Geleceğe Atılan Bir Adım: “Türk-Yunan İlişkileri"

Yazan  17 Mayıs 2010
Bazılarına göre zaman, geçmişteki tüm kötülükleri unutturur ve geleceğe umutla bakılmasını sağlar. Bu iyi niyet havarileri için zamanla “herkes, her şey değişir, başkalaşır.” Oysa gerçek bu kadar basitmidir?

Yıl 1821. Mora yarımadasında Osmanlı idaresine karşı Tepedenli Ali Paşa`nın yönetimi bahane ettirilerek Rusya`nın desteği ile başlatılan isyan, zamanla tüm yarım adada ve adalarda bulunan Türklerin isyancılar tarafından katledilmesi ile büyüdü. İngiliz ve Fransız desteği ile bu isyancılar 3000`den fazla Türkü katlettiler, Osmanlı Donanması Navarin Limanında yakılıp yok edildi. 1828`de Osmanlı – Rus savaşı sonunda imzalanan Edirne Anlaşması ile de yeni komşumuz muradına erdi ve 1830`dan itibaren ithal kral Bavyeralı I.Otto ile kendini "devlet" olarak Dünya`ya kabul ettirmiş oldu.

1830`dan 1947`Paris Anlaşması ile 12 adalara sahip olana kadar topraklarını % 268 kat büyüttü. Bu büyüme, Türk topraklarına doğru, hiç bir savaş kazanamamasına rağmen haksız işgalerin arkasında, başta İngiltere olmak üzere bir dış destekle gerçekleşti.

Yunanlılar, Türklere karşı en büyük katliamları 15 Mayıs 1919`da başlatıkları kendi değimleri ile "Küçük Asya Seferi" ile Anadolu`da yaptılar.

Ne garip tesadüftür ki, tam 91 yıl sonra, 15 Mayıs 2010`da Türk-Yunan ilşkileri tarihinde hiç görülmemiş adımlar ile yine gündemde.

Başbakan, ekonomik krizin en derin etkisini yaşayan Yunanistan`a 320 kişilik bir heyetle "kurtarıcı" gibi 14 Mayıs `da gitti. Siyasi kişiliği ne olursa olsun bütün samimiyeti ile komşumuza, bu zor durumunda "yanındayız" mesajını vererek tam 22 anlaşma imzalandı.

Bu anlaşmalrdan en önemlisi, 1974`den beri Yunan halkının korkulu rüyası olan Türk Ordusunun, sınırları geçerek Yunanistan`ı işgal edebileceği korkusunun ortadan kalkması olmuştur. Her yıl neredeyse bütçesinin %20`ni savunma harcamalarına ayıran Yunan Hükümeti için bu tavır, küçüksenemeyecek kadar büyük bir destek olarak algılanmalıdır.

Bu somut adımın dışında kalan diğer sorunlar için geleceğe yönelik dialog kapıları açılması yönünde anlaşmaya varılmıştır.

Türkiye tarafından bu ziyaretin en somut mesajı , "biz Türkler olarak siz Yunanlıları komşu olarak görüyor ve zor zamanlarınızda aramızda ne gibi sorunlar olursa olsun bunları erteleyebilir, bu günlerinizde her türlü katkıyı vermek için hazır olduğumuzu bilmenizi istiyoruz," olmuştur.

Yunan Hükümeti bu mesajı aldımı bilmiyorum, ancak yıllarca eğitim programlarında, anılarda ve söyleşilerde Türkleri katil gibi gösterenlerin provake ettiği yığınlar "Türk Bayrağını yakıp, atalarımıza küfür etmekten" geri kalmadılar.

Oysa, Yunan kralı Konstantin`in 1921`de geldiğ Karşıyaka`da ki konağın merdivenlerine ayaklarının altına serilen "bayrağımızı çiğneme küstahlığına karşı", Mustafa Kemal`in "kaldırın bu bayrağı, o bir milletin timsalidir" sözleri tarih sayfalarında yerini almıştı.

Yunanistan ve Türkiye, eğer gelecekte Ege`yi bir dostluk denizi yapmak istiyorsa, tarihi gerçekleri göz ardı etmeden, öncelikle biribirlerinin en önemli değerlerine ve haklarına saygılı davranacak adımlar atarak başlamaları, bu dostluğun en sağlam temelini oluşturacaktır.

Sayın Papandreu`nun 15 Mayıs 1919`da Yunan işgal kuvvetlerince katledilen 2000`den fazla Türk`ün anısına saygı gösterek, bunu dile getiren bir kaç söz söylemesi bile, Türk-Yunan dostluğunun temeline atılmış en samimi taşlardan biri olacaktı.

Bu gün gelinen nokta iki ülke arasında bir ilerlememi yoksa şimdilik sorunları öteleme midir, gelecek gösterecek. Sadece hükümetlerin değil, her iki halkında geçmişten gelen kan davalarının üzerini örten samimi adımlar atması ile bu gün varılan uzlaşmalar bir anlam ifade etmesi sağlanabilcektir. Aksi taktirde,yapılan bu görüşmeler ve alınan kararlar, ekonomik durumu zorda olan komşumuzla sorunlar için verilen kısa bir moladan ibaret olacağı, geleceğe ve çözüm bekleyen sorunlara hiç bir katkıda bulunmayacağı açıktır.

ÜYE GİRİŞİ

Şifremi unuttum
  1. SON MAKALELER
  2. ÇOK OKUNANLAR

Cahit Armağan Dilek   - 16-10-2019

SDG/YPG'ye Çifte Koruma Kuşağı

İç politikada zorda olan Trump, kişisel açmazdan kurtulmak için dünya gündeminin en üst sırasındaki Suriye konusunu da kullanıyor. Ama görünen o ki, bunu yaparken de Türkiye'yi de kullanıyor.