BİRLEŞİK KIBRIS CUMHURİYETİ

Yazan  23 Kasım 2009
KKTC Cumhurbaşkanı Talat ile KRY lideri Hristofyas`ın , 51’inci görüşmelerinde, “Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti” oluşturulmasına ilişkin son aşamaya gelindiği ve müzakereler tamamlanana kadar basına bilgi vermeme kararı alındığı bildirildi.

Bugüne kadar anlaşma konusunda iyimser tablo çizemeyen iki tarafın, üzerinde anlaştıkları söylenen konulara göre; ordusuz yeni yapılanmada, tek silahlı kuvvet polis olacak ve iki toplumun da kendi polis teşkilatı bulunacak. Genel güvenlik için ise, FBI benzeri genel bir polis teşkilatı kurulacak. Türkçe ve Rumcanın resmi dil olacağı Birleşik Kıbrıs'ta, resmi kurumlar için ortak bir çalışma dili de belirlenebilmesi kararlaştırıldı. Alınan bilgilere göre, müzakereler çerçevesinde üzerinde mutabakat sağlanan konular; Devlet Başkanı ve yardımcısını senatonun seçmesi, yeni kabinenin 6 Rum ve 3 Türk'ten oluşması, Dışişleri ve Avrupa ile Maliye ve İçişleri bakanları farklı toplumdan olması ve herhangi bir kararın geçerli olabilmesi için her toplumdan en az bir kişinin onay vermesi.[1]


Anlaşma sağlanan konuların dışında, müzakerelerin devam ettiği ve henüz anlaşma sağlanamayan konular ise; Egemenlik, Mülkiyet, Türkiye'den gelenlerin durumu. Bunlardan en büyüğü, Rumların 'egemenlik tektir' söyleminde direnmesidir. Rumlar, federasyona dönüşerek tek devlet olmak istiyor.

Diğer bir sorun ise Rumlar Türkiye'den gelenlerin geri gönderilmesini talep etse de, Türk tarafının resmi tutumu, "vatandaşlarımızı pazarlık konusu yapmayız" şeklinde.

En önemli sorunlardan biri de mülkiyet. Tazminatların hangi çerçevede ödeneceği belirlenemedi. Türk tarafı, çözüm konusunda kullanım kaybı gündeme gelirse aynı hakların Türkler için de geçerli olmasını istiyor. Bu bağlamda ya mülkiyet için tazminat ödenecek, ya güney kesimdeki Türk evlerinden birisi verilecek.

Görüşmelerde Türk tarafının en önemli dayanağı Annan Planı. Anlaşmaya varılırsa, iki tarafta referanduma sunulacak. Anlaşmanın yürürlüğe girmesi için iki toplumun da onaylaması gerekiyor. Rumlar bir taraftan çözüm için çalışırken bir taraftan da AB kurumlarındaki Rumlar aracılığıyla umutsuzluk yayıyor. Çabaları 10-11 Aralık'taki AB- Türkiye Değerlendirme Zirvesi'nden olumsuz bir sonuç çıkması.

Bugün itibariyle gelinen durum; ufukta AB ve ABD`nin baskısıyla, Annan Planı benzeri "zorlama" bir çözüm çalışmasının başladığı gözüküyor. Belki bu gün Kıbrıs ve Türkiye`de yaşayanlardan barış havarisi kesilenler, AB vatandaşı olma hevesi içinde olanlar, bu gelişmeyi büyük bir coşkuyla karşılayabilirler. Görünürde başta Rauf Denktaş gibi düşünenlerin artık dönemlerinin bittiği, adaya huzur ve barışın hakim olacağını kabul edenlerin sayısı, Annan Planın oylaması ile ortaya çıkmıştı. Türk tarafının gündeme getirilen bu planı, %65`den daha yüksek bir oranla kabul edebileceği göstermektedir.

Asıl sorulması gereken soru şu olmalı; benzer şartları içeren Annan Planına % 74 gibi çok yüksek bir oranda hayır diyen Rum Tarafının, üzerinde anlaşma sağlanılacağı düşünülen son durumu "nasıl" karşılayacağıdır?

Kıbrıs tarihinin son yüzyılını inceleyenler ve elli yıl öncesini yaşayanlar, gelinen bu noktayı endişeyle izliyorlardır.

11 Şubat 1958 ve 19 Şubat 1959`da imzalanan Zürih ve Londra Anlaşmaları ile; " Her iki toplum eşit statüde kurucu ortak olmuşlardı. Resmi dil Türkçe ve Rumca, Cumhurbaşkanı Rum ve yardımcısı Türk, 10 üyeli Bakanlar Kurulunun 7`si Rum 3`ü Türk, 50 kişilik meclisin 35`i Rum ve 15`i Türk olmuştu. Kıbrıs Cumhuriyeti`nin bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü koruyacak 1600 kişilik askeri gücün 950`si Rum, 650`si ise Türklerden kuruluydu."[2]

Tarih tekerrürden ibarettir diyenler için iyi bir örnek olur mu bilinmez ancak Rum Yönetimi Lideri Hristofyas`ın Katar`da yayınlanan Tribune gazetesine, KKTC`de yaşayan Türkiye kökenlilerle ilgili olarak bir soruyu cevaplarken, "Çözüm sonrasında, AB`ye üyelik çerçevesinde imzaladığımız özel protokolde, birleşik cumhuriyet ve AB`nin işgal altındaki bölgeyi adım adım asimile etme yönünde gerekli önlemleri alacağız"[3] demesi, Rum tarafının bu birleşime nasıl baktığını görmek için yeterli olur sanırım.

Hiçbir Türk, yaşadığı topraklarda kimliğini, özünü ve inançlarını kaybetmeden yüksek yaşam kalitesi içinde diğer milletlerle ortak yaşama itiraz etmez. Ancak ecdadımız; kendi tebaasında ki farklı din ve ırktan olanlara gösterdiği hoşgörüyü, diğer milletlerden görmemiştir. Azınlık duruma düştüğü her dönemde asimile edilip, yok edilmeyle karşı karşıya kalmıştır. Katolik Hıristiyanların işkencelerinden bıkan Ortodokslar, ruhaniler ayinlerde: "İstanbul'un içinde Türk sarığını görmek, Latin serpuşunu görmekten evladır" diye seslenirlerken, bu günlerde Avrupa Konseyi, Yunanistan'da ırkçılık ve yabancı düşmanlığı ile ilgili mücadele konularındaki organı olan ECRI'nin, Yunanistan hakkında hazırladığı dördüncü denetim raporunda: Batı Trakya'daki Türk ve Müslüman azınlığın maruz kaldığı insan hakkı ihlallerinin ön plana çıkarmış, ülkedeki dini azınlıklara yönelik ayrımcılık ve önyargıların kökeninde Yunan Ortodoks Kilisesi'nin bulunduğu görüşü dile getirilmiştir.[4]

Kıbrıs Türkü geleceğini ararken, geçmişini de iyi okumalı ve yaşananları asla unutmamalıdır. Altmış sonrası adada yaşanan ve bu gün Lozan Anlaşmasını hiçe sayarak Batı Trakya Türklerine yaşatılan insan hakları ihlallerinin de mimarlarının, şu an masanın karşısında oturanlar olduğu unutulmamalıdır. Vaatler ve anlaşmalar, onları tutmaya ve uygulamaya niyetleri olanlar için geçerlidir, aksi taktirde bir söz veya kağıt parçasından ibaret olurlar.

* 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Balkan Kıbrıs Araştırmaları Başkanı



[1] AB Haber," http://www.abhaber.com/haber.php?id=28108", 21.11.2009

[2] KİLERCİOĞLU, Orhan.S. "Unutulan Bedel", Fark Yayınları, Ankara,2007, S.114

[3] KARAHASAN, Sefa, "Hiristofyas: Çözümden Sonra Türkleri Asimile Edeceğiz", özel haber, Milliyet , 16.5.2009

[4] Kayhan Karaca / Deutsche Welle- Strasbourg, 16.09.2009

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Yağız Aksakaloğlu - Mete Han Kutlusan   - 25-08-2019

EBU GUREYB HAPİSHANESİ VE FETÖ İŞKENCE DAVASI

Ebu Gureyb Hapishanesinde Amerikalı askerlerin Iraklı mahkûmlara uyguladıkları işkenceler, ABD destekli FETÖ’nün askeri okullarda kendilerinden olmayan öğrencilere uyguladıkları işkencelerle örtüşüyor. Her ne kadar Ebu Gureyb Hapishanesi’nde görülen öldürme ve cinsel saldırı gibi işkenceler askeri o...