Doğu Avrupalı Liderler "Putinleşiyor" Mu?

Yazan  28 Aralık 2010
İktidardakilerin Medya Baskısı, Yargı Kontrolü ve Kaynak Paylaşımı Yaygınlaşıyor Mu?

The Economist dergisi ve Washington Post gazetesinde arka arkaya yayınlanan yazılarda Doğu Avrupalı liderlerin Putinleşme eğilimi tartışılmaktadır. Küresel ekonomik krizden Doğu Avrupa'nın çok ciddi şekilde etkilenmesi, bölgede iflaslar ve borç krizleri yaşaması bekleniyordu. Krizin eski komünist ülkelerin AB'ye uyum sürecindeki ekonomilerini nasıl etkileyeceği de endişe yaratmıştı. Ama korkulan olmadı ve Polonya büyümeye devam etti, Letonya durgunluktan çıktı ve Estonya Euro'ya hızla uyum sağladı. Bu başarıda dışarıdan verilen destek ve zorlamanın da rolü oldu. IMF'nin dayatmasıyla ve bazen demokratik olmayan yöntemlerle de olsa harcamalarda kesinti yapıldı ve vergiler arttırıldı. Doğu Avrupalılar tarihten gelen karakteristik özelliklerinin de etkisiyle Batı'daki kuzenlerinden farklı olarak bu acı reçeteleri uysalca kabullendiler.

The Economist dergisi Doğu Avrupalı liderlerde, biraz abartılsa da, bir "Putinleşme" eğiliminin ortaya çıktığı endişesinden bahsediyor.[1] Putin'in ekonominin kilit noktalarını yandaşlarına peşkeş çekmesi ve otoriter karakterinin alaşımı, bağımsız kuruluşların gücünü azaltmak ve eleştirileri susturmak gibi uygulamalarla kendisini gösteriyor. The Economist'e göre, Viktor Yanukoviç liderliğindeki Ukrayna, "Putinleşme" sürecinin çarpıcı bir örneği. Yanukoviç'in tekrar iktidara gelmesiyle "turuncu devrim"den geri adım atan Ukrayna, NATO üyeliğinden kaçınıp, Avrupa Birliği müzakerelerini yavaşlatarak Rusya'nın diplomatik yörüngesine girmiş, medyayı ve bağımsız üniversiteleri baskı altına almış ve hileli seçimleriyle endişe edici bir tablo çizmiştir.

Macaristan'da da benzer bir durum gözlenebilir. Büyük bir çoğunluğun desteğiyle başa gelen Başbakan Viktor Orban, yetkilerini bazen sınırları da zorlayarak kullanıyor. Orban, anayasa mahkemesinin yetkilerini kısıtlamış, özel emeklilik fonlarını kamulaştırmış ve yeni medya konseyindeki tüm koltuklara yandaşlarını oturtmuştur. Hükümetin şimdiki hedefi ise, merkez bankasını ele geçirmektir. Bunlar Türk okuyucuya kısmen tanıdık gelmiş olabilir.

Macarların Tepkisi Yeterli Değil

Tüm bu olan bitene rağmen Macar seçmenler tepkisiz. Dışarıdan gelen eleştiriler de git gide yumuşuyor. Bunun sebeplerinden biri, Macaristan'ın Ocak'ta AB dönem başkanlığını devralacak olması. Yine de Macaristan'ın borca batmış ekonomisinin Batı Avrupa'yı da finansal yönden etkileyeceği düşünülüyor. Sıkı tedbirler alınması gerektiği vurgulanıyor.

Washinton Post da, ülkedeki "Putinleşme" sürecinin daha ciddiye alınması gerektiğini vurguluyor.[2] Anayasayı değiştirmeye yetecek sayısal çoğunluğa sahip "otoriter" hükümetin, AB'nin dönem başkanlığına geçecek olması Batı dünyasında hoş karşılanmaması gerektiği ifade ediliyor. Orban, medya üzerindeki baskıyı, gazeteleri gizli haber kaynaklarını açıklamaya zorlayarak ve onları yüksek miktarda para cezalarına mahkum ederek arttırıyor. Ülke basın özgürlüğü sıralamasında Rusya ve Belarus'la aynı seviyeye düştü. Gazete, Başbakan Mayıs ayında Budapeşte'de gerçekleşecek AB zirvesine kadar bu tür uygulamalara devam ederse, ABD ve AB temsilcilerinin zirveyi başka yere taşımaları veya onu boykot etmeleri tehdidinde bulunmaları gerekebileceğini ifade ediyor.

Ancak bu otoriterleşme Macaristan'a özgü değil. Bölgede, ekonomik kriz öncesi reformlar zaten durmuştu. Kamu hizmetlerinin çoğu hala kalitesiz, medya zayıf ve siyasi partilerin fonlarında yapılan artışlar skandal sayılabilecek yolsuzlukları beraberinde getiriyor. The Economist bunun bir sebebi olarak, Birliğe üye olan Doğu Avrupa devleti sayısındaki artış ve dayatılan ekonomik ve politik standartlardaki gevşemelere işaret ediyor. Gıptayla bakılan Batı modelinin, ekonomik krizin etkisiyle prestijinin sarsılması da bölge ülkelerinin ekonomik reform konusundaki isteğini ve disiplinini azaltıyor. Tüm bunlar "Putinleşme" süreci için uygun bir ortam yaratıyor. Doğu Avrupa ülkelerinin ekonomik krizden en az zararla çıkmış olması, komünizmin neden olduğu zararları düzeltmek ve AB'ye ayak uydurmak için daha fazla çaba harcamaları gerektiği gerçeğini ortadan kaldırmıyor.

Doğu Avrupalı liderler Putin'e mi özeniyorlar? Yoksa ekonomik ve siyasi şartlar mı çözülmeleri beraberinde getiriyor? Avrupa'da ötekileştirme mi söz konusu? Doğu Avrupa ülkeleri AB değerlerini tamamen ve kalıcı bir şekilde içselleştirebilecekler mi? Kriz Doğu Avrupa'yı bir ölçüde "teğet geçmiş" olmasına rağmen, demokratik değerlerin son dönemde aşınmaya başladığı mı görülüyor?



[1] "Putinisation in Eastern Europe", The Economist, 16 Aralık 2010

[2] Editorial, "The Putinization of Hungary, " Washington Post, 27 Aralık 2010.

Nur CAFOĞLU

Doğum Yeri:  Ankara

Eğitim Durumu

İlk Öğretim-Lise:

Üniversite: Bilkent Üniversitesini dereceyle kazanmış ve 2010 yılında Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde lisans yapmıştır,2009 yılında, Erasmus Öğrenci Değişim Programı çerçevesinde burslu olarak “Amsterdam Vrije Üniversitesi”nde bir dönem değişim öğrencisi olarak okumuştur.

Yüksek Lisans: Gazi Üniversitesi  Sosyal Bilimler Enstitüsü, İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema alanında  yüksek lisans yapmaktadır. 

 

Uzmanlık Alanı: Orta Doğu, İsrail

Bildiği Diller:

İngilizce

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Mehmet Zeki Bodur   - 14-11-2019

GÖÇ TANIMLARININ KULLANILMASINA YÖNELİK KAVRAMSAL ÇERÇEVE ÜZERİNE DEĞERLENDİRME

Göç ve göçmen konusu üzerinde halen, uluslararası ve ulusal anlamda sözleşmelerde yapılan tanımlar dışında, herkesin üzerinde mutabık kaldığı bir kavramsal tanım bulunmamakta birlikte, bu durumun temel sebebinin, hem göçmenlerin hem de mültecilerin aynı güzergâhları kullanarak göç hareketlerini sürd...