Teröre Karşı İşbirliğinden AB'ye

İstanbul’da gerçekleşen saldırılardan sonra yapılan yorumlardan birisi de küresel terörizmin bitmediği ve Türkiye’nin de küresel terörizme karşı mücadele eden cepheye daha fazla katkı vermesi gerektiği şeklinde oldu.

Hatta bazı komplo teorisyenlerine göre bu saldırıyı Türkiye'yi ABD-İsrail anti-terörist cephesine çekmeye çalışan devletler düzenlemişti. Yani saldırıların arkasında ABD ve İsrail vardı. Ancak mesele şudur ki, çok uzun zamandan bu yana teorizme kaşı bir uluslar arası cephe yoktur. ABD, 11 Eylül'den sonra iyi veya kötü oluşmuş olan bu cepheyi bütün dünyayı karşısına alarak gerçekleştirdiği Irak savaşı ile bizzat imha etmiştir. Öte yandan çok dar bir milli menfaat tanımlaması içine giren ve bana dokunmayan yılan bin yaşasın mantığı ile hareket eden Avrupa Birliği'nin terörizme karşı işbirliğine verdiği destek hep yarı-destek olmuş, Avrupa hep işin uçundan tutmayı tercih etmiştir.

İstanbul'daki patlamalardan sonra Türkiye'nin katılacağı veya destek vereceği bir küresel anti-terörizm cephesi yoktur kısaca. Öte yandan, Türkiye'nin sınırlarının beş kilometre ötesinde PKK'lı teröristler ellerini kollarını sallayarak dolaşırken, Kerkük'te PKK tam 11 büro açmışken ve Washington PKK konusunda Türkiye ile alay ederken Türkiye olsa bile bu "anti-terörist" cepheye katılmalı mıydı? İşin doğrusu, terörizme karşı küresel mücadele sadece içi boş bir efsanedir. Terör örgütlerinin kendi aralarındaki işbirliği milli devletlerin gerçekleştirmeyi başardıkları işbirliği ile karşılaştırıldığında çok daha etkili, çok daha dürüst ve çok daha sonuç alıcıdır. Özetle, herkes kendi teröristi ile uğraşacaktır. Adalet bakanı Cemil Çicek'in ifadesi ile "timsah gözyaşlarından" Türkiye sıkılmıştır.

Öte yandan Genelkurmay İkinci başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un ABD ziyareti sırasında kendisine Radikal gazetesinden Murat Yetkin'in ifadesi ile "ABD, Türkiye'yi Avrupa Birliği'nin üyesi görmek istiyor. Türkiye'nin NATO üyeliği ile başlayan Batı ile bütünleşmenin doğal sonucu AB üyeliğidir. Türkiye, AB üyeliği için üzerine düşen ne varsa bir an önce yaparsa, bu, Türk-ABD ilişkilerinin gelişmesi için de en iyi adım olacaktır." Bu ifade Washington'un Türkiye ile ilişkilerine yeni bir boyut getirdiğini gösteriyor. "Eğer, AB üyesi olmaz iseniz sizinle iyi dost olamayız mı denilmek isteniyor yoksa AB üyesi olmak için siz üzerinize düşeni yapın yani Kıbrıs, Ege ve diğerlerini çözün fakat gerisi bizi çok ilgilendirmiyor mu" denmek isteniyor.

Her ne olur ise olsun Türk-ABD ilişkileri yeni parameterler üzerine doğru kayıyor. Soğuk Savaşın sona ermesinden sonra Türkiye-ABD ilişkileri aslında askeri-güvenlik merkezli niteliğini yitirmeli idi ancak Irak'da Saddam rejiminin varlığı ve Türk askeri üslerine ABD'nin keşif gücü için duyduğu ihtiyaçtan dolayı Türk-Amerikan ilişkilerinde bir karşılıklı tahammül yaşanmıştı. ABD Türkiye'nin PKK politikasından hoşlanmıyordu ancak Çekiç Güç için Türkiye'ye olan ihtiyacı ses çıkarmasına izin vermiyordu. Öte yandan Türkiye'de PKK ile mücadelesinde ve özellikle Kuzey Irak'a düzenlediği operasyonlarda Amerikan diplomatik desteğine ihtiyaç duyduğundan dolayı ABD'ye katlanıyordu.

Ancak, Irak savaşı Türk-Amerikan ilişkilerinin eksenini değiştirmişe benzemektedir. En azından Washington artık Türkiye ile ilişkilerini farklı bir eksene oturtmak istemektedir. Çünkü,artık Türkiye'ye askeri anlamda yeterince ihtiyacı olmadığını düşünmektedir. (Öte yandan NATO içinde bir grup ile Clinton yönetiminde görev almış önde gelen uzmanlardan oluşan bir grup ise Türkiye'nin Almanya'nın Soğuk Savaş'ta Doğu Blokuna karşı oynadığı rolü şimdi büyük Orta Doğu'ya yani Orta Doğu artı Orta Asya'ya karşı oynaması gerektiğini düşünmektedirler. Bu konuya ileride tekrar değineceğim.)

ABD'deki inanç Türkiye'ye karşı daha sert, baskıcı ve zorlayıcı politikaları beraberinde getirmekte, Irak'ta Kürt politikaları rahatlıkla Türkiye'nin menfaatlerini ihlal edebilmektedir. Keza, ABD ile Türkiye'nin Kıbrıs politikası çelişmekte, Amerikan yetkililerin adada köylerde muhalefet lehine çalıştıkları ileri sürülmektedir. Özetle, Türk-Amerikan ilişkileri bir dönüm noktasındadır. ABD bunun altını çizdikçe Ankara bir politikasızlık politikası sergileyerek yeni gerçeklere uyum göstermekten kaçmaktadır. Artık Türkiye'nin ABD politikasını gözden geçirmesi vakti gelmiştir. Dostluğun parametrelerini değiştirmenin zamanıdır artık

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü   - 18-09-2019

IŞİD'in Tarihsel Gelişimi ve Dinamikleri

IŞİD sadece Suriyeli gruplar için değil hem bölgesel güçler hem de küresel aktörler için büyük bir tehlike olarak görülüyor.