RUHBAN OKULU

Yazan  05 Ocak 2010
Yaklaşık 39 yıldır süre gelen “Ruhban Okulu`nun” eğitime açılması meselesi, 2009 sonlarında Patrik Bartholomeos`un Amerikan CBS Tv`na verdiği “kendimi çarmıha gerilmiş gibi hissediyorum” sözleriyle, ülke gündeminde yeniden tartışılmaya başlandı.

Yeniden diyorum çünkü okulun kapatıldığı 1971 yılından sonra, bu tartışma aralıklarla kamuoyunun gündemine taşınmış, ancak her hangi bir sonuç alınmadan ertelenmişti.

Okul,1971'de yüksek özel okulların devletleştirilmesiyle devredilecek uygun bir kurum bulunamadığı için yasal dayanaktan yoksun kalarak faaliyetlerine son verilmişti.

Ayrıca okulun faaliyetleri 1982 Anayasası (Md.24/d) ile de çelişmekteydi. "Din ve ahlâk eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. "

Ruhban Okulunun açılması ile ilgili iyimser çalışmalar Kasım 2002`de iktidara gelen AKP hükümeti tarafından başlatıldı. Bu sorunu, siyasi ranta dönüştürmek, taraftarlarına olumlu mesaj vermek isteyen Başbakan, 2003 yılında kendisini ziyaret gelen ve Heybeliada'daki Ruhban Okulu'nun açılmasını isteyen Rum Patriği Bartholomeos'a, ''Adımlar karşılıklı atılır'' diyerek, öneride bulundu. Erdoğan, Ruhban Okuluna karşılık 2004 Olimpiyatları için Atina'daki Mustafa Voyvoda Camii'nin açılmasını istedi. (Hürriyet, 7.9.2003)

Ancak Başbakan`ın bu önerisi Atina`da beklediği yanıtı bulmadı.

Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Yunan meslekdaşı ile yaptığı görüşmede "Heybeliada Ruhban Okulu'nun daha fazla kapalı tutulmaması gerektiği inancında olduklarını, ancak Yunanistan'ın da Batı Trakya Türk Azınlığı'nın sorunlarına ilişkin iyi niyetini ortaya koyması gerektiğini söyledi." (Hürriyet, 10.11.2003). Bakanın bu girişimi de cevapsız kaldı.

2009 yılının hemen başında göreve başlayan ABD Başkanı Barack Obama, Nisan 2009`da ki Türkiye'ye yaptığı iki günlük ziyaretinde Heybeliada Ruhban Okulu'nu atlamadı; Okulun açılması gerektiğini hem TBMM'deki konuşmasında kayıtlara geçirdi, hem de İstanbul'da Fener Patriği ile, tüm diğer din temsilcilerinden "ayrı" bir ikili görüşme yaparak, Washington'un bu konu üzerinde durmaya devam edeceğinin işaretini verdi. (7.4.2009, Zeynep Gürcanlı, Hürriyet)

ABD Başkanı`nın konuya verdiği önem üzerine Hükümet harekete geçerek okulu yasalara uygun olarak açmanın yollarını aramaya başladı. Bulabildikleri tek çözüm ""İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi bünyesinde bu okul açılabilir" şeklinde olmuştu. Patrik Bartholomeos' bu öneriye"Okul Patrikhane'ye bağlı olmalı" diye diretmesi, sorunu tekrar çözümsüzlüğe itmişti.
"Osmanlı sarığını, latin serpuşuna" tercih eden Ortodokslar, yüzyıllarca kendi inançlarını hiç bir baskı altında olmadan özgürce yaşamışlardı. Bu durum, milliyetçilik fikirlerinin dini inançlarının önüne geçmesine kadar sürmüştü.

Kendileri için "inanç özgürlüğü" konusunda sınırsız hoşgörü gösteren idareye karşı, gayri müslim halkı kışkırtarak isyanlar çıkartmaları, varlıklarını tartışılır hale sokmuştu.

 

1821 yılında Yunanistan'da Mora isyanı başlıyor. Devlet aleyhine kalkışan Rumlar, binlerce Müslüman'ı kesiyor ve bu bölge Osmanlı egemenliğinden kopuyor. Yunanistan bağımsızlık elde ediyor. İsyanın başını kilise ve papazlar çekiyordu.
İstanbul'daki Fener-Rum Patriği Gregorius'un bu isyanda önemli rolü olduğu, isyanı kışkırtıp büyük destek verdiği belgelerle ortaya çıkması üzerine, Padişah 2. Mahmud'un emriyle yargılanan Gregorius, Patrikhane'nin bu ana giriş kapısında idam edildi.
Kapı o günden beri kapalı. İdam yeri hem dışarıdan, hem de bahçenin içinden tahta perdelerle çevrili. Adına 'kin kapısı' diyorlar. Burası bütün yabancı ziyaretçilere özenle gösterilmektedir.
Söylentiye göre, İstanbul yeniden Rumların eline geçene kadar (!) kapı açılmayacakmış.
Bu gün kadar Türkiye Cumhuriyeti sınırlarında olan bir patrikhanenin, düşmanlık ve kin nedenlerden dolayı kapalı kapısının, açılması ile ilgili Patrikhane tarafından hiç bir girişim yok.

Nedeni açık. Çünkü o kapı "Türk Düşmalığını" temsil ediyor ve ebediyende edecek. Patrikhane ve içindekiler, kendilerini işgale uğramış hissediyorlar ve bu duygularını her seferinde ifade ediyorlar. Bu kapı Ancak İstanbul, Konstantinapol olduğunda açılacak.

Bu patrikhaneden yetişecek papazlar Dünya`ya Türk dostluğunu anlatacaklar, öyle mi?

İnanılması güç.

Hiç bir ülke kendi sınırları içinde kendine ait düşmanlığı temsil eden sembolleri barındırmaz. Ancak hoşgörünün büyüklüğüne bakarsanız, Türkiye Cumhuriyeti bu hakareti bile büyük bir olgunlukla sindirebilmiş.

Ekim 1997 sonunda, Amerikan Kongresi'nin kitaplık salonunda Fener Patriği Bartholomeos'a ülkenin en büyük madalyalarından biri olan Altın Şeref Madalyası verilirken, Howard Üniversitesi Korosu, Atina Oda Orkestrası eşliğinde ''İ permacho stratego!'' ilahisini okumuştu. Ankara'da İngilizce yayınlanan ''Turkish Daily News'' Gazetesi'nin Washington muhabiri Uğur Akıncı'nın yazdığına göre, ''Sen, ey yenilmez savaşçı!'' anlamına gelen bu ilahi 1453'te Türkler, Konstantinopolis'e girerken son umutla söylenen ilahiymiş.

Tarih kitapları da, Fetih gününden önceki gece, son imparator Onbirinci Konstantinos'un surlar üzerinde gerçekten yiğitçe vuruşarak öleceği sabah saatlerine kadar, Bizans ileri gelenlerinin Ayasofya'da toplanarak bir ''mucize'' için Tanrı'ya yalvarıp ilahiler söylediklerini yazar.

Mesele Ruhban Okulunun açılıp açılmamsı değil, bu okulda verilen eğitimle dünyaya yayılacak olan Türk ve İslam düşmanlığının etkileri.

1453`den beri, kaybettiklerini geri alma hayallerin kuran Yunan Ortodokslar, görünürde dini inanç özgürlüğü adı altınada Bizans hayallerini yeşertecek bu sembolü canlandırmayı, hayallerine ulaşacak bir adım olarak gördükleri muhakkak.

Bütün bunlar değerlendirildiğinde, inanç özgürlüğünden çok bir milli dava olan Ruhban Okulu sorunu, Patrik ve milliyetçi Ortodokslar için sadece bu gün değil, 1453`den beri kendilerini çarmıha gerilmiş gibi hissettiriyordur.

 

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Mete Han Kutlusan   - 15-07-2019

FETÖ Kalkışmasının Üçüncü Yılına Girerken

Meşhur bir deyiş vardır: “Cehalet hazinedir”. Bilgi felsefesine bu açıdan yaklaşmaktansa çivisi çıkmış bu dünyada hâlâ bir şeylerin başarılabileceği inancıyla tıpkı Adorno’nun da dediği gibi “Bilmek lanetlenmektir.” diyenlerdeniz.