Metin Kıratlı), Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2007.

KARTAL, Cemile Burcu; “Ankara’nın Başkent Oluş Sürecinde Dönem Basınında Ankara ve İstanbul: “Makarr” ve “Payitaht”, Ankara Araştırmaları Dergisi, S.75-88, Haziran 2013.


 

Son Düzenlenme Cumartesi, 12 Ekim 2019 15:05
Dr. Cengiz Tatar

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Bilimsel Danışmanı

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 13-11-2019

NATO'yu Suriye'ye Sokacaklar!

Türkiye, Barış Pınarı Harekatını başlattıktan sonra ABD ve Rusya ile mutabakatlar imzaladı. Ama PKK/YPG'nin saldırıları durmuyor.