İDLİB’TE NELER OLUYOR, NELER YAPILABİLİR?


İDLİB’TE NELER OLUYOR, NELER YAPILABİLİR?

Yazan  26 Mart 2020

Tüm dünyanın olduğu gibi Türkiye’nin de gündemi her gün değişiyor. Bir ay hatta bir hafta önceki gündemimizi hatırlayanımız var mı? Gündem o kadar hızlı değişiyor ki takip etmek bile kolay değil.

Şu anda COVİD-19 virüsünün getirdiği salgın ile uğraşılırken, bir önceki haftanın en önemli konusu ülkemizde bulunan sığınmacı ve göçmenlerin Yunanistan sınırlarından AB’ne yönelik akımları idi. Ondan önceki gündem İdlib’te askerlerimize yapılan ve 33 askerimizin şehit edildiği menfur saldırı idi.

İdlib neden önemli?

İdlib, 2011 yılında Hama’da hükümet karşıtı protestolarla başlayan Suriye iç savaşının en önemli yerlerden birisi olarak halen yerini korumakta. İç savaşın başlangıcında ilk anda Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) kontrolüne geçen bölgenin büyük bir bölümü daha sonra hükümet tarafından geri alındı. 2015 yılında ise El Kaide bağlantılı El Nusra Cephesi’nin kontrolüne giren bölge, bu tarihten sonra özellikle cihatçı örgütlerin en güçlü olduğu yerler arasındaki yerini koruyor.

İdlib bölgesi hem Rusya hem de Rejim Hükümeti için çok önemli. Ekim 2019 ayında İdlib kırsalındaki El Hbeyt'te bulunan Suriye ordusu birliklerini ziyaret eden Esad tarafından, İdlib'deki operasyon, "Suriye'nin tümündeki kaos ve terörü sonlandırmanın anahtarı" olarak ifade ederek, "İdlib'deki cihatçıların yenilgiye uğratılmasıyla birlikte savaş da sona erecektir" diye konuşmuştu.[1]

İdbib’te savaşan örgütlere bakıldığında en önemli üç grup göze çarpmaktadır. Bunlardan en önemlisi İdlib’in de büyük bir kısmına hakim olan DEAŞ ve IŞID türevi olan Heyet Tahrir el Şam (HTŞ), ikincisi El Kaide bağlantılı olan örgütler olan Türkistan İslam Partisi, Hurras Ed-Din ve son olarak ta Türkiye’nin desteklediği Ulusal Kurtuluş Cephesidir. Ancak tüm bu muhalif grupların tek çatı altında birleşmesine en büyük engelin El Kaide bağlantısı yapılarından kurtulmak istememeleri veya onlarla olan bağlarını kabul etmemeleridir. Halen sahadaki bu örgütlerin birçoğu birbirleri ile hesaplaşma içinde bulunuyor. Bu örgütlerin birçoğunda selefi-cihatçı kökler bulunmakta bu nedenle birbirleri arasında uzlaşmaz görüşleri de bulunmaktadır.[2]

Bugün İdeolojik açıdan en karışık grupların arasında Ulusal Kurtuluş Cephesi sayılabilir. Bu örgüt bünyesinde Nureddin Zengi, Ahraru’ş-Şam, Feylak El Şam vb. gibi adı bile bilinmeyen birçok küçük çaplı örgütü barındırmaktaydı. Bu örgütlerinden birçoğu Körfez Ülkeleri başta olmak üzere birçok ülkeden askeri ve maddi destek almaktadır. Bu örgütler Türkiye’nin çabaları sonucunda Ekim 2019 ayında Türkiye tarafından desteklenen Özgür Suriye Ordusu ile birleşerek Suriye Milli Ordusu adını alarak tek bir çatı altında toplanabilmiştir. Bu ordu halen İdlib’in sınıra yakın kısımlarını kontrol altında bulundurmaktadır.

Ayrıca İdlib’in büyük bir kısmında 2019 yılından beri El Kaide bağlantılı Heyet Tahrir el Şam (HTŞ) hâkimiyeti bulunuyor. Başlangıçta El Kaidenin devamı olduğu gerekçesi ile HTŞ’yi “terör örgütü” olarak açıklayan ABD, Türkiye ile Rusya’nın Mart 2020 ‘de yaşadığı İdlib geriliminden sonra bir anda fikir değiştirerek HTŞ’nin sadece sadece Rejim Ordusu ile mücadele eden bir örgüt olduğunu, uluslararası toplum için bir tehdit oluşturmadığı da ifade etmiştir. Bu durum açıkçası HTŞ’nin uluslararası bağlantısı bulunup bulunmadığı? sorusunu akla getirmektedir.

Günümüzde halen HTŞ ve El Kaide bağlantılı örgütlerin toplamda 25-30 civarında teröristi bünyesinde bulundurduğu ifade ediliyor. ABD Bakanlığı tarafından da, bu konuda Temmuz 2019'da yapılan açıklamada, İdlib'de "20-30 bin civarında terörist" bulunduğu ifade edilmiştir. Benzer şekilde Rusya da İdlib'deki El Kaide bağlantılı teröristlerin sayısının 25 bin civarında olduğunu ifade etmektedir.

Corona virüsünün etkisi sürerken İdlib’te neler oluyor?

Şimdi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında 17 Eylül 2018'de Rusya'nın Soçi kentinde İdlib'de silahlardan arındırılmış bir bölge kurulması üzerinde varılan mutabakata tekrar bakılması gerekiyor. Bu mutabakata göre 15-20 kilometre derinliğinde ve 250 kilometre uzunluğundaki silahsızlandırma şeridinin silahlı örgütlerin kontrol ettiği bölgeden geçmesi planlanıyordu. Bunun üzerine Suriye ordusu, planlamakta olduğu İdlib operasyonunu erteledi. Türk Silahlı Kuvvetleri’de, 2017'de Astana'da Rusya ile vardığı mutabakatı kapsamında 12 Ekim 2017'de İdlib gerginliği azaltma bölgesindeki ateşkes rejiminin takibi için gözlem noktaları oluşturmuştu. Bu gözlem noktalarının, amacı bilindiği üzere İdlib'de silahlı örgütlerin kontrolündeki sınır şeridinin silahlardan arındırılmasını denetlemesiydi.

Ancak 2017 Astana ve 2018 Soçi mutabakatı her iki taraf açısından da uygulanmadı. Suriye ordusu ve silahlı örgütlerin çatışması, mutabakat sonrasında başlangıçta azalmış, sonrasında ise artarak devam ederek, mutabakatın esas ruhuna karşılık gelen silahlardan arındırılmış bölge planı bir türlü hayata geçmemiştir. Mutabakatta ayrıca Suriye hükümeti için büyük önem taşıyan ve İdlib’den geçen Halep-Lazkiye (M-4) ve Halep-Hama (M-5) otoyollarının açılmasına da karar verildi ancak bu kararda İdlib'i kontrol eden örgütler tarafından uygulanmadı.

Bugün Suriye rejim unsurları tarafından bölgede operasyon yapma ana gerekçesi ise bu durum gösteriliyor. Ancak hem Astana, hem de Soçi Mutabakatlarından elde edilen sonuçlara göre rejim unsurları tarafından bu mutabakat süreçlerinin askeri hazırlık, hedef tespiti ve lojistik yığınaklanma maksadı için geçici süre ile çatışmasızlık süreci olarak kullandıkları görülmüştür. Sonuçta Suriye Rejim unsurları tarafından Astana ve Soçi mutabakatlarına aykırı olarak içinde TSK gözlem noktalarının ve M-5 otobanının da bulunduğu birçok nokta tekrar ele geçirilmiştir.

Önce Astana, sonrasında Soçi Mutabakatları sonucunda, mutabakatın işlememesi sonucunda Mart 2020 ayında Moskova Mutabakatı imzalanmıştır. Bu mutabakata göre,

                - İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi'nde tüm askeri faaliyetlerin duracağı,

                - M-4 karayolunun kuzeyi ve güneyinde 6 kilometrelik bir güvenlik koridoru tesis edileceği,

                - Bu otoyol üzerinde Türk - Rus ortak devriyelerinin 15 Mart 2020 tarihinde başlayacağı kararlaştırılmıştır.[3]

Günümüze bakıldığında gerek Astana, gerekse Soçi Mutabakatlarında olduğu gibi Moskova Mutabakatının da başarılı olup olamayacağı şüpheli. Şu anda tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde Covid-19 virüsünün getirdiği salgın ile uğraşırken geçtiğimiz günlerde İdlib’te M-4 karayolu üzerinde devriye görevi esnasında 2 askerimiz şehit olmuştur. Bu bölge genel olarak ılımlı olarak isimlendirilen muhalif gruplar ve çeşitli cihatçı grupların kontrolü altında bulunuyor. Ancak Türkiye ile Rusya arasında son yapılan Moskova Mutabakatı nedeniyle cihatçı unsurlar tarafından kendilerinin ihanete uğradığı düşüncesi hâkimdir. Bu nedenle TSK mensuplarına dahi saldırı yapılmakta, bazı durumlarda M-4 karayolundaki ulaşımın engellenmesi için her türlü eylem yapılmakta. Bu gruplardan bazıları Türkiye'nin desteğini alıyor ancak Türkiye’nin kontrolü altında bulunmayan veya Türkiye’nin Moskova Mutabakatından rahatsız olan gruplarda mevcut. Örneğin, HTŞ örgütü İdlib’de ateşkes uygulanmasına ilişkin 5 Mart tarihli Türk-Rus Anlaşması’na karşı olduğunu açıkladı, hatta sivil protesto eylemleri üzerinden M-4 otoyolu üzerindeki Türk-Rus ortak devriyesine karşı engellemelere de başvurdu.

Bölgeden açık kaynaklardan alınan haberlere göre, Rusya ve Suriye rejiminin, yakın zamanda saldırılara yeniden başlamayı amaçladıkları ve Rusya'nın insansız hava araçları ve dronlar vasıtasıyla saldırı yapacağı hedefleri tespit etmeye başladığı, bu maksatla hedef bankası belirlemeyi sürdürmekte olduğu, sonrasında ise Rejim tarafından operasyonlara yeniden başlamak için hazırlandığını gözlemleniyor.

Açık kaynaklarda, şu anda ağır mekanizmalarla güçlendirilen Türkiye’nin iki ana hedefi olduğunu, birincisi rejimin saldırılarına karşı koymak ve radikal örgütleri, özellikle de Hurras Ad Diyn'i  (Din Muhafızları) caydırmak ve ikinci hedefin sadece savunma noktaları olmakla kalmayıp, aynı zamanda bu örgütün ortadan kaldırılması da olduğu ifade ediliyor.  Yine açık kaynaklarda TSK Suriye’nin kuzeybatısındaki gözlem noktalarını 50’ye çıkardığı belirtilmektedir.

Bunun nedeni olarak bu mutabakatları her zaman hazırlık ve konuşlanma olarak kullanan Şam Yönetiminin çatışmasızlık sürecini kendi lehine kullanarak ilerlemesine karşı, TSK’nın rejim güçlerinin ilerlemesini önlemek ve M-4 karayolunun açılmasını güvence altına almak için İdlib'in kuzey ve batı eksenlerine geniş bir şekilde konuşlanma çabası olduğu düşünülüyor.

M-4 Otobanı üzerinde devriye yapan TSK güçlerine, kontrolsüz örgütler tarafından yapılan saldırılar ve otobanın fiili olarak kapatılması, oturma eylemleri veya köprülerin havaya uçurulması gibi eylemler sürdüğü sürece bu bölgenin huzura kavuşması beklenemez.

Bu arada açık kaynaklardan elde edilen bilgilere göre 24 Mart 2020 tarihinde Suriye’nin başkenti Şam’a hem zamanlama hem de düzeyi itibariyle Rusya tarafından Savunma Bakanı düzeyinde bazı soru işaretlerini de beraberinde getiren sürpriz bir ziyaret gerçekleşti. RF tarafından yapılan açıklamaya göre “iş ziyareti” kapsamında ifade edilmesine rağmen, Suriye yönetimine üst düzey bir mesajın iletildiği şeklinde yorumlandı.

Rusya Savunma Bakanlığı’nın görüşme sonrası yaptığı açıklamaya göre, RF Savunma Bakanı ve Şam Yönetimi, İdlib’deki ateşkes ile Suriye’nin kuzeydoğusundaki durumu ve Rusya-Türkiye arasında varılan uygulama mekanizmalarını ele aldı. Bu konuda yapılan değerlendirme, Rejim tarafından, Rusya-Türkiye arasındaki mutabakatların ihlal edilmesine veya tehlikeye atılmasına izin verilmemesi konusunda Rejimin uyarılmasıdır. Rusya’nın mutabakat sonrasında istikrar kazanan ortak çalışma mekanizmasının “provokasyonlarla” zarar görmesini istemiyor. Bu çerçevede Rusya, Türkiye’ye yönelik mesajları son günlerde daha ılımlı olarak görülüyor. Hatta son dönemde mutabakatın bozulması için “Türkiye’nin kontrolünde olmayan radikal çete oluşumlarının” çaba gösterdiğine işaret etmektedir.

Sonuç olarak,

İdlib bölgesi ve bu bölge üzerindeki karayolu hem rejim hem de muhalifler açısından hayati bir öneme sahip. Bu nedenle Esad tarafından da açık açık ifade edildiği şekli ile İdlib’in, özellikle M-4 karayolunun kontrolü kendileri tarafından güvence altına alınmadıkça çatışmaların durması beklenemez.

Bu nedenle varılan Moskova Mutabakatının Suriye Yönetimi tarafından çeşitli bahaneler ileri sürülerek, Rusya’nın bu konuda yapmış olduğu üst düzey telkinlere rağmen, yakın bir gelecekte akamete uğratacak hamlelerde bulunulacağı,

Başta HTŞ terör örgütü olmak üzere bölgede faaliyet gösteren tüm örgütlerin hangi devletlerle ilişkili olduğunun ortaya çıkarılmasının Suriye’deki çözüme büyük katkı sağlayacağı,

Ancak bahse konu bu hamlelerin doğrudan Suriye Rejim askerleri yerine bölgede Körfez Ülkeleri ile ilişkili olan gruplar tarafından yapılacağı,

Bölgede yapılacak askeri bir harekâtın İdlib’te sivil halkın yeni bir göç dalgasına neden olacağı,

Bu bölgenin istikrara kavuşabilmesi için, bölgedeki tüm örgütlerin Suriye Milli Ordusu altında süratle kontrol altına alınması, kontrol altına alınamayan El Kaide bağlantılı cihatçı unsurların başka bölgelere gitmesi için olanak sağlanmasının düşülmesi gerektiği değerlendirilmektedir.

 

[1] https://www.haberler.com/idlib-neden-onemli-suriye-ordusunun-12881571-haberi/, Erişim Tarihi:23.03.2020

[2] https://aydinlik.com.tr/iste-idlib-deki-basibozuklar-201268-1#1, Erişim Tarihi: 24.03.2020

[3] https://www.sozcu.com.tr/2020/dunya/son-dakika-idlibde-ateskes-karari-iste-rusya-ve-turkiye-tarafindan-imzalanan-mutabakat-metni-5663283/, Erişim Tarihi:25.03.2020

Mehmet Zeki Bodur

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Enstitü Başkanı

21. Yüzyıl Türkiye Buluşmaları

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu   - 06-08-2020

Ve Durgun Akardı Nil

Dünyanın netameli coğrafyalarında sorunlar büyük, uzlaşmazlıklar keskin ve bunların hepsi birden koltuklarını sağlamlaştırmak isteyen siyasilerin elinde oyuncak.