Ne dediler? Ne oluyor? Ne olacak?

Yazan  30 Haziran 2014

Türkiye’nin tarihi ve kültürel jeopolitiği her zaman ilgi odağı olmuştur. Soğuk Savaş sonrasında “yeni dünya düzeninin” ihtiyaç duyduğu enerji santralleri, su kaynakları ve kültürel objeleri Türkiye’yle ilgilenmeyi çok daha zorunlu kılmaktaydı. Zira hem “medeniyetler arası çatışma” hem de “medeniyet içi çatışma” ile Türkiye doğrudan ilgiliydi.

Türkiye’nin sahip olduğu potansiyel, kaynak, imkan ve çelişkiler küresel mahfillerin sayısız araştırma ve irdelemesine konu olmuştur. Özellikle stratejik yönden önem arz eden birkaç görüşü burada belirtmekte yarar vardır.

George Friedman, ‘yeni güç mücadelesi ve denklemi’ bağlamında sürdürülen savaşın coğrafyası kaçınılmaz olarak Türkiye’yi hassas bir sürecin içine çekmektedir...

 Bu çerçevede:

Türkiye kontrol altına alınması gereken bir ülkedir. İhtilalci söylem ve şiddetle yola çıkan PKK terör örgütü Türkiye’yi kontrol altına almak için kullanılmaya en elverişli yapıdır.

Eğer Türkiye’yi bu yolla kontrol altına almak mümkün olmazsa sosyopolitik temalarla süslenmiş bir söylem yoluyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesinin değiştirilmesi ve büyüyen Türkiye sloganlarıyla bir paradigma değişimi yoluna gidilecektir.

Friedman’ın analizine paralel olarak bugünlerde AKP iktidarının dile getirdiği ‘Eski Türkiye-Yeni Türkiye’ söylemleri böyle bir paradigma değişimini göstermektedir.

RandCo. 1990’da ABD Silahlı Kuvvetlerine hazırladığı ‘Kürt Sorunu’ başlıklı bir raporda şu satırlara yer veriyor: ’Dünyanın doğal merkezi olan Türkiye, ayrılıkçı harekete, Kürtçe konuşan halkın siyasi taleplerine direnme ve sınırlarında kendine düşman bir devletin kurulmasına maruz kalma yerine bütün Kürtlerin bir federasyon altında toplama yolunu tercih edecektir’.

Noam Chomsky’nin öngörüleri ise şöyleydi: ’Osmanlı İmparatorluğunun olumlu yanlarının bir şekilde muhtemelen yeniden inşa edilmesi gerekiyor... Gelişeceğini umut ettiğim bu tür bir çerçeve içerisinde, özerk bir Kürdistan’ın kurulması beklenebilir. Özerk bir Kürdistan, bölgede yaşayan Kürtleri, bölgede on milyonlarca Kürt’ü, öz yönetime dayalı, özerk, kültürel olarak bağımsız, politik bakımdan aktif bir bölge içinde bir araya getirebilir’.

PKK terörünün küresel güç odakların hedeflerinden bağımsız olarak şekillenmediği açıktır. “Emek-Sermaye “çelişkisinden hareket ederek “sınıf mücadelesi”nin tarafı olarak örgütlenen PKK’nın Soğuk Savaş sonrası ‘ırki-etnikçi-dini’ bir formata bürünmesi her şeyi özetliyor.

Hasan Cemal: “Türkiye dâhil bölgedeki Kürtler artık dört parçaya bölünmüş yaşamaktan yana değiller. Bu demek değil ki, bugünden yarına Türkiye, İran, Irak ve Suriye Kürtleri tek bir devlet çatısı altında toplanacaklar. Elbette kolay değil.

Kürtler, Türkiye dâhil, kendi yaşadıkları ülkelerde kendi kendilerini yönetmek isteyeceklerdir, istiyorlar. Bunun adı güçlü yerel yönetim olabilir, özerklik olabilir, federasyon olabilir ve nihai olarak Irak’taki yöneliş gibi bağımsız devlet olabilir. Türkiye Kürtleri dâhil bu ‘kendi kendini yönetme’ isteğini söndürmek bugün artık olanaksız.

Cengiz Çandar, “Kürdistan Ayrılır, Sınırlar Değişir” başlıklı yazısında şunları söylüyor: “Irak için, giderek Suriye için ve tüm Orta Doğu için geçerli. Ya “sınırlar değişmeden ülkeler parçalanacak” veya “ülkeler parçalanarak sınırlar değişecek”... “Yeni Orta Doğu Konfigürasyonu”nda, Türkiye’nin en yakın müttefiki, Irak Kürdistanı’dır. Türkiye’nin bağımsız Kürdistan’a ebelik yapabileceği akla gelir miydi?

Olabilir. Olduğu vakit, “Kürdistan” kurulur; Orta Doğu’da sınırlar değişir...”

AKP iktidarı, TBMM’ye sunduğu yeni tasarıyla bölünme ateşine benzin dökmüş bulunmaktadır. Önümüzdeki günlerde PKK talepleri bu tavizlerle tavan yapacaktır. Elbette Türkiye demokratikleşmeli, özgürleşmeli ve ülkeye barış gelmelidir. Ancak PKK terörünü buna, yani demokratik hak ihlalleri, eşitsizlik, inkâr, asimilasyon ve kötü yönetime bağlamak, hem gaflet hem de ihanettir. Türkiye’de demokratik hak ve özgürlüklerin iyileştirilmesiyle terörün sona ereceğini düşünmek için faydalı ahmak olmak gerekir.

Özcan Yeniçeri

1954 yılında Gümüşhane'nin Şiran ilçesinde doğdu. İlk ve orta tahsilini Gümüşhane'de, yüksek tahsilini Ankara'da tamamladı. 1987 yılında Uludağ üniversitesi Sosyal Bilimler Ensti-tüsü'nde Yüksek Lisansını tamamladı. 1991 yılında ise Erciyes üni-versitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde Yönetim Organizasyon dalında “örgütlerde çatışma ve Yabancılaşmanın önlenmesinde Yönetime Katılmanın Rolü” adlı tezinin kabul edilmesiyle de doktor unvanını aldı.

1998 yılında doçent, 2004 yılında da profesör oldu.

Prof.Dr. özcan Yeniçeri, Niğde üniversitesi'nde çeşitli aralıklarla Kamu Yönetimi Bölüm Başkanlığı, Meslek Yüksek Okulu Mü-dürlüğü, Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü yaptı.

1999 yılında Kazakistan'daki Ahmet Yesevi üniversitesi'nde görev aldı. Bu üniversitede “Uluslararası İlişkiler Bölümü”nü kurdu ve bir yıl süreyle de başkanlığını yaptı. 2004 yılında AYSAM (Ahmet Yesevi Stratejik Araştırmalar Merkezi) Başkanlığına getirildi. İki yıl bu görevi yapmış olup halen Niğde üniversitesi'ndeki görevine de-vam etmektedir.

Prof. Dr. özcan Yeniçeri'nin yazdığı eserlerden bazıları şunlardır: Yeniden Türkleşmek, örgütsel Değişmenin Yönetimi, Küre-selleşme Karşısında Milliyetçilik ve Kimlik, Küresel Kıskaç ve Türkçülük, Bilgi Yönetim Stratejileri ve Girişimcilik, Dokunanlar, İtirazlar, Bugünden Yarına Türk Dünyasına Stratejik Bakış, Yönetimde Yeni Yaklaşımlar. ölüler Nefes Almaz (Roman), örgütlerde çatışma ve Yabancılaşma Yönetimi

Prof. Dr. özcan Yeniçeri, 2003 yılı “Prof. Dr. Osman Turan Kültür Araştırmaları” ödülünü almıştır.

Prof. Dr. özcan Yeniçeri, Ortadoğu, Ayyıldız, Millet, Hergün ve Siyaset Ekseni gazetelerinde çeşitli aralıklarla köşe yazarlığı yapmıştır. Halen Yeniçağ Gazetesi'nde köşe yazarlığına devam etmektedir.

Prof. Dr. özcan Yeniçeri, 12 Haziran 2011 Genel Seçimleri ile Milliyetçi Hareket Partisi Ankara milletvekili olmuştur. Ankara Milletvekili Yeniçeri aynı zamanda TBMM Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Komisyonu üyesidir.

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 20-11-2019

Kara Bahar Operasyonunu başladı

Küresel güçler kendi çıkarlarına uygun bir dünya düzeni yaratmak ve hazırladıkları senaryoyu hayata geçirebilmek için önce bir tehdit yaratmak sonra da o tehdidi bertaraf etmek üzere yerelden küresel ölçeğe değişen ortaklıklar ve ittifaklar teşkil ettiler.