< < Türkiye İdlib’den Çekilmeye mi Çatışmaya mı Hazırlanıyor?


Türkiye İdlib’den Çekilmeye mi Çatışmaya mı Hazırlanıyor?

Yazan  09 Ekim 2020

Türkiye ile Rusya arasında, Libya, Suriye ve şimdide Kafkasya'nın güneyinde ortaya çıkan vekâletler savaşı ile sürdürülen mücadele alanlarına rağmen, son dönemde özellikle Suriye'nin kuzeyine İdlib’e yapılan askeri takviyeler, bölgedeki askeri ve güvenlik dengesinin hala kırılgan olduğuna ve yeni bir krize neden olabileceğinin işaretlerini vermektedir.

Hatırlanacağı üzere Türkiye, Rusya ve İran arasında 4 ve 5 Mayıs 2017'deki Astana toplantısında, İdlib ve komşu illerin (Lazkiye, Hama ve Halep vilayetleri) bazı yerleri, Humus'un kuzeyi, başkent Şam'daki Doğu Guta ile ülkenin güney bölgeleri (Dera ve Kuneytra vilayetleri) olmak üzere 4 "gerginliği azaltma bölgesi" oluşturulmuştu. Ancak süreç içerisinde rejim ve İran destekli teröristler, Rusya'nın da havadan verdiği destekle bu 4 bölgeden 3'ünü ele geçirip İdlib'e yönelmişti.

Türkiye ise bunun üzerine, Eylül 2018'de Rusya ile ateşkesi güçlendirmek için Soçi'de ek mutabakata varmıştı. Türkiye ve Rusya 5 Mart'ta imzaladıkları mutabakatın ardından 15 Mart'ta, İdlib'in güneyindeki M-4 karayolunda ortak devriyelere başlamıştı. Mutabakat kapsamında karayolunun kuzeyinde ve güneyinde altışar kilometrelik alanda güvenli şerit oluşturulacak ve böylece karayolu da kullanıma açılacaktı.

Geçmişe bakıldığında rejim ve onu destekleyen terörist unsurların nihai hedefinin İdlib bölgesini ele geçirmek olduğu açıktır. Buna paralel olarak son dönemde Esad rejimine yönelik olarak Rusya tarafından M-4'ün güneyindeki bazı güçlerini seferber etmesine izin vermeye başladığı görülmektedir. Bu durum rejim güçleri tarafından Türk Kuvvetlerinin bulunduğu bölgelere saldırı hazırlığı olarak algılanabilir.

Bilindiği üzere Suriye rejiminin ele geçirmek için yılın başında havadan ve karadan saldırı altına aldığı İdlib’de en kritik nokta M-4 karayoludur. Bu karayolu  Türk ve Rus askerlerinin ortak devriyeleri ile saldırılardan korunuyor. Rusya’nın ise son günlerde, Mart 2020 ayında Moskova Mutabakatında belirtilen M–4 karayolunun üzerinde yapılan Türk - Rus ortak devriyelerini bölgede istikrarsızlık olduğu gerekçesiyle reddettiği de görülmektedir. Ancak Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, 21 Eylül Pazartesi günü Birleşik Arap Emirlikleri'nin Al Arabiya kanalına verdiği röportajda, Türkiye ile Rusya'nın İdlib'deki ortak devriyelerinin neden durduğunu "Mutabakat metni hâlâ yürürlükte, M4 karayolundaki ortak devriyeler güvenlik endişesi sebebiyle durdu. Hayat Tahrir eş-Şam (HTŞ) silahlı provokasyonlarına ve Suriye hükümetinin pozisyonlarıyla Rusya'nın Hmeymim'deki hava üssüne saldırmaya devam ediyor. Türk mevkidaşlarımız, bu terör saldırılarına karşı savaşmaya ve hükümetle diyaloğa hazır olan muhaliflerle bu teröristleri birbirinden ayırmaya yönelik verdikleri söze sadık olduklarını söylüyor." diyerek bölgede özellikle HTŞ terör örgütüne işaret etmekte, sözlerinin devamında ise M-4 karayolundaki ortak devriyelere yakında, ortalık yeniden sakinleştiğinde başlayacağını ifade etmektedir.

Medyadan alınan bilgilere göre geçtiğimiz hafta içinde 25'ten fazla zırhlı araç ve lojistik malzeme taşıyan kamyondan oluşan bir Türk askeri konvoyu, bölgedeki Türk askeri noktalarını güçlendirmek için İdlib’e girdi. Türkiye tarafından yapılan bu askeri takviyelerin Rusya tarafından dikkatle takip edildiği bilinmektedir. Bahse konu bu askeri takviyelerin Rusya’yı memnun etmediği de aşikârdır. Rusya, Türkiye'nin buralardan tamamen çekilmesini ve bölgenin kontrolünün tamamen Şam'ın elinde olmasını talep ediyor. Çünkü Moskova, Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığını, özellikle de M–4 karayolunun güneyindeki gözlem noktalarındaki varlığını azaltmasını arzu etmektedir.

Buna mukabil Türkiye ise istenmeyen bir duruma engel olmak için Türkiye’nin gözlem noktalarındaki Türk askeri kuvvetini sürekli takviye ettiği gözlemlenmektedir. Türkiye, bu noktalardan çekilmeyeceğini söylerken ve bu noktalara takviyelere devam etmektedir. Türkiye’nin bu bölgedeki ana amacı terörist unsurları sınırlarından uzak tutarak Suriye kuzeyinde PKKistan devletinin kurulmasına izin vermemek ve Suriye’den gelebilecek yeni bir göç dalgasını Türkiye dışında tampon bölgede karşılamaktır.

Bu arada, 8 Ekim tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda, Suriye ve Kuzey Irak'a asker gönderilmesinin bir yıl daha uzatılmasını öngören Cumhurbaşkanlığı tezkeresi görüşülerek kabul edildi. Cumhurbaşkanlığı Tezkeresinde; Suriye ve Irak tezkeresinde, Türkiye'nin güney kara sınırlarına mücavir bölgelerde yaşanan gelişmeler ve süregiden çatışma ortamının milli güvenlik açısından taşıdığı risk ve tehditlerin artarak devam ettiğin altı çizildi.Tezkere ile Türkiye Kuzey Irak ve Suriye'de sınır ötesi askeri operasyonlar başlatma yetkisini parlamentodan 30 Ekim 2021'e kadar bir yıl süre ile almış oldu. Bu durum Türkiye’nin Suriye'nin kuzeyinde, Fırat Nehri'nin doğusunda ve İdlib’de süregelen güvenlik sorunlarına kayıtsız kalmayacağının işaretlerini vermektedir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’da geçtiğimiz hafta yapmış olduğu bir video konferanstaki konuşmasında bu konudaki düşüncelerini, "Türkiye, başkaları sözünü tutmazsa Suriye'deki terör bölgelerini ortadan kaldıracak" ifade etmektedir. Buna karşın rejim güçleri ve Rus savaş uçakları ise  son zamanlarda İdlib vilayetindeki HTŞ ve diğer terör gruplarına yönelik saldırılarını ağır bombardımanlarla artırdığı gözlemlenmektedir.

Bu noktada bir başka husus ise Türkiye’nin İdlib’den çekilmesi söz konusu olması durumunda, Türkiye ve Rusya arasında ne kadar taviz verileceğinin hesaplanmasıdır. Bu konuda Türkiye ve Rusya'nın, olası tavizler konusunda bir anlaşmaya çatışma bölgelerinde baskının hafifletilmesi,  PKK ile bağlantılı bazı kişilerin ortadan kaldırılması ve yeni bir sığınmacı dalgasının önlenmesinin garantisi karşılığında, İdlib'in Türkiye’nin güvenliğine etki etmeyecek belirli kısımlarının kontrolünün "tekrar" rejim güçlerine teslim edilebileceğinin sinyalleri verilmektedir. Hakikatten bu hususta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’da, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, "Türkiye, Suriye topraklarında asla kalıcı değildir. Kriz kalıcı olarak çözüldüğünde bizim de Suriye’deki varlığımız sona erecektir" şeklinde açıklama yapmaktadır.

Bu noktada bir başka sorun ise “Türkiye ile Rusya arasındaki terörist grupların kimler olduğunun belirlenmesinde?” ortaya çıkmaktadır. Türkiye, bilindiği gibi Suriye'nin kuzeydoğusundaki terör örgütü Kürdistan İşçi Partisi'ne (PKK) bağlı Halk Koruma Birimlerini (YPG) bölgedeki varlığını sınırlarına yönelik acil tehdit olarak görürken, Rusya'nın önceliği ise uluslararası anlamda kabul görmüş bir terörist grup olan HTŞ ve Türkiye ile doğrudan destek veya Türk istihbarat kanalları aracılığıyla bağlantısı olan diğer Suriyeli muhalif silahlı gruplarıdır. Buradaki sorun bu grupların ne şekilde görüleceği veya tanımlanacağı konusudur.  

Geçtiğimiz hafta içinde Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’da, RIA Novosti haber ajansına demecinde önceliklerinin teröristlerin yok edilmesi olduğunu, ABD ve Türkiye bu gerçekleştirildikten sonra da Suriye’den gitmezse tamamen meşru olarak halk direnişinin başlayacağını ifade ederek Türkiye’nin bölgeden çekilmesine ilişkin sinyalleri vermektedir. Ancak tüm bu hususlar dikkate alındığında, gerek Irak ve gerekse Suriye’nin kuzeyinde hemen sınırlarımızın dibinde “ABD desteği ile oluşturulmaya çalışılan PKKistan devletinin oluşumuna izin vermemek”, bu bölgelerde yaşayan insanların “göç etmeleri için bombalanmaları veya bu devletlerce yaratılan terör gruplarının saldırılarına maruz kalmalarını engellemek”, “enerji yollarının kontrolünün elde bulunması ve terör devletinin üreteceği petrolünün Akdeniz’e çıkışına engel olunmasıülke güvenliğinin sürdürülmesi açısından en önemli hususların başında yer almaktadır. Bu çerçevede “bu bölgedeki Türk varlığının sürdürülmesi”, “Esad yönetimi ile aracılar olmadan görüşülmesi”, “Suriye'nin toprak bütünlüğünü bozmaya ve sahada gayrimeşru oldubittiler oluşturmaya yönelik, milli güvenliğimize tehlike oluşturabilecek her türlü risk, tehdit ve eyleme karşı, gerekli önlemlerin alınması” hayati önem arzetmektedir.

 

 

Mehmet Zeki Bodur

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Enstitü Başkanı

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Sema Kalaycıoğlu   - 20-10-2020

Abraham Anlaşmalarının Orta Doğu’ya Vaadi

Abraham Anlaşmaları (Abraham Accords) başlangıçta İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri(BAE) tarafından yapılan bir açıklama olarak Ağustos ayında dünya gündemine düştüğünde çok taraflı bir anlaşmanın müjdecisi olmasına pek ihtimal vermek mümkün değildi.