< < Suudi Arabistan’da Kadın Hakları mı Yoksa İç Barışın Satın Alınması mı?


Suudi Arabistan’da Kadın Hakları mı Yoksa İç Barışın Satın Alınması mı?

Yazan  07 Ocak 2016

Suudi Arabistan yerel seçimlerinde kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesi üzerine Batı basınında yer alan haberler ve yorumlarda gördüğüm bu gelişmeye olağanüstülük atfeden dil, Agatha Christie’nin hikayelerinin başkahramanı dedektif Poirot’un,  olayları çözmede çok da başarılı olamayan arkadaşı Hasting’e yönelik sözünü hatırlatmıştır. Poirot  “Her olayda bir olağandışılık bekliyorsun. Her şeye ters tarafından bakıyorsun.” diyordu arkadaşına,  eleştiri amacıyla.

Batı basınında Suudi kadınının yerel seçimlerde seçme ve seçilme hakkı verilmesine dair kullanılan “dönüm noktası”,  “kilometre taşı”, “tarihi olay”, “olağanüstü gelişme” ve “harika haber” gibi kavramlar ile atfedilen olağanüstülüğün kaynağı ülkede kadınlara yönelik kısıtlayıcı önlemlerin varlığından kaynaklanmaktadır. Birkaç örnek verelim;  Suudi Arabistan dünyada kadınların otomobil kullanmasının yasak olduğu tek ülkedir. Suudi Arabistan’da kadınların seyahat/dolaşım özgürlüğü refakatsiz mümkün değildir. Kadınların eşlerinin onayı olmadan banka hesabı açmaları yasaktır. Hatta sansürsüz moda dergisi okumalarının yasak olması gibi çok şaşırtıcı yasaklar da bulunmaktadır.[1]   Dünya Ekonomik Forumu cinsiyet eşitliği endeksi uyarınca Suudi Arabistan 142 ülke arasında 130. sıradadır ve pek çok Arap ülkesinin gerisindedir.[2]  Suudi Arabistan’ın sözde lideri/başat gücü olduğu Körfez bölgesinin diğer ülkelerinde kadınların oy hakkı olmasına rağmen, Suudi Arabistan’da muhafazakar din adamları ve kraliyet ailesinin bazı üyeleri kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesi gibi değişim önlemlerine karşı direniş göstermektedir; hatta seçimleri boykot çağrısında bulunanlar bile olmuştur.[3]

Dolayısıyla Suudi Arabistan’da kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınması gerçekten olağanüstü bir gelişme olarak görünmektedir; ancak ilk bakışta. Psikolojideki ilk bakış etkisi gibi.[4] Oysa Suudi Arabistan’da kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesi hiç de olağanüstü bir gelişme değildir. Bu durumun nedenlerini hem dar hem de geniş bir perspektiften açıklayalım.

Dar perspektiften kastım tamamen Suudi Arabistan’ın iç koşulları kapsamında yapılan değerlendirmedir. Bu açıdan kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesi olağanüstü bir gelişme değildir. Neden?

Seçimleri yapılan belediye konseylerinin çok sınırlı yetkileri vardır; sokakların ve kamu bahçelerin düzenlenmesi ile çöplerin toplanması gibi.[5] Yani kadınların yerel seçimlerde aday olması ya da oy kullanması karar alma süreçlerine kadınların aktif katılımı anlamına kesinlikle gelmemektedir. Zaten karar alma yetkilerinin tamamı krala ve akrabalarından oluşan hükümete aittir.[6] İkincisi, Suudi Arabistan’da tarihi boyunca toplam 3 kez seçim yapılmıştır. Ülkede cinsiyet ayrımından bağımsız olarak demokrasi, seçme ve seçilme kültürü yoktur zaten. Üçüncüsü seçimlerde aday olan kadınların fotoğraf çektirmelerinin, erkek adaylarla konuşmalarının, erkek seçmenle irtibat kurmalarının yasaklanması gibi yasaklar kadınların seçim propagandası yapmalarının önlenmesi demektir. Seçimlerde 6.000 erkek adaya karşın sadece 979 kadın aday yarışmıştır;[7] üstelik 1,35 milyon erkek seçmene karşı 130.000 kadın seçimlerde oy vermek için kaydını yaptırmıştır. Bu durum kadınların siyasi hayata sözde katılımları konusunda çok da istekli ya da cesaretli olmadığının da işaretidir.  Katılım oranının % 47’de kaldığı seçimleri kadın adayların 20’si kazanmıştır. Katılım oranı da toplumun demokrasi kültüründen ne kadar uzak olduğunun önemli bir kanıtıdır. 

Geniş perspektiften kastım ise Suudi Arabistan’daki gelişmeleri Arap Baharı olarak adlandırılan bölgesel değişim süreci kapsamında değerlendirmektir. “Arap Baharı”nın bölgeye yansımaları dikkate alınırsa kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınması hiç de sürpriz değildir.

“Arap Baharı”nın başlamasıyla temel güvenlik kaygısı Suudi hanedanlığının korunması olan Suudi Arabistan’ın ilk tepkisi Bahar’ı ülkesine ulaşmadan çevrelemek olmuştur. Bu çevreleme stratejisinin iç boyutu  “havuç-sopa politikası” şeklinde tezahür etmiştir. Politikanın “sopa” boyutu, alınan caydırıcı ve cezalandırıcı önlemleri ifade etmektedir. Zira Suudi yönetimi protestolara asla tolerans gösterilmeyeceğini açıklamış ve protestoculara karşı da güç kullanılmıştır. Yüzlerce kişinin suçlama ve yargılama olmaksızın cezalandırılması, Suudi yönetimi reddediyor olsa da işkence ve kötü muamele iddiaları[8] Batı medyası tarafından Suudi yönetiminin eleştirilmesine sebep olmuştur.  Diğer taraftan, “Arap Baharı” sürecinde devlet dışı aktörlerin/terör örgütlerinin yükselmesi karşısında Suudi vatandaşların bu tür örgütlerle ilişki kurmasını önlemek ve irtibat kuranları cezalandırmak amacıyla yasal düzenlemeler yapılmıştır. “Havuç –sopa politikası”ndaki havuç ise, ilk olarak Suudi yönetiminin aldığı ekonomik önlemler olarak karşımıza çıkmıştır. Suudi yönetimi devlet çalışanlarının maaşını, işsizlik ödemelerini, konut yardımlarını artırmış; düşük gelirli aileler için 500.000 konut yapımına başlanmış, monarşinin nakit yardımları yanı sıra sosyal güvenlik sisteminde revizyona yönelik adımlar atılmıştır.  Bu adımlar bazı çevrelerce iç barışın ve hanedana sadakatin satın alınması olarak tarif edilmiştir. Ülkede halk ayaklanmalarını, protestoları önlemeye yönelik bu ekonomik önlemlerin siyasi önlemler ile desteklenmedikçe etkili olamayacağını bilen Suudi yönetimi, hanedanlığın güvenliğini ve geleceğini riske atmayacak siyasi önlemler almalıydı; hanedan açısından orta ve uzun vadede en zararsız olan önlem olarak kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesi olmuştur.

Yani, Suudi Arabistan’da kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesi,  Suudi Arabistan’ın “Arap Baharı”nı çevreleme politikasının iç boyutu kapsamında alınan, hanedanın güvenliği açısından zararsız ve üstelik küresel ve iç kamuoyuna da siyasi reform yapılıyor görüntüsü vermeye yönelik bir önlemdir.  

Diğer taraftan Suudi Arabistan’da kadın haklarının sözde gelişimini “Arap Baharı”nın sonuçlarına bağlayan görüşüme itiraz edilebilir. Zira Rene Rieger[9], kadınlara siyasi yaşama dahil olmasını “Arap Baharı” ile ilintilemenin doğru bir yaklaşım olup olmadığının tartışılması gerektiğini ileri sürerken, “Bahar”ın başlamasından önce karma eğitim veren Kral Abdullah Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nin açılmış olmasına dikkat çekmektedir. Ancak karma eğitim veren bir üniversitenin açılması, siyasi anlamda,  kadınlara seçme ve seçilme hakkı veren bir karar kadar “büyük” bir girişim olmasa gerektir. Ancak bu ve buna benzer eleştiriler karşısında şöyle diyebiliriz;  “Arap Baharı” öncesi Suudi Arabistan’da cinsiyet ayrımcılığı konusunda ufak iyileşmeler gözlemlenmiş olabilir; ancak  kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesi gibi siyasi haklar bağlamında alınan önlemler “Arap Baharı”ndan  soyutlanarak analiz edilemez.

Neticede Suudi Arabistan’da kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesi hem Suudi Arabistan’ın iç koşulları açısından hem de Suudi yönetiminin “Arap Baharı”nı çevreleme gayreti açısından olağanüstü de değildir; sürpriz de.



[2] www.ibtimes.co.uk , 11 Aralık 2015

[4] David Eagleman, Incognito, Domingo Yayınevi, 2015

[9] Rene Rieger, In Search of Stability:Saudi Arabia and the Arab Spring, Gulf Research Centre, 2014

Doç. Dr. Dilek Yiğit

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Bilimsel Danışmanı

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR