1959 Kerkük Katliamının 55. Yılı

Yazan  14 Temmuz 2014

           Sovyetler Birliğine sığınan Molla Barzani, 1958 senesine kadar bu ülkede kalmıştır. Barzani, Sovyetler Birliği’nde iken 1953 Ocak ayında 3. Kongresi’ni yapan KDP, federal bir Irak için silahlı mücadele yöntemini kabul etmiştir. Ancak, Irak'ta 14 Temmuz 1958’de General Kasım’ın krallığı devirmesinden sonra Barzani'nin 1946'da kurdurduğu KDP, yeni rejimi desteklediğini ilan etmiş, General Kasım da Barzani'yi Bağdat'a davet etmiştir. 14 Temmuz 1958’de gerçekleşen darbeden sonra General Kasım yaptığı radyo konuşmalarında Irak’ı Araplar, Kürtler ve Türkmenlerin asli unsur olarak oluşturdukları bir ülke olarak tanımlasa bile, sonra geri adım atılmış, Irak’ı Arapların ve Kürtlerin vatanı olarak tanımlayan bir Anayasa taslağı General Kasım tarafından kabul edilmiştir.

           General Kasım’ın gerçekleştirdiği darbenin bir sonucu da Irak’ın oluşmasından itibaren ezilen, baskı altında tutulan ve sistemden dışlanan Şii Arapların yavaş yavaş sistem ile bütünleşmeye başlamalarının önünün açılmasıdır. Şii Araplar, devlette oranları ölçüsünde temsil edilmeseler de mezhepler arası evlilikler başlamış ve Şii Araplar, 1951’de Irak’ı terk eden Yahudilerin yerine ticaret yaşamında etkin güç haline gelmeye başlamışlardır.

           Irak devleti bağımsızlığını ilan ederken devletin kurucu unsuru olan Türkmenler sessiz sedasız ortaklıktan çıkarılıp azınlık konumuna itilmiştir. Bağdat’ta kim iktidarda oturur ise otursun, Kürtlerden çok Türkmenlerden korkmuştur. Çünkü, Kürtlerin ne kadar Bağdat’a sorun çıkarsa da bir şekilde denetim altında tutulacaklarına oysa Türkmenlerin Türkiye’nin desteği ile Musul Vilayeti’ni her an Irak’tan koparma potansiyellerinin olduğuna inanılmıştır.

           Molla Barzani’nin Irak’a dönmesinden sonra Kerkük’te büyük bir gerilim başlamıştır. Kerkük’te yerleşik 2. Tümen komutanı General Nazım Tabakçalı, General Kasım’ı uyararak Türkmenlere karşı bir saldırının başlaması ihtimalinden bahsetmiştir. Kerkük’te öldürülmesi planlanan 400 Türkmen aydını olduğu haberi Türk basınına da 13 Kasım 1958’de yansımıştır. General Tabakçı’nın yerine atanan komünist General Davur el-Cenabi, Moskova’da eğitim görmüş ve Kerkük Belediye Başkanı yapılan Maruf Berzenci ve Ermeni Halk Mukavemet Teşkilatı Ojin,Türkmenlere karşı ortak hareket etmeye başlamışlardır.

           Yüzlerce Türkmen tutuklanırken, Kerkük’e peşmergeler sızmış ve yerleşmiştir. 14-16 Temmuz 1959 arasındaki üç gün boyunca Irak Komünist Partisi militanları ve KDP’li peşmergelerin işbirliği ile Türkmenlere karşı bir katliam gerçekleştirilmiştir. Üç gün süren saldırılarda 25 Türkmen aydını katledilmiştir. Olayları yakından izleyen Ankara, 21-22 Temmuz 1959’da Bağdat’ta girişimlerde bulunmuştur. 25 Temmuz 1959’da kamuoyuna açıklama yapan Türk Dışişleri Bakanlığı 30'a yakın Irak vatandaşı Türk’ün Kerkük’te öldürüldüğünü, Irak hükümetinin olayların tekrarlanmayacağı konusunda Ankara’ya güvence verdiğini açıklamıştır.

           31 Temmuz’da bir basın toplantısı yapan General Kasım olaylarını telin etmiş, Ağustos 1959’da yaptığı bir basın toplantısında Türkmenlere destek vermiştir. Olayların sorumlusu olan 28 kişi 23 Haziran 1963’de Kerkük’ün üç ayrı meydanında asılarak idam edilmiştir.

           Bugün bu yazıyı siteye koymadan önce Irak Türkmen Cephesi’nin internet sitesi olan www.kerkuk.net‘ebaktım. Orada da katliamın 55. Yılı ile ilgili haber ve açıklamalar vardı. Ancak katliamı peşmergeler ile komünistlerin yaptığı yazmıyordu. Sanki uzaylılar gelmiş Türkmenleri şehit etmiş ve gitmişlerdi. Türkmenlerin AKP eli ile getirildiği nokta budur. Türkmenler artık kendilerini katledenlerin peşmergeler olduğunu dahi yazamamaktadırlar. 

Prof. Dr. Ümit Özdağ

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Yönetim Kurulu Başkanı

 

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Mehmet Zeki Bodur   - 14-11-2019

GÖÇ TANIMLARININ KULLANILMASINA YÖNELİK KAVRAMSAL ÇERÇEVE ÜZERİNE DEĞERLENDİRME

Göç ve göçmen konusu üzerinde halen, uluslararası ve ulusal anlamda sözleşmelerde yapılan tanımlar dışında, herkesin üzerinde mutabık kaldığı bir kavramsal tanım bulunmamakta birlikte, bu durumun temel sebebinin, hem göçmenlerin hem de mültecilerin aynı güzergâhları kullanarak göç hareketlerini sürd...