DAVOS SONRASI İLİŞKİLER

Yazan  09 Şubat 2009
Uluslararası ilişkiler her şeyden önce çıkar ilişkileridir. Kişisel çıkışların ve popülizmin dış politikada rolü sınırlıdır.

Dış politikada etkinlik her şeyden önce güçle ilişkilidir. Söylemler ya da sert çıkışlar ekonomik, teknolojik ve askeri güçle desteklenmedikten sonra çok da anlamlı değildir. İşin özü şu: Uluslararası diplomaside herkes gücü kadar konuşur. İmparatorluk geçmişiniz, jeopolitik öneminiz, jeokültürel etkiniz çok büyük olabilir. Ancak bunu aktifleştirecek ekonomik, siyasi ve sosyal mekanizmalarınız yoksa sahip olduğunuz imkân ve fırsatların bir anlamı olmayabilir.

Türkiye'nin ekonomik ve siyasi durumu içler açısıdır: Kıbrıs'ta köşeye sıkışmışsınız, Kerkük'te durum her geçen gün kötüleşmektedir, Ermeni "soykırım" tasarısının geçmesi için her türlü şart oluşmuştur, Kuzey Irak'ta koç gibi bir devlet doğmuştur, ülke içinde ayrılıkçı Kürt hareketi mevzi üzerine mevzi kazanmıştır. Küresel kriz de dışa bağımlı olan ticari ve ekonomik ilişkileri gittikçe zora sokmuştur.

Buna bir de üzerine ülkeyi yönetenlerin istikameti ve öncelikleri olmayan siyasi tavırları eklenince durum giderek daha vahim bir boyut kazanmış olmaktadır.

Davos'ta yaşananlar bu ağır şartları daha da ağırlaştırmıştır. Türkiye'nin Davos sonrası uluslararası ilişkilerdeki sorunları daha da kötüleşmiştir. Nitekim ABD Başkanı Obama'nın temsilcisi Türkiye'ye yapacağı ziyareti ertelemiştir. IMF ile görüşmeler çıkmaza girmek üzeredir. "Soykırım" tasarılarına karşı Amerika'daki Yahudi lobileri hareketlenmiştir.

Yediot Ahranot; yazdığı bir makalede İsrail'in Türkiye'ye zarar verme kapasitesinin yüksekliğinden söz etmektedir. "Günümüzde Kürtler, Ermeniler, Rumlar, ABD ve Avrupa var. Sizin dükkân bizimkine nazaran kırılıp dökülecek daha fazla eşya ile dolu". Haaretz gazetesi ise satır aralarında İsrail'in Türkiye'de istikrarsızlık çıkarmak için Ermeni meselesinden Kürt meselesine kadar her aracı kullanacağını yazıyor.

Araplara yaranmak!

Davos'taki gelişmeler, doğası gereği İsrail ile ilişkileri germesine karşın Arap ülkeleriyle durumu iyileştirmesi gerekirdi. Hâlbuki Arap ülkelerinin yöneticileri Türkiye'ye karşı tutumlarını Davos'ta yaşananlardan sonra daha da olumsuzlaştırmıştır. Bu ülke yöneticileri Türkiye'yi kendilerinden "rol kapmak" ya da "hariçten gazel okumakla" suçlamışlardır. Abu Dabi'de bir araya gelen Arap ülkeleri dışişleri bakanları toplantısı sonrasında yayımlanan bildiri bu durumu açıkça ortaya koymaktadır: Arap ülkeleri dışişleri bakanları, Mahmud Abbas'ın liderliğini yaptığı Filistin Yönetimi'ne destek vererek "Arap olmayan tarafların, Arap ülkelerindeki gelişmelere, yıkıcı bir şekilde karışmasından rahatsızlık duyuyoruz" demişlerdir.

Türkiye, Gazze'de yalnız İsrail'e karşı değil, diğer Filistin gruplarına karşı da Hamas'ı desteklediği gerekçesiyle Mahmud Abbas tarafından dolaylı bir biçimde uyarılmıştır. Başbakan Erdoğan'ın İsrail Başbakan'ı Olmert'e atfen "İsrail'deki tutuklu Hamas yöneticilerini bırakırsak Mahmud Abbas kızar" anlamına gelen sözler söylediğini açıklaması durumun ne kadar nazik olduğunu göstermektedir. Diğer yandan Ankara'da yapılan bir toplantıda Hamas Siyasi Büro üyesi Ziyad Abu Zeyd, "Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ı İsrail'in işbaşına getirdiğini" öne sürmüştür. Bu durumda Türkiye'nin yalnızca Hamas yanlısı bir görüntü vermesi çok tehlikeli olmuştur. Kissinger'in, "Ortadoğu'da dış politika yoktur. İç politika vardır" derken işte bunu kastettiği çok iyi bilinmelidir.

Sonuçta, Türkiye'deki iktidar kraldan çok kralcılık yaparak ne Araplara ne de İsrail'e yaranabilmiştir. Arap halkının Davos'taki tavrı alkışlaması da Arap yönetimlerini daha da kuşkulandırmıştır. Türkiye'yi kendi işlerine karışan bir ülke olarak görmeye başlamışlardır. Batı'da Türkiye'nin imajı zaten olumsuzdur. Ortadoğu'da da Türkiye, giderek eski durumdan daha kötü bir konuma doğru sürüklenmektedir. İlginç olanı da işin bu yanıdır!

Özcan Yeniçeri

1954 yılında Gümüşhane'nin Şiran ilçesinde doğdu. İlk ve orta tahsilini Gümüşhane'de, yüksek tahsilini Ankara'da tamamladı. 1987 yılında Uludağ üniversitesi Sosyal Bilimler Ensti-tüsü'nde Yüksek Lisansını tamamladı. 1991 yılında ise Erciyes üni-versitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde Yönetim Organizasyon dalında “örgütlerde çatışma ve Yabancılaşmanın önlenmesinde Yönetime Katılmanın Rolü” adlı tezinin kabul edilmesiyle de doktor unvanını aldı.

1998 yılında doçent, 2004 yılında da profesör oldu.

Prof.Dr. özcan Yeniçeri, Niğde üniversitesi'nde çeşitli aralıklarla Kamu Yönetimi Bölüm Başkanlığı, Meslek Yüksek Okulu Mü-dürlüğü, Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü yaptı.

1999 yılında Kazakistan'daki Ahmet Yesevi üniversitesi'nde görev aldı. Bu üniversitede “Uluslararası İlişkiler Bölümü”nü kurdu ve bir yıl süreyle de başkanlığını yaptı. 2004 yılında AYSAM (Ahmet Yesevi Stratejik Araştırmalar Merkezi) Başkanlığına getirildi. İki yıl bu görevi yapmış olup halen Niğde üniversitesi'ndeki görevine de-vam etmektedir.

Prof. Dr. özcan Yeniçeri'nin yazdığı eserlerden bazıları şunlardır: Yeniden Türkleşmek, örgütsel Değişmenin Yönetimi, Küre-selleşme Karşısında Milliyetçilik ve Kimlik, Küresel Kıskaç ve Türkçülük, Bilgi Yönetim Stratejileri ve Girişimcilik, Dokunanlar, İtirazlar, Bugünden Yarına Türk Dünyasına Stratejik Bakış, Yönetimde Yeni Yaklaşımlar. ölüler Nefes Almaz (Roman), örgütlerde çatışma ve Yabancılaşma Yönetimi

Prof. Dr. özcan Yeniçeri, 2003 yılı “Prof. Dr. Osman Turan Kültür Araştırmaları” ödülünü almıştır.

Prof. Dr. özcan Yeniçeri, Ortadoğu, Ayyıldız, Millet, Hergün ve Siyaset Ekseni gazetelerinde çeşitli aralıklarla köşe yazarlığı yapmıştır. Halen Yeniçağ Gazetesi'nde köşe yazarlığına devam etmektedir.

Prof. Dr. özcan Yeniçeri, 12 Haziran 2011 Genel Seçimleri ile Milliyetçi Hareket Partisi Ankara milletvekili olmuştur. Ankara Milletvekili Yeniçeri aynı zamanda TBMM Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Komisyonu üyesidir.

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR