Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucu Belgesi, Senedi ve Tapusu: 97. Yılında “Lozan Barış Antlaşması”

Yazan  23 Temmuz 2020

24 Temmuz 1923, Kurtuluş Savaşı’nda kazanılan zafer sonrası Türkiye tarihinde büyük önem taşıyan 21 Kasım 1922’de başlayan ve aralıklar ile 8 ay süren, İsviçre’nin Lozan şehrinde imzalanan “Lozan Barış Antlaşması”nın 97. Yıldönümü kutlu olsun.

“Lozan Barış Antlaşması”, her türlü kapitülasyona son vererek “Tam bağımsız” Türkiye Cumhuriyeti’nin ve “Türk Ulus Devleti’nin temeli, kurucu belgesi ve tapusudur. Sadece 4 yıllık Kurtuluş Savaşı’nın değil, 1911-1922 arasındaki 10 yıllık savaş zinciri (Trablugarp, Balkan, I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı) 9 Eylül 1922’de, İzmir’in kurtuluşu ile Yunan işgal kuvvetleri Anadolu topraklarından temizlenmiş, barış sürecinin başlangıç tarihi vesavaşı bitiren bir diplomatik bir zaferolmuştur. Mustafa Kemal Atatürk, Lozan’ı; “Bu antlaşma, Türk ulusuna karşı yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması ile tamamlandığı sanılmış büyük bir yok etme girişiminin yıkılışını bildirir bir belgedir. Osmanlı tarihinde benzeri görülmemiş siyasi bir zafer eseridir” sözleri ile önemin belirtmiştir. Lozan Barış AntlaşmasıTürkiye’nin yanı sıra İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Belçika, Portekiz, Romanya ve Yugoslavya delegeleri katılmıştır. ABD gözlemci,  SSCB boğazlar sorununun, Bulgaristan ise Ege Denizi kıyısındaki topraklarla ilgili sorunların görüşüleceği oturumlarda yer almış ve Leman gölü kıyısındaki Beau-Rivage Palace’ta, 24 Temmuz 1923’te imzalanmıştır. Bu antlaşma; batı karşısındaki Türk geri çekilişini Edirne önlerinde durduran, emperyalizmin bölünmüş, parçalanmış Türkiye hayalini bitiren, milletlerarası bağımsızlık belgesini eline aldığı, Misak-ı Milli sınırları içinde “Bağımsız” ve “Egemen” bir devlet olarak, tüm dünya devletleri tarafından resmen tanınmasını, önce Avrupa’dan sonra Balkanlar’dan atılan Türklerin, Trakya’ya ve Anadolu’ya tutunmasını sağlayan, I.Dünya Savaşı’ndan sonra imzalanan ve 97 yıldır hala geçerli olan dünyadaki tek antlaşmadır.Atatürk’ün “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesinin ilk somut uygulamasıdır.

 

 

Osmanlı Devleti, 1920’de Sevr Antlaşması’na boyun eğmiş, ancak öngördüğü düzen Kurtuluş Savaşı’yla altüst olmuştur. Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Hükümeti’nin Yunan kuvvetlerine karşı elde ettiği zaferin akabinde 11 Ekim 1922’de Mudanya Ateşkes Antlaşması imzalanması ile Anadolu’da güçlü bir Türk Devletinin doğmasının yolu açılmıştır.Bu değişen koşullar karşısında Sevr’in tarafı olan İtilaf Devletleri, 28 Ekim 1922’de TBMM Hükümeti’ni 13 Kasım’da Lozan’da toplanacak olan barış konferansına davet etmiş, aynı zamanda TBMM Hükümeti üzerinde baskı kurmak için İstanbul Hükümeti’ni de çağırmıştır. Bu duruma tepki için 1 Kasım 1922’de Saltanat kaldırılmış ve Osmanlı Devleti’ne son verilmiştir. Mustafa Kemal Atatürk; “Türkiye Büyük Millet Meclisi ordularının kazandığı kesin zaferin doğal sonucu olmak üzere, Barış Konferansında Türkiye Devleti yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetince temsil olunur” sözü ile son noktayı koymuştur. 2 Kasım 1922’de yapılan delege seçimi ile heyete Dr. Rıza Nur ve Hasan Saka, İsmet İnönü’de heyet Başkanlığa seçilmiştir.Milli Mücadele’de savaş alanlarında önemli başarılar elde eden, Mudanya Ateşkes Antlaşması’nda büyük diplomasi başarı gösteren İsmet İnönü, görüşmeler için baş temsilci olarak görevlendirilmiş ve Dışişleri Bakanlığı’na getirilmiştir. Dışişleri Bakanları düzeyinde yapılan toplantıya Türkiye’yi temsil edecek tek güç TBMM hükümeti olmuştur.

 

 

31 Ekim 1922’de görüşmelere katılacak heyete, TBMM Hükûmeti 14 maddelik bir talimat vermiş ve heyet tamamen bu talimatlara uygun hareket etmiştir.Misak-ı Milli’yi gerçekleştirmeyi, Türkiye’de bir Ermeni devletinin kurulmasını engellemeyi, kapitülasyonları kaldırmayı, Türkiye ile Yunanistan (Batı Trakya, Ege adaları, nüfus değişimi, savaş tazminatı) ve Türkiye ile Avrupa devletleri arasındaki sorunları (ekonomik, siyasal, hukuksal) çözmeyi amaçlamıştır.Ermeni yurdunun ve kapitülasyonların kabul edilmesi asla taviz verilmeyecek konu olarak dikte edilmiştir. İsmet İnönü başkanlığında oluşan kurul, Lozan Konferansı için 4 Kasım’da hareket etmiş ve 12 Kasım’da Lozan’a varmıştır. 12 Kasım’da İsmet İnönü, verdiği nota da;“Konferansın açılma tarihi 13 Kasım olarak kesin biçimde kararlaştırıldığından, Lozan’a gelen Türk Delegeler Kurulunun birlikte kararlaştırılmış olan tarihte müzakerelere girişmeye hazır olduğunu bildirmekle onur kazanırım. Barışın geciktirilmesi Türk milleti için büyüklüğü takdir edilemeyecek fedakârlıkları ve zahmetleri uzatacak ve bertaraf edilmesi yalnız bizim iyi niyetimize bağlı olmayan beklenmedik sonuçlar doğuracak bir mahiyette olduğunu belirtmekle birlikte sizlerde takdir edecektir. Bu bakımdan dünya barışının yararı namına konferansın çabuk toplanması için beslediğim en hararetli dileklerimi bildirir ve saygılarımın güvencesini sunarım.” 13 Kasım’da, İsmet İnönü Le Matin ve La Tribune de Geneve gazetesine verdiği demeçte; “Bütün bir milleti ve bütün bir orduyu belirsiz bir mütareke halinde tutmak kolay değildir. Karşınızda bir koloni değil, hür bir millet vardır, tabi değil eşittir. Türkiye içtenlikle barış aramak için Lozan’a geldi. Eğer barış uzaklaşırsa, eğer yeniden savaş olursa, herkes için, ama özellikle Avrupa için büyük bir ıstırap olur”. Yine, İstanbul’a gelmeden önce Sapanca’da gazetecilere; “Bizim barış şartlarımız dünyaca bilinmektedir. Bizim uğrunda yıllardan beri her türlü fedakârlığa katlandığımız gayelerimiz çok mütevazı ve çok haklıdır. Bu gayeler iki kelime içindedir. “Misak-ı Milli”. Türk Milleti’nin amacını ve hedefini belirtmiştir.

Lozan Barış Konferansı açılış toplantısı, 20 Kasım 1922’de Lozan-Monthbenon gazinosunda saat 15.30’da yapılmıştır. İsmet İnönü,Türkiye’ye salonda Bulgaristan, Romanya ve Sırbistan arasında yer ayrılmasına itiraz etmiş, böylece Türk delegeleri, İngiliz, Fransız, İtalyan delegeleriyle aynı masada oturmuştur. İnönü, İsviçre Cumhurbaşkanın dışında herhangi bir delege konuşma yaparsa kendisinde mutlaka konuşma yapacağını bildirmiş, İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon’un konuşması üzerine, ikinci konuşmayı kendisi yapmıştır. Konuşmasında; Türkiye’nin çektiği ıstırapları ve uğradığı haksızlıkları, Anadolu’ya saldırıları, memleketteki büyük tahribatı, ıstırapları belirterek; “Hala bu dakikada bile bir milyondan ziyade masum Türkün, Küçükasya ovalarında ve yaylalarında evsiz, ekmeksiz ve serseri gibi dolaştıkları hatırlatmak isterim. Türk ulusu, insan gücünü aşan bu fedakârlıklara katlanmakla, uygar insanlık içinde, köklü bir yaşama gücüne sahip olanlara özgü olan varlık ve bağımsızlık haklarıyla, barış, huzur ve çalışkanlık unsuru olarak, büyük bir yer kazanmıştır. TBMM’nin kesin amacı, bu yeri korumak ve güçlendirmektir”sözleri anlatmıştır. “Misak-ı Milli ile yetiniyoruz, ne fazla, ne eksik” başka bir amacımızın olmadığını ve bütün medeni milletler gibi özgürlük ve bağımsızlık içinde yaşamak isteğini, Milli Mücadele’yi eşitlik, adil bir barış mücadelesi olduğunu belirtmiş, Misak-ı Milli ve tam bağımsızlık vurgusu yapmıştır. İtilaf Devletleri ile yeni Türkiye’nin eşit olduğunu ve aynı şartlarda barış görüşmelerine katıldığını, hiçbir şart altında üstünlük kabullenmeyeceğini ısrarla belirtmiştir. Lord Curzon’un toplantıda,İnönü’ye söylediği tarihi konuşmaya; “Aylardır müzakere ediyoruz. Arzu ettiklerimizden hiçbirini alamıyoruz. Vermiyorsunuz. Anlayış göstermiyorsunuz. Memnun değiliz sizden. Ama ne reddederseniz cebimize atıyoruz. Cebimize saklıyoruz. Memleketiniz haraptır. Yarın gelecekseniz, bunları tamir etmek için, kalkınmak için yardım isteyeceksiniz. O zaman, bu cebime koyduklarımdan her birini, birer birer çıkarıp size vereceğim”. İsmet İnönü; “Çok emekle bu neticeye varmışızdır. Şartlarımız, milletimize göre haklıdır. Bunları ne olursa olsun alacağız. Biz bunları alalım, siz şimdi verin. Sonra da gelirsek, istediğinizi yapın”. Cevabını vermiştir.

21 Kasım’da güç şartlar ve ağır bir hava içinde Lozan Barış Antlaşması görüşmeleri başlamıştır. İtilaf Devletleri; Toprak, Askerlik ve Boğazlar, Azınlıklar, Mali ve İktisadi,Hukuk Meseleleri olmak üzere 3 komisyon teşkil etmiştir. İngiltere ile Musul ve Boğazlar; Fransa ile kapitülasyonlar ve Osmanlı borçlar; İtalya ile kabotaj hakları, azınlıklar ve Patrikhane;Yunanistan ile Trakya sınır ve savaş tazminatı, Adalar en problemli ve görüşmelerin tıkandığı başlıca ana konular olmuştur. Ancak kapitülasyonların kaldırılması, İstanbul’un boşaltılması ve Musul konularında anlaşma sağlanamamıştır.Savaş tazminatı da önemli bir sorun olarak gündeme gelmiş, başta İngiltere ve Fransa olmak üzere galip devletlerin Sevr Antlaşması’nın koşullarını biraz hafifleterek Türkiye’ye kabul ettirmeye çalışmaları nedeniyle oturumlar sert tartışmalar ile geçmiştir.Türk tarafının haklarını arama noktasındaki kararlı duruşu, İtilaf Devletleri temsilcilerinin ise görüşmeleri Sevr koşulları üzerine inşa etmeye çalışmaları ve özellikle İngiltere’nin ödün vermeyen tutumu yüzünden konferans çıkmaza girmiştir.Atatürk, 19 Ocak 1923’de İzmit’te halka ve gazetecilere yaptığı konuşmada; ”Düşmanlarımız, Sevr Antlaşması’nın muhteviyatında beliren, bizi imha etmek maksadını, başka bir kisve ile takip ediyorlar. İngilizler Boğazlarla, Fransızlar kapitülasyonlarla alakalıdır. Musul bizim için çok önemlidir. Bununla beraber Musul’u almamakla muharebeye devam mı edeceğiz, makul bir şey midir? Lozan konferansı düne bugüne ait, üç seneye, dört seneye ait hesapların halli ve neticeye bağlanmasıyla meşgul olmakta değildir. Belki üç yüz, dört yüz senelik birçok birikmiş ve yoğunlaşmış hesapların görülmesiyle meşguldür. Bu kadar derin, bu kadar karışık ve bu kadar kirli hesapların az zamanda içinden çıkmak o kadar kolay değildir”. Sürecin önemini anlatmıştır.

Lord Curzon, 30 Ocak 1923’de, Sevr Antlaşması’nın biraz yumuşatılmış şekli ile bir barış taslağı sunmuştur. Temel konularda tarafların taviz vermeye yanaşmaması ve özellikle Türk tarafı “Bağımsızlığa aykırı” bulduğu konularda ortak bir zeminde buluşulmaması nedeniyle konferans, 4 Şubat 1923’te dağılmıştır. Lozan Konferansının dağılması ile birlikte savaş ihtimalini gündeme getirmiştir. Başkomutan Mareşal Mustafa Kemal Paşa, Türk Ordusu’na savaş hazırlıklarının başlamasını emretmiş ve teyakkuza geçirmiştir.İzmir’deki düşman donanmasını çıkarmış ve kapitülasyonların kaldırmasına yanaşmayan İngiltere ve Fransa’ya ders vermek için İzmir İktisat Kongresi’ni düzenlemiştir. Sovyetler Birliği, yeniden savaş çıkarsa bu sefer, Türkiye’nin yanında savaşa gireceğini ilan etmiştir. Haim Naum Efendi öncülüğündeki azınlık temsilcileri de Türkiye’yi destekleyerek arabulucu olmuştur. İtilaf Devletleri, yeni bir savaşı ve kendi kamuoyunun tepkisini göze alamamış, barış görüşmelerini tekrar başlatmak için Türkiye’yi Lozan’a davet etmiştir.

 

 

23 Nisan 1923’te müzakereler yeniden başlamış ve 24 Temmuz’a kadar 3 ay sürmüştür. Bu süreç, Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Rauf Orbay ve Vekiller Heyeti için çok sıkıntılı geçmiştir. Özellikle Başbakan Rauf Orbay ile İsmet İnönü arasındaki çekişmeler barış görüşmelerinde önemli bir yer tutmuştur. Lozan Barış Konferansı, 17 Temmuz 1923’de akşamı bitmiştir. Ancak antlaşmasının imzalanması için hükümet tarafından çekilmesi gereken yetki telgrafı çekilmemiş, sorunun çözülmesi için İsmet İnönü, Meclis Başkanı Atatürk’e 18 Temmuz’da yazdığı telgrafta; “Konferansın sona erdiğini üç gün önce Hükümete arzetmiştim. Hiçbir cevap alamadığımızdan bir tereddüt olduğunu sanıyorum. Hükümet, kabul ettiklerimizi reddetmek istiyorsa, imza yetkisini bizden alabilirler. Hükümetten teşekkür beklemiyoruz”. Atatürk, İsmet İnönü’ye 19 Temmuz 1923’de yazdığı “Hiç kimsede tereddüt yoktur. Kazandığınız başarıyı en sıcak ve içten duygularımızla tebrik etmek için Antlaşmanın usulüne göre imza edildiğinin bildirilmesini bekliyoruz kardeşim”  telgraf ile sorunu çözmüştür.Atatürk, İsmet İnönü’ye destek vermeseydi, Lozan’a gönderilmesi, orada kalması ve barışı başarması mümkün olmayacaktır. İsmet İnönü, Lozan’da sekiz ay süren çetin, pürüzlü, tehlikeli yolun hem şerefli hem sıkıntılı mücadelesini başarıyla tamamlamıştır. Bu geçtiği yolun sıkıntılarını, 20 Temmuz 1923’de;”