TÜRK MİLLETİNİN KARAKTERİNE EN UYGUN YÖNETİM ŞEKLİ OLAN CUMHURİYETİN İLANININ 96’NCI YILDÖNÜMÜ

Yazan  28 Ekim 2019

Bugün 29 Ekim 2019, 96 yıl önce 29 Ekim 1923’de saat 20.30’da “Türk Milletinin karakterine ve adetlerine en uygun yönetim şekli cumhuriyettir” diyen Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Büyük Millet Meclisi’nin Cumhuriyeti ilan etmesi ile yüzyıllar sonra egemenlik Türk Milleti’nin olmuştur.

Cumhuriyet, yüksek ahlaki değer ve niteliklere sahip bir idare olup, Türk Milleti, devleti yönetecek kişileri kendisi seçerek kendi iradesini kendi eline almıştır. Bugün, Cumhuriyetin 96’ncı yıldönümü kutluyoruz,  Türk Milleti’ne kutlu olsun.

Cumhuriyet için ilk adımlar Milli Mücadele ile birlikte atılmıştır. Milli Mücadele Dönemi’nde emperyalizme karşı “Tam Bağımsızlık” savaşı verilirken aynı zamanda saraya/sultana karşı  “Milli Egemenlik” esası olan Cumhuriyet mücadelesi ile 1000 yıldan fazla devam eden saltanat düzenine son verilmiştir. Atatürk, 19 Mayıs 1919’da Anadolu’ya geçerken “Millet Egemenliğine dayanan Tam Bağımsız yeni bir Türk Devleti kurmayı” düşünmüştür. Amasya Genelgesi’nde; “Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır”. Esası Milli Egemenlik ilkesinin hayati önemini ve değeri ortaya konmuş, Türk Milleti’nin hür ve bağımsız yaşama kararlılığı dünyaya ilan edilmiştir. Bağımsızlık savaşının ve Cumhuriyetin temellerinin atıldığı Sivas Kongresi’nde; “Ya İstiklal, Ya Ölüm” parolası ile Milli Mücadele başlatılmıştır. Erzurum Kongresi’nde; “Milli iradeyi etkin milli kuvvetleri hâkim kılmak esastır”. Kararları ile gelecekteki rejimin “Ben, milletin vicdanında ve geleceğinde hissettiğim büyük gelişme yeteneğini, bir milli bir sır gibi vicdanımda taşıyarak yavaş yavaş bütün bir topluma uygulatmak zorunluluğunda idim” sözü ile “Cumhuriyet” hedefine doğru yürümüştür. 23 Nisan 1920’de, Büyük Millet Meclisi açılmış ve “Meclisin üstünde hiçbir kuvvet yoktur” kararı ile “Milli Egemenlik” Gerçekleştirilmiştir. 20 Ocak 1921 Anayasası’nın 1’nci maddesinde; “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Yönetim usulü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına dayanır”. Anayasa’da ilan edilmemiş olan Cumhuriyetin tanımı yapılmıştır. Atatürk, 1 Kasım 1922’de Saltanatın kaldırılmasında; ”Efendiler, Hâkimiyet ve Saltanat hiç kimse tarafından hiç kimseye ilim gereğidir diye görüşmeyle tartışmayla verilmez. Hâkimiyet, Saltanat kuvvetle güçle, zorla alınır. Türk Milletinin hâkimiyeti ve Saltanatına zorla el koymuşlardır. Türk Milleti bu saldırganlara isyan ederek Hâkimiyet ve Saltanatını fiilen kendi eline almış bulunuyor”. Hâkimiyet ve Saltanatın kaldırılması ile Millet yönetimi doğrudan doğruya kendi eline alacağını vurgulamıştır. Halk, Milli Egemenlik ile sarayın kulu olmaktan kurtulup Cumhuriyetin özgür bireyleri haline gelmiştir.

Cumhuriyet ilanı, uzun bir süreçten sonra gerçekleşmiştir. Bu süreçte; Türk ordusu İnönü Savaşlarını, Sakarya Meydan Muhaberesi ile Başkomutanlık Meydan Savaşı'nı kazanmış, işgalci Emperyalist devletler 9 Eylül 1922’de İzmir’de denize dökülmüştür. I.Dünya Savaşı'nda savaştığımız devletler ile 11 Ekim 1922’de Mudanya Mütarekesi ve 24 Temmuz 1923’de Lozan Barış Antlaşması yapılmış ve Türkiye’nin bağımsızlığını dünya devletleri tarafından kabul edilmiştir. 13 Ekim 1923’de Ankara, Türkiye Devleti’nin Hükümet Merkezi olmuştur. Mevcut rejimin isminin bütün açıklığı ile ortaya konulması, yeni devletin başkanının seçilmesi gerekli olmuştur. Türk tarihindeki en büyük devrim olan Cumhuriyet’in, Ankara’nın başkent olarak seçilmesinden 16 gün sonra ilan edilmesi tesadüf olmamıştır.

CHP’nin 15 -20 Ekim 1927’de Ankara’daki 2’nci Kurultayı’nda 36,5 saat süren ve altı günde okuduğu Mustafa Kemal Atatürk Nutuk’ta, “Benim En büyük eserim Cumhuriyettir.“ dediği Cumhuriyet kararının verilişini, yeni devletin ortaya çıkışını, anlaşılabilir ve yalın bir biçimde ortaya koymuştur. 9 Ağustos 1923’de Halk Fıkrası’nın açılış kongresi, Atatürk’ün başkanlığında görüşmelere başlamış ve 11 Ağustos’ta,  286 üyeli 2’nci Meclis açılmış ve başkanlığa seçilmiştir. Fethi Okyar, hükümeti kurmuş ve İçişleri Bakanlığı görevini de kendisi üstlenmiştir. Muhalefet, Başbakan Fethi Okyar ve bakanları hakkında ağır eleştirilerde bulunmuş ve sıkıntılar yaşanmıştır. Bu olaylar yaşanırken Atatürk; “Uygulanması için sıra beklediğim bir düşüncenin uygulama zamanı gelmişti. Bunu itiraf edeyim”. İçişleri Bakanlığı görevini bırakmasını istediği Fethi Okyar, 24 Ekim’de görevi bırakmış ve Ali Fuat Cebesoy’da aynı gün Meclis 2’nci Başkanlığı görevinden ayrılmıştır. Atatürk, olaylara müdahale için 26 Ekim’de kabineyi Çankaya’da toplamış ve durumu inceledikten sonra orduların başında bulunan Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak hariç kabinenin istifa etmesine karar verilmiştir.  27 Ekim’de hükümet istifa etmiş, ancak hükümet kurulmasında sıkıntılar yaşanmıştır. Bu süreci, Nutuk’ta; “Muhteris grubu, hükümet kurmakta tamamen serbest bırakıyoruz. Kabinedeki hiçbir vekil işin içine katmaksızın istedikleri gibi bir Bakanlar Kurulu oluşturup ülkeyi yönetmelerinde hiçbir sakınca görmüyoruz. Fakat hükümet kurup ülkeyi yönetemeyeceklerinden eminiz”. Sözleri ile endişelerini dile getirmiştir. Yine; “ Meclisi aldatmaya çalışan muhteris grup, hükümet teşkiline muvaffak olamadıkları takdirde, buhran ve karışıklığı sürdürmek caiz olamayacağından, işte o zaman bizzat müdahale ederek, tasavvur ettiğim meseleyi yani Cumhuriyet ilanını vazetmek suretiyle işi kökünden halledebileceğimi düşünmüştüm”. Hükümet kurma çalışmaları 28 Ekim’e kadar gerçekleşememiş ve sorun çözülememiştir. Milletvekillerinin büyük çoğunluğu sorunun çözülmesi için Atatürk’ün çağrılması talep edilmiştir.

Atatürk, hazırlanan Bakanlar Kurulu listesindeki bazı kişilerin listeye girmek istemediklerini gözlemlemiş ve kesin bir liste oluşturulmasını isteyerek gruptan ayrılmıştır. Meclis’ten Çankaya’ya dönerken beklenen anın geldiğine karar vermiş ve 28 Ekim akşamı, İsmet İnönü, Kazım Özalp, Fethi Okyar, Ekrem ve Ruşen Eşref Beyleri, Fuat Bulca, Kemalettin Sami ve Halit Karsıalan Çankaya’da yemeğe davet etmiş ve sofrada bir araya gelmişler, Cumhuriyetin ilanından önce son akşam yemeğini yemişlerdir. O geceyi, Nutuk’ta; "28 Ekim günü gece Çankaya'ya gitmek üzere Meclis binasından ayrılırken, koridorlarda beni beklemekte olan Kemâlettin Sami ve Hâlit Paşa'lara rastladım. Ali Fuat Paşa, Ankara'dan hareket ederken bunların Ankara'ya geldiklerini o günkü gazetede "Bir uğurlama ve bir karşılama" başlığı altında okumuştum. Benimle konuşmak üzere geç vakte kadar orada beklediklerini anlayınca, akşam yemeğine gelmelerini, Millî Savunma Bakanı Kâzım Paşa vasıtasıyla kendilerine bildirdim. İsmet Paşa ile Kâzım Paşa'ya ve Fethi Bey'e de Çankaya'ya benimle birlikte gelmelerini söyledim. Çankaya'ya gittiğim zaman, beni görmek üzere gelmiş bulunan Rize Milletvekili Fuat, Afyonkarahisar Milletvekili Ruşen Eşref Bey'lerle karşılaştım. Onları da yemeğe alıkoydum. Yemek sırasında "Yarın Cumhuriyet ilân edeceğiz" dedim. Orada bulunan arkadaşlar, derhal düşünceme katıldılar. Yemeği bıraktık. O dakikadan itibaren, nasıl hareket edileceği konusunda kısa bir program yaparak arkadaşları görevlendirdim. “Efendiler, Cumhuriyet ilânına karar vermek için Ankara'da bulunan bütün arkadaşlarımı davet ederek onlarla görüşüp tartışmaya asla lüzum ve ihtiyaç görmedim. Çünkü onlarında aslında ve tabiî olarak benim gibi düşündüklerinden şüphe etmiyordum. Halbuki o sırada Ankara'da bulunmayan bazı kişiler, yetkileri olmadığı halde, kendilerine haber verilmeden, düşünce ve rızaları alınmadan Cumhuriyetin ilân edilmiş olmasını bize gücenme ve bizden ayrılma sebebi saydılar”. Yemekte bulunanlara Cumhuriyetin nasıl ilan edileceğini anlatmış ve 29 Ekim’de yapılacak Grup toplantısında Kemalettin Sami Paşa önerge vererek Atatürk’ü gruba davet etmesi kararlaştırılmıştır.

Atatürk, o gece İsmet İnönü’nün köşkte kalmasını istemiştir. Nutuk’ta; ”Birlikte olduğumuz arkadaşlar erkenden ayrıldılar. Yalnız İsmet Paşa Çankaya'da misafirdi. Onunla yalnız kaldıktan sonra, bir kanun tasarısı müsveddesi hazırladık. Bu müsveddede 20 Ocak 1921 Anayasası’nın 1’nci maddenin sonuna "Türkiye Devleti'nin hükümet şekli Cumhuriyettir" cümlesini ekledim. 3’üncü maddeyi; "Türkiye Devleti Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur. Meclis, hükümetin ayrıldığı idare kollarını Bakanlar vasıtasıyla yönetir." Bu şekilde düzenledim. “Türkiye Cumhurbaşkanı Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu tarafından ve kendi üyeleri arasından bir seçim dönemi için seçilir ve Türkiye Cumhurbaşkanı devletin başkanıdır". Temel maddelerden olan 8’nci ve 9’ncu maddeleri ilave edilmiştir. Türkiye’nin kaderinin değiştiği o gece için İsmet İnönü; “Misafirleri uğurladıktan sonra Atatürk benim kalmamı söyledi. Evvela kanun metnini görüştük. Her madde üzerinde eski ve yeni arasında bir mukayese yapılıyordu. Atatürk neticeyi dikte ettiriyordu. Ben yazıyordum. Böylece çerçeve tamamlandıktan sonra yeniden okudum, dikkatle dinledi, düşündü, “Hazırlık tamam dedi”. Ayrılmak üzere izin verdi, odama çekildim. Ertesi sabah metni tekrar bir gözden geçirdik ve beraberce meclise gittik”. Milli Mücadele’nin 2 kahramanı ülkenin rejim değişikliği için yola çıkmışlardır.

 29 Ekim 1923 Pazartesi günü Halk Partisi Grubu saat 10.00’da Fethi Okyar başkanlığında toplanmış ve Bakanlar Kurulu oluşturulamamıştır. Kemalettin Sami Paşa, Atatürk’ün sorunu çözmek için verdiği önerge kabul edilmiş ve toplantıya çağrılmıştır. Atatürk; ”Görüşmeler sırasında Çankaya’da evimde bulunuyordum. Kemalettin Sami Paşa’nın önergesinin kabul edilmesi üzerine toplantıya davet edildim. Toplantı salonuna girer doğruca kürsüye çıktım ve şu görüş ve teklifi ortaya attım. Efendiler, hükümet üyelerinin seçiminde, fikirlerde karışıklık olduğu ve görüş birliği sağlanamadığı anlaşılmıştır. Bana bir saat kadar müsaade buyurun. Bulacağım çözüm yolunu arz ederim”. Bu öneri Fethi Okyar tarafından teklife sunulmuş ve kabul edilmiştir. Bunu üzerine saat 13.30’da Fethi Okyar başkanlığında yapılan toplantıda,  Atatürk; “Muhterem arkadaşlar. Halletmekte müşkülata uğradığımız meselenin sebep ve illeti bütün arkadaşlarca anlaşılmış olduğu kanaatindeyim. Kusur, takip etmekte olduğumuz usul ve şekildedir. Yüksek heyetiniz bu müşkülün halline beni memur ettiniz. Ben de bundan ilham alarak, düşündüğüm şekli tespit ettim. Onu teklif edeceğim. Teklifim kabule mazhar olursa, kuvvetli ve birbirine kaynaşmış bir hükümet teşkili kabil olacaktır. Devletimizin şekil ve mahiyetini tespit eden ve hepimiz için bir amaç olan Anayasa’nın bazı noktalarını açıklığa kavuşturmak lazımdır. Teklifim şudur.” Sözleri ile teklifi olan kanun teklifini meclis katibine verdiği kanun teklifi, “Cumhuriyet” tir. 

 

 

29 Ekim Saat 18.00’de Kanun teklifi, usulen incelenip tutanağı hazırlanırken, Antalya Milletvekili Rasih Kaplan Hoca; “Din bakımından da en uygun hükümet şekli Cumhuriyet’tir. Yaşasın Cumhuriyet”. Sözleri ile görüşünü belirtmiştir. Meclisin en yaşlı üyesi İstanbul milletvekili Abdurrahman Şeref Bey’de; “Hükümet biçimlerini birer birer saymak gereksizdir. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Kime sorarsanız sonuç, bu cumhuriyet demektir. Doğan çocuğun adıdır. Ama bu ad kimilerine hoş gelmezmiş, varsın gelmesin”. Bu konuşmalardan sonra 18.00’de TBMM toplanmıştır. Başkanlık kürsüsünde oturan Başkan Vekili İsmet Bey Paşa Meclis'e; Anayasa’da yapılacak değişiklikler ile ilgili tasarının öncelikle ve derhal görüşülmesini teklif etmiştir. "Kabul!" sesleri üzerine, tutanak okunmuş ve teklif görüşülmüştür. Kanun, birçok konuşmacının "Yaşasın Cumhuriyet!" sesleriyle alkışlanan konuşmalarıyla mecliste bulunan 158 milletvekilinin tamamı olumlu oy vererek teklif kabul edilmiştir. Meclis Başkanı Çorum Milletvekili İsmet Eker sonucu; “Tasarı oy birliği ile kabul edilmiştir”. Sözleri ile açıklamıştır. Cumhuriyet ilan edildiği saat 20.30’da Ankara sokakları coşku ile dolmuştur. Türkiye, artık bir Cumhuriyet Devleti olmuştur.

Bilahare, Cumhurbaşkanı seçilmesi için Meclis'te oylamaya geçilmiştir. Başkanlık kürsüsünde oturan İsmet İnönü, saat 20.45’de sonucu Genel Kurul'a; "Türkiye Cumhurbaşkanlığı için yapılan oylamaya yüz elli dokuz kişi katılmış ve Cumhurbaşkanlığına yüz elli sekiz üye, oybirliği ile Ankara Milletvekili Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ni seçmişlerdir." Sözleri ile açıklamıştır. Çekimser kalınan tek oy Atatürk’ün kendi oyu olmuştur. 42 yaşında “Yaşasın Gazi. Yaşasın Mustafa Kemal Paşa” sesleri ile artık Türkiye Cumhuriyeti devletinin Cumhurbaşkanı olmuştur. Atatürk, mecliste yaptığı konuşmada: "Saygıdeğer arkadaşlar, dünya çapında önemli ve olağanüstü olaylar karşısında, saygıdeğer milletimizin gerçek uyanıklığına ve şuurluluğuna değerli bir belge olan Anayasa’nın bazı maddelerini açıklığa kavuşturmak için kurulmuş olan özel komisyon tarafından yüksek hey'etinize teklif edilen kanun tasarısının kabûlü dolayısıyla, Türkiye Devleti'nin zaten bütün dünyaca bilinen, bilinmesi gereken mahiyeti milletlerarası adıyla adlandırıldı. Bunun tabiî bir gereği olmak üzere bugüne kadar doğrudan doğruya Meclis Başkanlığı'nda bulundurduğunuz arkadaşınıza, yaptırdığınız bu görevi, Cumhurbaşkanı ünvanı ile yine aynı arkadaşınız, bu âciz arkadaşınıza tevcih ediyorsunuz. Bu münasebetle şimdiye kadar hakkımda gösterdiğiniz sevgi, samimiyet ve güveni bir defa daha göstermekle, yüksek değerbilirliğinizi ispat etmiş oluyorsunuz. Bundan dolayı yüce hey'etinize gönlümün bütün samimiyeti ile teşekkürlerini arz ederim. Türkiye Cumhuriyeti, dünya devletleri arasında tuttuğu yere lâyık olduğunu eserleriyle ispat edecektir.

 

 

Arkadaşlar, bu yüksek rejimi yaratan Türk milletinin son dört yıl içinde kazandığı zafer, bundan sonra da birkaç misli olmak üzere kendini gösterecektir. Bendeniz, çok önemli gördüğüm bir noktadaki ihtiyacı arz etmek mecburiyetindeyim. O ihtiyaç, yüce hey'etinizin şahsıma karşı gösterdiği sevgi, güven ve desteğin devamıdır. Ancak bu sayede ve Tanrı'nın yardımıyla, bana verdiğiniz ve vereceğiniz görevleri en iyi şekilde yapabileceğimi ümit ediyorum. Sayın arkadaşlarımın ellerine çok samimî ve sıkı bir şekilde yapışarak, kendimi onların şahıslarından bir an bile uzak görmeyerek çalışacağım. Daima milletin sevgi ve güvenine dayanarak hep birlikte ileri gideceğiz. Türkiye Cumhuriyeti mes'ut, muvaffak ve muzaffer olacaktır." Samimi, içten, açık ve özlü sözleri ile arkadaşlarına teşekkür etmiştir.

TBBM, Cumhuriyet kararını 29 Ekim 1923 gecesi saat 20.30'da vermiş, 20.45'te Cumhurbaşkanı seçilmiş, aynı gece bütün memlekete bildirilmiş ve her tarafta gece yarısından sonra 101 pâre top atışı ile ilân edilmiştir. Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhurbaşkanlığına seçilmesi ile İsmet İnönü başvekilliğe atanmıştır. Cumhuriyetin ilk hükümeti olan İsmet İnönü hükümeti, 30 Ekim’de meclisten güvenoyu alarak görevine başlamıştır. Meclis başkanlığı koltuğuna Fethi Okyar seçilmiştir. Yeni Türkiye devletinin yönetim sisteminin resmî olarak cumhuriyet olması, rejimin adı ile devlet şekli belirlenmiştir. Şimdi ileriki yıllarda yapılacak olan inkılaplara hedeflere yönelmeye sıra gelmiştir.  Bu yönde atılacak adımlar, Türk toplumunun asırlardan beri süregelen idare, siyaset ve kültür yapısının temellerinden değiştirecek inkılap hamleleri olmuştur. Cumhuriyetin ilanıyla, Atatürk ilkelerinden cumhuriyetçilik ilkesi hayata geçirilmiştir.

Atatürk; Cumhuriyetin 10’ncu yıldönümünde; “Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Cumhuriyettir. Cumhuriyetin temeli, büyük Türk milletinin ve onun kahraman evlatlarından oluşan büyük ordumuzun vicdanında, akıl ve bilincinde kurulmuştur. İlkeleri de milletin ruhundan doğmuştur”. Her anlamı ile Türk milletinin öz ve aziz malı olduğunu belirtmiştir. Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kurulan Cumhuriyet, dünyanın en güçlü devletlerine karşı verilen ölüm kalım savaşından sonra gerçekleşmiştir. Cumhuriyet; fazilettir, Türkiye’nin en büyük devrimidir, uygarlaşma, modernleşme, özgürlüktür ve bağımsızlıktır. En gelişmiş ve en ileri, çağdaş devlet ve hükümet şeklidir. Türk milletinin tabiat ve yapısına en uygun idare şeklidir.  Her alanda ilerlemenin yolu ve insanca yaşamak ve çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmaktır. Cumhuriyetteki birinci hedef demokrasidir.  Türkiye Cumhuriyeti, öncelikle bir “Aydınlanma Devrimidir” ve ruhu laiktir. Cumhuriyetin ilanı her şeyden önce egemenliğin kaynağını değiştirmiştir. Dinsel egemenliğin yerini dünyevi egemenlik almıştır. Saray saltanatına son verilmiş, egemenlik asıl sahibine millete verilmiştir. Kuldan birey, ümmetten millet yaratan “Laik Devrimler” yapılmış, “Akla” ve “Bilime” dayalı modern, çağdaş, uygar ve medeni bir devlet kurulmuştur.

Atatürk; “Milli kahramanlık ve bilincin kıymetli eseri olan aziz cumhuriyetin, bugünkü ve yarınki neslin demir ellerinde her an yükselip sağlamlaşacağına itimadım tamdır”. Sözleri ile müspet ilim sahibi, eğitimli, kültürlü, geleceğe güvenle bakan, fikri hür, vicdanı hür ve irfanı hür aydın Türk gençliğine; “Ey yükselen yeni nesil. İstikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz. “Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk İstiklalini, Türk Cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir. Muhtaç olduğun kudret damarlarında asil kanda mevcuttur”. Direktifini vermiş ve cumhuriyeti emanet etmiştir. Çünkü hürriyet ve istiklalimizin kıymetini; çağdaş eğitimli, yüksek ruh yapısına sahip, fedakâr gençler, bu uğurda ölen askerlerden daha iyi bileceğini belirtmiştir. Cumhuriyet kolay kurulmamış ve kurmak için çok kan dökülmüştür.

Milli Mücadele kazanılıncaya kadar “vicdanında milli sır” olarak sakladığı Cumhuriyetin ilan edilmesiyle Türk tarihinde yeni bir dönem açılmış, Millî Mücadele sürecinde esas alınan, Millî Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu düşüncesi resmen gerçekleşmiştir. Atatürk, Cumhuriyetin 10’ncu yıldönümünde; “Cumhuriyet rejimi demek demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir. Biz cumhuriyeti kurduk. O, on yaşını doldururken demokrasinin bütün icaplarını sırası geldikçe uygulamaya koymalıdır”. Türkiye Cumhuriyeti devleti, asırlardan itibaren çekilen milli musibetlerin uyanışı ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir. Cumhuriyeti korumak için Türk Milleti her zaman ve şartta seve seve canı feda eder. Cumhuriyetin kazanımları ancak “Güçlü Ordu” ile korunur ve yaşatılır.

Cumhuriyet ile kuldan birey, ümmetten millet, saltanattan cumhuriyet ve “Demokratik, Laik, Sosyal ve Hukuk” devleti ilkesi yaratılmıştır. “Benim naçiz vücudum, bir gün elbet toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti, ilelebet payidar kalacaktır”. Atatürk’ün “ilelebet yaşayacağını” söylediği Cumhuriyetin Kuruluş Felsefesi ve Temel Değerleri, emanet ettiği genç evlatlarının elinde daima “yükselecek” ve “sonsuza kadar yaşayacaktır”. Türkiye’nin kurtuluşu, bağımsız ve laik cumhuriyeti korumakla ve gerçek demokrasiyi kurmakla mümkündür. Cumhuriyete yöneltilen tehdit ve tehlikelere karşı mücadele etmenin tek yolu Cumhuriyete ve Kuruluş felsefesine sıkı sıkıya bağlı kalmaktır.

 

KAYNAKÇA;

ATATÜRK, Gazi Mustafa Kemal, “NUTUK  (1919-1927)”, 2006.

AYDEMİR, Şevket Süreyya, Tek Adam, Mustafa Kemal (1922-1938), Remzi Kitapevi, 1987.

AYDOĞAN, Metin, Atatürk ve Türk Devrimi, İnkılâp Yayınevi, 2006.

LEWİS Bernard, Modern Türkiye’nin Doğuşu, Türk Tarih Kurumu, 2007.

MEYDAN, Sinan, ATATÜRK Etkisi, İflas-İşgal-Direniş-Kurtuluş, İnkılâp Yayınevi, 2018.

 

Son Düzenlenme Pazartesi, 28 Ekim 2019 10:50
Dr. Cengiz Tatar

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Bilimsel Danışmanı

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 13-11-2019

NATO'yu Suriye'ye Sokacaklar!

Türkiye, Barış Pınarı Harekatını başlattıktan sonra ABD ve Rusya ile mutabakatlar imzaladı. Ama PKK/YPG'nin saldırıları durmuyor.