×

Uyarı

JUser: :_load: Unable to load user with ID: 116



Kürt Sorunundaki Milat ve Apo Endeksli Siyaset

Yazan  29 Ağustos 2008
SABAHATTİN TALU* - Geçtiğimiz günlerde PKK’nın yayın organı olan ROJ TV’de, örgütün KCK denilen bir yapılanmasına bağlı Yürütme Konseyi Başkanlığı adı verilen oluşumu tarafından bazı açıklamalarda bulunuldu.

Açıklamalarda, Apo'nun 4 Nisan doğum günü ve Nevruz etkinliklerine değinilirken, "Kürt halkı, hem Nevruz hem de 4 Nisan'da sergilediği tutumla, Öcalan'ı tek lider ve çözümün anahtarı olarak gördüğünü gösterdi. Apo özgürleşmeden hiçbir uzlaşma durumu söz konusu olmayacaktır. Apo'nun özgürlüğü Kürt halkının özgürlüğü, Kürt halkının özgürlüğü önder Apo'nun özgürlüğüdür. Bu gerçeği birbirinden ayıran, ayrı yerlere koyan hiçbir girişim asla sonuç almayacaktır" denildi.

Benzer bir açıklama da,DTP Eşbaşkanı Emine Ayna'dan geldi. Ayna, parti meclisi toplantısı sonrasında yaptığı basın toplantısında özetle, "Halk, Nevruz'da üniter devlet yapısı içinde, ancak demokratik özerk idari yapı istediğinin mesajını verdi. Kürt kimliği, kültürü ve ana dili anayasal güvenceye alınmalıdır. Kürt sorunu çözülmeden hiçbir sorun çözülemez. Kürt halk önderi Öcalan, Kürt sorununun çözümü konusunda belirleyicidir" diyerek sözlerini tamamladı.

Dikkat edilirse, her iki açıklamanın ortak noktası "Öcalan" ve verilmek istenen mesajı da "Kürt sorununun tek muhatabı Apo"… Hal, gerçekten böyleyse ve varsa yoksa Apo ise, nerede kaldı yıllardır diretilen ve her fırsatta özellikle Batı kamuoyunun gündemine sokulmaya çalışılan, "Kürt kimliğinin tanınması, kültürel hak ve ana dil isteği" gibi ısrarlı talepler! Yoksa, Kürt sorunu denilen şeyin çözümünün, İmralı sürecinden önce, İmralı sürecinden sonra gibi belli milatları mı var? Apo, Şam'da sefa sürerken, basın-yıkın-yakın talimatları veriyorken, "Özgür Kürdistan" hayali ve iddiası vardı. Görülen o ki, ayrılıkçı bu Kürdistan söylemi, Apo'nun yakalanmasıyla başlayan İmralı süreci ile sona erdi ve bu sefer de "üniter devlet içinde özerk yönetim" ve son derece masummuş gibi gösterilmeye çalışılan "dil, kültür ve kimlik" gibi talepler gündeme getirildi. Ve nihayet son söylemlerle süreç yeniden değişti ve hem Kürt sorununun ve hem de çözümünün tamamen Apo'ya endekslendiğine gelindi. Yani, her şey Apo'ya bağlandı; akan kanın, yıkılan ocakların hiçbir önemi kalmamıştı; her şey Apo içindi.

Oysa Emine Ayna, yakın bir geçmişte yapmış olduğu bir başka açıklamasında, "Kürt sorunu, PKK'dan ayrı ele alınamaz. Bu sorunun temelinde PKK'lıların aileleri var" diyerek, konuya bu kez farklı yaklaşmış ve çözümde, PKK'nın temsil ettiğini söylediği PKK'lı ailelerin muhatap alınması gerektiğinin altını özellikle çizmişti.

Bakın, ortada bir sorun olduğu kesin. Adına, "Kürt sorunu", "Güneydoğu sorunu", "Terör sorunu", "PKK sorunu", "Bölücülük sorunu", "Kimlik sorunu" her ne derseniz deyin, yaklaşık 30 yıldır devam eden ve yaklaşık 40 bin insanın canına mâl olmuş, ocakların yıkıldığı, derin ve kalıcı acıların yaşandığı maalesef bir sorun var ortada. Ancak, sorunun ta kendisi olan malûm çevrelerin, sorunun kökenine ilişkin net bir açıklamalarının, görüşlerinin, bu konudaki net bir fikirlerinin olmadığı da, yapılan açıklamalardan anlaşılıyor. Onlara göre bu sorun, zaman zaman "Kürt sorunu", zaman zaman "PKK'lı aileler sorunu" ve zaman zaman da "Etnik kimliğin inkârı sorunu", "Kültürel haklar sorunu", "Özgürlükler sorunu" gibi çeşitli sorun çeşitlemeleri ile açıklanırken, son olarak bu sorun, ağız birliği yapılmışçasına "Apo'nun özgürlüğü ve muhatap alınmaması sorunu" olarak karşımıza çıkıyor.

Ortaya konmaya çalışılarak dayatılan yeni sorun, tamamen Apo'ya endekslenmiş gözüküyor. Bir anlamda PKK ve DTP, kendilerini sadece ve sadece Apo'nun hizmetine sunmuş bulunuyor. "Hizmet" denmişken, önder Apo(!), Kenya'dan İmralı'ya yaptığı tek kişilik uçak seyahatinde, "Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin HİZMETİNDE olduğunu, MUHATAP alınması halinde elinden geleni yapabileceğini" gönülden(!) titreyerek beyan etmişti. Bu nedenle çok muhtemeldir ki, onu örnek alan PKK ve DTP, muhataplık ve hizmet konusunda Apo'yu banko ve rakipsiz görüyor olabilirler.

Şeytanın avukatlığını yapmaya gerek yok belki ama, böylesi bir durumda insanın aklına bazı cin fikirler gelebiliyor. Bakın, en baştan belirtmek gerekir ki, Apo'nun, Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından, her ne şekil ve şartta olursa olsun muhatap alınmasının, özgürlüğe kavuşturulmasının mümkünü yok, bu kesin. Bunu tüm dünyanın bildiği gibi, onlar da net olarak biliyorlar. Peki, buna rağmen, şimdilerde neden sadece ve sadece Apo endeksli bir siyaset dayatılıyor olabilir? Şeytanın avukatına göre bu durum, son derece açık. Çünkü, sorun veya sorunlar, gerçekte çözülmek istenmiyor, tam tersine, çözümü mümkün olmadığı herkes ve her kesimce bilinen sorunların dayatılması suretiyle yaratılmaya çalışılan kaos ortamından beslenmeyi amaçlıyorlar. Bir anlamda, amacın üzüm yemek olmadığı, bağcıyı dövmek olduğu ortaya çıkıyor.

Sonuç olarak, onlar da biliyor ki, sorun çözüldüğünde, kendilerinin var oluş gerekçeleri tamamen ortadan kalkacak, sorun çözümsüz hale getirildiğinde ise beslenme olanakları ile birlikte, yaşam şansları da giderek artacak.

(*) This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu   - 23-09-2020

“Alea iacta est”: Ok Yaydan Çıkmıştır

“Alea iacta est” sözünü, bildiğiniz gibi Jul Sezar’ın, Roma ile arasındaki anlaşmayı bozup orduları ile şehrin kuzeyindeki cılız Rubicon (bugünkü adı ile Fiumicino) nehrini geçer geçmez(MÖ 49), artık bir büyük savaşın kaçınılmaz olduğunu anlatmak için söylediği rivayet olunur. ...