VENEZUELA KRİZİ VE BÖLGESEL/KÜRESEL DENGELER

Yazan  24 Ocak 2019

Soğuk Savaş Sonrası Venezuela-ABD İlişkisi

Soğuk Savaş’ın bitmesiyle liberal/neoliberal politikaların savunucusu Batı ülkeleri, savaşı kazandıklarının ve komünizmin çöktüğü propagandasını yaptı.

Ancak aradan 10 yıl bile geçmede sol düşünce ABD’nin hemen burnunun dibinde, arka bahçesinde kendisine yeniden canlanma alanı buldu. Solun yeniden canlanmasında rol oynayan isim ise Venezuelalı bir albay olan Hugo Chavez’di. Venezuela ile ABD arasındaki ilişkiler her geçen gün daha da gerilirken domino taşı etkisiyle 14 Latin Amerika ülkesinde de sol partiler iktidara geldi.

Arka bahçesinde yaşanan bu gelişmeleri önlemek isteyen ABD, Venezuela’da çeşitli yollarla Chavez’i devirmeye çalıştı. Ancak bu politikasının başarısız olması üzerine ABD, önce diğer Latin Amerika ülkelerine yoğunlaştı. Sol liderleri yargı, ekonomi, askeri darbe gibi yollarla iktidardan uzaklaştırmayı başardı. Bu durum bölgede Venezuela’yı yalnızlaştırırken ABD son darbeyi ise Venezuela’ya vurmaya kararlıydı. Bu süreçte ise Chavez hayatını kaybetmiş ve Nicolas Maduro yeni başkan olmuştu.

Maduro’nun iktidara geçtiği ilk günden itibaren ve seçim süreçlerinde olumlu bir imaj çizdiğini söylemek mümkün değil. Bu duruma rağmen Chavez’in mirası ve yoksulların/beyaz olmayanların oylarıyla iktidarda kalmayı başarmıştır. Zaman geçtikçe ABD, Venezuela’ya saldırılarını arttırırken Maduro ise muhalefeti hainlikle suçlayarak kısıtlamaya başlamıştır. Bu kısıtlama uluslararası politikada Maduro’nun diktatör olduğuna dair tartışmaları da beraberinde getirmiştir.Gelişmeler ABD’nin de etkisiyle Venezuela ekonomisine olumsuz yansımıştır. ABD, Maduro yönetimini devirebilmek için ekonomiyi ve askeri darbeyi araç olarak kullanmış hatta ABD Başkanı Donald Trump daha da ileri giderek Venezuela’ya saldırabileceklerini söylemiştir.

Hem çok iyi bir imaj çizemeyen Maduro yönetimi hem de ABD’nin uyguladığı ambargo Venezuela ekonomisinin tamamıyla çökmesine neden olmuştur. Başta petrol olmak üzere çeşitli yeraltı ve yerüstü zenginliklerine sahip olan Venezuela’da insanlar gıda sıkıntısı çekmeye başlamış ve enflasyonun yüzde 1 milyona çıkabileceği iddia edilmiştir.Bununla beraber 2 milyondan fazla Venezuelalı ülkesini terk etmek zorunda kalmıştır. Ayrıca Venezuela toplumu Maduro destekçileri ve karşıtları olarak ikiye bölünmüştür. Her iki taraf sürekli eylemler yapmakta ve kendi siyasi grubunu desteklemektedir. Maduro karşıtı grubun en önemli eleştiri noktası ekonomiyken muhalefet lideri JuanGuaido, kendisini “geçici devlet başkanı” olarak ilan etmiştir.Ekonomik krizin tavan yaptığı Venezuela’da yönetimi devirmeyi başaramayan ABD, bunun üzerine kendisine yakın gördüğü Guaido’yuresmi yönetim olarak tanımıştır. Bu durum kısa zamanda Batı ile Batı’ya peyk olmuş ülkeler tarafından kabul görmüştür. Maduro bunun üzerine ABD ile ilişkilerini keserek ABD’li diplomatların 72 saat içinde ülkeyi terk etmesini istemiştir.

Amerika Kıtasında Venezuela ve ABD

Burada bir parantez açmak gerekirse eğer Maduro, Latin Amerika’da olumlu karşılanmayan bir lider. Bunun temel üç nedeni bulunmaktadır. İlk olarak ABD’nin sol liderleri iktidardan uzaklaştırarak sağ liderlere ülke yönetimlerini bir nevi hediye etmesidir. Brezilya ve Arjantin bu ülkelere örnektir.İkinci olarak iseBatı’ya peyk olmuş Latin Amerika ülkeleridir. Bu ülkeler kendi çıkarlarını Batı ile paralel görerek hareket etmektedir. Örnek olarak Kolombiya bu ülkelerden biridir. Son olarak ise Venezuela’dan ayrılan insanların göç ettikleri ülkelerde neden oldukları rahatsızlıktır. Göç sorunundan rahatsız olan ülkeler göçün nedeni olarak Maduro’yu görmektedir. Bu iseMaduro’nun elini zayıflatırken ABD’nin elini güçlendirmektedir.

ABD’nin Venezeula yönetimine karşı olmasının temel nedenleri olarak(1) Latin Amerika’da ilk sol yönetimin iktidara geldiği ülke olması ve cezalandırmak istemesi; (2)Venezuela’nın bölge ülkelerini ABD’ye karşı örgütleme politikası; (3)Venezuela’nın ABD’ye olan ekonomik bağımlılığı azaltması; (4) ABD’nin Latin Amerika’yı geçmişte arka bahçesi olarak görmesi ve günümüzde tekrar kontrol altına almak istemesi; (5) kapitalizmin sürekli genişlemek ve Venezuela’daki zenginliklerin ele geçirme isteği; (6) Batılı şirketlerin etkisi; (7) Rusya ve Çin’in bölgede artan etkisini kırmak istemesi sayılabilir.

Venezuela’nın Kartları

ABD’nin uygulamakta olduğu ambargo ve baskılara karşı Venezuela ise çeşitli çözüm yolları aramaktadır. Bunlardan ilki sanal para olan Petro’nun devreye sokulmasıdır ancak bundan istenilen sonuç elde edilememiştir. Daha sonra Rusya kartını oynamasıdır. Bunun üzerine Rusya, Aralık 2018’de Venezuela’ya nükleer bomba atabilen uçakların da bulunduğu bir filo göndermiş ve 1962 Küba Füze Krizi’ni anımsatacak şekilde Venezuela’nın başkenti Karakas’a 200 km uzaklıktaki La Orchila’ya askeri üs kurma konusunda anlaşmıştır. Venezuela’nın oynadığı kartlardan biri ise Venezuela altınının Türkiye’de işlenmesidir. Bu süreçte karşılıklı çıkarlar kapsamında Maduro, kendisiyle paralel bir süreç yaşayan Türkiye’yi hem yanına çekebilecek hem de Türkiye’ye destek olabilecektir.

Venezuela’nın attığı bu adımların karşılığını aldığını söylemek mümkündür. Örnek olarak ABD’nin muhalefet liderini Venezuela başkanı olarak tanımasının karşısında Maduro, Rusya ve Türkiye’nin desteğini elde etmiştir. Türkiye’nin verdiği destek olumlu karşılanırken Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Venezuela’ya elinden gelen bütün desteği vermediğini söylemek mümkün. Bu durum Rusların daha derin bir plana sahip olduğunu göstermektedir. Örnek olarak Suriye’de başlayan çatışmalarda Rusya direkt bu ülkeye destek vermemiştir. Ancak Beşşar Esad yönetimi başka çaresi kalmayınca çeşitli ödünler vererek Rusya’yı ülkesine davet etmiştir. Bu teklifi ise Putin yönetimi seve seve kabul etmiştir. Rusya’nın Venezuela’da da benzer bir politika izlediğini söylemek mümkün. Putin, Maduro yönetimini siyasi olarak desteklemekle beraber bu ülkenin ekonomik ve askeri olarak çaresiz kalmasını ve sonuçta Rusya’nın desteği içinönemli tavizler vermesini istediği düşünülebilir. Eğer Rusya, Venezuela politikasında başarılı olursa Ortadoğu’daki Suriye gibi Latin Amerika’da kendisine peyk olmuş bir ülke yaratmış olacaktır.

Sonuç Yerine

Venezuela’nın uzun süre istikrara kavuşacağını söylemek mümkün değil. Maduro’nun ülke yönetiminde her geçen gün daha da otoriter bir anlayış benimsediği hatta diktatörleştiğine dair eleştiriler ülke içinde çoğunluğa cazip gelmemektedir. Çünkü insanların temel sorununu ekonomi oluşturmaktadır. Ancak başta ABD olmak üzere Maduro karşıtı politika izleyen ülkeler bu yönetimin politikalarına bir nevi meşruluk kazandırmaktadır. Çünkü 1492’den beri Batı tarafından sömürülen Venezuelalılar, iktidara ABD’nin desteklediği bir ismin gelmesi durumunda sömürülmeye devam edeceklerinin farkındadır.

ABD, Maduro’nun diplomatlarını geri çekmesi talebine olumsuz yanıt vermiştir. Venezuela Krizi’nden bu yana ABD’nin izlediği politikalar bu ülkeyi uluslararası hukuka uymayan konuma düşürmüştür. Zaten ABD’nin çıkarları söz konusu olduğunda Suriye örneğinde de olduğu gibi uluslararası hukuku dikkate almadığı aşikardır. Politikalarını hayata geçirmek için ABD, geçmişte olduğu gibi bir askeri darbeye daha imza atmaya çalışmaktadır. Venezuela ordusu Maduro’yu desteklerken ABD, darbe planını ve girişimlerini elden bırakmamaktadır.Kısaca ABD’nin politikaları ve amaçları Venezuela’da istikrarsızlığa neden olmaya devam edecektir.

Bölge ülkelerinin çoğu tarafından dışlanan Maduro yönetimi Bolivya ve Küba’dan destek almaktadır. Ayrıca son seçimlerde bir sol ismin iktidara geldiği Meksika’da Maduro’yu desteklemektedir. Bu durum Venezuela’da ABD merkezli darbe yapılsa bile yeni yönetimin kabulünü ve istikrarı sağlamasını zorlaştıracaktır. Buna ek olarak bölgesel dengelerin Maduro aleyhinde olduğunu unutmamak lazım.

Krizin küresel boyutuna baktığımızda ise ABD’nin politikaları Venezuela’da istikrarsızlığa ve güvenlik sorunlarına neden olurken aynı zamanda Karakas’ı Rusya’ya daha da yakınlaştırmaktadır.İki taraf arasındaki yakınlaşma ABD’nin izleyeceği politikaların sertleşmesine neden olmaktadır. Sertleşen politikalar ve belirginleşen cephe Venezuela’nın iki ülke arasında belirgin bir soruna neden olacağını söylemek mümkün. Denkleme AB, Çin ve İran’da eklendiğinde dünyanın ikiye bölündüğünü söylemek mümkün.

Venezuela özelinde yaşanan gelişmelere dünya siyasetinin ikiye bölerken bir taraf Maduro’yu meşru yönetim olarak görürken diğer taraf ise Maduro’nun devrilmesini isteyenlerdir. Suriye krizine taraf olan ülkelerle Venezuela krizine taraf olan ülkeler arasında bir paralellikten bahsetmek mümkün. ABD, AB ülkeleri bir tarafa yer alırken Rusya, Çin ve İran diğer tarafta yer almaktadır. ÜlkelerinEsad ve Maduro yönetimine yönelik politikaları “Yeni Soğuk Savaş”ın paktlarını belirleyeceği iddia edilebilir.

Esad ve Maduro özelinde en tartışmalı ülkelerden biri Türkiye’dir. Türkiye’deki siyasi karar alıcılar, diktatör olarak gördükleri Esad’ın gitmesini isterken Venezuela’da sol politikaları savunun, milliyetçi argümanları dile getiren ve karşıtları tarafından diktatör olarak görülen Maduro yönetimini meşru görmektedir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Maduro’yu arayarak desteklerini iletmiştir. Türkiye’nin Venezuela’ya verdiği destek “Esad’ı neden desteklemiyoruz?” sorularına neden olurken uluslararası alanda ise Türkiye ile ABD arasında yeni bir krize neden olacağa benzemektedir. Özellikle Türk ekonomisinin ABD tarafından çökertilmeye çalışıldığı bir dönemde Türkiye-Venezuela arasında kurulması planlanan “altın köprüsü” Venezuela’yı Türkiye için değerli kılarken ABD’nin ise tepkisine neden olacağı aşikardır.

 

SDÜ Uluslararası İlişkiler ABD Doktora Programı

 

Son Düzenlenme Perşembe, 24 Ocak 2019 13:05
Emrah Kaya

21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Bilimsel Danışmanı

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Ümit Özdağ   - 21-11-2019

Süleyman Soylu’ya Sorular

Türk milletinin Anadolu’daki milli kimlik, kültür ve egemenliğine yönelik en büyük dördüncü tehdit, modern bir kavimler göçü şeklinde 2011-2019 arasında ülkemize gelen kayıtlı-kayıtsız 5.3 milyon Suriyeli sığınmacıdan kaynaklanmaktadır.