×

Uyarı

JUser: :_load: Unable to load user with ID: 116



13 Şehit Binlerce Soru

Yazan  19 Ekim 2007
MEHMET Z. ÖZTÜRK - "OHAL yasasının uygulamadan kaldırılmasından sonra bölgede güvenlik güçleri özellikle asker mevcut terör olayları karşısında bir yanda teröriste karşı korunmasız kalmış, diğer yanda ise yapacağı operasyonlarda yetkisizleştirilmişti

Bu durum kediyi fareye boğdurmanın birebir kendisidir. TSK, operasyonlarda yaratılan yasal zemin gereği personele getireceği hukuksal yaptırımlarında endişesini taşımaktadır.

Dünya genelinde terörle mücadelede hiçbir ülke kendi askerini bu denli kısıtlamamıştır.

Yapılan operasyonların amacı baskın etkisi yaratmak, teröristlerin kaçmasını-saklanmasını engellemek ve askeri birliklerin kendi güvenliği sağlamaktır. Bu nedenle her operasyon gizlilik prensibi içinde başlatılmalıdır. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; her operasyon aslında bir sızmadır ve operasyon sızılarak başlar, sızılan yer ise teröristin olduğu tespit edilen veya varsayılan operasyon alanıdır.

Sızmanın temel prensipleri ise gizlilik, sessizlik ve sürattir. Ve her operasyon bu nedenle gece başlar. Gece bir çok kişi için eğlence, yemek, dinleme-uyku anlamı taşırken, bir operasyon için sızma, görünmeme tehlike anlamı taşır.

Bu durumda önceden bir operasyon alanı coğrafi koordinatlar ile beyan ediliyorsa, o alanda teröristin bulunamaması, kaçması, saklanması çok doğal bir sonuç olacağı gibi, aynı zamanda 13 askerin şehit olması da bu sonuçların içine dahil edilmesi gereken vahim bir durumdur.

Ayrıca böylesine coğrafi koordinatları önceden açıklanmış bir operasyon ve operasyonlar dizisi yapılan operasyonların maliyeti, personelin emeği ve personelin çabasının sonuçsuz kalması karşısında kendine güvenini yitirmesi göz önüne alındığında can kaybı olmasa bile bu hususlar doğrudan ama görünmeyen kayıplar hanesinde toplanacaktır. En önemlisi ise, kasıt gibi can kayıplarının yaşanmasına neden olmasıdır.

Operasyon alanının belirtilmesi OHAL yasasının uygulamadan kaldırılmasının sonucunda ortaya çıkan yasal bir zorunluluktur. Akis takdirde bir operasyon alanı içinde olabilecek her gelişme her sorumlu kademeye hukuksal yük getirecektir.

Bu hareket tarzı yaklaşık 23 yıldır devam eden terör olayları karşısında verilen terörle mücadele deneyimine hiç de uymayan bir durumdur. Terörle mücadele sürecinde elde edilen bilgiler, deneyimler çok açık olarak bu durumun yanlış olduğunu ortaya koymaktadır. Bu duruma yanlış uygulama, hatalı yaklaşım, bilgi eksikliği ve benzeri nitelikli açıklamalar getirmek kamuoyunun bilgilendirilmesi açısından haksızlık olacaktır. Bu tür nitelemeler yapılan değerlendirme çok hafif ve yanıltıcıdır.

13 erin şehit olması ile gelinen son noktada "yeter" demek yetmiyor. "Yeter" diyebilmek için sorunu çok iyi analiz etmeli ve gerçekçi teşhis konulmalı ve bu durum kamuoyu ile paylaşılmalıdır. Zira yarın bu alanda görev yapacak personel bulmakta zorluk çekileceği gibi, görev yapanlarında mücadele azmi iyice kırılarak yok olma noktasına gelecektir.

İçinde bulunduğumuz süreçte doğru sorular ile durumu aydınlatmamız bir anlamda vatandaş olarak bir doğal hakkımız olmasıyla birlikte aynı zamanda yaşananların hesabının sorulması anlamı taşıyacaktır.

Sonuç olarak baktığımızda binlerce kayıp verdiğimiz terörle mücadele sürecinde sadece tek bir kayıp için bile onlarca soru sorabiliriz. Bugüne kadar binlerce şehidimiz olduğuna göre sorular onbinlere, hatta milyonlara ulaşabilir. Çünkü gelinen son noktada ne doğru düzgün bir açıklama yapılmakta, ne de kamuoyu hakkı olan bilgiyi alabilmekte ve ne de şehit olan ülke insanı çok önemseniyor görünmekte…

Kısacası ortaya çıkan sonuç ile yapılan uygulama arasında derin çelişkiler olduğu çok açıktır.

Bu nedenle şimdi çok açık olarak soruyoruz:

SORULAR

1. Terörle mücadelede dünya standardı nedir, bu standarda göre ülkemizin yeri nedir?

2. Terör süreci ilk eylemin başladığı 1984 yılından bu yana nasıl gelişti, hangi evrelerden geçti, gelinen noktada terör hangi evrededir, bu konularda toplum neden bilgilendirilmemiştir?

3. Terörle mücadelede başarı oranımız nedir? Terörle mücadelede gerçekten başarısız mıyız, yoksa başarısız gösterilmek mi isteniyoruz? Eğer böyleyse hangi nedenlerden ötürü başarısız gösterilmek isteniyoruz?

4. TSK, hangi sebeplerden ötürü operasyon alanının coğrafi koordinatlarını Genelkurmay Başkanlığının internet sitesinde yayınlıyor?

5. Bu açıklama ile operasyonun açığa çıkacağı bilinmiyor mu? Açığa çıkan operasyon alanının ve operasyonun teröristler tarafından da öğrenilip pusu, mayınlama ve benzer düşmanca faaliyetlerin yapılacağı bilinmiyor mu?

6. Yayınlanan coğrafi koordinatlar 1/25.000-1/250.000 ölçekli haritalara askeri haritalara göre belirlendiğine göre; bu haritalar gizli olduğu halde koordinatlar nasıl terör örgütüne ulaşıp operasyon sahasının sınırları öğrenilebiliyor?

7. Söz konusu haritalar aynı zamanda NATO kullanımlı haritalar olduğundan acaba bu koordinatları müttefik NATO ülke orduları mı terörist örgüte bildiriyor?

8. OHAL yasasının kaldırılması sonucunda "GÜVENLİK BÖLGESİ İLANI" zorunlu yasal bir durum mudur?

9. Eğer güvenlik bölgesi ilanı zorunlu ise bu yasal mevzuata göre "COĞRAFİ KOORDİNAT" bildirimi yasal zorunluluk mudur?

10. Terörle mücadelede takip ve imha bir alt görev olup bu safha en önemli ve riskli bir alanı oluşturduğuna göre bugüne kadar "terörle mücadele" ile "teröristin takip edilmesi ve imhası" çalışmalarında hangi paralellikler sağlanmıştır?

11. Eğer bu ana ve alt görevler arasında paralellik sağlanmış ise, gelinen ve yaşanan sonuç hangi somut verilerle açıklanabilir?

12. Neden yıllardır terör örgütüne kaynaklık eden Irak devletine "NOTA" verilmemektedir?

13. Terör örgütüne askeri, siyasi, ekonomik ve ideolojik destek sağlayan devletler var mıdır, bu devletler bilinmekte midir, biliniyorsa hangi girişimlerde bulunulmuştur?

14. Terör örgütü üyesi olan lider ve militan kadrolar tespit edilmiş midir? Tespit edildiyse haklarında yasal işlem başlatılmış mıdır, başlatıldıysa bunların içinde lider kadroda olan hangi militanlar bulunmaktadır?

15. Terör örgütüne destek verdiği tespit edilen ülkelerden maddi ve manevi tazminat istenecek midir?

16. 1984'ten beri devam eden terör olaylarının ülke ekonomisine getirdiği yük ne olmuştur, bu hesaba şehit olanların hayatlarını kaybetmesi dahil edilmiş midir?

17. Şehit olmamızın geçerli ve makul nedenleri dışında gizli bir hesap ya da ideal var mıdır, verilen kayıplarımızın nedenleri kamuoyuna açık ve belirli bir şekilde anlatılacak mı, yoksa evlatlarımız bakkalın ardiyesindeki boş şişe gibi çıkartılıp hedef haline getirilmeye devam edilip, törenle gömülmeye devam mı edilecek?

18. Terörle mücadelede Türkiye Cumhuriyeti Devleti kendi teoriğini yaratabildi mi? Yarattıysa hangi teorisini hangi doktrinleri oluşturdu?

19. Terörle mücadele kapsamında siyasi alan ile askeri alan aynı zamanda uyum içinde midir? Değilse askeri alan mı, siyasi alan mı görevini yerine getirememiştir, hangisi bir değerinin çengeline takılıp kalmıştır?

20. Terörle mücadelede hangi bilimsel çalışmalar yapılmıştır, bu çalışmalara hangi seviyede katılımlar sağlanmış ve hangi seviyede bilgi edinme ve değerlendirme yapılmış? Sahada görev yapanların bilgi ve deneyimi bu çalışmalara aktarılmış mıdır?

21. 1984 yılından beri terörle mücadele eden ve dünyanın hiçbir noktasında yaşanmayan böylesine bir deneyim alanı elde eden Türkiye'de terörist profilleri çıkartılmış mıdır? Çıkartılan profiller yabancı ülkeler ile paylaşılmış mıdır? Bu ülkeler hangileridir?

22. Türkiye Cumhuriyeti Devleti zımnen bir ateşkes süreci beklentisi içinde midir? DTP'nin bu sürece katkısı olacağı beklentisi var mıdır?

23. 1993 yılında da terörle mücadelede benzer esneklikler yaratılmış ve 33 er karayolunda şehit edilmiştir, şimdiki süreçte benzer bir esneklik veya bir uygulama eksikliği var mıdır?

24. 13 erin şehit edilmesi sadece askeri gerekçelerle mi açıklanabilir? Yaşanan bu üzücü olay askeri alan dışında bir veya birden fazla gerekçe ile açıklanabilir mi?

25. KKK Org. İlker Başbuğ 24 Eylül 2007'de KHO'da yaptığı konuşmasında "Dünyadaki genel izlenim, çok kişinin asimetrik harekâta, hala simetrik harekat gözü ve beklentileriyle bakmakta olduğudur. Bu bakış açısı, kamuoyunun, medyanın ve politikacıların beklentileriyle güvenlik kuvvetlerinin bu beklentileri gerçekleştirmesi arasındaki farkların oluşmasına neden olmaktadır" diyor. Bu açıklamaya göre, dünya genelinde Türkiye kadar yoğun ve uzun terör olaylarını kendi ülkesinde yaşayan başka bir ülke olmadığı ve medyanın da bu konuda yıllardır kamuoyunu bilgilendirdiği açıktır. Bu durumda bugün itibari ile kamuoyu, medya ve politikacı nasıl oluyor da hala farklı beklenti içinde olabiliyor? Bu durum terörle mücadelede paralel ve tek anlayış içinde hareket edilmediğinin göstergesi değil midir?

26. Org. İlker Başbuğ aynı konuşmasında, "Bugün karşı karşıya kaldığımız bölücü terör hareketinin temelinde etnik milliyetçilik vardır. Hedefleri ise ulus devlet ve üniter devlet yapısının ortadan kaldırılmasıdır. Öncelikli hedef ulus devlettir. Etnik kimliklerinin anayasal güvenceye kavuşturulması sık sık ve açıkça dile getirilen temel husustur. Bu husus da Türkiye'nin ulus devlet yapısını hedef almaktadır. Sonraki hedef ise üniter devlettir. Üniter devlet ülke, ulus ve egemenlik unsurları ve yasama, yürütme, yargı organları bakımından teklik özelliği gösteren devlet olarak tanımlanabilir" diyor. Bu açıklamada da terör örgütünün böylesine hedefleri olduğu belirtilmesine karşın ülkenin terörle mücadele anlayışı tek ve bütün hal teşkil etmiyor ise bu durumu bilgisizlik, ihmal ve hatta kasıt seçeneklerinden hangisi ile açıklayabiliriz?

27. Org. İlker Başbuğ aynı konuşmasında, "Bu açıdan bakıldığında, 1990'lı yıllarda terörün şiddetli olmasına rağmen, operasyon arazilerinin büyük oranda boş olması nedeniyle 'Kim terörist?' sorusuna kolay ve net olarak cevap verilirken, bugün bu sorunun cevabını bulmak, değişen şartlar çerçevesinde gerçekten zordur" diyor. Org. İlker Başbuğ'un bahsettiği operasyon arazileri bugün boş değil mi ve 90'lı yıllara göre bugün değişen şartlar nelerdir?

28. Org. İlker Başbuğ konuşmasında, "Türkiye'de bu konuda büyük bir kavram kargaşası vardır. Bir kısım insanlar, "Terörün yok edilmesi, güvenlik alanındaki mücadele ile olmaz; başka alanlarda tedbirler alınması ve çözümler üretilmesi gereklidir" diye düşünmektedir. İlk bakışta doğru olarak düşünülebilecek bu yaklaşım, aslında yanlış ve eksiktir."

"Elbette terörün yok edilmesi, yalnız güvenlik alanındaki mücadeleyle olmaz. Ekonomik, sosyokültürel ve psikolojik harekât alanında paralel ve eş zamanlı olarak hareket edilmelidir."

"Ancak burada kastedilen, 'Güvenlik alanında mücadele etmeyelim, diğer üç alanda mücadele edelim' düşüncesi ise; bu, zaten bölücü terör örgütünün savunduğu yaklaşımın ta kendisidir" diyor. Org. İlker Başbuğ'un konuşmasında bahsettiği yaklaşım sahipleri kimlerdir?

29. Org. İlker Başbuğ konuşmasının bu bölümünde, "Bu tartışmadaki diğer maksatlı yaklaşım ise, Güvenlik Kuvvetlerinin bölücü terör örgütüne karşı yürütmekte olduğu mücadelede kazandığı başarıyı küçümseme ve küçültmeye yöneliktir" diyor. Bu açıklamaya göre terörle mücadelede görev verilen ve bu görevine halen etmekte olan personel üzerinde isteksizlik ve olumsuz psikolojik etki yaratmaz mı? Bu tutum ve davranış içinde olanlar kimlerdir?

30. Org. İlker Başbuğ, "Yapılan hataların başında ise, terör eylemlerinin azaldığı bazı dönemlerde, terör örgütünün bittiği yanılgısına düşülmesi olmuştur."

"Tabii önemli nedenlerden birisi ise, biraz önce değindiğim gibi; güvenlik, ekonomi, sosyokültürel ve psikolojik harekat alanlarında devletin paralel, eş zamanlı ve etkin bir mücadele anlayışına ve bu mücadeleyi koordineli ve etkin olarak yürütebilecek profesyonel bir yapılanmaya sahip olamamasıdır" diyor. Bu konuşmada bahsedilen yanılgıya düşmüş kişiler kimlerdir? Gerçekten yanılgı mı, yoksa başka vahim bir durum söz konusu olabilir mi?

Devlet eş zamanlı ve etkin mücadele anlayışı ile bu mücadeleyi koordineli ve etkin yürütecek yapılanmasını neden oluşturamamaktadır?

OHAL yasasının uygulamadan kaldırılmasının sebebi de düşünle bu yanılgı mıdır?

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Gözde Kılıç Yaşın   - 03-12-2020

Kıbrıs Meselesinde Kritik Dönem

Kıbrıs meselesi önemli bir dönüm noktasında; adil, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüm üretilebilir.