15 Temmuz öncesi süreçte kritik bir nokta: Kamu görevlilerine yönelik şantaj suçu

Yazan  20 Ekim 2018
Şantaj; hukuki olarak bir suç, süreç olarak bir sanat, devletlerden küçük çocuklara kadar kullanılabilecek bir güç ya da tamamen bir bilgi alışverişi olarak ticaret konusu olabilmektedir. 

Çalışmada ele alındığı şekliyle şantaj, bir grubun (FETÖ/PDY) çıkarları için hasımlarını etkisiz hale getirmekte kullandığı illegal bir yöntemdir. Bu yöntemde hedef şahısları (FETÖ/PDY’nin hasımları ya da örgüte tehlike oluşturabilecek şahıslar) etkisiz hale getirmek amacıyla bilgi, belge toplanmakta ya da var olan bilgiler çarpıtılarak hedef şahıslar yıpratılmakta ve sonuçta örgüt, örgüt mensuplarının yolunu kapatan her türlü engelli bu yolla aşmaya çalışmaktadır.

FETÖ/PDY’nin şantaj ile olan yakın ilişiği esasında örgütün yaklaşık 50 yıldır nasıl bu kadar güçlendiği sorusuna açık bir cevap olmaktadır. Bununla birlikte bilindiği üzere örgütün istihbarata karşı aşırı bir eğilimi bulunmaktadır. İstihbarat birimlerini ele geçirmeye dönük stratejileri örgüte çok değerli bir bilgi kaynağı (şantaj malzemeleri) sunmuş ve bu sayede örgüt, kendisine karşı gelişebilecek tehlikeleri önceden bilme fırsatı ve hasımlarını etkisiz hale getirebilecek büyük bir güç kazanmıştır. Aynı zamanda yargı, ordu ve emniyet gibi stratejik kurumlarda güçlü hale gelmeleri şantaj mağdurlarının elini kolunu bağlamıştır. Yani şantaja maruz kalan kamu görevlileri, örgütle çatışma güç ve kudretinden mahrum kalarak geri çekilmek durumunda kalmış ve haklarını savunamamışlardır. Kimileri örgüte boyun eğmiş, kimileri ise istifa etmek zorunda kalmıştır.

FETÖ/PDY örneği üzerinden görülüyor ki şantaj suçu, kamu görevlilerine karşı işlendiğinde çok derin sorunlara yol açabilmektedir. Fakat şantajla ilgili Türkçe literatürdeki çalışmaların genellikle hukuki sınırlar içerisinde kaldığı görülmektedir. Bu durum da esasında ülkemizde kamu görevlilerine yönelik gerçekleştirilen şantaj suçuna karşı bilinçlenmeye olan ihtiyacı işaret etmektedir. Bu nedenle çalışma FETÖ/PDY’nin şantajla olan ilişiğini ortaya koyarak bu suça karşı gelecekte bilinçlenmeyi sağlayacak çalışmaları teşvik etmek amacı gütmektedir. Bu kapsamda çalışmada, öncelikle ilgili literatür taranarak genel olarak kamu görevlileri kavramına ve şantaj suçuna odaklanılmaktadır. Ardından FETÖ/PDY ön plana çıkan temel özellikleri ile açıklanmaktadır. Sonrasında FETÖ/PDY ile şantaj arasındaki ilişki medyaya yansıyan bazı haberler üzerinden aktarılmaktadır. Sonuç olarak kamu görevlilerine yönelik gerçekleştirilen şantaj tehlikesi vurgulanarak gelecek için bazı önerilerde bulunulmaktadır.

1.GENEL OLARAK KAMU GÖREVLİLERİ KAVRAMI VE ŞANTAJ SUÇU

1982 Anayasasının kamu hizmeti görevlileriyle ilgili hükümlerinin düzenlendiği 128. maddesinde “Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür” denilmektedir (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, 1982). Bu madde kamu personel rejiminin özü sayılmaktadır (Aslan, 2007: 9). 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4. maddesinde ise “Kamu hizmetleri; memurlar, sözleşmeli personel, geçici personel ve işçiler eliyle gördürülür” ibaresi bulunmaktadır (Devlet Memurları Kanunu, 1965).

Anayasanın 128. maddesinden kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin kamu görevlilerince yerine getirildiği anlaşılmaktadır. Bu noktada memurlar kamu görevlilerinin genelini oluşturmaktadır (Güçlü, 2009: 17). Devlet memurları ise on sınıfa ayrılmıştır. Bunlar (Güçlü, 2009:22-24); genel idare hizmetleri, teknik hizmetler, sağlık hizmetleri ve yardımcı sağlık hizmetleri, eğitim ve öğretim hizmetleri, avukatlık hizmetleri, din hizmetleri, emniyet hizmetleri, yardımcı hizmetler, mülki idare amirliği hizmetleri ve milli istihbarat hizmetleridir. Çalışmada ise kamu görevlileri kavramıyla istihdam şekillerine bakılmaksızın kavramın en geniş anlamı kullanılarak “kamu alanında çalışan görevli herkes”  kastedilmektedir.

Şantaj suçu ise en basit haliyle bir şahsı bir şeyi yapmaya ya da yapmamaya zorlama olarak ifade edilebilmektedir (Üzülmez, 2007: 131). Esasında şantaj, tehdidin özel bir şekli olarak da değerlendirilebilmektedir (Hafızoğulları ve Özen, 2010: 171). Nitekim ülkemizde kanun koyucunun belli şekillerde gerçekleştirilen ve belli değerlere yönelen tehdidi şantaj başlığı altında düzenlemesi (Taner, 2011: 121) şantajın tehdit suçunun özel bir şekli olduğunu düşündürmektedir. Türk hukukunda şantaj suçu; haksız bir yarar elde etmek, bir şeyin yapılmasını ya da yapılmamasını sağlamak amaçlarıyla işlenebilmektedir (Taner, 2011: 122). Dar anlamda şantaj, maddi kazanç elde etme çerçevesinde açıklanabilmektedir. Geniş anlamda ise şantaj; para, mülk, cinsel iltimas ya da politik özgürlükler gibi önemli-kayda değer  şeylerin feda edilmesine neden olan bütün hareketler olarak ele alınabilmektedir (Fletcher, 1993: 1621).

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 107. maddesinde şantaj hususu ele alınmıştır. Buna göre; “Hakkı olan veya yükümlü olduğu bir şeyi yapacağından veya yapmayacağından bahisle, bir kimseyi kanuna aykırı veya yükümlü olmadığı bir şeyi yapmaya veya yapmamaya ya da haksız çıkar sağlamaya zorlayan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.” 5377 sayılı yasayla eklenen fıkra ile de “Kendisine veya başkasına yarar sağlamak maksadıyla bir kişinin şeref veya saygınlığına zarar verecek nitelikteki hususların açıklanacağı veya isnat edileceği tehdidinde bulunulması halinde de birinci fıkraya göre cezaya hükmolunur” ibaresi koyulmuştur (Türk Ceza Kanunu, 2004).

Şantajın birçok tanımı olsa da genel olarak bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir şeyi yapmaya ya da yapmamaya zorlamak ve bunun için kendisinden çıkar elde etmeyi istemek olarak ifade edilebilir. Bu tanımda görüldüğü üzere “çıkarın sağlanmış olması” suçun oluşması açısından
gerekli bir şart değildir (Yurtcan, 2012: 81). Örneğin; “Bir gazetecinin peynir ticareti yapan bir şirkete, kendisine menfaat sağlanmadığı takdirde, peynirlerin bayat sütlerden imal edildiğini açıklayan haber yapacağı tehdidinde bulunması” maddenin ikinci fıkrasına göre şantaj suçunu oluşturmakta ve peynir şirketi de mağdur olmaktadır (Yurtcan, 2012: 82).

Türk Dil Kurumu’nda ise şantaj; “Herhangi bir çıkar sağlamak amacıyla bir kimseyi, kendisiyle ilgili lekeleyici, gözden düşürücü bir haberi yayma veya açığa çıkarma tehdidiyle korkutma” olarak açıklanmaktadır. Nitekim şantaj suçunda esas olan bir şahsın şeref veya saygınlığına zarar verecek nitelikteki hususların açıklanması tehdidinde bulunulmasıdır. Örneğin; eşini aldatan bir koca belli bir miktar para ödemediği takdirde aldatma olayının açıklanacağı tehdidi ile karşılaşırsa bu durum, şantaj suçunun tipik bir örneğini teşkil edecektir (Taner, 2011: 141).

Zorlama ile bir şahsın başka bir şahıstan değerli bir şeyler elde etmesi noktasında ortaya çıkan birçok ilişki biçimi “şantaj” kavramı ile ilişkilendirilmektedir. En saf haliyle şantajı ele aldığımızda bilgisel bir şantajdan bahsetmemiz mümkündür. Bu açıdan değerlendirildiğinde şantajın en az 3 tarafının olduğu görülmektedir (Isenbergh, 1993: 1905): Şantajı yapan şahıs: Telafi edilmediği müddetçe elindeki bilgiyi açıklamakla tehdit edendir.

Şantaja maruz kalan şahıs: Şantajı yapan şahsın “sessizliğini” sattığı şahıstır. Şantaj konusunu öğrenecek şahıs veya şahıslar (bir şahıs, grup, halk ya da savcı olabilir): Şantajı yapan ile şantaja maruz kalan arasında bir anlaşma olmadığında bilgileri öğrenecek olan şahıs veya gruplar. Ayrıca şantaj sürecinde alternatiflerin ne olacağı, beklentileri etkileyecek ne gibi taktiklerin uygulanacağı ve ne gibi riskler alınacağı gibi sorulara net bir cevap verilememesi, şantajın bilimsel bir çalışmanın konusu olarak değil de bir sanat olarak görülmesine neden olabilmektedir (Ellsberg, 1959: 363).

Kamu görevlileri kavramı ve şantaj suçu hususlarında doktriner ve yargısal tartışmalar mevcuttur. Çalışmada ise “kamu görevlilerine yönelik şantaj suçu” hukuki boyuttan ziyade, bu boyutun dışında bir “yönetim sorunu” olarak ele alınmaktadır. Nitekim “şantaj” konusuyla ilgili günümüze kadar mevcut hukuki maddeler ve düzenlemeler varlığını sürdürmüş fakat FETÖ/PDY’nin kamu görevlilerine yönelik şantaj suçu mekanizmasını çok etkili bir araç olarak kullanmasının ve bu sayede Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin içerisinde çok güçlü bir yapıya kavuşmasının önüne bu hukuki maddeler ve düzenlemeler geçememiştir. Bu noktada yönetim literatürünün başlangıcı olarak bilinen Woodrow Wilson’un 1887 yılında yayımlanan The Study of Administration – İdarenin İncelenmesi makalesinden şu alıntının hatırlatılması elzemdir (Wilson, 2016: 4): “Bir anayasayı işletmek yapmaktan daha zor hale geliyor.”

2.FETULLAHÇI TERÖR ÖRGÜTÜ / PARALEL DEVLET YAPILANMASI (FETÖ/PDY)

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla birlikte ortaya çıkan reformlar ve özellikle laiklik ilkesi devlet ve halk arasında büyük bir gerilimin doğmasına yol açmıştır. Bu gerilim, görece kendini daha dindar olarak gören kesimlerde devletin bir tehdit olarak algılanmasına neden olmuştur. Bu noktada “devlet karşıtlığı” argümanı FETÖ gibi tüm devlet karşıtı örgütler için uygun bir toplumsal zemin oluşturmuştur (Keleş, 2016: 14-15). Özellikle 1960’lı yıllardan sonra Adnan Menderes’in idam edilmesiyle birlikte bu gerilim hat safhalara taşınmış ve Türkiye içerisinde devlet, siyasi/legal muhalefetler ve illegal muhalefetler (özellikle GÜLEN hareketi) birlikte var olmuştur (Keleş, 2016: 16).

1960 yılında Sait Nursi’nin vefat etmesiyle birlikte Nurcular arasında bölünmeler yaşanmış, FETÖ/PDY lideri bu süreçte kendi ekibini oluşturmuş ve Gülen hareketi doğmuştur (Keleş, 2016: 18). Fakat Fetullahçılar Türkiye’de bulunan Mevleviler, Bektaşiler, Cerrahiler gibi salt dinsel inancını yaşamaya çalışan diğer cemaatlerden tamamen farklıdır. Nitekim örgüt; örgütlenme modeli olarak CIA denetimindeki “Moon, Falun-Gong, Scientology” gibi tarikatlarla benzeşmekte ve uluslararası bağları, ekonomik kaynakları ve eğitim kurumlarıyla Türkiye açısından büyük bir tehdit oluşturmaktadır (Hablemitoğlu, 2015: 14). FETÖ’nün CIA’nin Türkiye’deki örgütü olduğu iddiaları ise 1996 yılından beri mevcuttur (Kındıra, 2016: 28).

Örgüt eğitime çok fazla önem vermekle birlikte istihbarat alanına da yönelmektedir. İstihbarata bu kadar önem vermelerinin gerekçeleri ise şu şekilde belirtilmektedir (Hablemitoğlu, 16-14 :2015): Silahlı mücadele ile hedeflerini gerçekleştiremeyeceklerinin farkındadırlar. Bu nedenle
mevcut sistemle çatışmak yerine takiyyeyi ön plana alarak devletin stratejik kurum ve kuruluşlarına sızmak ve bunları ele geçirmek istemektedirler.

İstihbarat birimlerine sızarak kendilerine tehlike arz edebilecek her türlü hareketi veya operasyonu önceden bilme olanağına kavuşmaktadırlar. Bu durum örgüte sadece savunma değil, karşı saldırı olanağına da yaratmaktadır. İstihbarat birimlerindeki kadrolar TSK’ya alternatif bir güç olarak görülmekte ve bu sayede kendilerini güvende hissetmektedirler. Özel bir istihbarat örgütüne sahip olmaları neticesinde örgüt, devletin istihbarat birimlerinin tüm olanaklarını kullanabilmekte ve bu sayede hasımları, hedef siyasiler, gazeteciler, mafya babaları, bürokratlar, akademisyenler, askerler ve diğer önemli meslek sahibi kişiler hakkında her çeşit şantaj malzemesi toplayabilmektedir. Bununla birlikte hasımlarına karşı çarptırılmış bilgi ve belge düzenlemek de örgütün uzmanlık alanı içerisinde değerlendirilmektedir. 

Esasında Fetullahçılar “teröre bulaşmama-kaba güç kullanmama” ya da “önce ve öncelikle tedbir ve temkin” ilkesine sahiptir. Bu ilke ile kendilerini gizleyebilmekte ve olumlu bir imaj yaratabilmektedirler. Fakat FETÖ/PDY liderinin Türkiye’den zorunlu bir şekilde ayrılması neticesinde ülke içerisindeki kontrolün devlet içine sızmış devlet ve rejim düşmanı kamu görevlilerini temsil eden ve “şahin kanat” olarak isimlendirilen grubun eline geçtiği düşünülmektedir (Hablemitoğlu, 2015: 19).

Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral’ın Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi C. Başsavcılığı’na 21 Nisan 1999 tarihli Yazısında (Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, E. 2000/124, K.9, D. 155. akt. Senem, 2011: 23-33) örgüt liderinin genel profili ve örgütün yöntemi şu şekilde açıklanmaktadır: “Fethullah Gülen, alışılmış “din adamı” profilinden uzak, din adına farklı söylemleri bulunan, kimi zaman “Sfenks” kadar sessiz, kimi zaman Atatürk’ü övmeye gerek duyan, kimi zaman 8 yıllık eğitime destek verecek kadar reformcu, rejim yandaşı ve aydın bir düşünür, kimi zaman da farklı dinlerin temsilcilerine dünya barışı adına çağrılar yapacak, hatta Papa ile fikir teatisinde bulunabilecek kadar da enternasyonal yanı güçlü biri olarak görüntüler vermektedir. Tarikat mensupları da baş imam Fethullah GÜLEN’den aldıkları fetvalar doğrultusundaki davranışları ile kendi düşüncelerinin zıttı olanlara karşı, “hile mubahtır” yöntemi ile tedbirler geliştirmektedirler.”

Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral’ın DGM C. Başsavcılığı’na gönderdiği 46 sayfalık Fethullah Gülen ve “Işık Tarikatı” (Fethullah Gülen Örgütlenmesi) Başlıklı Rapor’da ise (Ankara 11. Ceza Mahkemesi E. 2000/124, K.9, D.154’ün eki akt. Senem, 2011: 87-140) en
dikkat çeken noktalar örgütün “TERÖR” suçunu işlediğinin tespit edilmiş olması ve gerekli önlemler alınmadığı takdirde karşılaşılabilecek büyük sorunlardır: 

“IŞIK TARİKATI’nın 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 1. maddesinde, tarifi yapılan “TERÖR” suçunun muhtevasındaki korkutma, yıldırma ve sindirme yoluyla toplumu nasıl “tehdit” ettiği Fethullah GÜLEN’in kendi söylemleri ile netleşmiş durumdadır… Belki silahlı bir cemiyetten söz etmek şimdilik mümkün değildir. Ancak, ele geçirmeyi hedeflediği devlet kurumlarından bazıları dikkate alındığında, hedefi topyekûn ele geçirme şeklinde ve bu kurumların yöneticilerinin ışık evlerinde yetişen mensupları tarafından işgal edilmesiyle mümkün olacağı gerçeği, kendi deyimleri ile itiraf edilmiş bir suç olarak karşımızdadır…


Önlem alınmakta gecikildiği takdirde, tarih sayfaları arasında kalan Babailer isyanından, Şeyh Bedrettin ve Şeyh Said’e kadar uzanan din görünümlü isyanların belki de en ciddi, en sinsi, en kapsamlı ve en tehlikelisi olabileceğine işaret etmek yanıltıcı bir tahmin olmayacaktır.”
Görüldüğü üzere FETÖ/PDY terör örgütü ilan edilmeden önce de örgüt hakkında örgütün çok tehlikeli olduğu yönünde tespitler yapılmış hatta örgütün terör suçunu işlediği vurgulanmıştır. Bununla birlikte örgütün istihbarat alanına oldukça fazla sızdığı da belirtilmiştir. Fakat tüm bunlara rağmen örgüt güçlenmeye devam etmiştir. Bu noktada Fetullahçıların varlıklarını güçlendirerek sürdürmelerinin temel nedeni; çok sert ve acımasız bir çalışma disiplini içerisinde oldukça sistemli, eş güdümlü ve gizliliğe dayanan bir yapıya sahip olmalarına dayandırılmaktadır (Kındıra, 2016: 38).

Bu çalışma disiplini içerisinde tabi ki şantaj suçundan da bahsedilmesi gerekmektedir. Örgüt istihbarat birimlerine sızarak hasımları hakkında birçok değerli bilgiyi öğrenebilmiş ve hasımlarına karşı bu şantaj malzemelerini kullanabilmiştir. Bu süreçte örgütün gelişimini engelleyebilecek herhangi bir kamu görevlisinin şantaj tehlikesiyle karşılaşması ya da “karşılaşma korkusu yaşaması” büyük ihtimal dahilindedir.

Hablemitoğlu’na göre (2015: 279); “…devlet güvenliğinin zaafa uğraması pahasına, basit çıkar hesaplarına ya da makamından olma-düşman kazanma korkusuna dayalı ilgisizlik, sorumsuzluk, vurdumduymazlık, fırsatçılık, yandaşlık ve işbirlikçilik gibi tüm olumsuzlukların oluşturduğu bataklık zemin, devletin stratejik kurum ve kuruluşları içindeki fethullahçı fidanların(!) adeta ormana dönüşmesine yol açmıştır.”

3.FETÖ/PDY ve ŞANTAJ İLİŞKİSİ

FETÖ/PDY’nin hedef şahısların özel bilgilerini rahatlıkla ele geçirip kullanmasında örgütün oluşturduğu paralel devlette kullandığı istihbaratçıların önemi büyüktür. Nitekim örgütün istihbarat alanına özel bir ilgisi bulunmaktadır. Hablemitoğlu (2015: 108) Fetullahçı istihbaratçıların kullandıkları yöntemleri ise şu şekilde belirtmektedir; telefon dinleme, tehdit, sahte belge üretimi ve montaj, çarpıtılmış bilgiye yönelik kampanyalar, hırsızlık, kundakçılık, şantaj amaçlı kadın pazarlama ve görüntü kaydı, her türlü illegal kayıt kullanımı (böcek, gizli kamera vb.), rüşvet, gasp, darp, bilgisayar sahtekârlıkları, ev ve işyeri kurşunlama, emniyeti suiistimal, hâkim kiralama ve diğerleri… Hal böyleyken örgüt için “şantaj” çok kullanışlı bir araç olmaktadır.

Medyaya yansıyan örneklerde FETÖ/PDY’nin şantajla olan yakın ilişiği rahatlıkla görülebilmektedir: İstihbarat birimlerinin çalışmaları neticesinde FETÖ/PDY’nin örgüt üyelerini kullanarak şantaj amacıyla birçok video ve ses kaydı topladığı ortaya çıkmıştır. Bu video ve ses kayıtları
dahil her türlü verinin örgüt tarafından “bulut” adı verilen sanal sunucularda depolandığı tespit edilmiştir. Bu sanal depoya ulaşmak için ise çalışmaların sürdüğü belirtilmiştir (Ahaber, 16.08.2016).

Uşak’ta mahkeme tarafından kabul edilen iddianamede, örgütün önemli kişilere ait her türlü görsel ve işitsel bant kayıtlarından oluşan “tehdit ve şantaj arşivine sahip olduğu” belirtildi (Haberler.com, 29.08.2016).

Ordu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan ve FETÖ’nün Ordu’daki faaliyetlerine ilişkin iddianamede, örgütün yurtlarında kalan kız öğrencilerin “abla” olarak adlandırılan ilçe sorumluları tarafından çıplak fotoğraflarının çekildiği öne sürülmüştür. Bu çıplak fotoğrafların ileride örgütten kopmak isteyenlere karşı şantaj olarak kullanılacağı tespit edilmiştir (Türkiye, 10.01.2017).

FETÖ/PDY’nin kamu ve özel sektörde kontrol altına almak istediği üst düzey isimlere şantaj kumpası kuran özel timlerinin olduğu ortaya çıktı. İstihbarata Karşı Koyma Timleri’nin hedef kişileri örgütün ağına düşürmek için her yolu kullandığı belirlendi (Yeni Asır, 15.09.2016).

Isparta’daki FETÖ operasyonunda ele geçirilen kasetlerin 2011 seçimlerinde sosyal medyaya servis edilen MHP milletvekillerine ait oldukları anlaşıldı. Kasetlerin FETÖ’nün montaj merkezi haline gelen Süleyman Demirel Üniversitesi’nde hazırlandığı belirlendi (Sabah, 16.03.2016).

FETÖ’nün askeri hizmetlerden sorumlu imamı, tanık olarak ifadesinde; örgütün 3 bin kişilik fuhuş ordusu kurduğunu, bunların yatak odalarına girip kurbanlarını tuzaklarına düşürdüklerini söyledi (Ahaber, 12.01.2017).

Görüldüğü üzere örgütün şantaj suçuyla doğrudan ilişiği bulunmaktadır. Bu durum, “nasıl olur da bu örgüt bu kadar güçlenir” sorusunun cevabını da aslında bize vermektedir.  Örgüte karşı olan üst düzey mevkideki herkes, şantaja maruz kalmış ya da kalma tehlikesi geçirmiş; örgüt, devlet içerisinde daha da güçlenmek için kendilerine tehdit gördüğü kamu görevlilerini bu şekilde etkisiz hale getirebilmiştir. Doğal olarak 15 Temmuz öncesi süreçte örgütün kamu görevlilerine yönelik işlediği şantaj suçları, kritik bir öneme sahiptir. Bu noktada geleceğe yönelik şantajla mücadele üzerine çalışmaların-değerlendirmelerin-stratejilerin ortaya koyulması ihtiyacı bulunmaktadır. Nitekim Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başına gelen bu büyük sorundan gerekli dersleri çıkarması, geleceğe yönelik daha sağlam adımlar atmasının da bir teminatı olabilecektir.

SONUÇ

Şantaj suçuyla ilgili Türkçe literatürde derinlemesine tartışmaların, değerlendirmelerin ve incelemelerin olmaması bu suça karşı güçlü bir yapımızın ya da stratejimizin mevcut olmadığını işaret etmektedir. Oysaki yabancı literatürde bu suçla ilgili salt hukuki değil, çeşitli disiplin ve yaklaşımlar içerisinde çalışmaların yapıldığı görülmektedir.

Bir şahıs şantaja uğradığında polise başvurabilir. Fakat şantaj, konusu itibariyle kamu görevini etkileyecek bir şahsa yapıldıysa, bu şahsın şantajla mücadele edecek özel bir birime acilen yönlendirilmesi gerekmektedir. Böyle bir bilincin ne yazık ki halen ordu ve emniyet gibi stratejik kurumlarımızda dahi olmadığı söylenebilir.

Kamu görevlilerine şantaj suçu hakkında bilgilendirmeler yapılması, şantajdan kurtuluş yolları sunulması hatta bu şantaj suçuyla ilgili özel-etkili-küçük bir ekibin tüm stratejik kurumlarda görev alması gerekmektedir. Şantaj suçunun mağduru kamu görevlisi olması halinde kanun koyucu, kamu görevlisinin görevi yerine getirmesinin engelleneceği, kamu hizmetinin aksayacağı düşüncesiyle cezada arttırma öngörmüştür (Taner, 126 :2011). Fakat bunun çok daha ötesine geçilmeli, caydırıcılıktan çok şantaj suçu hakkında tam bir bilinçlenme sağlanmalıdır. Çünkü kamu görevlilerine yönelik gerçekleştirilen şantaj suçu, herhangi bir kamu kurumunda görevli hizmetliden en üst düzey yetkiliye kadar üzerinde bütüncül bir bakış açısıyla durulması gereken ciddi bir milli güvenlik meselesi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Son olarak bu çalışma bir yardım çağırısı olarak değerlendirilebilir. Şantaj konusu üzerine çok daha detaylı inceleme ve değerlendirmelere ihtiyaç bulunduğu ortadadır. Bu çalışmada önemli olan nokta kamu görevlilerine yönelik şantaj suçunun FETÖ/PDY örneği üzerinden görüldüğü üzere çok derin sorunlara yol açabildiğini vurgulamak ve basit birkaç önlem düşüncesine yer verilmesidir. 

KAYNAKÇA
AHABER, FETÖ 3 bin Kişilik Fuhuş Ordusu Kurdu, 12.01.2017, http://www.ahaber.com.tr/gundem/2017/01/12/feto3-bin-kisilik-fuhus-ordusu-kurdu (10.04.2017).
AHABER, FETÖ’nün Şantaj Kayıtlarının İzi Bulundu, 16.08.2016, http://www.ahaber.com.tr/gundem/2016/08/16/ fetonun-santaj-kayitlarinin-izi-bulundu (10.04.2017).
ASLAN, Onur Ender, 2007, Anayasa Mahkemesi Kararları Işığında 1982 Anayasasına Göre Kamu Personel Rejimi, Seçkin, Ankara.
DEVLET MEMURLARI KANUNU, 1965, http://mevzuat.meb.gov.tr/html/657_12056.html, (09.07.2017).
ELLSBERG, Daniel, 1959, “The Theory and Practice of Blackmail”, Lecture at the Lowell Institute, Boston, MA, March 10, pp.343-363.
FLETCHER, George P., 1993, “Blackmail: The Paradigmatic Crime”, University of Pennsylvania Law Review 141, no. 5,
pp.1617-1638.
GÜÇLÜ, Yaşar, 2009, Devlet Memurunun El Kitabı: Devlet Memurlarının Hak ve Yükümlülükleri, Seçkin, Ankara.
HABERLER.COM, FETÖ’nün Tehdit ve Şantaj Arşivi İddianamede, 29.08.2016, http://www.haberler.com/feto-nuntehdit-ve-santaj-arsivi-iddianamede-8736316-haberi/ (10.04.2017).
HABLEMİTOĞLU, Necip, 2015, Köstebek, 11. Baskı, Pozitif Yayınları, İstanbul. 
HAFIZOĞULLARI, Zeki ve ÖZEN, Muharrem, 2010, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler Kişilere Karşı Suçlar, US-A, Ankara.
ISENBERGH, Joseph, 1993, “Blackmail from A to C”, University of Pennsylvania Law Review, 141, no. 5, pp.19051933.
KELEŞ, Ahmet, 2016, FETO’nun Günah Piramidi, Destek Yayınları, İstanbul. 
KINDIRA, Zübeyir, 2016, Işık Evlerinden Darbeye Fetullah’ın Copları, 3. Baskı, Altaylı Yayınları, İstanbul.
SABAH, Şantaj Kasetleri Isparta’dan Çıktı, 16.03.2016, http://www.sabah.com.tr/gundem/2016/03/16/santaj-kasetleri-ispartadan-cikti (10.04.2017).
SENEM, Nusret, 2011, Devletin Fethullah Arşivi-1: Emniyet ’in Işık Evleri Raporu, 3. Baskı, Kaynak Yayınları, İstanbul.
TANER, Fahri Gökçen, 2011, “Türk Ceza Hukukunda Şantaj Suçu”, TBB Dergisi, 92, s.118-156.
TÜRK CEZA KANUNU, 2004, http://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.5237.pdf, (09.07.2017).
TÜRK DİL KURUMU (TDK), “Şantaj”, http://www.tdk.gov.tr/, (09.07.2017).
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI, 1982, https://www.tbmm.gov.tr/anayasa/anayasa82.htm, (09.07.2017).
TÜRKİYE, FETÖ’den Kız Öğrencilere Fotoğraflı Şantaj, 10.01.2017, http://www.turkiyegazetesi.com.tr/gundem/436728.aspx (10.04.2017).
ÜZÜLMEZ, İlhan, 2007, Yeni Türk Ceza Kanunu’nun Hürriyete Karşı İşlenen Suçlar Sistemi Çerçevesinde Tehdit, Şantaj ve Cebir Kullanma Suçları, Turhan, Ankara.
WILSON, Woodrow, “İdarenin İncelenmesi”, Çev.Serkan Altuntop, içinde Kamu Yönetimi Klasikleri, J. M. Shafritz ve A. C. Hyde, Çev. Editörleri Hüseyin Akdoğan ve Serkan Altuntop, Global Politika ve Strateji, Ankara.
YENİ ASIR, FETÖ’nün Şantaj Timi, 15.09.2016, http://www.yeniasir.com.tr/surmanset/2016/09/16/fetonun-santajtimi (10.04.2017).
YURTCAN, Erdener, 2012, Yargıtay Kararları Işığı Altında Hürriyete Karşı Suçlar, 3. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara.

Yağız Aksakaloğlu

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Teostrateji Araştırmaları Merkezi Başkanı

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Mete Han Kutlusan   - 15-07-2019

FETÖ Kalkışmasının Üçüncü Yılına Girerken

Meşhur bir deyiş vardır: “Cehalet hazinedir”. Bilgi felsefesine bu açıdan yaklaşmaktansa çivisi çıkmış bu dünyada hâlâ bir şeylerin başarılabileceği inancıyla tıpkı Adorno’nun da dediği gibi “Bilmek lanetlenmektir.” diyenlerdeniz.