Katar Dış Politikasında “U Dönüşü”: Rasyonel Tercih

Yazan  05 Ocak 2015

1916’dan 1971’e kadar koruma altındaki devlet statüsü ile Birleşik Krallık’a bağlı kalan ve geçimini balıkçılık ve inci ticareti ile sağlayan yoksul ve ayrıca birbirlerine rakip kara komşusu Suudi Arabistan ile Körfez’de karşı komşusu İran arasında sıkışıp kalan Katar, zengin gaz ve petrol yataklarının keşfi ile sadece bölgenin en zengin ülkelerinden biri haline gelmemiş, 2,5 milyona varmayan nüfusu ve 11,437 km2 lik küçük coğrafi alanına rağmen  etkili bir bölgesel aktöre dönüşmüştür.  “Kendisi küçükken politikası büyük”[1] Katar’ın uluslararası politika sahnesinde etkili bir aktör haline dönüşmesinin başlıca iki nedeni bulunmaktadır. Birincisi, sahip olduğu ekonomik gücünü dış politika uygulama aracına dönüştürmekteki başarısıdır; Katar bize önemli olanın ekonomik zenginliğe sahip olmak değil, bu zenginliğin dış politikada etkili şekilde kullanılması olduğunu göstermiştir. İkincisi; Katar’ın hem kendi potansiyelini hem de bölgesel realiteleri dikkate alan ve duygusallıktan uzak dış politika anlayışı benimsemiş olmasıdır. 

Katar, belki de Suudi Arabistan ve İran gibi güçlü ve birbirlerine düşman iki devletin arasında sıkışıp kalmanın verdiği tecrübe ile birbirlerine rakip/düşman ABD, İran, İsrail ve Hamas gibi bölgesel ve küresel aktörlerle iyi ilişkiler kurmaya çalışmış ve başarmıştır. Kısaca Katar, Mustafa Alani’nin ifadesiyle tüm düşmanlıkları  bir araya getirebilmiştir. Bu konumuyla Katar’ı uluslararası politika sahnesinde ön plana çıkaran ise, genellikle uluslararası örgütlerin ve güçlü devletlerin yüklenebileceği bir görev olarak algılanan uluslararası arabuluculuğa soyunmuş olmasıdır. 2007-2010 yıllarında Yemen Hükümeti ile Houthi isyancıları arasındaki, 2008 yılında Lübnan Hükümeti ve Hizbullah arasındaki arabuluculuğu, yine 2008 yılında Sudan Hükümeti ve isyancılar arasındaki arabuluculuğu, sonuçlarının başarısı tartışma götürse bile, süreçsel açıdan başarılı görülmüş ve Katar uluslararası kamuoyunun dikkatini çekmiştir. Katar arabuluculuk üstlendiği ülkelerde, ekonomik gücünü de devreye sokmuş, yardımlar ve yatırımlar yapmak suretiyle sorun çözme sürecine ağırlığını koymuştur.

Ancak sözde Arap Baharı Katar dış politikası için bir kırılma noktası olmuştur. “Yetenekli arabulucu”, “güvenilir-tarafsız aktör” olarak prestij sahibi Katar, sözde Arap Baharı sürecinde bölgede oluşan kaosu, bölgeyi kendi istekleri doğrultusunda şekillendirme adına bir fırsat olarak görünce, müdahaleci bir dış politika çizgisini benimsemiş ve bölgedeki diğer aktörlerle beraber müdahalecilik yarışına girmiştir.  Katar’ın müdahaleci dış politikası özellikle Müslüman Kardeşlere yönelik desteği ışığında net olarak gözlemlenmiştir. Mısır’da Mübarek’in devrilmesi sonrası yönetime gelen ve Müslüman Kardeşler iktidarını temsil eden Morsi yönetimine 2,5 milyar Dolar yardımda bulunan Katar, ayrıca 2 milyar Dolar da borç vereceğini ve 200 milyon Dolar hibe vereceğini açıklayarak Müslüman Kardeşler arkasındaki maddi güç olduğunu ilan etmiştir. Diğer taraftan Suriye’de muhalefete destek verirken, muhalefet içinde Müslüman Kardeşleri öne çıkarmış ve Suriye için Assad sonrası Müslüman Kardeşler yönetiminde bir gelecek beklentisine girmiştir.  Zaten sözde Arap Baharı öncesinde de, Müslüman Kardeşler ile olan ilişkisini şüpheyle ve tepkiyle karşılayan diğer bölge ülkeleri Katar’ı bir  tehdit olarak algılanmaya başlamıştır. Bu süreçte Mısır’da gerçekleşen darbe ile Müslüman Kardeşler yönetiminin devrilmesi, küresel ve bölgesel aktörler tarafından olduğu gibi bizzat Katar tarafından da Katar adına başarısızlık olarak okunmuştur.

Katar’ın bu başarısızlık karşısında nasıl bir politika geliştireceği merak edilirken ve Morsi sonrası Katar-Mısır gerginliği gözlemlenirken, Aralık ayı içinde Mısır Devlet Başkanı Sisi’nin Katar Emiri’nin özel temsilcisi Rahman Al Thani ile buluşması, Ocak ayı içinde Sisi ile Emir Tamim bin Hamad Al Thani’nin Suudi Arabistan’da görüşmesinin planlanması uluslararası kamuoyunda bir sürpriz olarak algılanmıştır. Ancak bu bir sürpriz değil,  Katar dış politikasında “U Dönüşü”nün işaretidir.

Peki Katar dış politikasında “U Dönüşü”nün nedenleri nelerdir?

Birinci neden, Katar’ın sözde Arap Baharı ile atıldığı maceranın güvenilir-yetenekli arabulucu olarak kazandığı uluslararası prestiji yıkmakta olduğunu fark etmiş olmasıdır. Bölgede yaşanan sorunlara taraflardan biri lehine ağırlığını koyarak müdahale eden ve her eylemi müdahaleci zihniyetinin bir uzantısı olan aktörün, mevcut ve muhtemel sorunlara arabulucu olarak dahil edilmesi elbette söz konusu olamaz.

İkinci neden, “Arap Baharı” ile uyguladığı dış politikanın Katar’ı yalnızlaştırmış olmasıdır. Katar’ın müdahaleci politikaları ve Müslüman Kardeşlere yönelik güçlü desteği Körfez’in diğer ülkelerini kızdırmış ve hatta geçen Mart ayında Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn Katar’ın iç işlerine müdahale etmekle suçlayıp Doha’daki elçileri çekmişlerdir. Kendi coğrafyasında komşuları tarafından dışlanan herhangi bir devletin de, uluslararası arenada güçlü/etkili bir aktör olduğu savının geçerliliği de açıktır ki tartışma götürür.

Dolayısıyla şu anda gözlemlemekte olduğumuz Katar’ın rasyonel bir tutumla sözde Arap Baharı’nın sarstığı imajını düzeltme ve komşularıyla tekrar iyi ilişkiler kurma süreci içine girmiş olduğudur.

 


[1] Mehran Kamrava, Qatar: Small State Big Politics, Cornell University Press, USA, 2013. 

Doç. Dr. Dilek Yiğit

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Bilimsel Danışmanı

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 22-08-2019

Kıbrıs'ta Türk kimliğini silme operasyonu

2007 sonrasında başlayan açılım politikalarının Türkiye'yi getirdiği nokta, Ocak 2013'te başlayan sözde çözüm süreci gerçekte büyük bir yıkım süreci olan PKK terör örgütüyle müzakereler olmuştu.