Suriye’ye Saddam senaryosu!

Yazan  28 Ağustos 2013

Suriye ajan, muhbir, kontra, casus, ajitatör, provokatör kaynıyor. Kan dökücüler, kan içiciler ve gözü kanlı terör örgütleri bütün maharetlerini Suriye’de gösteriyorlar. Suriye’de devlet birçok yörede fiilen kontrolü kaybetmiş durumdadır. Rejim askeri yönden olmasa da fiilen ahlaki, insani ve siyasi yönden kontrolü kaybetmiştir.

Bölgede bir yandan siyasi/askeri kaos yaşanırken diğer yanda da kimyasal gazlarla kitlesel bir biçimde insanlık suçları işlenmektedir. Kimyasal katliamı gözü dönmüş rejim unsurları da gözünü kan bürümüş güdümlü muhalif güçlerin de gerçekleştirme ihtimalleri vardır.

İnsanlık dışı uygulamalarına ve daha önceki sabıkalarına bakarak kimyasal gaz kullanımını Esat güçlerinin yaptığını söylemek ön yargı olur ve son derece tehlikelidir. Suriye’de işlenen insanlık suçu, Esat güçlerince gerçekleştirilmemişse  o zaman sınırlardan girip çıkan Cihatcı, Nusra’cı, Kaideci ya da diğer terörist unsurların ellerinde kimyasal silahlar olduğu gerçeğiyle yüz yüze gelinmiş olur. Asıl tehlike de budur. Diğer yandan Esat rejiminin Şam’daki kimyasal saldırıyı, -dünyanın gözleri üzerindeyken- gerçekleştirecek kadar aklını yitirmiş olduğunu da düşünmemek gerekir. Esat rejiminin böyle bir saldırının dünyanın ve küresel güçlerin şiddetini üzerine çekeceğini bilecek kadar aklının olduğunu da hesap etmek gerekir.

Esat güçlerinin, isyancılara karşı gözle görülür bir üstünlük sağladığı bir zamanda kimyasal silaha başvurmaları için mücbir bir sebebin olmadığı dabir gerçektir

BBC’nin Ortadoğu Editörü Jeremy Bowen şunları söylüyor:  “Birleşmiş Milletler denetçileri ülkedeyken, hükümet neden bu tür silahları kullansın? Olayın meydana geldiği iddia edilen yer, zaten tamamen Suriye Ordusu’nun kontrolünde...”

Diğer yandan Mayıs ayında Adana’da ve Mersin’de, Özgür Suriye Ordusu militanlarının bulunduğu evlerde iki kilo sarin gazı ele geçirildiği açıklanmıştı. Mayıs ayında BM yetkilisi Carla del Ponte, yaptığı açıklamada, Özgür Suriye Ordusu’nun sarin gazı kullandığını gösteren bulgulara ulaştıklarını açıklamıştı. Ponte, Esat yönetiminin ise kimyasal silah kullandığına dair bir kanıta rastlamadıklarını söylemişti.

Nitekim Beyaz Saray Sözcüsü Jay Carney, kimyasal silahları kullanan tarafın rejim olduğundan duyulan şüphenin çok az olduğunu vurgulayarak, uluslararası standartların ihlal edildiğine dikkat çekmiş ve Obama’nın kimyasal silah kullanımına verilecek en iyi yanıtı değerlendirdiğini söylemiştir.

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ise Suriye rejiminin kimyasal silah  kullanma kapasitesinin olduğunu ve Suriye’de kimyasal silah  kullanımına yönelik, kendilerinde bulunan ek bilgilerin önümüzdeki günlerde paylaşılacağını yönelik bir açıklama yaptı. Kerry, Suriye  rejiminin kimyasal silah  kullanılan bölgeleri vurmaya devam ederek, kanıtları yok etmeye çalıştığına ise özel olarak dikkati çekti.

ABD ve ortakları Suriye’yi vurmak için ciddi bir “ahlaki” gerekçe bulmuş durumdadır. İsrail “eli tetikte” olduğunu açıklamıştır. Fransa ve İngiltere Şam’a yönelik saldırı için hazırdır. Türkiye Dışişleri Bakanı Davutoğlu, TBMM’yi yok sayarak diyor ki: “Eğer Suriye’ye karşı BM yaptırım uygulamazsa gönüllü ülkeler koalisyonu kurulur. Biz de bu koalisyonda yer alırız...” Daha önce de Başbakan Erdoğan,  “ABD kara harekâtı yaparsa destek oluruz”  demiş, ‘hadi ne duruyorsunuz’ mesajı vermişti!

Anlaşılan o ki, BM Heyetinin varacağı sonuç ne olursa olsun Şam yönetiminin vurulacağı kesine yakın bir ihtimaldir.

Irak ta benzer gerekçelerle vurulmuştu. Zamanın ABD Başkanı George W. Bush, şu itirafta bulunmuştu: “Irak’ta, iddia edildiği gibi kitle imha silahı bulunmayışı en çok beni tiksindirdi ve çok öfkelendirdi”. Bush, bunun için özür dilemeyeceğini “çünkü kararım doğruydu, Saddam’sız bir dünya daha iyi bir dünya” diyerek kendisini savunmuştu.

Saddam senaryosu, Esat Suriye’si için sahnede.

Özcan Yeniçeri

1954 yılında Gümüşhane'nin Şiran ilçesinde doğdu. İlk ve orta tahsilini Gümüşhane'de, yüksek tahsilini Ankara'da tamamladı. 1987 yılında Uludağ üniversitesi Sosyal Bilimler Ensti-tüsü'nde Yüksek Lisansını tamamladı. 1991 yılında ise Erciyes üni-versitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde Yönetim Organizasyon dalında “örgütlerde çatışma ve Yabancılaşmanın önlenmesinde Yönetime Katılmanın Rolü” adlı tezinin kabul edilmesiyle de doktor unvanını aldı.

1998 yılında doçent, 2004 yılında da profesör oldu.

Prof.Dr. özcan Yeniçeri, Niğde üniversitesi'nde çeşitli aralıklarla Kamu Yönetimi Bölüm Başkanlığı, Meslek Yüksek Okulu Mü-dürlüğü, Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü yaptı.

1999 yılında Kazakistan'daki Ahmet Yesevi üniversitesi'nde görev aldı. Bu üniversitede “Uluslararası İlişkiler Bölümü”nü kurdu ve bir yıl süreyle de başkanlığını yaptı. 2004 yılında AYSAM (Ahmet Yesevi Stratejik Araştırmalar Merkezi) Başkanlığına getirildi. İki yıl bu görevi yapmış olup halen Niğde üniversitesi'ndeki görevine de-vam etmektedir.

Prof. Dr. özcan Yeniçeri'nin yazdığı eserlerden bazıları şunlardır: Yeniden Türkleşmek, örgütsel Değişmenin Yönetimi, Küre-selleşme Karşısında Milliyetçilik ve Kimlik, Küresel Kıskaç ve Türkçülük, Bilgi Yönetim Stratejileri ve Girişimcilik, Dokunanlar, İtirazlar, Bugünden Yarına Türk Dünyasına Stratejik Bakış, Yönetimde Yeni Yaklaşımlar. ölüler Nefes Almaz (Roman), örgütlerde çatışma ve Yabancılaşma Yönetimi

Prof. Dr. özcan Yeniçeri, 2003 yılı “Prof. Dr. Osman Turan Kültür Araştırmaları” ödülünü almıştır.

Prof. Dr. özcan Yeniçeri, Ortadoğu, Ayyıldız, Millet, Hergün ve Siyaset Ekseni gazetelerinde çeşitli aralıklarla köşe yazarlığı yapmıştır. Halen Yeniçağ Gazetesi'nde köşe yazarlığına devam etmektedir.

Prof. Dr. özcan Yeniçeri, 12 Haziran 2011 Genel Seçimleri ile Milliyetçi Hareket Partisi Ankara milletvekili olmuştur. Ankara Milletvekili Yeniçeri aynı zamanda TBMM Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Komisyonu üyesidir.

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 20-11-2019

Kara Bahar Operasyonunu başladı

Küresel güçler kendi çıkarlarına uygun bir dünya düzeni yaratmak ve hazırladıkları senaryoyu hayata geçirebilmek için önce bir tehdit yaratmak sonra da o tehdidi bertaraf etmek üzere yerelden küresel ölçeğe değişen ortaklıklar ve ittifaklar teşkil ettiler.