Türkiye Ne İstiyor?

ABD’nin Irak politikası, Türkiye’de anti-Amerikanizmin gelişmesine neden oluyor. Türk karar alıcılarda ABD’nin gizli planları olduğu konusunda şüpheleri artırıyor.

Irak'ın yeniden yapılması sürecinde Türkmenlerin yok sayılması, demografik dokunun bozulması, Süleymaniye'de Türk birliğine yapılan baskın, Telafer'de Türkmenlere yönelik eziyetler, Bağdat'ın kuzeyinin peşmerge denetimine bırakılması ve Barzani'nin saldırgan açıklamaları Ankara'nın şüphelerini sürekli besliyor.

Seçimler sırasında yapılan yolsuzluklar ve Kerkük'ün demografik dengesinin göçle bozulması Ankara'nın sinirlerini bozdu. Ankara'da hızlı yorumlar yapılmaya başlandı. Ve yorumların eksenine Kerkük'e yapılacak askeri müdahale durumunda Türk ordusunun Amerikan ordusu ile karşılaşıp karşılaşmayacağı tartışılmaya başlandı. Oysa bu yaklaşım Türkiye'nin elini güçlendirmiyor, zayıflatıyor.

Bir ülkenin güç unsurları farklıdır ve silahlı kuvvetleri onlardan sadece bir tanesidir. Ordu en son kullanılması gereken güç unsurudur. Türkiye'nin Irak konusunda yapabileceği birçok siyasi, ekonomik ve diplomatik baskı vardır ABD'yi Türkiye'nin Irak'ın toprak bütünlüğü ve demografik dengelerin bozulmaması konusunda uyarmak için. Ancak, tartışmaların başlaması ile birlikte "milli mazoşist" (mazoşist, kendine acı vermekten zevk alan; milli mazoşist ise mensup olduğu milletin hem haksız, saldırgan, vahşi olduğuna inanan) bir grup iki eksen üzerinde Irak konusunda jeopolitik hassasiyet gösterenlere karşı saldırmaya başladılar.

Milli mazoşistlerin bir bölümü, ABD'nin politikalarının 1 Mart Tezkeresinin reddedilmesinin doğal sonucu olduğunu ileri sürerek, "1 Mart Tezkeresine evet dese idik böyle olmazdı. Şimdi yapabilecek bir şey yok. ABD ile çatışmaya girmek çılgınlık olur. Duralım ve kendimizi ABD'nin insafına terk edelim." Bu yaklaşım gücü yücelterek tapınan, hukuk duygusu olmayan bir yaklaşımdır. Üstelik ABD'nin yaptıklarını meşru göstermektedir.

Oysa Türkiye'nin Irak ile ilgili üç temel talebi insan hakları ve devletler hukukunun bütün temel değerleri ile uyum içindedir. Ankara'nın üç talebi nedir? 1)Irak'ın toprak bütünlüğü bozulmamalıdır. BM üyesi bir ülkenin, işgal edilerek parçalanmamasını istemek en temel devletler hukuku talebidir.

2) Ankara, Irak'ın yeniden yapılanması sürecinde demokratik ilkelerin evrensel demokrasi değerleri doğrultusunda uygulanmasını istemektedir. Bu da hangi etnik kökenden veya mezhepten olursa olsun bütün Iraklılara eşit gruplar olarak muamele edilmesini gerektirmektedir. Ankara, Irak'ın kuruluşunda Bağdat'ın Millletler Cemiyetine verdiği ve Irak'ı Araplar, Kürtler ve Türkmenlerden oluşan bir devlet olarak tanımladığı zeminden hareket edilmesini talep etmektedir.

3) Uluslar arası Ceza Yasasının 6. maddesinin 3. fıkrasının çiğnenerek, etnik temizlemeler ve nüfus kaydırmaları yapılmamasını istemektedir. Bazıları, "1 Mart Tezkeresi kabul edilse idi böyle olmazdı" diyerek, Amerikan eylemlerini meşru gösterirken, neyi meşru göstermeye çalıştıklarının farkında olmalıdırlar.

Milli mazoşist çizginin diğer unsurları ise "kendi içinde" ama sadece kendi içinde daha tutarlı olan bir yaklaşım sergilemektedirler. Onlara göre Kerkük bir Irak kentidir. Bir Irak kentinin kime verildiği hususu Türkiye'yi hiç ilgilendirmez. Üstelik Türkiye'nin Kürtlerin Irak'ı bölmesine karşı çıkması ve Türkmenleri savunması ırkçı bir yaklaşımdır. Oysa Türkiye, sadece Kürtlerin değil, Türkmenlerin de Irak'ı bölmesine karşı çıkmıştır. Bugün "Kerkük bizi ilgilendirmez" diyenlerin "insan hakları" söylemini en çok kullananlar olduğu görülmektedir. Söz konusu Türkmenler olunca "bizi ilgilendirmemeli" yaklaşımı, milli mazoşizm olarak belirmektedir.

Milli mazoşizmin ortak noktası ise bir Alman turistin, "rakı, şiş kebap, deniz. Ben var Türkiye'yi çok sevmek" edası ile "ben yurtseverim" demesidir. Herhalde bu yurdun üzerinde Türkler olmasa bu yurdu daha da çok sevecekler.

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 15-10-2019

Dikkat! Türkiye'nin Harekatını Boşa Çıkarıyorlar

Barış Pınarı Harekatının yedinci günündeyiz. Harekatın seyrini ve Suriye'deki gelişmeleri Trump'ın twitleri belirliyor. Bir gün Türkiye lehine ertesi gün Kürtler(!) lehine twitler atıyor.