×

Uyarı

JUser: :_load: Unable to load user with ID: 116



Ya Olduğun Gibi Görün, Ya da Göründüğün Gibi Ol

Yazan  08 Eylül 2008
SABAHATTİN TALU* - Hem PKK’nın ve hem de DTP’nin ne olduklarının, ne olmadıklarının, amaçlarının, gerçek niyetlerinin ve neyi isteyip istemediklerinin daha iyi anlaşılabilmesi için, PKK ve Kürtçü doğrultuda yayın yapan basın-yayın organlarının zaman

son derece fayda var. Çünkü, toplumun büyük bir kısmının -PKK sempatizanları hariç- sadece ve sadece ulusal basını izlediğini düşünürsek, hemen hemen herkesin PKK ve DTP konusundaki görüşleri birbirleriyle birebir örtüşebiliyor. Bu ortak görüşe göre PKK; terör örgütü, DTP de; PKK'nın siyasal uzantısı… İşte bu kadar… Oysa, PKK ve Kürtçü doğrultuda yayın yapan görsel ve yazılı basın-yayın organları biraz takip edildiğinde, karşınıza iki ayrı PKK'nın ve iki ayrı DTP'nin çıktığını net olarak hemen görebiliyorsunuz.

Ulusal basına, zaman zaman başta Apo olmak üzere, bazı DTP'lilerin ve PKK üst yönetiminden bazı şahısların demeçleri yansıyor. Şahin ve Güvercin kanadından bazı DTP'liler de televizyon programlarına çıkıp kendilerini anlatma çabalarını gösteriyorlar. DTP'liler, tüm kamuoyunun duyabileceği demeç ve söylemlerinde genellikle ılımlı bir dil kullanıp, herkesin haklı görebileceği düşünceleri dillendiriyorlar. Mahsun Kırmızıgül'ün "Hepimiz Kardeşiz" diye başlayan "Kardeşlik türküsü" adlı türküyü söylercesine, "Kardeş kanı akmasın, analar ağlamasın" diyorlar, barış, insan hakları, demokrasi, ifade özgürlüğü, ana dil, Kürt kimliğinin tanınması gibi isteklerini sıralayıveriyorlar. Bunlar son derece haklı ve son derece masum görüş ve istekler gibi geliyor başlangıçta insana. "Evet ne var bunda. Bence de haklılar" dedirtebiliyor bazen çoğumuza. Sağ olsunlar, program yöneticileri veya gazeteciler de zorlu ve hassas sorulara hiç girmiyorlar çoğu zaman.

Gel gelelim Kürtçü veya PKK'lı basındaki söylemleri farklılık gösteriyor ve "Her horoz kendi çöplüğünde öter" sözü, bir kez daha burada doğrulanıyor. Ağız değiştirerek, başlıyorlar ötmeye. Bu sefer Songül Karlı'nın "Dağlara gel dağlara" türküsünü söylemeye başlayıveriyorlar. Ağızlarından "Kürdistan" sözü hiç eksik olmuyor. Hiç, barış ve kardeşlikten, silahların susmasından, kanın durdurulmasından bahsetmiyorlar. Varsa yoksa; "Sayın Öcalan, Kürt sorunu, PKK, gerilla, Güney Kürdistan, Kuzey Kürdistan…"

Öcalan'a "Sayın" diyorlar. Apo da yanlış anlıyor ve başlıyor sıkıntılarını bir bir saymaya; "Bana burada (İmralı) tecrit uyguluyorlar, tek başına canım sıkılıyor. Sağlık durumun da biraz bozuldu, sesim kısıldı, eskisi gibi gür çıkmıyor" diye.

Apo'nun yanlış anladığını anlıyorlar ama elden ne gelir, verdiği talimatları yerine getirmek zorunda kalıyorlar. Ve hemen "Apo'nun sağlığı sağlığımızdır", "Tecrite son" veson olarak da bütün bu kampanyaları kapsayan "Edi Bese" yani "Yeter Artık" anlamındaki kampanyaları düzenliyorlar. Bir kere "Sayın" dediler ya, hızını alamayan Apo, bu sefer de isteklerini saymaya başlıyor ve "Bundan sonra ayrılık falan yok, toprak talep etmek yok. Geçmiş geçmişte kaldı. Artık, aynı toprak üzerinde 'Demokratik Cumhuriyet' isteğinde bulunun, bu konuda diğer demokrasi güçleriyle ortak hareket edin ve bir çatı partisi oluşturun. Hadi bakalım, göreyim sizi" diyor. Talimat yine yerine getiriliyor ve DTP'nin Ankara'da yapılan 2. Olağan Kongresi'nde, "Birlikte Yaşam, Birlikte Çözüm" sloganı eşliğinde,DTP,EMEP ve SDP ittifakında bir çatı partisi'nin temelleri atılmış oluyor.

PKK'ya gelince… Basın yayın organlarında, özellikle uluslararası kamuoyuna mesaj verme mahiyetinde bir yandan, "Üzerimizdeki inkâr ve imha politikaları devam ediyor. Türk ordusu operasyon üzerine operasyon düzenliyor. Oysa biz silahtan yana değil, diyalogdan yanayız. Türkiye'nin sorunları Kürt sorununun çözümünden geçer. Muhatap alınmamız halinde çözüm kolaylaşır. Demokrasinin gelişmesi Türkiye'yi çok daha güçlendirir (Sanki umurlarındaymış gibi)" şeklinde mağduru oynayan ve güya iyi niyet taşıyan demeçler verirken, diğer yandan, kendi sempatizan kitlelerine moral verme ve güçlü olduklarını gösterme amacı güden, "Kürdistan'ın falanca bölgesinde 10 asker öldürüldü. Gerilla güçlerimiz düşmanı pusuya düşürdü, 15 asker öldürüldü, çok sayıda yaralıları var. HPG güçlerimizin baskınında 20 asker öldürüldü, çok sayıda malzemeye el konuldu. Filanca karakola roketli saldırı düzenlendi, ağır kayıp verdirildi, düşmanın araçları imha edildi. Bu çatışmalarda 2 şehit verdik" gibi aslı astarı olmayan veya son derece abartılı haberlere yer veriliyor.

Görüldüğü gibi iki PKK ve iki DTP var. Biri, kimsenin vazgeçemeyeceği barıştan, kardeşlikten, demokrasiden, insan haklarından, özgürlüklerinden, toprak bütünlüğünden dem vurarak mazlumu oynayan siyasi bir irade, diğeri ise karşı tarafı yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni düşman gören, vurdukça, yaktıkça, yıktıkça, öldürdükçe böbürlenen ve bunu kendine övünme vesilesi yapan ayrılıkçı terörist bir yapı.

Hangisi doğru?

Burada, Mevlana'nın o ünlü "Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol" sözü akla geliyor. Peki siz hangisisiniz? Göründüğünüz mü, yoksa olduğunuz gibi mi?

Bakın size son derece belirleyici ve küçücük bir anekdot vermek istiyorum.

Çatışmalarda ölü ele geçirilen teröristlerin cenazelerinde, 21 Mart, 15 Ağustos gibi malum günlerde "Vur gerilla vur, Kürdistan'ı kur" sloganları atılıyor. Bu slogan, aslında neyin ne olduğunu ve ne olmadığını tek başına ve net olarak ortaya koyuyor. "Vur" diyen bir zihniyetin, kardeşlikten, barıştan ve demokrasiden, "Kürdistan'ı kur" diyen aynı zihniyetin toprak bütünlüğünden bahsetmesi sizce mümkün mü?

Başlangıçta, görüntüde "iki PKK ve iki DTP var" demiştik. Hangisi doğru sorusunun cevabı şimdi daha net verilebiliyor. Ortaya çıkan tek ve net sonuç; "Mağduru oynayan terörist bir yapı".

(*) This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu   - 23-09-2020

“Alea iacta est”: Ok Yaydan Çıkmıştır

“Alea iacta est” sözünü, bildiğiniz gibi Jul Sezar’ın, Roma ile arasındaki anlaşmayı bozup orduları ile şehrin kuzeyindeki cılız Rubicon (bugünkü adı ile Fiumicino) nehrini geçer geçmez(MÖ 49), artık bir büyük savaşın kaçınılmaz olduğunu anlatmak için söylediği rivayet olunur. ...