Yeni Bir “Süleymaniye” Girişimi

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Hakkari, Siirt ve Çakırsöğüt komando ve jandarma komando tugayları ile Kuzey Irak’taki PKK hedeflerine 21-29 Şubat 2008 tarihleri arasında düzenlemiş olduğu kapsamlı harekat

Türk Ordusu'na ve Türk Milleti'nin Ordusuna duyduğu inancı eritmeye yönelik bir psikolojik harekata dönüşmüştür. Ne yazık ki, bu psikolojik harekata bazı basın mensupları ve muhalefet partileri de aldıkları tutumla destek vermektedirler. AKP iktidarı ise gelişmeleri "Ordu-Muhalefet çatışması" dar denklemi içinde ellerini ovuşturarak izlemektedir.

Bu noktaya nasıl gelinmiştir? Türk ve Amerikan Genelkurmay Başkanlığı ile değişik seviyelerde ön görüşmelerinin yapıldığı bir dönemden sonra 21 Şubat saat 19.00'da üç Türk tugayı, takriben dokuz bin asker Kuzey Irak'taki PKK kamplarına savaş uçakları ve savaş helikopterleri desteğinde girmişlerdir. Harekata Türkiye'den zırhlı birlik desteği verilmemiştir. Harekatın ilerleyen aşamalarında Türk Ordusu'nun Kuzey Irak'ta konuşlu zırhlı birliklerinin ilerleyen komando birliklerine sınırlı desteği olmuştur.

Harekata katılan asker sayısı ve zırhlı birliklerin harekata destek vermemesi, operasyonun coğrafya ve zaman açısından sınırlı olacağını daha ilk günden göstermiştir. Ancak daha ilk günden Türk basınında çıkan haberler operasyon ile ilgili büyük bir "abartı bombardımanı" başlatmıştır. Harekat devam ederken, operasyon ile ilgili abartılı haberler, "Kandil'e hava indirmesi" gibi noktalara ulaşmış, kurulacak tampon bölge tartışmaları yapılmaya başlanmıştır. Harekatın sınırlı olduğuna dair Genelkurmay Başkanlığı'nın yaptığı açıklamalar kamuoyuna yeterince ulaşmamıştır. Böylece Türk kamuoyunda harekatın kapsamı ile ilgili beklentiler artmıştır.

Öte yandan 21 Şubat 2008 saat 19.00'da başlayan harekat ağır kış koşulları ve yoğun bir terörist direnişi altında gerçekleşmiştir. Ağır kış koşulları PKK'nın uzaktankumandalı bomba kullanmasını engellerken her asker ve birliğin omuzlarına başka engeller yüklemiştir. 2003 sonrasında bulundukları korunakları en geniş şekilde tahkim etme imkanına kavuşan teröristler beklemiş oldukları operasyona karşı sert bir direnç göstermişlerdir.

İstediği sonuçlara ulaşan Türk birlikleri 26 Şubat'ta Kuzey Irak'tan kademeli olarak çekilmeyi başlatmışlardır. Bir ordunun en büyük zaaf içinde olduğu aşama, bir dağcı gibi dağa tırmanma değil, dağdan inme, yani geri çekilme aşamasıdır. 26 Şubat'ta takriben 800 asker Türkiye'ye dönmüş ve daha sonra ki günlerde geri çekilme kademeli olarak devam etmiştir. Bu noktada ilginç bir şey olmuş ve Amerikan Savunma Bakanı Robert Gates 27 Şubat'ta Hindistan'dan yaptığı açıklamada "Türk Ordusu'nun Kuzey Irak'tan bir-iki hafta içinde geri çekilmesini" istemiştir. R. Gates, aynı talebini 28 Şubat'ta Ankara'da yaptığı temaslarda tekrarlamış, Washington'dan Bush'da Gates'in taleplerine destek vermiştir. Bu aşamada yani 28 Şubat'ta Türk birliklerinin geri çekilmesi hızlanarak devam etmektedir.

Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt ise R. Gates ile yaptığı görüşmeden sonra "Zamanın izafi olduğunu" ve "harekatın bir gün de bir yıl da sürebileceğini" açıklamıştır. Bu noktada Org. Büyükanıt'ın önünde aslında iki seçenek vardır. Birincisi, R. Gates'e ve kamuoyuna "Türk birlikleri geri çekiliyorlar zaten neden kalkıp geri çekilsinler diye açıklama yapıyorsunuz?" diye sormaktı. Bu durumda Irak'tan çekilen birliklerin karşı karşıya olduğu risk artacaktı. İkincisi ise ordaki birliklerin işini kolaylaştıracak şekilde harekatın daha uzun süre devam edeceğini söylemekti. Bunun başka psikolojik sonuçları olacaktı. Ancak Genelkurmay Başkanı hayatı kendisine emanet edilen her Türk genci için bu riski kişisel olarak üstlenmek zorundaydı ve Org. Büyükanıt'ta bunu yapmıştır.

Peki, Bush Yönetimi, geri çekildiğini bildiği bir orduya "geri çekilin" baskısını neden yapmaktadır? Amerikan Yönetiminin 25 Şubat'tan itibaren geri çekilmenin başladığından haberi yok mudur? Bu çok mümkün görünememektedir. Çünkü geri çekilmenin 26 Şubat'ta başladığı açık kaynaklardan dahi izlenebilecek bir gelişmedir. Bu şartlar altında Amerikan Yönetiminin bu açıklamalarının tek izahı vardır. ABD, Süleymaniye'de olduğu gibi Türk Ordusu'nu küçük düşürmeyi hedeflemiştir.

Harekata katılan Türk birliklerin yapısı ve hedefleri Amerikalı askeri uzmanlar tarafından incelenmiş, böyle bir operasyonun üç haftadan daha fazla devam etmeyeceği tespit edilmiş ve birinci haftanın sonunda "bir-iki hafta içinde operasyonu bitirin" açıklaması yapılmıştır. Üstelik muhtemelen operasyon öncesinde Türk tarafı gayri resmi olarak, "bize böyle bir operasyon için 10 gün yeter" demiş olmasına rağmen, en üst düzeyden Amerikan açıklamaları gelmiştir. Böylece operasyon örneğin 29 Şubat'ta değil de 12 Mart 2008'de de bitse "ABD'nin telkini ile bitti" intiaı bütün kamuoyuna yayılacaktır.

Bir başka yorum ise Amerikan Başkanı ve Savunma Bakanı'nın açıklamalarının sadece Barzani ve Talabani'yi tatmin etmeye yönelik olduğudur. "ABD bu açıklamaları ile KuzeyYönetimini yatıştırmayı hedeflemiştir" denilmektedir. Bu çok iyi niyetli bir yaklaşımdır. Eğer bu yaklaşım doğru olsa idi Amerikanlı yetkililerin anılan çevreleri yatıştırmak için "kesin sesinizi, Türk Ordusu işini bitirdi geri çekiliyor" demesi daha makul olurdu.

Üzücü olan meselelerin arka planını bilmesi gereken basın mensuplarının dahi halkta haklı olarak ortaya çıkan tereddüt ve kızgınlıkları giderici ve bu psikolojik operasyonu engelleyici şekilde değil, aksine besleyici ve etkisini artırıcı tarzda yayın sürecini benimsemiş olmalardır. Oysa Amerikan baskısı ile geri çekilme gerçekleşmiş olsa bu baskının birinci muhatabı olması gereken Başbakan Erdoğan'ın harekatın biteceğinden haberi dahi yoktur.

Bu arada daha vahim olan ise devlet sorumluluğuna sahip olması gereken muhalefet partileri Türk Ordusu'na yönelik bu operasyonu etkisiz kılacak bir tavır sergilemektense bilinçsiz bir şekilde psikolojik operasyonun parçası olacak şekilde hareket etmektedirler. AKP ise kenara çekilmiş Türk milletine ve devletine zarar veren bu tartışmayı ellerini ovuşturarak izlemektedir. AKP'yi destekleyen liberal çevreler de Genelkurmay Başkanlığı'nın başarılı olmasının ve başarılı olarak görünmesinin Türk Ordusu'nun prestijini artırmasından ve bunun iç politik sonuçlara yansımasından endişe duymuşlardır. Özetle, ABD psikolojik operasyonu karşısında Türk Genelkurmay Başkanlığı olağanüstü yalnızlaştırılmıştır.

Genelkurmay Başkanlığı ise iletişim çağında psikolojik operasyon konusunda zayıf olduğunubir kez daha göstermiştir. 21. yüzyılda psikolojik savaş her zamankinden daha fazla önem taşımaktadır. Psikolojik savaş konusunda Türk Silahlı Kuvvetleri'nin en kısa zamanda iletişim bilimi uzmanları ve psikolog/psikiyatristler başta olmak üzere konu uzmanları ile kapsamlı bir çalışma başlatmalıdır. Çünkü görüntünün gerçekten daha önemli olduğu süreçler vardır.

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu   - 26-02-2021

Ay Vergisi

“Allah vergisi” der gibi güzel duyuluyor değil mi? Öyle şey olur mu demeyin. Büyük projeler büyük maliyetlere katlanmayı gerektirir. Tabii bir anda ortaya atılan projelerin niteliği, faydası ve amaçları tartışılabilir.