BULGARİSTAN'IN TAZMİNAT TALEBİ

Yazan  11 Ocak 2010
Bulgaristan, 1913 yılından sonra Türkiye’den göç eden Bulgarların Türkiye’de bırakmak zorunda kaldıkları mal ve mülkleri için 10 milyar dolar tazminat ödenmesi için resmi başvuruya hazırlanıyor.

Yurt dışındaki Bulgarlardan sorumlu Devlet Bakanı Bojidar Dimitrov, Bulgar basınına yaptığı açıklamada, söz konusu tazminatın ödenmemesi durumunda Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) üyeliğinin Bulgaristan tarafından engelleneceğinin sinyalini verdi.


Açık "şantaj" ı içeren bu talep, belli ki son yıllarda Türkiye Cumhuyeti`ne yönelik artan taleplerin yansıması olarak tezahür etmektedir.

Kıbrıslı Rumların, Kuzey`de ki mülkiyetleri için talepleri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi`nde aldıkları pozitif sonuçlar, Kıbrıs görüşmelerin de Türkiye`nin AB üyeliği konusunda ki şantajları; Ermenilerin meşhur 3T`sinin daha fazla söylenir duruma gelmesi; içeride PKK yandaşlarının "özerklik" çığırtkanlığı, komşumuzun iştahını kabartmış gibi gözüküyor.

Oysa, bahsi geçen dönem (1913-1925), Türk ve Bulgar halkları arasında ortak kader birliğinin ve acıların yaşandığı, iki halkın birbirlerine en çok yakınlaştığı bir dönemdir.

Her iki ülkede 1918 sonbaharında, ağır koşullar içeren mütarekeler imzalayarak I. Dünya Savaşından yenik çıkmışlar ve emperyalist düzene karşı yaşam savaşı vermeye başlamışlardır.

Savaş sonrası, 24 Temmuz 1923`de imzalanan Lozan Antlaşması'na Bulgaristan sadece Karadeniz ve Boğazlarla ilgili bölümde katılmıştır. Türkiye Lozan'da yapılan görüşmelerde Ege denizine açılma konusunda Bulgaristan'a destek vererek ileriye dönük siyasal ilişkiler için önemli bir adım atmıştır.

Türkiye 1923 Lozan Antlaşması sonrası Balkan ülkeleri ile dostane ilişkiler geliştirmeyi amaçlamıştır. Kurulan diplomatik ilişkilerde esas, savaş yıllarından kalmış olan sorunları çözüme kavuşturmak olmuştur. Balkanlar ise gerek varolan jeopolitik konumları gerekse Türkiye'nin bu bölgeyle olan tarihî ve kültürel bağları sebebiyle diplomatik ilişkilerde ön planda yer almıştır.

Türkiye, 1923'den sonra Bulgaristan'la çeşitli antlaşmalar imzalayarak ilişkilerini kuvvetlendirmeye çalışmıştır Bulgaristan'la olan ilişkilerin artmasında Mustafa Kemal Atatürk'ün I. Dünya Savaşı yıllarında Sofya'da ateşemiliter olarak görev yapması ve gerek Bulgar bürokrasisinin gerekse Mustafa Kemal'in Paşa'nın Bulgaristan'a karşı olan sempatisi de etkili olmuştur. Atatürk, Türk aydınlarıyla da sıkı temasta bulunarak, Türk azınlığın sorunlarıyla yakından ilgilenmiştir.

1919'dan sonra kendi kendine yeterlilik politikası izlemeye başlayan Bulgaristan'da aynı yıl yapılan seçimler sonucu hükümeti Bulgaristan Çiftçi Partisi kurmuştur. Çiftçi Partisi lideri Alexander Stambuliski parti programlarında olan toprak reformu projesini hayata geçirmek için çeşitli girişimlerde bulunmuş ve özellikle köylünün desteğini alarak 1920 seçimlerinde tek başına iktidara gelmiştir.

Çiftçi Partisi hükümeti bağımsızlık için mücadele veren Türkiye ile de ilişiklere girmiştir. Millî Mücadele döneminde Bulgaristan'da bulunan Türkler kendi aralarında kurdukları cemiyetler ve Hilâl-i Ahmer aracılığıyla Anadolu'ya yardımlarda bulunmuştur. 1922 yılında Varna'da yaşayan Türklerden 40.495 leva, Eski Cuma'dan 30.000 leva, Filibe'den 425 Osmanlı lirası, Karînâbâd'tan 16.590 leva toplanarak Anadolu'ya gönderilmiştir. Bunun yanında Bulgar hükümeti 1921 yılında Çiftçi Birliği'nin tanınmış temsilcisi ve milletvekili Grozkov başkanlığında üç kişilik diplomatik bir heyet gizli olarak Ankara'ya gelmiştir.

Çiftçi Partisi'nin eğitim bakanı olan Stoyan Omarçevski, Bulgaristan'daki Türkleri kapsayan bir eğitim reformu başlatmış ve bundan da büyük ölçüde başarılı olmuştur. Çiftçi Partisi'nin girişimleriyle bir anlamda Bulgar eğitim tarihinde zihniyet değişimi yaşanmıştır. Alınan kararlarla Türk okulları için hükümet ayrıca bir fon oluşturmuş ve belediyelerin de okullara ödenek ayırması sağlanmıştır. Bunların yanında okullarda eğitim dilinin Bulgarca olma şartı kaldırılmış ve okulları denetlemek için de Türk müfettişleri atanmıştır.

Bulgaristan Türkleri, Stambuliski hükümeti devrini, Müslümanlar için bir altın devir gibi hâlâ hatırlarlar. Bulgar millî menfaatlerinin icaplarını çok iyi kavramış olan bu devlet adamı, Türkiye ile dost geçinmeyi prensip ittihaz etmiş olduğu gibi, memleketinde yaşayan Türklere hürriyet ve haklarının verilmesinde Bulgarlık için hiçbir zarar ve tehlike bulunmadığını çok iyi kavramış ve idaresi zamanında Müslüman halka karşı en geniş bir tolerans zihniyetiyle hareket etmişti.

Türkiye'nin Milli Mücadeleden başarı ile çıkması ve bağımsızlığını kazanması, Bulgaristan Türk gençliğini de sevince boğmuştur. Böylece çeşitli kültürel ve sportif amaçlı birçok gençlik kulüpleri kurulmuş ve kısa sürede tüm Bulgaristan Türk yörelerine yayılmıştır. 1926 Varna kongresinde Bulgaristan Türk Spor Birliğinin adı 'Turan' olarak değiştirildi. Atatürkçü bir çizgide bulunan Turan dernekleri, çok kısa bir süre içinde Türklerin bulunduğu hemen tüm birimlere yayıldı. Ayrıca bu derneğin yayın organı olarak Turan adlı bir gazete de 1928'de yeni Türk harfleri ile basılmaya başladı. Çok kısa bir sürede Bulgaristan Türk gençleri arasında Türklük bilincinin oluşması ve Atatürkçülük fikirlerinin yayılmasına vesile olan Turan derneği, sekizinci ve son kongresini 1933'de Rusçuk'ta yaptıktan sonra ertesi yıl kapatıldı. Kapatıldığında bu dernek, 95 şube ve 5 bin aktif üyeye sahipti.

Ancak, Bulgaristan'la Türkiye arasında siyasal ilişkiler gelişirken bir taraftan da ülke içindeki muhalefet hükümete karşı baskısını arttırmaya başlamıştır. Makedonya'dan gelen 300.000 göçmenin orduyu da kışkırtmasıyla 8 Haziran 1923'te gerçekleşen bir darbeyle Alexandır Stambuliski hükümeti düşürülmüştür.

Stambuliski hükümetinin düşürülmesiyle Türk-Bulgar ilişiklerinde duraklama meydana gelmiş ve yeni Tzankov hükümetiyle Türkiye Cumhuriyeti diplomatik ilişiklere başlamada çekimser davranmıştır. Fakat kısa bir süre içinde Bulgaristan'ın batılı devletler tarafından tanınmasıyla ilişkiler yeniden başlamıştır.

Tzankov hükümetinin Avrupa tarafından tanınmasıyla Türkiye tutumunu değiştirerek ilişkilere başlama arzusunu bildirmiştir. Türk heyeti diplomatik ilişiklere başlamak için savaş öncesi askıda kalmış olan problemlerin bir karara bağlanmasını istemişse de Bulgar hükümeti ilk aşamada diplomatik ilişkilerin kurulup daha sonra sorunların çözüme bağlanmasını istemiştir. Fakat sonuçta Türk hükümetinin isteği kabul edilmiştir.

Bulgaristan heyeti ile yapılan görüşmelerde özellikle Bulgaristan'daki ve Türkiye'deki azınlık okullar, Türk göçmenler ve azınlıklar konusunda karara varılamamıştır. Görüşmelerin uzaması sebebiyle Mustafa Kemal duyduğu memnuniyetsizliği dile getirerek, 'Türk-Bulgar görüşmelerinin tedirgin ediyor, bu yüzden onlar ya bir sonuca bağlanmalı ya da durdurulmalıdır' demiştir. Bulgar dışişlerine yapılan bu uyarıdan sonra görüşmeler sonuca bağlanmış ve 25 Ekim 1925 tarihinde Türk-Bulgar Dostluk Antlaşması imzalanmıştır.

18 Ekim 1925 tarihli Dostluk Antlaşması, Türk Bulgar ilişkilerine yeni bir yön vermekte, ekonomik, sosyal, kültürel ve hukuksal bağları daha sonra imzalanan antlaşmalarla daha da güçlendirmektedir. Dostluk Antlaşması ve ona bağlı genel protokol, Bulgaristan'da yerleşmiş Türk azınlık olarak haklarını korumakta ve garanti altına almaktadır. Türk azınlığın haklarında 1919' da imzalanan Neuilly Antlaşması temel alınmıştır.

18 Ekim 1925'te imzalanan Türk - Bulgar Dostluk Anlaşması, Neuilly Antlaşma kapsamındaki azınlık haklarını Bulgaristan Türklerine ve Lozan Antlaşması kapsamındaki azınlık haklarını da Türkiye'de yaşayan Bulgarlara uygulanmasını karar altına almıştır. Yine bu anlaşmaya göre, her iki ülkede azınlık konumunda bulunan Türk ve Bulgarlar, yanlarına taşınabilir mallarını alarak serbestçe göç edebileceklerdi .

1925 Türk - Bulgar Dostluk Antlaşmasıyla kurulan bağları daha da güçlendiren bu antlaşmanın. 1. Maddesiyle, Tarafların 1925 Dostluk Antlaşmasındaki 'barış, içten ve sonsuz dostluk' kavramına aykırı düşecek hiç bir anlaşmaya girmemesi gereğini ortaya koymaktadır, ikinci Maddesi ise, içlerinden biri başka bir Devletin saldırısına uğrarsa, ötekinin tarafsız kalmasını öngörmektedir.

Tazminat talebi konusuna geri dönersek; Bulgaristan 1913 yılında Trakya'dan göç eden Bulgarlar ile ilgili tazminat talebi yeni ortaya çıkmış bir konu değildir. Bulgar tarafı bunu son 5–10 yıldır özellikle gündeme getirmektedir. Hatta en son, Erdoğan'ın Mart 2008'deki Sofya ziyareti ve ardından Bulgar mevkidaşı ile düzenlediği basın toplantısında ATAKA tarafından provokatif bir şekilde gündeme getirilmek istenmişti. Bunun üzerine, eski Başbakan Stanişev Erdoğan'dan özür dilemek zorunda kalmıştı. Balkan Göçmenleri kültür ve Dayanışma Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Emin Balkan'dan aldığımız bilgiler, bunun son 10 yıldır özellikle gündeme getirildiği doğrultusunda… Balkan, Türkiye ile Bulgaristan arasında sosyal güvenlik anlaşmasının imzalanmasıyla ilgili girişimlerde Bulgar tarafının "1913 yılında göç eden Bulgarlara tazminat ödeyin" şartını ileri sürdüklerini vurguluyor. Bu noktada, Bulgarların konuyla ilgili sistematik bir çalışma yaptıkları sonucuna ulaşılmaktadır. Türk Devleti de Türkiye'deki ciddi Balkan kökenli STK'lar ile bu çalışmayı bir an önce gerçekleştirmelidir.

Türkiye cephesinden ileri sürülen tezler, tazminat konusunda Bulgaristan'ın zararlı çıkacağı doğrultusundadır. Hatta Türkiye'nin karşı tazminat olarak 200 milyar isteyebileceğidir. Kanaatimizce, Bulgaristan'ın durduk yere, kendi kalesine gol atmasını beklemek yanlış olunacaktır. Meselenin altında başka argümanlarının olduğu kanısı kuvvetlenmektedir. Bu noktada, tarafımızca ileri sürülen ve halen tartışılan, 1950 yılında BM'nin Ekonomik ve Sosyal Konseyi'nde alınan bir kararın Ankara Antlaşması'na etkilerini iyi incelemek lazımdır. Konuyla ilgili çakışmalar devam ettiğinden, bu noktada değerlendirmede bulunmak yanlış olacaktır. Ancak şurasını özellikle vurgulamak gerekir ki; halen yürürlükte olan Ankara Antlaşması ve antlaşmada atıfta bulunulan, Bulgaristan Türklerinin azınlık haklarını garanti altına alan Neuilly Antlaşması Bulgaristan tarafından 1926'dan 2010'a kadar defalarca ihlal edilmiştir. Ekli protokolde yer alan tazminat konusu dışında, Bulgaristan Türklerine çeşitli tarihlerde Bulgar rejimlerce uygulanan asimilasyon politikaları da –ki, "kültürel soykırım" boyutuna kadar varmıştır- çeşitli uluslar arası mahkemelerce tazminat konusu haline getirilebilir. Bu konuda Türk tarafının eli kuvvetlidir.

-------------------------------------------------------------------------

[*] 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Kıbrıs Balkan Araştırmaları Bölümü Başkanı.

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR