MACARLAR, SEKELLER VE DOĞU AVRUPA TÜRKLÜĞÜNÜN TARİHİ JEOPOLİTİĞİ


MACARLAR, SEKELLER VE DOĞU AVRUPA TÜRKLÜĞÜNÜN TARİHİ JEOPOLİTİĞİ

Yazan  04 Temmuz 2022

Çok geniş bir tarihe sahip olmanın birçok iyi yanı olmakla birlikte, zor yanları da bulunmaktadır. Bunlardan bazıları bu kadar geniş, derin tarihin her bir bölümünü anımsayabilmek, halka aktarabilmek ve strateji yapımında bu etki çarpanlarını kullanabilmektir.

Macarlar, Sekeller, Dobruca Türkleri ve onların Türklerle olan bağları, günümüzde halkın bir bölümünün, gelişen teknolojiyle birlikte duyduğu adlar ve konulardır.

Macarları belki de birçok kişi, Hun Hakanı Attila ile birlikte duymuştur. Elbette Macarlar ve Türkler Attila’nın ve Hunların torunları sayılabilirler, bunda bir yanlış yoktur fakat Macarlarla olan kardeşliğimiz daha derinlere inmektedir. Örneğin Macarcaya dışarıdan giren sözcükler çıkartıldığında, öz Macarcanın en çok ortak sözcük paylaştığı dil Türkçedir[1]. Macarların Türklerle olan kardeşliği yalnızca dilbilim (linguistik) ile de sınırlı kalmamaktadır.

Macaristan’a ilk gelen Macarların cesetlerinden alınan DNA örnekleri araştırıldığında onların, soy ve kan açısından en çok günümüzdeki Başkurt ve İdil bölgesi Tatar Türklerine benzedikleri anlaşılmıştır[2]. Bu da Macarların Başkurdistan ve Tataristan Türk bölgelerinden geldiklerini göstermektedir.10. yüzyıl Doğu Roma kaynaklarının Macaristan’ı “Batı Tourkia” (Türkiye) diye adlandırması, DNA, haplo grup örneklerini ve Macarların ata yurdunun Türkistan olduğu görüşünü destekler niteliktedir[3].Atatürk’ün “Medeni Bilgiler” kitabında, bir milletin oluşumunda ortaya koyduğu tarihi gerçekler şunlardır; “Siyasi varlıkta birlik, dil birliği, yurt birliği, ırk ve köken birliği, tarihi yakınlık, ahlaki yakınlık”[4]. Macarların, Atatürk’ün millet oluşumundaki koşulların birçoğunu Türkler ile birlikte karşıladığı görülmektedir.

Macaristan, I. Dünya Savaşı sonrasında,Trianon Anlaşması sonucunda topraklarının birçoğunu kaybetmiştir (bkz. Görsel 1).

(Görsel 1: Macaristan’ın I. Dünya Savaşı sonunda yenilmesiyle birlikte, Trianon Antlaşması’yla kaybettiği nüfus ve toprakları.

Macaristan’ın kaybettiği toprakları ve nüfusu içinde Sekelistan ve Sekeller de bulunmaktadır. Sekeller kökenleri itibariyle bize en az Macarlar kadar yakın olan bir millettir. Sekeller, günümüzde Romanya toprakları içinde kalmışlardır (Görsel: 2).

(Görsel 2: Sarı renkle belirtilmiş olan Tarihi Sekelistan bölgesi)

Kendi soydaşlarından ayrı, başka bir ülkenin insafına kalmış bir şekilde ve yabancıların hükmü altında yaşayan Sekellerin durumu Türk dünyası için hayli üzücüdür çünkü onlar da Türk kökenli bir millettir. Sekellerin Türk kökenli bir millet olduğunu günümüz yabancı kaynakları da belirtmektedir. Buna göre Sekellerin kökenleri Hunlara dayanmaktadır, günümüz araştırmacılarıysa onların Macarlaşmış Türkler olduklarını ve Türk runik alfabesi (Orhun Alfabesi) kullandıklarını dile getirmektedirler[5]. 1514 tarihli Macar Ortaçağ kaynağıysa Sekelleri şu sözlerle İskitlere bağlamaktadır“Orada Transilvanya’da, Scythuli (İskit) adında ayrıcalıklı soylular var, ilk Panonya’ya geldiklerinde kökenleri İskit halkındandı, biz onları adlarının bozulmuş haliyle andık, Sekeller (Szekely)”[6]. Ortaçağ Macar kaynağının Sekelleri kendilerinden saymaması ve onlara İskit demesi hayli ilgi çekici olmakla birlikte, günümüz araştırmacılarının İskit adıyla anılan Sekellerin, Macarlaşmış Türkler oldukları düşüncesini de destekler yöndedir.

Günümüzde Ön-Türk sayılan İskit-Saka ve İskit soylu sayılan Sarmatlar gibi kavimler ve onların alt boylarının Romanya bölgesine geldiklerini farklı kaynaklar belirtmektedirler.Örneğin Macaristan Tisza bölgesinde ve Romanya’da Sarmatlara ait kurganlar bulunmuştur[7]. Tarihçi Sulimirski, İskitlerin M.Ö 6.-5. yüzyıllarda, şuan Romanya toprağı olan Transilvanya bölgesini ve Macar ovasını ele geçirdiklerini belirtmektedir[8].Sarmatların bir boyu olan Roksalanların, M.S 1. yüzyılda Güney Romanya bölgesindeki ovalara kadar indikleri de belirtilmektedir[9]. Sekellerin adının kökenleri tam olarak bilinemese de Sekel adının, Saka adından geldiği de düşünülmektedir[10]. 1514 tarihli Macar kaynağının, Sekellerin adının İskit adının bozulmuş halinden geldiği bilgisini vermesi de bu tezi doğrular niteliktedir.

Bir halkı halk yapan temel yapı taşlarından biri de nüfustur. Elbette nüfus, stratejik açıdan en önemli güç çarpanlarından biridir.Bundan dolayı Sekelistan nüfusunu incelemek önem arz etmektedir. 2011 yılında yapılan araştırmaya göre, Sekelistan’daki Macarların sayısı 581.000 yani nüfusun %72.2’sini oluşturmaktadır, ikinci en büyük nüfus 762.000 kişi ile (%23.1) Romenlerindir, Çingeneler ise 27.000 (%3.6) kişiyle üçüncü en büyük nüfusu oluşturmaktadırlar[11]. Romenlerin Sekelistan’daki nüfusu son 100 yıl içinde üç kat artmıştır[12]. Buna rağmen, Sekelistan’ın son yıllardaki nüfus değişimine bakıldığında, Romanya genelinden daha az nüfus azalması yaşandığı ve Romanya içerisine daha az göç verdiği anlaşılmaktadır. Çeşitli senaryolar göz önüne alınarak yapılan araştırmalara göre, Romanya’daki Sekel nüfusu 2051 yılına kadar değişmeden kalacak veya %1.5-2 küçülecektir[13]. Bunu söylemekle birlikte Macar olarak adlandırılan Sekellerin, Romanya içindeki Macar azınlığın içindeki nüfusunun artacağı düşünülmektedir. Transilvanya’daki Macar nüfusu diye adlandırılan nüfusun %55’ini Sekellerin oluşturacağı tahmin edilmektedir[14].

Türk halklarının kanayan yaralarından bir tanesi de Dobruca Türkleridir. Günümüzde Romanya ve Bulgaristan toprakları içerisinde bulunan Dobruca, Karadeniz’in batı sahil kıyısında yer alır. Açık kaynaklarda, günümüzde Romanya bölgesinde bulunan Kuzey Dobruca bölgesinin, 1850 yılındaki nüfusunun %37.89 oranında Tatar ve Oğuz Türklerinden oluştuğu, Romenlerinse yalnızca %30.83 oranında nüfusa sahip oldukları belirtilmektedir. Yani 1850 yılında Kuzey Dobruca bölgesi nüfusu, baskın bir şekilde Türk’tür. Sonraki yıllara dayanan verilere bakıldığında, Tatar ve Oğuz tüm Türk nüfusunun bölgede, sistematik bir şekilde azaldığı görülmektedir. 20. yüzyılın imparatorlukların cenaze merasimi, ulus devletlerin şafağı olduğu düşünüldüğünde ve LevTroçki’nin Balkan Savaşları sırasında gözlemlediği, Türklere yapılan soykırım, yağma, talan, tecavüz ve işkenceler, Balkan Savaşları adlı kitabında okunduğunda, Balkanlardaki ve Dobrucadaki Türk nüfus azalışının nedenleri kolaylıkla anlaşılabilir.

(Görsel 3: Günümüzde Dobruca’nın büyük bir bölümü Romanya Dobrucasında kalır. Romanya Dobrucasıkabaca, Silistre ve Mangalya arasındaki hattın kuzey tarafında kalmaktadır. Batı sınırını, doğal sınır olan Tuna Nehri oluşturmaktadır. Görsel için İsmail Özergin beye teşekkür ederim.)

Bunun dışında Romanya bölgesine, Tatar Türklerinin ataları sayılan Kuman-Kıpçaklar da yerleşmişlerdir (bkz. Görsel 4).

(Görsel 4: 1190 yılında Romanya’nın orta ve doğu bölgelerini ellerinde tutan Kuman-Kıpçak Türkleri, görüldüğü üzere Macar Krallığı’yla sınırdaşlardır.)

Günümüzde acundaki güç dengelerinin değiştiği görülmektedir. Tek kutuplu olan acun, şimdilerde Çin ve Rusya’nın da serbest piyasaya dahil olmalarıyla, iki kutuplu olma yolundadır. Yakın zamanda Rusya’nın Ukrayna’yı askeri olarak işgal etmesi çok kutuplu acun anlayışını pekiştirir niteliktedir. Amerika’nın Afganistan’dan apar topar çekilmesi, Irak ve Suriye’de askeri varlığını azaltması güç açıkları yaratmaktadır. Bu sırada Macaristan’ın Türk Devletleri Teşkilatı’na gözlemci olarak katılmış olması önemlidir. Türk Devletleri Teşkilatı, ortaya çıkacak güç boşluklarını, üyelerinin jeostratejik konumlarını da kullanarak doldurabilir.

Macaristan’ın kaybettiği topraklar ve Tatar-Oğuz Türklerinin bir zamanlar çoğunlukta oldukları Romanya Dobrucası bölgesi,görece kısa bir koridorla birbirinden ayrılmaktadır(bkz. Görsel 5).

(Görsel 5: Trianon Anlaşması öncesi Macaristan topraklarıyla Romanya Dobrucası arasındaki kısa mesafeli koridor.)

Açık kaynaklarda günümüzde yoğunlukla Dobruca bölgesinde bulunan 24.137 Romanya Tatarının bulunduğu belirtilmektedir.

Macaristan’ın, Avrupa Birliği içerisinde Rusya ile iyi geçinen ve Avrupa Birliği’nin Rusya karşıtı birçok önerisini reddeden nadir ülkelerden biri olduğunu unutmamak gerekmektedir. Keza ülkemiz de aynı Macaristan gibi NATO üyesi olmasına rağmen, S-400 hava savunma sistemi gibi sistemleri Rusya’dan alan, Rusya ile iyi ilişkiler kurup, ABD ile Rusya arasında denge politikası uygulayan bir ülkedir.Gagavuz veya Ak Oğuz olarak da adlandırılan Türklerin yaşadığı Gagavuz Yeri Özerk Bölgesi’nin, Romanya Dobrucası ile sınırdaş olduğunu da unutmamak gerekmektedir. Acundaki değişen dengeler ve güç boşlukları, ülkemizin gelecekte bu bölgeler üzerinden Kırım bölgesiyle bağ kurmasını sağlayabilir.

Elbette Avrupa Birliği üyesi olan Macaristan ve Romanya’nın, barış içinde yaşamasının nedenlerinden biri de Avrupa Birliği’dir. Günümüzde İngiltere’nin Brexit süreciyle birlikte Avrupa Birliğinden ayrılmasının ardından, Fransa’nın da AB’den ayrılması Frexit adı altında gündeme gelmiştir. Birçok farklı AB üyesi ülke, bu yapılanma içerisinde kalıp kalmaması gerektiğini sorgulamaktadır. Avrupa Birliği’nin ne kadar daha var olmayı sürdüreceği veya ne zaman tarihin tozlu sayfaları içinde yitip gideceği bilinmemektedir. Keza Romanya, Macaristan ve ülkemizin değişen güç dengeleriyle birlikte ne kadar daha NATO üyesi olarak kalacağını da kestirmek güçtür. Sekelistan’ın özgürlük arayışı, Macaristan’ın kaybettiği toprakları ve Dobruca Türklerinin durumu göz önüne alındığında, ülkemizin kurucusu yüce Atatürk’ün, dış Türklere dair söylediği sözleradeta bizlere yol göstermektedir.
Ülküler devlet tarafından açıklanmaz milletçe yaşanır. Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur. Komşumuzdur. Müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir, ufalabilir. Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler yarın avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir…Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanırlar. Manevi köprülerini sağlam tutarak. Dil bir köprüdür, inanç bir köprüdür, tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz. Onların (Dış Türkler’in) bize yaklaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekir[15] 29 Ekim 1933.

 

[1] Osman Karatay, Macarlar Kökler ve Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2020, s. 18.

[2]EndreNeparaczki vd., “Y-chromosomehaplogroupsfrom Hun, Avar andconquering

Hungarianperiodnomadicpeople of theCarpathianBasin”, ScientificReports, Sayı 9, 2019, s. 10.

[3] Carter VaughnFindley, TheTurks in World History, Oxford UniversityPress, New York, 2005, s. 51.

[4] Mustafa Kemal Atatürk, Medeni Bilgiler, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, 2010, s. 44, 45.

[5]“Szekely”, AnaBritannica Genel Kültür Ansiklopedisi, Ana Yayıncılık: İstanbul, 2004, C:20, s. 248.

[6]İstvanWerboczi, WerböcziusillustratussiveDecretumtripartitumjurisconsuetudinariiinclytiregniHungariae, CollegiiAcademiciSociet, Tyrnaviae, 1775, s.494.

[7] A. I. Melyukova, “TheScythiansandSarmatians”, DenisSinor (Ed.), The Cambridge History of EarlyİnnerAsia, Cambridge UniversityPress, Cambridge, 1994, s. 114.

[8]TadeuszSulimirski, “TheScyths”, İlyaGershevitch (Ed.), The Cambridge History of İran Vol II, Cambridge UniversityPress: Cambridge, 2007, s. 191.

[9]TadeuszSulimirski, TheSarmatians, PraegerPublishers, New York, 1970, s.167.

[10] İsmail Doğan, Attila’nın Torunları Sekeller, Yeni Avrasya Yayınları, 2005, s. 12.

[11]FerencSzilagyi veTiborElekes, “Changes in PopulationandEthnicStructure in Towns of Szekely Land Between 1910 and 2011”, RegionalStatistics, C:11, Sayı 9, 2021, s. 173.

[12]A.g.e, s. 173.

[13]A.g.e, s. 174.

[14]A.g.e, s. 175.

[15] Yusuf Koç ve Ali Koç, Tarihi Gerçekler Işığında Belgelerle Mustafa Kemal Atatürk, Kamu Birlik Hareketi Eğitim Yayınları, Ankara, 2006, s. 49.

Umut Badakoğlu

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Bilimsel Danışman

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu   - 23-11-2022

Korku İkliminde İnsan Davranışı

Kafka’nın 20. Yüzyıl için “Korku Çağı” dediğini hatırlarsınız. Haksız değildi. Büyük yazar 1924 yılında öldüğünde zaten yaşamı boyunca bir dünya savaşı, bir büyük salgın görmüştü.