Türk-Amerikan İlişkilerinde Gerilim

15 Aralık 2004’de Amerikan silahlı kuvvetlerine bağlı birlikler Türkmen kenti Telafer’de Tapu Dairesini basarak Dairede bulunan bütün belgelere el koydular.

Ayni gün Telafer'de yayın tapan Türkmen televizyonu ve radyosunun yayınını kestiler. Washington'un son dönemde Türkiye'nin menfaatlerini ihlal eden davranışları bununla sınırlı değil. Amerikan Yönetimi Türkiye ile sürekli gerilim yaratacak kararlar alıyor, uygulamalar gerçekleştiriyor ve sonra Türkiye'de anti-Amerikanizmin neden arttığını anlamadığını ileri sürüyor.

Hatta bazı Amerikalı yetkililere göre Türkiye'de halk arasında anti-Amerikanizm yok bu sadece bir kısım aydının kafasının ürünü. Buna gerekçe olarak ise Türk insanı ile bire bir yaptıkları temasta insanımızın sıcaklığını göstermektedirler. Bu çok yanlış bir algılamadır. Çünkü Türk insanı hiçbir zaman kolonyal bir dönem geçirmiş halkların ortaya koyduğu batı karşıtlığına sahip olmamıştır. Batılıdan nefret etmemiştir. Çünkü bir kısım entelektüelleri hariç Batı karşısında aşağılık kompleksine sahip değildir. Bundan dolayı ABD karşıtlığını ülkesine gelmiş olan birey olan Amerikalıya yansıtmaz. Onu evinde misafir gibi görür. Ancak bu davranışlardan Türk halkının Amerikanın Türkiye'ye zarar veren politikalarına onay verdiği anlamı çıkmaz.

ABD ile Türkiye arasında gerilime neden olan gelişmeleri sırası ile aşağıdaki şekilde ortaya koyabiliriz.

a) ABD Irak'ta sürekli bir şekilde Türkmen varlığını gözardı etmenin ötesinde baskı altına alıyor. Kürt yanlısı kaba politikalar izleyerek, Türkmenlere karşı anti demokratik uygulamalar sergiliyor. ABD'nin Kerkük konusunda aldığı Kürt yanlısı ve şehrin geleceğini belirsizliğe bırakan tavır Türkiye'de sıkıntı yaratmaktadır. Keza son dönemde KDP'nin Musul'a açılma planı çerçevesinde Türkmen kenti Telafer'e yönelik baskıları ABD'nin Telafer'e yönelik baskıları ile örtüşmektedir.

b) Washington Fener Rum Patriğinin ekumenik statüsü konusunda ısrar ediyor. Fener Rum Patrikhanesi eğer bir Türk Kurumu ise ki öyle onun statüsünü belirleyende ABD veya herhangi bir başka devlet değil Türkiye olabilir. Eğer Türkiye benzer şekilde Amerikan devletinin bir sıfat vererek kabul ettiği bir Amerikan kurumunu "ben ABD'nin verdiği unvanı kabul etmem ve istediğim unvanı veririm" derse Washington ne hissederse şimdi Türkiye onu hissediyor. Türkiye'nin kabul etmediği bu statüyü kabul etmek konusunda ısrarcı olan ABD üstelik sanki ilişkileri germek istermişçesine patrik onuruna verdiği daveti protesto eden Türkiye Cumhuriyetinin davranışına tepki gösteren bir tavır geliştirdi.

c) ABD Türkiye'den Heybeliada Ruhban okulunun açılmasını istiyor.

d) ABD Felluce'de gerçekleştirdiği ve bir kentin yıkımına neden olan bir Amerikan saldırısına Türk kamuoyundan yükselen tepkilere verdiği gereksiz derecede sert tepki ile ilişkilerin gerilmesine neden oluyor.

e) Felluce'deki olaylar konusunda Türk tepkisine kızan ABD öte yandan Mardin'de meydana gelen ve iki kişinin öldürülmesi ile sonuçlanan olaylardan sonra Adana Başkonsolosunu teftişe yolluyor.

f) ABD, Türkiye'nin en hassas olduğu konu olan PKK terör örgütüne karşı ABD'nin "elimizde yeterli asker yok" diyerek önlem almayı reddetmesi ve PKK'lılarla Kuzey Irak'ta yapılan temaslar Ankara'yı germektedir. Üstelik PKK'lıların son dönemde Türkiye'de gerçekleştirdikleri saldırılar ABD'nin PKK konusundaki sorumluluğunu daha da arttırmaktadır.

Bütün bunlar son dönemde yaşanan ve Türk-Amerikan ilişkilerini geren konuların başında gelmektedir. Esasen bunlardan sadece birisi bile iki ülke arasındaki ilişkileri germek için yeterlidir. Türk-Amerikan ilişkilerindeki mevcut gerilim eğer AKP hükümeti kendisini tamamen dünyadan soyutlamış ve AB tam üyelik sürecine kilitlenmiş olmasa idi daha da yüksek olurdu. ABD'de bunu çok iyi bildiği için Türkiye'nin menfaatlerini ihlal konusunda sakınca görmüyor.

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 22-08-2019

Kıbrıs'ta Türk kimliğini silme operasyonu

2007 sonrasında başlayan açılım politikalarının Türkiye'yi getirdiği nokta, Ocak 2013'te başlayan sözde çözüm süreci gerçekte büyük bir yıkım süreci olan PKK terör örgütüyle müzakereler olmuştu.